Rapor: İran’ın hayal ve gerçeklik arasında askeri kapasitesi

İran Ordusu, hava savunmaları alanındaki yeteneklerini sergiliyor (AFP)
İran Ordusu, hava savunmaları alanındaki yeteneklerini sergiliyor (AFP)
TT

Rapor: İran’ın hayal ve gerçeklik arasında askeri kapasitesi

İran Ordusu, hava savunmaları alanındaki yeteneklerini sergiliyor (AFP)
İran Ordusu, hava savunmaları alanındaki yeteneklerini sergiliyor (AFP)

İran’ın dünyanın en büyük gücüne yani Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) karşı ‘meydan okuması’ karşısında Körfez devletleri başta olmak üzere tüm dünyaya endişe hali egemen. Zira ABD, sadece kendisini ‘kâğıttan kaplan’ olarak niteleyen Velayet-i Fakih rejimini değil, tüm Dünyayı geri adım attıracak bir orduya sahip olmakla övünüyor.
Peki İran, dünyanın en büyük gücünü ve bölgede silahlanmaya en çok harcamayı yapan komşularını kışkırtmasını makul gösterecek savunma yeteneklerine gerçekten de sahip mi?
Yoksa Yüce Rehber”in devleti, birkaç sebepten ötürü yaptırımlardan yana emin de, o yüzden mi ‘Büyük Şeytan’ ve komşularına karşı pervasızlaştı?
Bu sorulara cevap arayanlar, gerçeklerden ve rakamlardan uzak olarak iki tarafa nefret ve hayranlık duyguları arasında şaşırıp kalsa da Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü (Rasanah), temennilere ve sezgilere yer vermeksizin yerel, bölgesel ve uluslararası açılardan İran’ın durumuna dair hazırladığı aylık raporunda sosyal, ekonomik ve siyasi gelişmeleri ile birlikte İran meselesini gözlem ve incelemeye tâbi tutmuş.
Independent Arabia’dan Mustafa Ensari’nin haberine göre Rasanah’ın son raporu, Körfez’deki mevcut gerginlik konusunda İran’ın savunma kapasitesi üzerinde durarak İranlı askerî liderlerin tehditlerini ve bunların gerçek mi yoksa fantezi mi olduğunu değerlendiriyor.
Saldırgan tutum
Rapora göre İran, 5 Aralık 2011’de ABD’nin insansız hava aracı (İHA) RQ-170’i ele geçirmesinden bu yana kendi hava sahasında uçan yabancı birkaç keşif nesnesini düşürmeye hevesli hale geldi ve İran halkı ile ordusu da güçlü bir hava savunma sistemine sahip olma konusunda coşkulu bir istek duymaya başladı; Dolayısıyla Tahran da hava savunma yeteneklerini güçlendirmek için çabalıyor. Çabaları da temelde keşif ve çatışma yeteneklerini güçlendirmeye ve yerel ve ithal balistik füzeler ile radar sistemlerini bozmaya odaklandı.
Bununla beraber rapor, bölgesinde bir tehdide karşı koyabileceği algısına dair bir senaryonun İran’ı darbe alan tarafa yerleştireceğini, zira oldukça az olduğu bilinen savunma güçlerinin ‘geri kalmış olduğunu’ belirtiyor. Aynı şekilde silah ithalatı konusunda dayatılan sınırlamalar sebebiyle içinde bulunduğu krizden de çıkamaz.
İranlılar, uluslararası sulardaki petrol tankerlerini taciz ediyor. Bu kışkırtmaya yaklaşık iki ay önce BAE’deki Fuceyra limanına yakın ticari gemilere çifte saldırı ile başladılar. Ancak Enstitü uzmanlarının hazırladığı rapora göre bu, İranlıların rahat bir saldırgan konumda oldukları anlamına gelmiyor. Nitekim “İran ordusunun güdümlü uçaklarının, düşük yoğunluklu çatışmalardaki gibi hareket etme fırsatı olmayacak. Dolayısıyla İran’ın tercih edebileceği en iyi şey, füze donanması ile ‘kamikaze’ teknelerine dayanarak bir savunma pozisyonu almak olacaktır. Ayrıca özel füze platformları da öngörülen tehdidi ve askerî tehditteki asimetrik kanaati savurmak için dış saldırılardan korunmaya ihtiyaç duyacak.”
İran’ın sahip olduğu savunma yetenekleri neler?
Bölgedeki herhangi bir odak ya da ABD tarafından bir saldırı beklentisinden hareketle Velayet-i Fakih rejiminin hava savunması alanındaki yeteneklerine ışık tutalım. İran’ın üzerinden sır perdesini kaldırdığı en son cephaneliği, ‘15 Hordad Yerel Hava Savunma Füze Sistemi’. Savunma Bakanı General Emir Hatemi’nin söylediğine göre ‘Sayyad (Avcı) 3’ füzeleri, 120 kilometreden insansız hava araçları ile savaş uçaklarını düşürebilir. Söz konusu rapor, İranlıların geçtiğimiz haziran ayında seyir halindeki Amerikan uçağını düşürmelerinden önce yazıldığı için Enstitü uzmanları, ABD uçağına hamle yapan uçağın Hordad mı yoksa bir başkası mı olduğunu açıklamadı. Ancak Rusya Bugün kanalının aktardığı habere göre yarı resmî Fars haber ajansı, insansız Amerikan uçağını düşürenin Hordad olduğunu belirtti.
Hordad’ın gizli nesneleri takip etme yeteneğine dair elde edilen bilgilere göre bu sistem, 85 kilometreden takip edip 45 kilometre uzaklıktan çatışmaya girebilir. Sistemin konuşlandırılmasının beş dakika süreceği ve aynı anda altı hedefle birden çarpışabileceği iddia ediliyor. Bu (yerden havaya) füze sistemi, İran’ın ‘Telaş (Çaba)’ serisi kapsamındaki son gelişme. Savunma Bakanı Emir Hatemi, bu füzenin fırlatılış töreninde, “İran, güvenliğini ve ulusal çıkarlarını korumak adına askerî yeteneklerini geliştirecek. Bunun için kimsenin iznine ihtiyacı yok” ifadelerini kullanmıştı.
Bununla beraber raporu hazırlayanların aktardığına göre “çeşitli silah uzmanları, Emir Hatemi’nin açıklamalarına dair şüphe duyuyor. Üstelik Sayyad 3 adı verilen füzeler de Şah’ın ithal ettiği Amerikan Hawk füzelerine benziyor. İran Kontra skandalı olarak bilinen olayda Reagan yönetimi tarafından İran’a teslim edilen de aynı füzeydi”. Uzmanlar İran ordusunun yerel bir görünüm katmak için sistem üzerinde bazı değişiklikler yaptığına dikkat çekiyor. Zaten bu, Tahran’ın markasında değişiklik yaptığı tek şey de değil!
“Siccil, Nasır, Muin ve Ya Zehra”
İran donanmasının en önde gelen başarılarından biri, yaklaşık 1350 km menzilli Howitzer tipi uzun menzilli seyir füzesi fırlatmaktır. Şubat ayında, yeni bir gösteride Kadir tipi denizaltı, gemi karşıtı donanmasından bir füze ateşledi. Araştırmacıların belirttiğine göre Tahran’da Meclis binasının yakınlarındaki Baharistan Meydanı’nda sergilenen çeşitli füze sistemleri arasında katı yakıtla çalışan Siccil füzeleri ile sıvı yakıtla çalışan Kadir füzeleri de yer alıyordu.
Enstitü uzmanları, nadir rastlanan anlardan olarak ‘İranlı liderlerin, İran hava savunma sistemlerinin kusurlu yanları hakkında açık olduğuna’ dikkat çekti. “Tuğgeneral Ali Rıza Sabahi Ferd, yakın zamanda İran hava savunmasının, devrimden önce birkaç tane hava kuvvetleri üssü ile şehrini kapsadığını, ancak Irak Savaşı’nda ülkedeki hassas ve hayati tüm merkezlere yönelik kapsamlı saldırılar gerçekleştiğine işaret etti. Hava savunma sistemlerinin şu an hassas şehirler ve tesisler de dahil olmak üzere 3600’ü aşkın noktayı kapsadığını iddia eden ordu ise yerel radar ve gözetleme kulesi sistemleri sayesinde gece-gündüz çalışabilen bütünleşik bir hava savunma sisteminden övgü ile bahsetti.”
Rapor, İran hava savunma sistemlerinden bahsederken İranlıların, çeşitli isimlerdeki radar teknolojileri ile ülkedeki önemli noktaları kapsayabileceğini iddia ettikleri bir listeyi ele alıyor. Rasid 32, Muin 40, Nasır 40, Ya Zehra ve daha başka sistemler bu liste kapsamında bulunuyor. Ancak uzmanlar, İranlıların, kentsel hava sahalarındaki düşman nesneleri tespit etme konusundaki yeteneklerini değerlendirirken abartıya kaçtıkları kanaatinde.
İran Savunma Bakanı General Emir Hatemi’ye göre söz konusu grup arasında 200 km mesafeden gemileri gözetleyebilen ve havada belirlenen hedefleri takip edebilen sahil gözetleme radarı bulunuyor. Hatemi, ayrıca aynı anda 100 gemiyi birden takip edebilen ve herhangi bir siber savaşa karşı koyabilecek güce sahip mobil radar sistemi ile de övündü.
Gözlemcilerin gözünde, İranlıların savunma yeteneklerinden duydukları kıvancın inanılırlığına leke sürebilecek bir başka açıklama da İranlı liderlerin 2014 yılında, Nezir’in Rusya’ya ait olan S-300 sisteminden daha gelişmiş bir sistem olarak kabul edildiği yönündeki iddiaları oldu. Nitekim Tahran’da Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Salimi, “Stratejik çıkarları sebebiyle bizi kendisi ile takviye ettiklerinden daha gelişmiş bir hava savunma sistemi var” demiş ve bu sistem, son İran Devrim Muhafızları gösterisinde sergilenmişti.
Etkinlikte önemli nokta
Tahran’ın öz savunma uygulaması olarak gördüğü her şeye rağmen rapora göre İran donanmasındaki her radar veya yerden havaya füze sistemi, “belirli bir yabancı üretimin lisanslı veya lisanssız bir kopyası olup olası bir yabancı nesne ile çatışarak onu ortadan kaldırabilecek etkin bir güçten yoksun. Daha önce de belirttiğimiz gibi savunma sistemlerinin faaliyet ve güç alanları, İran’da halen büyük oranda abartılıyor.
Hem Tahran, 2005’te anlaşmaya varıldığı üzere Rusya’nın S-300 hava savunma sistemlerini teslim etmesini de sabırla bekliyordu. Ancak Moskova, BM Güvenlik Konseyi’nin 2010 yılında İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle bunları teslim etmedi. 2015 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı JCPOA imzalandıktan sonra İran, Rusya ile olan anlaşmasına canlılık kazandırabildi ve 2016 yılında sistemi teslim aldı. Halen belirsiz olan sistemin bir kopyası üzerine müzakere yürütülmekle beraber ABD yaptırımlarından yeni bir sağanak başladıktan sonra Ruslar, İran’ı savaş yetenekleri ile besleme işini tamamlamak isteyecekmiş gibi durmuyor. Bununla birlikte S-300 sistemi, diğer hava savunma platformları ile bütünleştirildiği duyurulduğundan bu yana İran askerî yeteneklerine çok şey katıyor.”
Komşularla güç dengesi
ABD Kongre Kütüphanesinin kendilerinden İran hakkındaki raporlarını talep ettiğini söyleyen Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarına göre İran’ın, komşularından kendisine gelen ya da kendisinin komşuları için oluşturduğu tehdit bakımından İran savunma yeteneklerine dair şu değerlendirmede bulunuyor: Rus teknolojisi ile İran, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki belirli noktalardan uçuş yapanlara ek olarak sızan uçaklara, balistik füzelere ve SİHA’lara karşı savunma imkânı elde etti. Bu savunmasında da sahil sınırlarındaki konumuna dayanıyor. Nitekim söz konusu savunma sistemleri, nükleer reaktörün yer aldığı sahil kenti Buşehr’de konuşlandırıldı. Bu konum ayrıca Tahran’ın Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın bazı bölgelerini radar kapsamına alabilmesini sağlayacak. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı yakınlarında konuşlandırılmaları da Tahran’a Suudi Arabistan Krallığı ile Umman Sultanlığındaki hava trafiğini gözetleme fırsatı tanıyacak.
Bununla birlikte raporda ele alınan tüm donanmaya rağmen araştırmacıların değerlendirmelerine göre “gerçekçi inceleme, İran’ın Suudi Arabistan ve BAE gibi komşularının yanı sıra Amerika’nın sahip oldukları ile kıyaslandığında İran silah deposundaki eski sürüm Rus sistemlerinin, en yeni uçak ve füzelerin oluşturduğu tehdit düzeyine denk olmayacağını ve çok katmanlı bir savunma kalkanı geliştiremeyeceğini savunuyor.” 
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre enstitüdeki askerî uzmanlar, ‘Her şerde bir hayır vardır’ düşüncesinden hareketle İran’ın Arap düşmanlarının, maruz kaldıkları tehditler karşısında hava hedeflerine karşı savunma düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini ve Husilere ait güdümlü füze ve uçaklar sebebiyle her geçen gün kendilerine özel en yeni hava savunma sistemlerini denediklerini düşünüyor. Araştırmacılar, Rusya’nın S-300 füze savunma sistemini İran’a ihraç etmesi ile birlikte tehdit algısının Arap ülkeleri ile ABD lehine değiştiğini belirtiyor.
Çok donanım, az fayda
On yıldır askerî mühendisliğe veya güdümlü uçakların gücünü ve radar sistemlerini geliştirmeye artan bir ilgi ile yaklaşan Tahran konusunda uzmanlar, Körfez’deki gerginlikler, kapsamlı saldırı eylemlerine dönüştüğünde “İran’ın, düşmanlarını büyük oranda faydalı görünmeyen üstün geleneksel bir askerî güç ile caydırmak için asimetrik yeteneklerini geliştirmeye odaklanacağını” düşünüyor.
Raporun vardığı sonuca göre “ABD savaşa müdahale etmese bile İran’ın geleneksel tavrı, savunma olarak kalacak. Bu durumda Arap Körfezi ülkeleri, İran’ın saldırı yeteneklerini baskılamak ve erken uyarı sistemleri ile hava kuvvetleri birimlerini ortadan kaldırmak için bu fırsattan faydalanabilir. Belki, personel eğitiminin etkinliğine, hava savunma sisteminin entegrasyonuna, komuta ve kontrol yeteneklerine ve erken uyarıya dayalı olarak yarış halindeki hava kuvvetlerine zarar eriştirmeden Tahran’ı yenebilir”.
‘Şanlı’ askerî operasyon senaryoları
‘Körfez’deki Gerilim’ meselesine ilişkin stratejik araştırma her ne kadar gerek Amerika gerek İran ve hatta Arapların askerî bir çatışma istemesini uzak bir ihtimal olarak görse ve iki taraf arasındaki güç dengesinde devasa bir farklılık olsa bile araştırmacılar, Tahran ve Washington’daki karar mercilerinde ‘şahinlerin egemenliği’ söz konusu iken her türlü senaryonun hesaba katılması gerektiğini vurguluyor.
Onlara göre bu yaklaşımın dayanağı, savaşların patlak verdiği koşullardır. Nitekim “savaşlar, genelde önceden alınmış bir kararla çıkmayıp hedeflenmeyen bir olayın ardından patlak verebilir. Her iki taraftaki dizginler şahinlerin elinde olursa ne olacak? İran, siyasetinde ısrar eder ve Trump yönetiminin stratejisi ve ABD’nin saygınlığı tehlikeye girerse neler olabilir?
Independent Arabia’ya konuşan İran Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Muhammed es-Silmi’ye göre çatışmanın kendisini dayattığı ve İran’ın küresel denizciliği hedef almaya devam ettiği takdirde Tahran ile başa çıkmak için, İran’ın, ABD’nin teslim olmaması gereken hızlı bir askerî çatışma hedefinin aksine sadece iki seçenek var.
Bunlardan ilki, gemileri, yeni saldırılardan ve İran’ın oyunlarından koruma altına almak için uluslararası sulardaki denizci devriyelerini ve koruma vesilelerini artırmaktır. Bu önlem, rejimin mali kaynaklarını kurutmak ve içerideki halk öfkesini artırmak hedefiyle yaptırımların düzeyinin yükseltilmesi, yoğunlaştırılması ve İran ekonomisinde yeni alanları hedef alması ile birlikte geçici olarak uygulanacak. Amerikan yönetiminin uluslararası denizciliği güvence altına almak için uluslararası bir koalisyon oluşturmaya dair açıklamaları ile geçtiğimiz çarşamba günü Hürmüz Boğazı’nda İran teknelerinin bir İngiliz petrol tankerine yönelik tuzağını etkisiz hale getiren İngiltere’nin müdahale uygulamalarına bakılırsa uluslararası yönelim bu yönde ilerliyor gibi görünüyor.
İkinci seçeneğe göre ise en iyisi, İran’ın beklentisinin aksine tüm hayati noktaları, üsleri, askerî havalimanlarını, radar aygıtlarını, havaalanlarını ve İran’ın farklı askerî yeteneklerinin tümünü oluşturan ve İran’ın gerçek anlamda bir tepki vermesini imkânsız kılan askerî operasyon odalarını hedef alan bir askerî kürtaj operasyonu gerçekleştirmektir. Risklerine rağmen böylesi bir operasyon, rejimin tükenmesine ve tam anlamıyla felç olarak uluslararası iradeye teslim olmasına yol açacaktır. Bu durum İran halkını da rejimi düşürüp rejimden arda kalanları süpürmeye teşvik edecektir.
İran bu niteliklerle yüzleşmek istiyor
Es-Silmi, İran alanındaki tecrübesine dayanarak şu düşüncesini dile getiriyor: “İki seçenek arasındaki orta bölge, Tahran rejiminin lehine olacak. Farklı noktalarda misilleme yapmak için bölgede kendisine bağlı olan milislerini yönlendirecek olan İran, uluslararası denizciliği hedef alan operasyonlarını artırabilir ki böyle bir şey, enerji fiyatlarında, petrol tankerlerine yönelik sigorta piyasasında vb. alanlarda bir yükselişe yol açar”.
Bu düşüncesine dayanak olarak ise şunu gösteriyor: “Tahran, ABD’nin iktidardaki Velayet-i Fakih rejimini değiştirmeyi gerçekten istemediğine dair artık eksiksiz bir inanç taşıyor. Üstelik Amerika’nın gerek bireysel gerek bölgesel birçok tarafın ortaklığıyla göstereceği sınırlı herhangi bir tepkinin de ülkenin altyapısını kısmen tahrip etmekle sonuçlansa da nihayetinde İran rejiminin yararına olacağını ve rejimin içte ve dışta popülerliğini artıracağını düşünüyor”.
Es-Silmi ayrıca şuna dikkat çekiyor: “İran, gerçekten de bu senaryoyu gerçekleştirmeyi hedefliyorsa bu durumda ABD’nin yapması gereken şey, istemeyerek İran’ın hedefini gerçekleştirmesine hizmet etmemek ve stratejik tuzağına düşmemektir”.
“İran’ın Durumu” adlı rapor, şu sonucu muhtemel görüyor: “Baskı stratejisi sürecek ve rejime ciddi zorluklar dayatacak. Bu hızda devam etmesi ise nihayetinde tüm taraflar için vazgeçilmez bir uzlaşmayı sonuç verecek. Aksi takdirde diğer seçenekler, özellikle de askerî çatışma seçeneği, tüm taraflar için pahalıya mâl olacak.” 



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.