Sykes-Picot Anlaşması’nın Rus versiyonuna mı tanık oluyoruz?

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
TT

Sykes-Picot Anlaşması’nın Rus versiyonuna mı tanık oluyoruz?

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Çarlık Rusyası, İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ni sonlandırmak üzere anlaştılar. Bunu da Araplara vaatlerde bulunarak veya köklü ailelerle anlaşmalar yaparak çizdikleri sınırlar ve kısa vadede verilen istikrar güvencesiyle Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına göre bölerek yaptılar.
Ancak 'Sykes-Picot' olarak adlandırılan bu gizli anlaşma, henüz yürürlüğe girmeden, Rus Devrimi patlak verdi ve Rusya tamamen farklı bir pozisyon aldı. Böylece Fransa ve İngiltere, Ortadoğu’nun ganimetlerini kendi aralarında bölme fırsatı yakaladılar. Hırsları ve arzuları daha da arttı ve iki ülke de Araplara verdikleri sözleri unuttu. İsmini, görüşmeleri Fransa adına yürüten François Georges Picot ile İngiltere adına yürüten Mark Sykes’dan alan anlaşma uyarınca çizilen sınırlara uymadılar. Yaşanan gelişmelerin ve bugün de bölgede sonuçları halen etkili olan trajik Balfour Deklarasyonu’nun yayınlanmasından sonra bölge, Araplar ve hakları açısından daha da adaletsiz hale getirildi.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yapılan Sykes-Picot Anlaşması'nın üzerinden bir asır geçtikten sonra yine bugün, temelde uluslararası sınırlar değişmemiş olsa bile uygulamalar ve etki alanları açısından Ortadoğu jeopolitiğinin Araplar pahasına bölündüğüne ve Arap ulusal yapısının nüfuzunun zayıflatıldığına tanık oluyoruz. Fransa ve İngiltere bu kez aslan payını almazken, Batı da ABD’nin İsrail’i destekleyen belirleyici rolü dışında herhangi bir kilit rol bulabilmiş değil.
Ortadoğu, şu an bölgedeki birçok Arap ülkesi için özellikle Türkiye, İran ve İsrail başta olmak üzere yapılan yeni düzenlemelere ve uzun vadede çok önemli ve tehlikeli gelişmelere tanıklık ediyor. Çünkü bu üç ülke, kendi sınırları içinde ve bu sınırları geçerek, Arap topraklarında haklar ve uygulamalar belirliyorlar. Bununla birlikte sadece Ortadoğu’da değil, aynı zamanda Körfez ve Kuzey Afrika'da da geniş bir etkiye sahip olmaya çalışıyorlar. Üç ülkenin de aralarında, başka konularda görüş ayrılıkları olmasına rağmen bölgedeki baskın Arap kimliğini seyreltme konusunda ortak bir çıkarları olduğunu söylemek abartı olmaz.
Eğer Arapların çalınan hakkı, iki dönem arasında yinelenen bir öğeyse ve Arap olmayanlar bundan ilk yararlanan tarafsa, Batılı ve Arap olmayan tarafların zaman zaman bulundukları yere, koşullara ve olaylara bağlı olarak belirledikleri çıkarlar açısından Rusya'nın şu an yeni düzenlemeler konusunda ana ve en etkili taraf olması oldukça dikkat çekici bir gelişmedir.
Rusya'nın Batı ülkeleri ve ABD'nin müttefikleri de dâhil olmak üzere Ortadoğu’daki ilişkileri çok yönlü bir hale gelirken Devlet Başkanı Putin ve bakanlarının, Ortadoğu’daki çeşitli taraflarla karşılıklı gerçekleştirdikleri ziyaretler de geçtiğimiz yüzyıla kıyasla görülmemiş seviyelere ulaştı. Söz konusu tarafların başında ise İsrail sağını temsil eden Netanyahu, siyasal İslamcı akımı temsil eden Erdoğan, ABD’nin yaptırımlar uyguladığı İran ve Körfez bölgesindeki Arap ülkeleri var.
Suriye ve İran ile gerçekleştirilen üçlü zirvelerin çoğunu herhangi bir Arap taraf olmadan yapmaktan çekinmeyen Rusya, Ortadoğu’daki çatışmaları önlemek veya kontrol altına alınabilecek geleneksel gerilimleri ortadan kaldırmak için Arap olmayan taraflarla anlaşmaya varmaya çalışıyor.
Diğer yandan İran veya İsrail tarafından tekrarlanan askeri operasyonlara tanık olunurken, Rusya’nın Halep ve İdlib’in kuzeyindeki gerginliği kontrol altına almak için Türkiye’nin başta ABD olmak üzere Batı ile arasını açarak, Ankara-Moskova ilişkilerini iyileştirmeye çalıştığını da gördük.
Bununla birlikte Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı, ABD’li ve İsrailli mevkidaşlarıyla İsrail’de bölgesel gelişmelerin ele alındığı üçlü bir zirveye katıldı.
Rusya, yaptığı bu uzlaşıların, Körfez Arap ülkeleri ile İran arasındaki çekişme, taraflara kendilerine hakim olmaları çağrısı yaptığı Yemen ve Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki tartışma gibi Ortadoğu’daki diğer bölgelerde ve meselelerde farklı etkileri olacağının farkında. Buradaki tarafların yanı sıra özellikle Kızıldeniz ve Doğu Afrika'nın güvenliği üzerindeki etkileri nedeniyle daha aktif bir hale geldiği ve Libya’nın da bulunduğu Kuzey Afrika’da dahi kendi himayesinde görüşmeler yapılması teklifinde bulundu. Böylece Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin Soğuk Savaş döneminde bile göstermediği etkinlik ve çabalardan çok daha fazla bir şekilde diplomatik faaliyetlerde bulunduğuna şahit olduk. Bununla birlikte Rusya’nın nüfuzu, Ortadoğu’nun da ötesine geçerek, Kuzey Kore ve Venezuela’da da belirgin bir şekilde görülmeye başlandı.
Ancak ne var ki Rusya’nın şu anki tutumunu, İngiltere ve Fransa’nın Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki tutumlarından daha medeni buluyorum. Yine de yaşananları Sykes-Picot Anlaşması’nın Rusya versiyonu olarak nitelendirmiyorum. Zira Rusya’nın yeni sınır düzenlemeleri gibi bir girişimi desteklediğine dair herhangi bir işaret yok. Bununla birlikte Rusya’nın küresel olarak siyasi statüsünü geri kazanmayı da içeren rolünün belirli Rus çıkarlarına ulaşmanın yanı sıra Ortadoğu’daki güvenliğini ve siyasi ilişkilerini ve başta Doğu Akdeniz ile ilgili Avrupa-Asya arenası olmak üzere küresel enerji ve doğalgaz haritasında büyük bir taraf olarak ağırlığını genişletmeyi hedeflediğini söylememiz de gerekmiyor.
Bu bağlamda şu an Fransız-İngiliz versiyonu yerine Rusya’nın diğer ülkelerle yapılan bölgesel ve küresel anlaşmalara müdahale etmesini mümkün kılacak olan çıkarlarını güvence altına alan yeni bir jeopolitik ve operasyonel aşamaya tanık oluyoruz. Diğer yandan Ortadoğu’daki Araplar, yine bedel ödeyebilir. Peki bu durum göz önüne alındığında, Araplar neden bölgesel inisiyatifler alma ve kendi kaderlerini tayin etme konusunda bu kadar isteksizlikler?
Mısır eski Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi'nin Independent Arabia'da yayınlanan makalesi



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.