Hindistan’ı dünyanın üçüncü büyük ekonomisi yapacak yol haritası açıklandı

Hindistan Başbakanı Narendra Modi
Hindistan Başbakanı Narendra Modi
TT

Hindistan’ı dünyanın üçüncü büyük ekonomisi yapacak yol haritası açıklandı

Hindistan Başbakanı Narendra Modi
Hindistan Başbakanı Narendra Modi

Yeni Delhi yönetimi, 2024-2025 yılları arasındaki süreçte ekonomisini 5 trilyon dolara çıkarmayı hedefliyor. Bu da Hindistan’ın dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olacağı anlamına geliyor. Hindistan Maliye Bakanı, söz konusu hedef doğrultusunda, yüksek büyüme oranına ulaşmak için yıllık bütçe taslağına dair hazırlanan yol haritasının duyurusunu yaptı. Yol haritasının, 31 Mart 2020 tarihine kadar yürürlükte kalması bekleniyor.
Hindistan’ın bu hedefe ulaşması için güçlü bir yatırım gücü ile yılda yüzde 8’lik bir büyüme kaydetmesi gerekiyor. Hindistan tarihinin ikinci kadın maliye bakanı olan Nirmala Sitharaman, geçen hafta Hindistan parlamentosuna 3 trilyon dolarlık bir yıllık bütçe sundu.
Hindistan bağımsızlığını ilan etmesinin ardından 57 yıl içinde ancak 1 trilyon dolarlık bir yıllık bütçe açıklayabilmiş, sonraki 7 yılda bunu 2 trilyon dolara çıkarmıştı. Şimdi ise 9 yıl aranın ardından, 1 Nisan 2019’da başlayan ve 31 Mart 2020’ye kadar sürecek olan mali yılı karşılayacak 3 trilyon dolarlık yıllık bütçesini açıkladı.
Yabancı yatırımı ülkeye çekme çabaları
Yeni bütçe sunumu adeta Narendra Modi hükümetinin söz konusu hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyduğu yabancı yatırımları ülkeye getirecek yatırımcıların ayağının altına serilen bir kırmızı halı niteliğinde…
Bütçe sunumu, yabancı ve yerli yatırımları teşvik etmek için borç piyasasına yönelik reformlar yapılması, yabancı yatırımlara doğrudan daha yüksek tavanlar sunulması, yabancı kurumsal yatırımcıların yatırımlarına yönelik kısıtlamaların azaltılması ve yasaların kolaylaştırılmasını içeriyordu. Ayrıca Maliye Bakanı Sitharaman, yabancı yatırımcılara daha elverişli bir çerçeve sunabilmek amacıyla mali portföylerdeki yabancı yatırımlara yönelik yüzde 24 tavanını kaldırdıklarını duyurdu. Buna ek olarak daha fazla değişiklik yapılması da bekleniyor.
Bu adımlar, portföylerdeki yabancı yatırımcıların, fon akışının daha yüksek bir frekans oranı kazanma eğiliminde olduğu hisseler dışındaki unsurlara yatırım yapmalarını teşvik etmeyi amaçlıyor. Artık portföylerde izin verilen azami yabancı yatırım miktarı, şirketin faaliyet gösterdiği sektörde doğrudan yabancı yatırıma uygulanan sınırla eşdeğer olacak. Ancak kurumlar çalışmalarını kontrol etme ihtiyacına bağlı olarak daha düşük bir limit belirleyebilir. Bununla birlikte portföydeki yabancı yatırımlar artık gayrimenkul ve altyapı yatırım fonları tarafından verilen borçlanma senetleri yatırımlarına olanak sağlayacak. Söz konusu yatırımların uzun vadede nispeten negatif olma eğiliminde oldukları da belirtilmeli.
Değişiklilerle gayrimenkul ve altyapı yatırım fonları aracılığıyla mevcut varlıklardan para kazanmak isteyen Hint unsurlarına daha fazla yabancı sermaye çekmesi bekleniyor.
BARC India Şirketi CEO’su Partho Dasgupta konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi;
“Hindistan, şirketler üzerindeki yüksek vergi oranları, belirsiz bir vergi sistemi ve e-ticaret politikalarında da olduğu gibi belirsiz bir ortamın varlığı nedeniyle yabancı şirketler tarafından en fazla dava edilen ülkelerden biri haline geldi. Ancak bununla birlikte ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı, Hindistan’a ilginç bir potansiyel sunabilir ve yabancı yatırımcılara yönelik dostane bir ortamın yanı sıra Hindistan’da daha fazla iş ve yatırım imkanı yaratabilir.”
Hindistan hükümeti, havacılık, sigorta, medya ve perakende alanlarında doğrudan yabancı yatırımlara açılmaya başladı. Şu an hükümet, sigorta broker kesimlerine doğrudan yüzde 100 oranında yabancı yatırım yapma izni vermiş durumda.
Bu atılımlar, Hindistan'daki hizmetlerin kapsamının yanı sıra büyük küresel aktörlerin katılımlarını genişletmek için de yeni yatırımlar sağlayacaktır. Diğer yandan sigortacılıkla ilgili ticari faaliyetlerde doğrudan yabancı yatırım tavan sınırı yüzde 49'a yükseldi. Artık sigorta broker kesimleri daha fazla yatırımı yeni pazarları kapsayacak şekilde dijital teknolojilere yönlendirebilecek.
Offshore borçlanma
Yeni bütçenin en belirgin işaretlerinden biri olan Hindistan'ın yurt içi tasarruflarını, yurt dışından borç alarak ve muhtemelen devlet tahvilleri ihraç ederek telafi etme niyeti ekonomistler arasında büyük tartışmalara neden oldu.
Bu bağlamda, Hindistan’ın gayri safi yurtiçi hasılasına göre devlet borç oranının dünya genelindeki en düşük seviyelerden biri olduğunu belirtmekte fayda var.
Wise Investor’un CEO’su Joydeep Sen konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Hükümet, yerel yatırımcıların ve girişimcilerin ekonomik büyümeyi artırmak için yeterli olmadığının farkına vardı. Ayrıca ulusal tahvil ihracı rekor seviyelerde düşük ve küresel faiz oranlarıyla zamanlamada tutarlı görünüyor. Bu durum yerel tahvil piyasası üzerindeki baskıyı hafifletmenin ve yerel tahvil getirisinin iyi bir düzeyde kalmasının yanı sıra hükümetin mali kayıtlarını iyileştirmesine de yardımcı olur. Hükümet, döviz cinsinden kredi almaya karar verdi. Ancak bu riskli olabilir. Çünkü Hindistan'ın borçlarını geri ödemesi gerektiğinde döviz kurunun ne olacağını tahmin etmek zordur. Dolar son 5 yılda rupi karşısında yüzde 18 ila 20 oranında güç kazandı. Ancak hükümet, borçların geri ödenmesinin ardından ekonominin çok daha büyüyeceği inancında.”
Mali disiplin
Hindistan hükümeti cesurca atılmış bir adımla mali açığını GSYİH'nın yüzde 3,3'üne düşürme kararı aldı. Modi hükümeti, bu yılın başlarında sunulan geçici bütçe kapsamında mali hedefini yüzde 3,4 olarak belirledi. Bu her ne kadar hükümet adına mali kısıtlamaya yönelik bir eğilim olsa da bazı uzmanlar hükümetin coşkusunu paylaşmayarak mali açıkla ilişkili düşük hedefin gerçekleştirilmesinin zor olacağını öngörüyor.
Bu konuda değerlendirmelerde bulunan Nomura Holding ekonomistleri Sonal Varma ve Aurodeep Nandi, hükümet bütçesinin gelirlerin düşmesinden ve büyümenin yavaşlamasından kaynaklanan olumsuz mali koşullara rağmen mali açık hedefini azaltacağına inandıklarını ve bunun hükümetin ekonominin temellerini ve olumlu unsurları kısa vadede iyileştirmeye yönelik kararlılığının önemli bir göstergesi olduğunu aktardılar.
Ancak buna karşın uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, söz konusu hedefin Hindistan için önemli zorluklar oluşturabileceği konusunda uyarıda bulundu. Moody's açıklamasında, Hindistan hükümetinin 2020 mali yılındaki bütçe açığı için daha düşük bir hedef belirlerken ekonomik büyüme ve gelirlere verdiği desteği koruduğunu kaydetti. Bu zıt hedeflerin önünde önemli zorluklar olacağını vurgulayan Moody’s, hükümetin aldığı geliri destekleyici önlemlere rağmen ekonominin nispeten yavaş büyümesini beklediklerini belirtti.
Korumacılık ve varlık vergileri
Maliye Bakanı Sitharaman tarafından açıklanan bütçede sıkıntılı unsurlara rağmen ekonomik özgürlük öncesi döneme işaret eden bir takım öğeler de yer alıyor. Hindistan, ihtiyaç dışı ürünlerin ithalatını durdurmaya ya da daha maliyetli hale getirmeye karar vermişti. Hükümet, aralarında altın, yabancı kitaplar ve oto yedek parçaları da bulunan yaklaşık 75 ürünün ithalatının yanı sıra ham petrolün litre başına iki rupilik vergi artışı uyguladı.
Bununla birlikte yerel işletmeleri korumak amacıyla 4 milyar rupiye (58,4 milyon dolar) varan kazanç sağlayan şirketler için kurumlar vergisinde indirime gidildi.
Ancak en önemli tedbir, sermayenin bankalara yeniden girmesine yardımcı olmak ve yavaşlayan büyüme hızını yeniden güçlendirmek amacıyla küçük işletmeleri desteklemek için varlık vergileri toplamaktı. Bu doğrultuda hükümet, yıllık geliri 20 milyon rupiyi (292 bin dolar) aşan ve Hint toplumunun en üst tabakasını oluşturan bireylerin gelir vergilerini artırdı. Şu anda Hindistan’da 5 ila 10 milyon rupi arasında geliri olanlara yüzde 10, 10 milyon rupiden fazla geliri olanlara ise yüzde 15 vergi uygulanıyor. Yeni uygulama ise 20 ila 50 milyon rupi arasındaki gelirler için yüzde 25 ve yıllık 50 milyon rupiyi geçen gelirler için yüzde 37'lik bir vergi içerecek.
Ulusal İleri Araştırmalar Ulusal Enstitüsü (NIAS) Sosyal Bilimler Okulu’nda profesör olan Harish Kumar Bhannwala, aşırı zenginlerin vergilendirilmesinin olumlu bir siyasi sinyal gönderebileceğini ancak ülkedeki çok önemli bir alana zarar vereceğini söyledi. Sinyalin, Hindistan hükümetinin ülkedeki büyük işletme sahipleriyle ilgilenmediği şeklinde anlaşılacağına dikkati çeken Prof. Bhannwala, bu yüzden söz konusu insanların diğer ülkelerdeki fırsatları aramaya başlayabileceklerini belirtti.
Diğer yandan Gümrük Dairesi'nden son birkaç yıldır elde edilen veriler, altın kaçakçılığının arttığına, bunun da “olumsuz davranışı” artıracağına işaret etti.
Altyapı ve yenilenebilir endüstrilerin refahı
Hükümet, karayolu bağlantılarını geliştirmek amacıyla 11,7 milyar dolar harcama yapmayı planlıyor. Demiryolu altyapısı için 2019 ve 2030 arasında da 730 milyar dolara ihtiyaç olacak. Hükümet ayrıca daha hızlı kalkınma, yolcu taşımacılığı ve nakliye hizmetleri konusunda kamu-özel sektör ortaklıkları için yabancı yatırımcılara çağrıda bulundu.
Bununla birlikte hükümet, ekonomik büyümeyi ve “Hindistan'da üretildi” sloganını desteklemek amacıyla yarı iletkenler, güneş pilleri, lityum piller ve bilgisayar sunucuları gibi ileri teknoloji alanlarında büyük üretim tesisleri kurulması için uluslararası şirketlere yatırımla ilgili gelirler ve diğer vergiler üzerinde muafiyet vererek ve şeffaf bir ihaleyle ülkeye davet etme planını başlatacak.



Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Axios'a verdiği röportajda, bölgeye "büyük bir filo" göndermesinin ardından İran'la durumun "istikrarsız" olduğunu, ancak Tahran'ın bir anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.

Trump, bu ayın başlarında ülke çapındaki gösterilerde binlerce protestocunun öldürülmesinin ardından İran rejimine ait hedeflere yönelik bir saldırı emri vermeye çok yakındı, ancak bunun yerine bölgedeki askeri yığılmayla eş zamanlı olarak kararı erteledi.

Duruma aşina kaynaklara atıfta bulunan Amerikan haber sitesi, Trump'ın henüz nihai bir karar vermediğini ve bu hafta ilave askeri seçeneklerin kendisine sunulacağı daha fazla istişarede bulunmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Trump, Axios'a verdiği röportajda, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Ortadoğu'ya gönderilmesi kararına değinerek, "İran yakınlarında büyük bir filomuz var. Venezuela'dan daha büyük." dedi. Ulusal güvenlik ekibinin kendisine sunduğu seçenekler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı.

ABD Başkanı, aynı zamanda diplomasinin bir seçenek olmaya devam ettiğini vurgulayarak, "Anlaşma yapmak istiyorlar. Bunu biliyorum. Birçok kez aradılar. Konuşmak istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Trump, geçen haziran ayındaki "on iki günlük savaş"tan önce İran'ın İsrail'e sürpriz ve yıkıcı saldırı düzenleyebilecek önemli bir füze gücüne sahip olduğunu söyledi. İsrail'e önleyici bir saldırı düzenleme izni verilmesinin bu senaryoyu engellediğini belirtti. "Saldırıya geçeceklerdi... ama savaşın ilk günü onlar için zordu. Liderlerini ve füzelerinin çoğunu kaybettiler. Eğer farklı bir başkan olsaydı, İran nükleer silaha sahip olurdu ve ilk saldıran onlar olurdu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre, ABD ordusu Trump'tan gelebilecek olası bir emir için hazırlık yapıyor ve Abraham Lincoln uçak gemisine ek olarak bölgeye daha fazla F-15 ve F-35 savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı ve ilave hava savunma sistemleri gönderdi.

Axios, kaynaklara dayanarak, ABD Merkez Komutanlığı Başkanı Brad Cooper'ın cumartesi günü İsrail'i ziyaret ederek, İran'ın İsrail'e yönelik olası bir saldırısına karşı askeri planları ve potansiyel ortak savunma çabalarını koordine ettiğini belirtti.


Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
TT

Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)

Tokyo'daki Ueno hayvanat bahçesi, pazar günü binlerce ziyaretçiyi ağırladı. 

Japonlar, salı günü Çin'e gönderilmesi planlanan Xiao Xiao ve Lei Lei'ye veda etti. 

Bu ikizleri son bir kez görmek için 3,5 saat kuyruk bekleyenler bile oldu. 

Tokyo Büyükşehir Yönetimi, pandaları yalnızca bir dakikalığına görmesine izin verilen son 4 bin 400 kişiden biri olmak için 108 bin kişinin başvuru yaptığını açıkladı. 

BBC'ye konuşan bir kadın, "Oğlumu bebekliğinden beri buraya getiriyorum. Umarım onun için güzel bir anı olur. Onları ileride hatırlayabilmek için bugün buraya gelebilmiş olduğumuz için mutluyum" dedi. 

Bu hayvanlara hayran olduğunu AP'ye söyleyen Michiko Seki de "Japonya'nın pandalara ihtiyacı var. Siyasetçilerin bu durumu çözmesini umuyorum" diye konuştu.

Birleşik Krallık'ın kamu yayıncısına konuşan bir başka kadının da "Onların büyümesine tanık olmak çok keyifliydi" ifadesini kullandığı bildirildi. 

Bir üreme araştırması için Japonya'ya gönderilen Shin Shin ve Ri Ri'nin çocukları Xiao Xiao ve Lei Lei, 2021'de aynı hayvanat bahçesinde doğmuştu.

İkilinin ülkeden ayrılması, Japonya'yı 1972'den sonra ilk kez dev pandasız bırakacak. 

frgthy
Bazı ziyaretçilerin ağladığı görüldü (Şinhua)

Çin ve Japonya ilişkilerinin normalleşmesiyle birlikte panda diplomasisine başvuran Pekin yönetimi, sevimli hayvanları 54 yıl önce ada ülkesine göndermişti. 

Benzer jestleri başka ülkelere de yapan Çin, bu hayvanların sahipliğinden vazgeçmiyor. Xiao Xiao ve Lei Lei gibi yurtdışında doğan yavruların da Pekin yönetimine ait olduğu kabul ediliyor. 

Çin bir çift panda başına yılda 1 milyon dolar civarında para alıyor. Genelde bu kira anlaşmaları, 10 yıl sürüyor. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun önceki günlerde "Japonya'daki pek çok kişinin dev pandalara bayıldığını biliyorum. Japon dostlarımızın onları Çin'de ziyaret etmesini bekleriz" demişti. 

Başbakan Sanae Takaiçi'nin kasımda düzenlenen parlamento oturumunda Tayvan'la ilgili yaptığı açıklamalar sebebiyle Japonya'nın kısa vadede pandalara ev sahipliği yapması zor görünüyor. 

Tayvan Boğazı'na yönelik muhtemel müdahaleyi "ülkesini tehdit eden bir hareket" olarak göreceğini belirten Takaiçi, böyle bir durumda askeri güç kullanılabileceğini belirtmişti.

Pekin yönetimiyse Takaiçi'den sözlerini geri almasını istemiş, başbakan bunu reddedince Japonya'nın Pekin Büyükelçisi Kenji Kanasugi'yi çağırarak Tokyo'ya protesto notası vermişti.

Independent Türkçe, BBC, AP


Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Michael Horowitz

İran halk ayaklanması dalgasıyla sarsılırken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri uzaktan takip etti. Tahran'daki Kapalı Çarşı tüccarlarının para biriminin çöküşüne karşı protestolarıyla başlayan olaylar, 1979 devriminden bu yana en şiddetli ayaklanma dalgalarından birine dönüştü. Bazı tahminler, geniş çaplı bastırma faaliyetleri sırasında 5 bin ila 12 bin İranlının öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu durum rejimi sarstı ve ülke genelinde askeri güçlerin konuşlandırılmasının yanı sıra bir haftalık internet kesintisi uygulamaya sevk etti.

Ancak bu anın önemi, yalnızca ayaklanmanın büyüklüğünden kaynaklanmıyor; İran geçmişte daha büyük ve daha dirençli ayaklanmalara sahne oldu. Önemi daha ziyade, çevresindeki stratejik ortamdan kaynaklanıyor. İslam Cumhuriyeti, radikal bir şekilde farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı ve İran hava savunması, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi ve ardından Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından zorla alıp ülkesine getirerek mesajını kesin bir şekilde pekiştirdi.

Protestolar tırmanırken, ABD Başkanı İranlıları gösterilere devam etmeye çağırdı ve olası bir güç kullanımı konusunda uyardı. Daha sonra politika değişikliğine işaret eden açıklamayla infazların “durduğunu” ve acımasız baskıya “ara verildiğini” belirtse de aynı zamanda askeri seçeneğin halen masada olduğunu da açıkça ifade etti.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişimle daha da artıyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail, çatışma yönetimi mantığını ve hesaplı gerilimi artırma ve çevreleme ilkesine dayanan “savaşlar arası operasyonlar” doktrinini terk etti. Artık savaşlar ciddi anlamda yürütülüyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının derinliklerine kadar uzanıyor. İsrail artık bir yerde bir silah deposunu imha etmek veya başka bir yerde bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Aksine, daha iddialı bir hedefi var: Bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonla zayıflamış bir İran rejiminin, doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanması halinde çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle sorusu

Protestoların yaygınlaşmasına ve İran rejiminin baskısının büyüklüğüne rağmen, mevcut dalgayı öncekilerden ayıran husus, rejimin yapısındaki açık kırılganlığın arka planında ortaya çıkmasıdır. 2009, 2018 ve 2022-2023 yıllarında protestocular, hâlâ bölgesel saygınlığa ve bir güç havasına sahip bir otoriteyle karşı karşıyaydı. Ancak bugün, alenen aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel itibarı sarsılmış bir hükümetle karşı karşıyalar. Bu değişim hem protestocuların hem de güvenlik güçlerinin hesaplarını değiştiriyor.

Buna rağmen şu sorulmalı: Bu karışıklıklar rejimi devirebilecek kritik kitleye ulaştı mı? Büyük çaplı baskılardan sonra, cevabın muhtemelen hayır olduğu söylenebilir, nitekim yayınlanan her videoda sadece yüzlerce, belki de birkaç bin protestocu görülüyordu.

Anlaşma yapma ustası” olarak Başkan Trump, gücü, bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor

Bundan önce, İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısından sonra o gece sahne şüphesiz dramatik bir şekilde değişmişti. Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce protestocu, 2002'den ve belki de milyonları harekete geçiren 2009’daki Yeşil Hareket protestolarından beri görülmemiş bir sahneyle sokaklara döküldü. Hareket açıkça rejime tehdit oluşturabilecek bir şeye dönüştü. Ardından, İran'dan gelen görüntüler 2009'dan beri görülmemiş sahneler içeriyordu; artan ölüm sayısına rağmen binlerce kişi her gece sokaklara geri dönüyordu. Rejim, devrimlere karşı tüm cephaneliğini devreye soktu. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başlangıçta protestocuları yatıştırmak için çağrılarda bulundu ve sınırlı tavizler verdi, ancak Dini Lider Ali Hameney, göstericileri terörist ve ajan olarak nitelendirerek bu kısa fırsat penceresini de hızla kapattı. Devletin interneti kesmeye ve yaralama, öldürme ve korkutma amaçlı geniş çaplı bir baskı uygulamaya başlamasıyla birlikte, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da çok geçmeden onunla aynı çizgiye geldi. Rejim ayrıca halk tabanını da harekete geçirerek, protestoların sesini bastırmak ve İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyetinin devam ettiğini göstermek için büyük karşı mitingler düzenledi.

Bu hareketi bastırma yarışı sadece iç faktörlerden değil, başta Başkan Trump ile ilgili olanlar olmak üzere dış faktörlerden de kaynaklanıyordu.

Trump faktörü: Belirsiz caydırıcılık

Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllarca birikmiş öfkeyi serbest bırakan en önemli faktörlerden biri olsa da bir diğer eşit derecede önemli oyuncunun -Başkan Trump'ın- etkisi de göz ardı edilmemeli. Başkanın İran'ı açıkça tehdit etme kararı, rejimin protestolara şiddet içeren yanıtını geciktirmiş ve protestoculara Washington'un sessiz kalmayacağı umudunu vermiş olabilir. Ve tehdit gerçekti, çünkü Başkan Trump sözlerini eyleme dökmeye hazır olduğunu daha önce gösterdi.

vf
Trump ve Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray’da bir araya geldi, 29 Eylül 2025 (AFP)

Geçtiğimiz yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırıda İsrail'e katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Suriye'de Beşşar Esed'in hedef alınması ve son olarak Venezuela'da Maduro'nun tutuklanması da dahil olmak üzere bir dizi karardan sadece biriydi ve Trump'ın savaştan hoşlanmasa da güç kullanmaktan da çekinmediğini vurguluyordu. Trump yönetimi, Başkanın sözünün eri olduğunu vurgulayarak meydan okuyucu bir ton benimsiyor. Nitekim Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamalardan birinde, “Deneyin ve görün” denildi. Bunun bir güç gösterisi olup olmadığı bir yana, tehdidin sadece bir blöf olmadığına inanmak için nedenler var ve bu da başlı başına önemli.

“Usta anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor. Genellikle uzun süreli çatışmalardan kaçınmak için vur-kaç stratejisini uygulayarak, gücü hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskının uzun vadeli bir taahhüt gerektireceği İran'da seçeneklerini daraltıyor. Bununla birlikte, kilit önemde güvenlik kurumlarına yönelik sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Saldırılar düzenlenmese bile, Trump'ın müdahalesinin sadece ihtimali bile rejimin sıkı kontrol altındaki baskı mekanizmasını engelleyerek gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara zorladı.

İran rejiminin sık sık “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı

Ancak o andan itibaren durum değişti. Başlangıçta rejimin tepkisini kısıtlayan faktör, aslında nihayetinde ivmesini hızlandırmış olabilir. Tahran, Trump'ın müdahale edebileceğini fark ettikçe ve protestolar yayıldıkça, İran bunları bastırmak için daha hızlı hareket etmeye başladı. Amaç açıktı: Trump'ın saldırmaya karar verebileceği zamana kadar protesto hareketinin bastırılmasını sağlamak ve böylece ABD müdahalesi için herhangi bir gerekçeyi ortadan kaldırmak.

Başarılı oldu mu? İslam Cumhuriyeti'nin, bazı İranlıların internet kesintisini atlatmasını sağlayan uydu ağı Starlink'i devre dışı bırakmasının ardından protestolara dair videolar artık dış dünyaya ulaşmaz oldu. Yakın zamanda ABD'nin saldıracağına dair mesajlardan sonra, Trump şimdi geri adım atmış gibi görünüyor. Burada soru şu; bu geri adım atma sadece zaman kazanmak ve bölgede daha fazla güç toplamak için bir manevra mı, yoksa bir saldırının rejimi devirmeyeceğine dair değerlendirmeden kaynaklanan gerçek bir geri adım mı?

İsrail'in hesapları

Durumu yakından izleyen diğer taraf ise karışık araçları kullanarak İran'ın mevcut kırılganlığından yararlanan İsrail'dir. Bir yandan, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestocuları destekleyen açıklamaları ve ofisinden yapılan “İsrail, İran halkının mücadelesinin yanındadır” açıklamalarıyla aleni bir diplomatik baskı söz konusu. Bu pozisyonlar birden fazla amaca hizmet ediyor: İranlılara yalnız olmadıkları mesajı vermek, rejimi tedirgin etmek ve olası sonraki adımların taşlarını döşemek.

sa
Şili'nin Santiago kentindeki İran büyükelçiliği önünde, İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen miting sırasında bir protestocu, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in posterini yakıyor, 20 Ocak 2026 (AP)

Elbette, İsrail'in müdahalesinin, protestoları baş düşmanı tarafından yönetilen yabancı bir komplo olarak gösterme fırsatı vererek İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığı savunulabilir. Ancak İsrailli liderler bu itirazı önemsiz görüyor ve Tahran'ın İsrail ne yaparsa yapsın kendisine aynı suçlamayı yönelteceğini varsayıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’da Mossad'ı iç karışıklığı körüklemekle suçlamak artık bir keşif değil; otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin “yapay” olduğunu savunanlarsa ya saf ya da önceden belirlenmiş dünya görüşlerine hizmet eden bir anlatıyı alaycı bir şekilde destekliyorlar.

Soru şu: İsrail daha ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İran içinde faaliyet gösterme yeteneğini gösterdi. İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve Tahran'ın İsrail'e büyük bir balistik füze saldırısı düzenleme gücünü felce uğratmak için Mossad ajanlarını kullandı. Haziran savaşından bu yana İran hava savunması harap durumda ve bu da İsrail'in isterse İran hava sahasında neredeyse her gün faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Bu, İsrail'e bir manevra alanı, savaşı ateşleyebilecek doğrudan, açık eylemler ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek nokta vuruşlar için alan tanıyor.

Bununla birlikte, İran rejiminin “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı. Bu “sessizlik”, İsrail'in İran ile savaşmak istemediğini gösterebileceği gibi, belki de ABD ile koordineli olarak, tam olarak hazır olduğu anı beklediğinin de bir kanıtı olabilir.

Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak, doğru anı bekliyor olabilir

Ancak İsrail'in yenilenen “eylem özgürlüğü”, rejimin kaderini kontrol ettiğine inandığı anlamına gelmiyor. İran'ın içinde neler olacağına İranlılar kendileri karar verecek. Nitekim, tam ölçekli bir savaş İsrail açısından aksi sonuçlar doğurabilir, çünkü protestoları hızlandırmak yerine durdurabilir. Herhangi bir devrimci değişimin anahtarı olabilecek birçok İranlı, özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf, İsrail savaş uçakları tepede uçarken ve ülke bombalanmaya hazır haldeyken sokaklara dökülmekte tereddüt edebilir.

İsrail bir saldırı düzenlemeyi seçebilir, ancak herhangi bir operasyonun kısa sürmesini, halkı rejimin arkasında birleştirecek ve muhalefeti bastıracak büyük ölçekli bir çatışma değil, dengeleri değiştirecek bir saldırı olmasını gerektirecek nedenlere de sahip. Elbette, İslam Cumhuriyeti'nin yaygın baskısı ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde şiddet kullanmaya hazır olması göz önüne alındığında, müdahalede çok geç de kalınabilir.

cvf
Los Angeles'taki Belediye Binası önünde “İran Halkıyla Dayanışma” adı altında İran toplumu protesto yürüyüşü düzenledi, 18 Ocak 2026, Kaliforniya (AFP)

İsrail'in daha iyi yapabileceği şey, Başkan Trump'ı tehditlerini gerçekleştirmeye ikna etmek ve bunu, İran güvenlik güçlerine karşı geniş çaplı bir hava saldırısı operasyonu, önleyici bir saldırı veya her ikisi yoluyla, maksimum etkiyi garanti eden bir zamanda yapmaktır.

Bahsedildiği gibi, Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine, hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak doğru anı bekliyor olabilir. Bu kısa operasyonu rejime karşı daha uzun bir saldırıya dönüştürme tehdidiyle birlikte, ABD yönetimini ikna etmek, daha geniş bir dizi saldırının kapısını açacaktır. Peki, saldırının bu seferki amacı nükleer tehdidi ortadan kaldırmak değil de rejimin kendisini ortadan kaldırmak mı olacak?