İran’ın iç çatışması ve Fransız çabalarının hedef alınması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
TT

İran’ın iç çatışması ve Fransız çabalarının hedef alınması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)

Washington ile Tahran arasındaki krizin gerilimini düşürecek bir orta yol bulma ve krizin taraflarını sert tutumlar ve “karşılıklı şartlar ağacından” indirerek müzakere masasına yeniden oturtacak bir çözüm yolu açma umuduyla atılan uluslararası adımlar sıklaşırken, İran asıllı Fransız araştırmacı Fariba Adelkhah, İran ziyareti sırasında gözaltına alındı. Bu gelişme, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetinin mevcut krizden çıkmak ve İran ekonomisinin boğazına sarılarak ekonomiyi ve rejimi çökertmekle tehdit eden ABD yaptırımlarının olumsuz etkilerini azaltmak için izlediği sürece dair İran’da yaşanan iç anlaşmazlıkların derinliğini ortaya koyuyor.
İran’da bu kararın arkasında yer alan odağa ve hükümetin kontrolü ve yönelimleri dışında alındığını belirten şüphelere bakmaksızın Fransız araştırmacının tutuklanmasının, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Tahran ile Washington arasında başlattığı girişimi ve gerek İran tarafında gerekse de ABD Başkanı Donald Trump yönetimi tarafında kaydedilen olumlu gelişmeyi hedef aldığı söylenebilir. Bir diğer deyişle olan bitenler, İran’ın radikal hareket içerisinde keskin bir ayrışma ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Reformcu hareket ve ılımlı güçler tarafından desteklenen bir ekip, anlaşmazlık meselelerinde İran için en düşük sınırı muhafaza eden ve Washington’un bu meselelerde istediği ve iki tarafın geleceği için olumlu bir ikili diyalog kuracak güvenceleri veren bir çatı altında İran ile ABD arasındaki diyalogu yeniden başlatmak için bu Fransız fırsatının kullanılabileceğini düşünüyor. Nükleer anlaşmaya ve onun İran rejimi için verdiği sonuçlara yönelik itirazında ısrarcı olan diğer ekip ise hükümetin, nükleer anlaşmanın maddelerine yönelik bağlılığını kısıtlama konusunda attığı adımları desteklemekle birlikte hükümet İran’ı nükleer programı konusunda büyük zararlara uğratan bu anlaşmadan tam anlamıyla çekilme kararı almadığı sürece bu adımların eksik kalacağını düşünüyor.
Çıkar ekibi
Herhangi bir anlaşma veya diyaloga karşı çıkan ve Ruhani’nin uluslararası toplumla gerçekleştirdiği müzakere temelli süreçten zarar gören bu radikal ekip, son yıllarda, İran’ın uluslararası toplum tarafından siyasi ve ekonomik olarak kuşatılmasından ve ABD kuşatmasının uluslararası artçılarından faydalanarak elde ettiği ekonomik, siyasi ve idari ayrıcalıkları kaybetme konusunda artan endişeleri ile hareket ediyor. Buna göre bu krizi çözüme kavuşturacak herhangi bir girişim, bu ekibin çıkarlarına, rejim içerisindeki konumuna ve stratejik karar süreçlerindeki etkinliğine zarar verecek. Bu hareket, rejimin “Yüce Rehberinin”, nükleer anlaşmanın imzalanmasından bu yana hükümetin çabalarını engellemek için benimsediği ‘sisli’ tutumu kullanıyor. “Yüce Rehber”, bu anlaşmayı, ABD’nin anlaşmalara ve sözleşmelere bağlı kalmayacağından ‘emin’ olmakla birlikte hükümetin çabalarına bir şans vermek adına onayladığını vurgulamıştı. Yakın zamanda ise bu anlaşmaya olan bağlılığı azaltma sürecinin devam edeceğini belirtti. Buna karşılık Ruhani’nin ekibi, İran’ın yüzleştiği Amerikan yaptırımları ve siyasi baskıların olumsuz etkilerinden yana endişeli olduğunu gizlemiyor. Bu yüzden bu ekip, yapının çökmesinin İran toplumu ve rejim güçleri arasından yalnızca bir ekibi değil herkesi etkileyeceğini düşünüyor. Bu çöküşün gerek askerî gerek ekonomik süreç üzerindeki etkileri, rejim güçleri ile sınırlı olmayacak ve artçı sarsıntıları uzun bir süre devam ederek ayrım gözetmeksin tüm İran halkını uzun yıllar boyu etkileyecek. Üstelik İranlıların, içeride, bölge düzleminde ve uluslararası planda ekonomik, endüstriyel, bilimsel, toplumsal ve siyasi başarılar elde etmek için verdiği tüm zahmetleri de yıkacak.
Bu noktada ekibi ile birlikte Ruhani’nin ve İran’ı ve rejimini tehdit eden tehlikelerin farkında olan makul hareketin vereceği savaş, basit ve kolay olmayacak. Bu ekip, siyaset, ekonomi ve güvenlik meydanında ABD ile biri nükleer program olmak üzere birçok meselede çekişme yaşıyor, özellikle de şartlar ve karşı şartlar konusunda Washington ile yaşadığı karşılıklı gerilimde bakış açılarını döndürmek için çabalıyor. ABD’nin anlaşmadan çekilip yaptırım uyguladığı bir durumda da yüzsuyunu korumak adına müzakere de yürütemiyor. Zira müzakereye gitme kararı, ABD’nin baskıları ve şartları karşısında yenilgiye dair bir ön duyuru mahiyetinde olacak. Bu ekibin Washington ile yaşadığı çekişmede yüzleştiği bu sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda ise içeride verdiği savaş daha zorlu görünüyor.
İran tarafının, gerek diplomasinin başkanı Muhammed Cevad Zarif’in açıklamaları gerekse de başta Irak, Suriye ve Lübnan olmak üzere bölgesel planda tanık olunan bazı uygulamaları yoluyla gösterdiği belirtiler, İran’ın bu meselelerdeki işbirliği mekanizmasına dair mesajlar veriyor. ABD yönetimi de bu dönüşümlerde bunu okumuş olabilir. Başkan Donald Trump’ın İran’ın bölgesel etkinliğine dair son konuşmasını, İran’ın Suudi Arabistan ile İran arasındaki temel çatışma noktası olan Yemen sahasından çıkması gerektiği konusuna ayırmasının arkasında da bunun olduğunu söyleyebiliriz. Bu talep zor ve karmaşık olmakla birlikte Washington’un bu meselede İran ile olumlu bir işbirliğini dayatmak için uygulayacağı baskı ile mümkün olabilir. Irak ve Suriye meselelerinde olduğu gibi. Nitekim İran, Haşdi Şabi’nin (Halk Seferberlik Güçleri) Irak askerî kurumu ile bütünleştirilmesi sürecini ve bu güçlere ait grupların, DEAŞ’tan kurtarılmış bölgelerde yerlerinden edilmişlerin geri dönmesi meselesinde sunduğu işbirliğini kolaylaştırdı. İran’ın Irak’taki birinci adamı Ebu Mehdi el-Mühendis de bu grupların özellikle Selahaddin ilinden çekilmesini doğrudan denetledi ve onları, askerî yönetim ile kanun çatısı altındaki il meclisinin yetki alanına yerleştirdi. Bu gelişmeden birkaç gün önce de Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Hizbullah’ın çoğu unsurunun Suriye’den çekildiğini duyurmuştu (Çekilme, pratikte medyadan uzak olarak birkaç ay önce başladı). Hizbullah’ın ayrıca, Kuseyr (Suriye’nin Lübnan ile sınırındaki batı kısmı) halkına, köylerine ve yurtlarına geri dönme imkânı tanıdığı belirtildi. Bu bölge, Suriye toprakları içinde ve ortak sınırda Hizbullah için stratejik bir derinlik oluşturuyordu.
Müzakere mümkün mü?
Washington ile bir anlaşmanın mümkün olduğunun en bariz göstergesi ise Dışişleri Bakanı Zarif’in New York’ta iken füze programı üzerine müzakere edilebileceğine dair dolaylı yoldan verdiği sinyaller oldu. Zarif, başta reddetmediği bu müzakere meselesini, füzeler dâhil olmak üzere Amerikan silahlarının bölgeye ihraç edilmesi meselesine bağladı. Yani bu konuda atılması gereken ilk adım, İran’ın Suudi Arabistan’dan İsrail’e kadar uzanan çevresinden yana duyduğu güvenlik endişesinin kaynağının ele alınmasıdır. İran’ın bu programı geliştirmeyi durdurarak gücünü, şimdiye kadar ulaştığı düzeyde tutması meselesinin görüşülmesinin temeli budur.
İran’ın müzakere masasına oturmak için bir orta yol bulma umuduyla ABD’nin tutumlarındaki yaklaşımları dönüştürme çabaları, İran rejiminin güvenilirliğini kanıtlama krizi ile karşı karşıya. Fransa Cumhurbaşkanı, iki taraf arasındaki bakış açılarını yaklaştırmak adına bir girişimde bulundu. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan Hasan Fahs kaynaklı haberine göre bu adım, Washington’un yaptırımlarda koyduğu çıtadan vazgeçmesine fırsat verecek ve İran ile müzakereci ekibe köstek olanlarla mücadele etme ve krizi sonlandırarak bölgeyi çözümün eşiğine getirme konusunda cesaretlendirecek. İran’daki bir ekibin, bu girişimin duvarlarında oluşturmaya çalıştığı çatlak onarılabilecek mi? Sonraki gelişmeler bu soruya cevap verebilir.



İsrail üç uluslararası kuruluşla ilişkilerini kesti

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail üç uluslararası kuruluşla ilişkilerini kesti

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanlığı dün, ABD'nin geçen hafta 66 uluslararası kuruluştan çekilmesinin ardından, iki Birleşmiş Milletler ajansı da dahil olmak üzere üç uluslararası kuruluşla ilişkilerini keseceğini duyurdu.

Bakanlık, Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın, İsrail'in diğer bazı kuruluşlarla sürdürdüğü iş birliğinin de gözden geçirilmesi için talimat verdiğini belirtti. X platformunda yayınlanan bir gönderide, “Saar, İsrail'in aşağıdaki BM kurumları ve uluslararası kuruluşlarla tüm ilişkilerini derhal kesmesine karar verdi” denildi.

O, Birleşmiş Milletler Enerji Kurumları Arası Görev Gücü, Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı ve Birleşmiş Milletler sisteminin bir parçası olan Göç ve Kalkınma Küresel Forumu'na atıfta bulundu.

Geçen hafta, ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediklerini iddia ederek, ABD'nin 66 uluslararası kuruluştan çekilmesini emreden bir mutabakat zaptı imzaladı.

Karar, İsrail'in dün çekildiği üç kuruluş da dahil olmak üzere 31 BM kuruluşu ve 35 diğer kuruluşu kapsıyordu.

İsrail'in bu üç kuruluşla olan ilişkilerinin boyutu belirsizdi.

Dışişleri Bakanlığı, BM Medeniyetler İttifakı'nı Yahudi devletini faaliyetlerine davet etmemekle suçlayarak, ittifakın “yıllardır İsrail'e saldırmak için bir platform olarak kullanıldığını” belirtti.

Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Kurumlar Arası Enerji Forumu bunu “israf” olarak nitelendirdi ve Küresel Göç ve Kalkınma Forumu'nun “egemen devletlerin kendi göçmenlik yasalarını uygulama yeteneğini zayıflattığını” belirtti.

Bakanlık, ABD'nin geçen hafta çekildiği diğer dört BM organından bahsederek, İsrail'in yıllar önce bu organlarla ilişkilerini kestiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, özellikle 7 Ekim 2023'te Hamas'ın topraklarına saldırmasının ardından Gazze Şeridi'nde savaşın patlak vermesinden sonra, Birleşmiş Milletler'in kurumlarını kendisine karşı önyargılı olmakla suçlayarak uzun süredir Birleşmiş Milletler ile anlaşmazlık yaşıyor.

Yahudi devleti, Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Ajansı'nı (UNRWA) Hamas militanlarına koruma sağlamakla defalarca suçladı ve bazı çalışanlarının saldırıya katıldığını ifade etti.

2024 yılında, ajansın İsrail topraklarında faaliyet göstermesini ve İsrail makamlarıyla temas kurmasını yasaklayan iki yasa kabul edildi.

UNRWA, geçen hafta “mali zorluklar” gerekçesiyle Gazze Şeridi dışındaki 571 çalışanını işten çıkaracağını duyurdu.


ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
TT

ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)

ABD, İran'a yönelik gizli operasyon ve askeri stratejiler üzerinde çalışıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Başkan Donald Trump'a çeşitli saldırı seçenekleri sunduğunu söylüyor.

Bunlar arasında ABD'nin haziranda vurduğu nükleer tesislere ek olarak balistik füze üretimi merkezlerinin hedef alınması da var.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Yetkililer, böyle bir saldırı senaryosunda operasyonun "birkaç gün" sürebileceğini ve İran'ın "şiddetli misilleme yapabileceğini" belirtiyor.

İran, ABD'nin saldırısına cevap olarak 23 Haziran'da Amerikan ordusunun Katar'daki El-Udeyd Hava Üssü'ne saldırmıştı. Operasyonda Tahran'ın önceden Washington'a haber verdiği ve hiçbir can kaybı yaşanmadığı aktarılmıştı.

Pentagon'un sunduğu diğer seçenekler arasında İran'ın güvenlik kurumlarına yönelik siber saldırı düzenlenmesi yer alıyor. Kaynaklara göre bu tarz saldırılarda "protestoculara karşı ölümcül güç kullanan iç güvenlik aygıtı" hedef alınacak.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla BBC'ye konuşan ABD'li yetkililer de İran'a yönelik olası operasyonda hava saldırılarının en muhtemel seçenekler arasında olduğunu belirtiyor. Bunlara ek olarak İran'ın "komuta ve telekomünikasyon sistemlerinin" hedef alınabileceğine işaret ediliyor.

Trump, sosyal medyadan dün paylaştığı gönderide İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu.

NYT'nin analizinde, İran petrolünün en büyük alıcısı Çin'in yanı sıra Türkiye, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ın da böyle bir hamleden olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekiliyor.

Trump'ın protestocuların öldürülmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunduğu İran'ın ekonomisi, uzun süredir ABD ambargosunun da etkisiyle zor durumda.

İran riyalinin açık piyasada ABD doları karşısında rekor seviyede düşmesinin ardından başkent Tahran'daki Kapalı Çarşı'da esnaf 28 Aralık'ta greve gitmişti.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, Norveç merkezli insan hakları örgütü İran İnsan Hakları (IHRNGO) verilerine göre, protestolarda en az 648 eylemci öldürüldü, bunlardan 9'u 18 yaşın altındaydı. BBC'nin İran'daki kaynaklarıysa ölü sayısının çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), öğrencilerin de katılımıyla büyüyen gösterilerin 16. gününe ilişkin raporunda, 133'ü emniyet görevlisi ve biri savcı, 9'u 18 yaşın altında toplam 646 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 bin 721 kişinin de gözaltına alındığını bildirdi.

ABD'nin İran'a yönelik operasyon başlatma ihtimali İsrail'i de harekete geçirdi. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden (IDF) dün yapılan paylaşımda, İran'daki durumla ilgili "sürpriz senaryolara karşı" hazırlık yapıldığı ifade edildi.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Times of Israel


Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
TT

Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)

Çin, Tayvanlı politikacıları kabul etmemeleri için Avrupa ülkelerine baskı yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan diplomat ve yetkililer, Pekin'in Tayvanlı siyasetçilerin ülkelerine girişini yasaklaması için Avrupa Birliği (AB) hükümetlerine baskı yaptığını öne sürüyor. 

Kaynaklara göre Çin yönetimi, Avrupa'daki konsolosluklar üzerinden hükümet yetkililerine kasım ve aralıkta ulaşarak Tayvanlı politikacıların girişlerinin yasaklanması yönünde "hukuki tavsiye" verdi. 

Pekin yönetimi, Schengen Sınırları Kanunu diye bilinen ve AB vatandaşı olmayanların ülkelere girişi için "üye devletlerin uluslararası ilişkilerine tehdit oluşturmamasını" şart koşan kuralları öne sürerek uyarı yapıyor. 

Buna göre Çinli yetkililer, Tayvanlı siyasetçilerin Avrupa ülkelerine girişinin, mevzubahis ülkenin Çin'le uluslararası ilişkilerini tehdit edeceğini savunuyor. 

Diğer yandan Tayvan Ulusal Dong Hwa Üniversitesi'nden Zsuzsa Anna Ferenczy, "AB-Tayvan ilişkilerinin AB-Çin ilişkilerini tehdit ettiği yönündeki yorum Pekin'e ait. Bu, Avrupa'daki algı veya gerçeklikle hiç uyuşmuyor" diyor. 

Guardian'ın incelediği bazı notlarda "Tayvanlı personelin resmi temas için Avrupa'ya girmesinin yasaklanması" talep ediliyor. Bunun "Çin'in kırmızı çizgisinin ihlal edilmesi" anlamına geldiği ileri sürülüyor. 

Ayrıca bazı notlarda, AB hükümetlerinden Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, Devlet Başkanı Yardımcısı Hsiao Bi-khim ve Başbakan Cho Jung-tai'nin yanı sıra, bu pozisyonlarda önceden görev yapmış isimlerin de girişinin yasaklanması talep ediliyor. 

Çin yönetimine göre Tayvanlı yetkililerin Belçika, Çekya, Polonya, Hollanda, İtalya, Avusturya, Almanya, Litvanya, Danimarka, Estonya ve İrlanda'ya ziyaretleri, "Çin-AB ilişkilerini ciddi şekilde zedeleme" riski taşıyor. 

Guardian'ın aktardığına göre Norveç ve Finlandiya'ya da benzer uyarı notları gönderilmiş. 

Tayvan Dışişleri Bakanlığı gazeteye gönderdiği açıklamada, yetkililerin Avrupa ziyaretlerinin "Çin'le hiçbir ilgisi olmadığı, Çin'in bu konuda müdahale etme hakkının bulunmadığı" belirtildi. 

Çin'e odaklanan Alman düşünce kuruluşu Merics'ten Claus Soong, şu ifadeleri kullanıyor: 

Pekin, Tayvanlı yetkilileri ülkeye kabul etmeden önce iyice düşünmeniz gerektiğini söylemek için elinden geleni yapıyor. Bunun bir tehdit olduğunu söyleyemem, daha çok bir hatırlatma ancak pek de nazik bir hatırlatma değil.

AB, Çin ordusunun Tayvan etrafında geçen ay düzenlediği kapsamlı tatbikatı eleştirerek, "bölgedeki istikrarın tehlikeye girdiğini" bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, European Newsroom