İsrail: Siyahi Yahudilerin ırkçılığa isyanı sadece bir başlangıç

Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
TT

İsrail: Siyahi Yahudilerin ırkçılığa isyanı sadece bir başlangıç

Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)

Rachel Gil Yosef, Etiyopya kökenli Falaşa Yahudilerinin protesto gösterilerini örgütleyen aktivistlerden biri.
Independent Arabia’dan Emel Şehade Falaşalarla buluştu. Şehade’ye konuşan Yosef, Tel Aviv’deki Rabin Meydanı’nda durup yoldan geçenler ile konuşmaya başladı. Güzel siyahi kadın büyük bir hayal kırıklığı ile konuşuyordu. Çünkü sabahtan beri burada durarak  insanlara soydaşları Falaşa Yahudilerinin (İsrailliler kendilerini bu şekilde adlandırıyor) sorunlarını anlatmaya çalışıyordu. Ancak bir polisin yaklaştığını görünce yeniden canlanarak güvenlik güçleri aleyhine sloganlar atmaya başladı. Ardından şunları söylemeye başladı: “İsrail hükümeti bizim sorunumuz ile yüzleşmekten kaçınıyor. Sanki kendi kendisine Falaşalar Yahudi değildir diyor. Sorunumuzu çözmeye çalışmıyor. Halk bizim sorunumuza önem vermedikçe bizler ölen çocuklarımız saymaya devam edeceğiz. Bizler korku içinde yaşıyoruz. Etiyopyalı anne ve babalar çocukları için korkuyorlar. Bizden biri sokağa çıktığında evine ölü mü yoksa diri mi döneceğini bilemiyor.”
Yarı ayaklanma
Yosef; son 2 hafta içerisinde Falaşa Yahudilerinin düzenledikleri ve bir isyana dönüşen sansasyonel gösterilerine öncülük eden yüzlerce saha aktivistinden biri.
Bu protesto gösterilerinin nedeni ise Solomon Tekah adlı bir Etiyopyalı gencin, kendisi ve bir grup siyahi genç ile çatışan beyaz bir İsrail polisinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesiydi.
Göstericiler polisi kasıtlı olarak ateş açmakla suçladı. Rachel Yosef; “Kurban siyahi olduğunda beyaz polis tetiğe daha kolay basıyor” diye konuştu. Ardından da şunu ekledi: “Bugün onların yüzüne şunu haykırmak için gösteri yapıyoruz: Bundan sonra susmayacağız. Etiyopyalılar artık İsrail’deki beyazların ırkçılığına karşı isyan bayrağını açmıştır. İsrail’in Apartheid devletine dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Tüm gücümüzle onlarla mücadele edeceğiz. Bizler de onlar gibi İsrailliyiz.”
Generaller Partisi Mavi-Beyaz’dan milletvekili seçilerek İsrail meclisi Knesset’e giren ilk Etiyopya asıllı kadın olan Pnina Tamano-Shata da topluluğun hükümete yönelik öfkesini dile getirdiğini ve bu gösterilerin sadece bir başlangıç olduğunu belirtti ve “Şu andan itibaren güvenlik güçleri ile sorunumuza köklü bir çözüm bulunana kadar susmayacağız” diye ekledi. Ancak Etiyopyalıların sorunu; bir polisin derisinin rengi nedeniyle bir vatandaşı öldürmesinden çok daha derin.
Etiyopya asıllı Tekah’ın öldürülmesi üzerine düzenledikleri büyük protesto gösterileri ne ilk ne de son. Çünkü İsrail polisi benzer şüpheli koşullarda 11 Etiyopya asıllı İsrailli gencini daha öldürdü ve Etiyopyalılar bunun için 2015, 2011 ve 2006 yılları başta olmak üzere birçok kez sokağa döküldü. Bu gösterilerin tamamının arkasındaki neden de kendilerine yönelik bazen ölümcül olan ırkçı uygulamalardı. Nitekim bu tür uygulamalara bugün hala maruz kalmaktalar.
Yahudiler arasında ırkçılık
Irkçılık sorunu İsrail Yahudi toplumunda kökleri çok eski olan bir sorun. Etiyopyalı Yahudiler, İsrail içerisinde veya dışında olsun derilerinin rengi nedeniyle egemen seçkinler tarafından istenmeyen kesimi oluşturmakta.
İsrail devletinin kuruluşundan önce bile 18. yüzyılda Etiyopya topraklarında Yahudi gezginler tarafından keşfedildiklerinde Yahudi olduklarına dair açık ve net şüpheler vardı.
1960 yılında ilk Etiyopyalı Yahudi gelip İsrail’e taşındığında hapsedildi. Ardından onu Etiyopya’dan turist olarak gelen onlarca Yahudi takip etti. Bu kişiler vizelerinin süresi bittiğinde ülkede kaldılar ve Yahudi oldukları ve yasalara göre İsrail vatandaşı olma hakkına sahip olduklarında direttiler. İsrail yasalarına göre bir Yahudi  İsrail’e göç etme kararı aldığı anda vatandaşlık alma hakkını kazanmakta. Doğu Yahudileri Başhahamı Ovadia Yosef de o dönemde; Etiyopya Yahudileri yaklaşık 2000 yıl önce Mısır ve Sudan’a sürgün edilen Hz. Yakup’un oğlu Dan’ın soyundan gelen Yahudiler olduklarından dolayı  onları “ Yüzde 100 Yahudi” kabul eden bir fetva yayınladı. Ama Aşkenazi Yahudileri topluluğunun dini liderleri bunu kabul etmeyerek uzun ve acı bir Yahudileştirme sürecinden geçmedikçe Yahudi olduklarını kabul etmeyeceğini deklare etti.
70’li yılların sonunda, kurulan ilk İsrail sağcı hükümetinin Başbakanı olan Menahem Begin, dindar Doğu Yahudileri temsil eden ve hükümet ortağı olan Şas Partisi’nin lideri olan Başhaham Yosef’in isteği üzerine Etiyopyalıları Yahudi olarak tanımayı kabul etti. Etiyopya’dan İsrail’e getirilmelerine karar verildi. Ancak sayıları konusundaki ihtilaf nedeniyle bu operasyon birçok kez gecikti, ertelendi ya da iptal edildi. Yahudi Ajansı’na göre Etiyopya Yahudilerinin sayıları 25 bindi ama İsrail’e göç talebinde bulunanların sayısı yaklaşık 100 bine ulaşmıştı. Bunun üzerine başkent Addis Ababa yakınlarında kurulan geçici bir kampa yerleştirilmeleri, durumları ile Yahudi olup olmadıklarının dikkatlice incelenmesine karar verildi. Bu incelemenin ardından 1981 yılında 6 bin, 1985 yılında da 15 bin kişi İsrail’e getirildi. Daha sonra sınırlı bir şekilde de olsa İsrail’e göç etmelerine izin verildi. Bugün İsrail’de yaşayan Etiyopya asıllı Yahudilerin sayısı 155 bin.
“Sağlık” yoluyla soykırım
İsrail’e ulaşır ulaşmaz kendilerine yönelik ırkçılık gün yüzüne çıkmaya başladı. Beyaz İsrailliler buna gerekçe olarak da çoğu zaman Etiyopyalıları gerçekten de Yahudi olduklarına dair şüpheleri gösterdiler. Çünkü Yahudi Ajansı’nın yayınladığı resmi istatistiklere göre Etiyopyalıların en az %40’ı Yahudi değil. Hatta yüzde 70’nin Yahudi olmadığını söyleyenler de var. Ardından ırkçı uygulamaları için bir gerekçe daha buldular o da Etiyopyalıların sınırlı bir kültür ve eğitime sahip oldukları iddiası. Gerçekten de Etiyopyalı Yahudiler’in yüzde 75’i okuma yazma bilmiyordu. Daha sonra onların İbraniceyi öğrenmekte başarısız olduklarını iddia ettiler.
İsrail Sağlık Bakanlığı aralarında çok sayıda AIDS vakası keşfedildiği gerekçesi ile Etiyopyalı Yahudilerin hastanelerde yaptıkları kan bağışlarını reddedecek kadar ileri gitti. 1993 yılında Kan Bankası’nın Etiyopyalıların yaptıkları kan bağışlarını çöpe attığı ortaya çıktı. Birçok şehirde ilkokullar ile anaokulları Etiyopyalı çocukları kabul etmedi.
Falaşa Yahudilerine yönelik korkunç uygulamalar yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Örneğin; Etiyopyalı kadınların doğurganlık oranlarının düşmesi için kendilerine ilaç verildiği ortaya çıktı.
Addis Ababa yakınlarında Yahudi Ajansı ile İsrail hükümetinin kurmuş oldukları geçici toplama kampına başvuran her genç kıza, “Medroksiprogesteron Asetat” türü bir aşı yapıldığı ve kendilerine İsrail’e ulaşana kadar bu ilaçtan verilmeye devam edildiği anlaşıldı. O dönemde yapılan soruşturmaya göre bu aşı, Etiyopya’dan gelen kadınlar arasında doğurganlık oranının yarı yarıya gibi keskin bir şekilde düşmesine yol açtı. Bu uygulama, özellikle de tansiyon ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle ilaç kullanan kadınlarda aşının yan etkilerinin ortaya çıkması başlaması ile gündeme geldi.
Ordu da onları kabul etmedi
Bu sorunun gündeme geldiği aynı zamanda İsrail ordusu içerisinde de bir skandal patlak verdi. Her ne kadar İsrail ordusunda zorunlu hizmet kuralına uyan gençlerin oranı Etiyopyalılar arasında %86’ya ulaşsa da –bu nüfusu oluşturan gruplar arasında en yüksek orandır- bunların yarısı disiplin suçları nedeniyle hapse girmektedir. Bu da dönemin İsrail ordusu İnsan Kaynakları yetkilisini, endişesini dile getirdiği bir açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Yetkili ayrıca; hapse giren askerlerden %20’sinin Etiyopya Yahudileri’nden oldukları gibi elinde başka kötü bilgiler olduğunu da eklemişti. Ardından ordu komutanlığına; bu olgu ile mücadele etmek, bu askerlerin sosyal ve ekonomik sorunlarını çözmek, farklı kültür ve zihniyetlerini anlamaya çalışmak ve onlar ile ilgili sorunlara hassasiyetle yaklaşmak gibi kendisini kökünden çözmeye yardımcı olacak gerekli önlemleri alma çağrısında bulundu.
İsrail’in kuzeyinde bir okulun, Etiyopyalı öğrencilerini dışlayarak diğer öğrencilerden farklı bir sınıfta topladığı ve ırkçı bir politika izlediği ortaya çıktı. Bu okul, sağcı Yahudi partilere bağlıydı.
Etiyoplılara yönelik bu argümanlar, beyazlara onları toplumdan dışlamak ve onlara üstünlük taslayan bir ırkçılık ve kaba bir ayrımcılık ile davranmak için gerekçeler sunuyordu. Gönderildikleri her yerleşim yerinde kapalı bir “Getto” içerisindeler imiş gibi yaşadılar. Topluluk içerisinden yapılan evlilik oranları hala çok yüksek. Evliliklerin yüzde 88’i topluluk içinde gerçekleşmekte ve çiftlerin ikisi de genellikle Etiyopyalıdır. Yapılan bir ankete göre yüzde 92’si hayatlarından bir kez de olsa ırkçı ayrımcılığa maruz kalmış. İsrail nüfusu içerisinden toplam oranları yüzde 2’ye ulaşırken ceza gerektiren suçlardan tutuklananlar arasında oranları yüzde 20’den fazla. İsrail’in resmi istatistik merkezine göre Etiyopya gençlerinin yüzde 40’ı lise eğitimini tamamlamakta. Ayrıca yüzde 48’i de yoksulluk sınırının altında. Bir sosyal araştımalar merkezinin 2015 yılında yayınladığı araştırma; “Falaşa Yahudileri”nin çoğu yüksek eğitim düzeyi gerektirmeyen temizlik, bakım ve gıda gibi düşük ücretli işlerde çalıştıklarını, İsrail’deki diğer topluluklara oranla Etiyopyalı Yahudi ailelerinin ortalama gelirlerinin %35 daha az olduğunu ortaya çıkardı.
Ayrımcılık kurbanlarının bir bölümü
Etiyopyalı Yahudiler, Afrikalı mülteciler, Filistinli ve Rusya göçmeni İsrail vatandaşları gibi İsrail’de diğer ezilen grupların ayrılmaz bir parçası. Aralarındaki tek fark, mücadalelerine sıfırın da altında başlamaları. Çünkü ne onları koruyacak kurumları ne de onlar adına konuşacak partileri bulunmakta. Ayrıca toplumun diğer kesimleri hatta kendileri gibi ezilen toplumlar ile aralarında gerçek bir dayanışma da yok.
Düzenledikleri son gösterilerde bazı Etiyopyalı gençlerin “Allahu Ekber” ve “Yahudileri öldürün” sloganları attığı gözlemlendi. Bunun üzerine başta Arapların gösterilere karışıp bundan yararlanmaya çalıştıkları düşünüldü  ama daha sonra bu gençlerin Arap olmadığı ve kendilerine sert bir şekilde müdahale eden polislerin canını incitmek isteyen Etiyopyalılar oldukları ortaya çıktı. İsrail vatandaşı Filistinliler, Etiyopyalıların gösterilerine katılmadılar. Aynı şekilde Rusya göçmenleri hatta Yahudi olmayan, İsrail’e sızan ve gönderilmemeleri için zorlu bir mücadele veren Etiyopyalı mülteciler bile dayanışma amacıyla bu gösterilere katılmadılar. Bu nedenle güvenlik güçleri “mesleki bahaneler” altında kolayca gösterilerine sert bir şekilde müdahale edip onlara karşı acımasız davranabiliyor.
Eski Polis Genel Müfettişi Ronnie Elşeh’in  Etiyopyalılara yönelik ırkçılığın nedenlerini açıklarken söyledikleri halen İsraillilerin aklında. Avukatlar Birliği’nin düzenlediği konferansta yaptığı konuşmada eski polis müffetişi şöyle demişti: “Araştırmalar, göçmenlerin toplumun diğer kesimlerine göre suça daha fazla karıştıklarını vurgulamaktadır. Dolayısıyla kendilerinden daha çok şüphelenilmesi doğaldır.”
Polis müffetişi 2 grubu: Araplar ve Etiyopyalıları ele alarak sözlerine şunu da eklemişti: “Bir polis böyle birisi ile karşılaştığında aklı ona daha çok şüphelenmesi gerektiğini telkin eder. Bu da doğaldır.”
Polis müffetişi böyle düşünen tek kişi değil. Irkçılığı destekleyen bir başka açıklama da Sağ Partileri Birliği liderlerinden biri olan Bakan Betzalel Smotrich’den geldi. Betzalel twitter hesabından paylaştığı mesajında: “Eşim hiçbir şekilde ırkçı değildir ama yeni doğum yapan bir Arap kadın ile aynı odada kalmak istememesi doğaldır. Çünkü kadının bebeği 20 yıl sonra onun oğlunu öldürmek isteyebilir” diye yazdı.
Ordu Mezunları Akademisi Başkanı Haham Eleazar Kachtiel ise ırkçı olmakla övünerek öğrencilerine Arapların genetik sorunları olduğunu, devlet yönetme yeteneğine sahip olmadıklarını ve köle olmak istediklerini, bu yüzden de Yahudilerin onlara yardım etmesi gerektiğini söylemişti.
Buradan yola çıkarak Etiyopyalıların kendilerine yönelik ırkçılığa karşı mücadelelerinde zayıf noktalarının İsrail’deki diğer ırkçı kurbanlarını mücadelelerine ortak etmemeleri, diğer kurbanların zayıf noktalarının da bu politika ve uygulamalara karşı bir araya gelip birbirleri ile dayanışma içinde olmamaları olduğunu söyleyebiliriz.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.