İran’ın iç çatışması ve Fransız çabalarının hedef alınması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
TT

İran’ın iç çatışması ve Fransız çabalarının hedef alınması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Diplomasi Danışmanı Emmanuel Bonne ile 10 Temmuz’da Tahran’da bir araya geldi (AFP)

Washington ile Tahran arasındaki krizin gerilimini düşürecek bir orta yol bulma ve krizin taraflarını sert tutumlar ve “karşılıklı şartlar ağacından” indirerek müzakere masasına yeniden oturtacak bir çözüm yolu açma umuduyla atılan uluslararası adımlar sıklaşırken, İran asıllı Fransız araştırmacı Fariba Adelkhah, İran ziyareti sırasında gözaltına alındı. Bu gelişme, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetinin mevcut krizden çıkmak ve İran ekonomisinin boğazına sarılarak ekonomiyi ve rejimi çökertmekle tehdit eden ABD yaptırımlarının olumsuz etkilerini azaltmak için izlediği sürece dair İran’da yaşanan iç anlaşmazlıkların derinliğini ortaya koyuyor.
İran’da bu kararın arkasında yer alan odağa ve hükümetin kontrolü ve yönelimleri dışında alındığını belirten şüphelere bakmaksızın Fransız araştırmacının tutuklanmasının, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Tahran ile Washington arasında başlattığı girişimi ve gerek İran tarafında gerekse de ABD Başkanı Donald Trump yönetimi tarafında kaydedilen olumlu gelişmeyi hedef aldığı söylenebilir. Bir diğer deyişle olan bitenler, İran’ın radikal hareket içerisinde keskin bir ayrışma ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Reformcu hareket ve ılımlı güçler tarafından desteklenen bir ekip, anlaşmazlık meselelerinde İran için en düşük sınırı muhafaza eden ve Washington’un bu meselelerde istediği ve iki tarafın geleceği için olumlu bir ikili diyalog kuracak güvenceleri veren bir çatı altında İran ile ABD arasındaki diyalogu yeniden başlatmak için bu Fransız fırsatının kullanılabileceğini düşünüyor. Nükleer anlaşmaya ve onun İran rejimi için verdiği sonuçlara yönelik itirazında ısrarcı olan diğer ekip ise hükümetin, nükleer anlaşmanın maddelerine yönelik bağlılığını kısıtlama konusunda attığı adımları desteklemekle birlikte hükümet İran’ı nükleer programı konusunda büyük zararlara uğratan bu anlaşmadan tam anlamıyla çekilme kararı almadığı sürece bu adımların eksik kalacağını düşünüyor.
Çıkar ekibi
Herhangi bir anlaşma veya diyaloga karşı çıkan ve Ruhani’nin uluslararası toplumla gerçekleştirdiği müzakere temelli süreçten zarar gören bu radikal ekip, son yıllarda, İran’ın uluslararası toplum tarafından siyasi ve ekonomik olarak kuşatılmasından ve ABD kuşatmasının uluslararası artçılarından faydalanarak elde ettiği ekonomik, siyasi ve idari ayrıcalıkları kaybetme konusunda artan endişeleri ile hareket ediyor. Buna göre bu krizi çözüme kavuşturacak herhangi bir girişim, bu ekibin çıkarlarına, rejim içerisindeki konumuna ve stratejik karar süreçlerindeki etkinliğine zarar verecek. Bu hareket, rejimin “Yüce Rehberinin”, nükleer anlaşmanın imzalanmasından bu yana hükümetin çabalarını engellemek için benimsediği ‘sisli’ tutumu kullanıyor. “Yüce Rehber”, bu anlaşmayı, ABD’nin anlaşmalara ve sözleşmelere bağlı kalmayacağından ‘emin’ olmakla birlikte hükümetin çabalarına bir şans vermek adına onayladığını vurgulamıştı. Yakın zamanda ise bu anlaşmaya olan bağlılığı azaltma sürecinin devam edeceğini belirtti. Buna karşılık Ruhani’nin ekibi, İran’ın yüzleştiği Amerikan yaptırımları ve siyasi baskıların olumsuz etkilerinden yana endişeli olduğunu gizlemiyor. Bu yüzden bu ekip, yapının çökmesinin İran toplumu ve rejim güçleri arasından yalnızca bir ekibi değil herkesi etkileyeceğini düşünüyor. Bu çöküşün gerek askerî gerek ekonomik süreç üzerindeki etkileri, rejim güçleri ile sınırlı olmayacak ve artçı sarsıntıları uzun bir süre devam ederek ayrım gözetmeksin tüm İran halkını uzun yıllar boyu etkileyecek. Üstelik İranlıların, içeride, bölge düzleminde ve uluslararası planda ekonomik, endüstriyel, bilimsel, toplumsal ve siyasi başarılar elde etmek için verdiği tüm zahmetleri de yıkacak.
Bu noktada ekibi ile birlikte Ruhani’nin ve İran’ı ve rejimini tehdit eden tehlikelerin farkında olan makul hareketin vereceği savaş, basit ve kolay olmayacak. Bu ekip, siyaset, ekonomi ve güvenlik meydanında ABD ile biri nükleer program olmak üzere birçok meselede çekişme yaşıyor, özellikle de şartlar ve karşı şartlar konusunda Washington ile yaşadığı karşılıklı gerilimde bakış açılarını döndürmek için çabalıyor. ABD’nin anlaşmadan çekilip yaptırım uyguladığı bir durumda da yüzsuyunu korumak adına müzakere de yürütemiyor. Zira müzakereye gitme kararı, ABD’nin baskıları ve şartları karşısında yenilgiye dair bir ön duyuru mahiyetinde olacak. Bu ekibin Washington ile yaşadığı çekişmede yüzleştiği bu sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda ise içeride verdiği savaş daha zorlu görünüyor.
İran tarafının, gerek diplomasinin başkanı Muhammed Cevad Zarif’in açıklamaları gerekse de başta Irak, Suriye ve Lübnan olmak üzere bölgesel planda tanık olunan bazı uygulamaları yoluyla gösterdiği belirtiler, İran’ın bu meselelerdeki işbirliği mekanizmasına dair mesajlar veriyor. ABD yönetimi de bu dönüşümlerde bunu okumuş olabilir. Başkan Donald Trump’ın İran’ın bölgesel etkinliğine dair son konuşmasını, İran’ın Suudi Arabistan ile İran arasındaki temel çatışma noktası olan Yemen sahasından çıkması gerektiği konusuna ayırmasının arkasında da bunun olduğunu söyleyebiliriz. Bu talep zor ve karmaşık olmakla birlikte Washington’un bu meselede İran ile olumlu bir işbirliğini dayatmak için uygulayacağı baskı ile mümkün olabilir. Irak ve Suriye meselelerinde olduğu gibi. Nitekim İran, Haşdi Şabi’nin (Halk Seferberlik Güçleri) Irak askerî kurumu ile bütünleştirilmesi sürecini ve bu güçlere ait grupların, DEAŞ’tan kurtarılmış bölgelerde yerlerinden edilmişlerin geri dönmesi meselesinde sunduğu işbirliğini kolaylaştırdı. İran’ın Irak’taki birinci adamı Ebu Mehdi el-Mühendis de bu grupların özellikle Selahaddin ilinden çekilmesini doğrudan denetledi ve onları, askerî yönetim ile kanun çatısı altındaki il meclisinin yetki alanına yerleştirdi. Bu gelişmeden birkaç gün önce de Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Hizbullah’ın çoğu unsurunun Suriye’den çekildiğini duyurmuştu (Çekilme, pratikte medyadan uzak olarak birkaç ay önce başladı). Hizbullah’ın ayrıca, Kuseyr (Suriye’nin Lübnan ile sınırındaki batı kısmı) halkına, köylerine ve yurtlarına geri dönme imkânı tanıdığı belirtildi. Bu bölge, Suriye toprakları içinde ve ortak sınırda Hizbullah için stratejik bir derinlik oluşturuyordu.
Müzakere mümkün mü?
Washington ile bir anlaşmanın mümkün olduğunun en bariz göstergesi ise Dışişleri Bakanı Zarif’in New York’ta iken füze programı üzerine müzakere edilebileceğine dair dolaylı yoldan verdiği sinyaller oldu. Zarif, başta reddetmediği bu müzakere meselesini, füzeler dâhil olmak üzere Amerikan silahlarının bölgeye ihraç edilmesi meselesine bağladı. Yani bu konuda atılması gereken ilk adım, İran’ın Suudi Arabistan’dan İsrail’e kadar uzanan çevresinden yana duyduğu güvenlik endişesinin kaynağının ele alınmasıdır. İran’ın bu programı geliştirmeyi durdurarak gücünü, şimdiye kadar ulaştığı düzeyde tutması meselesinin görüşülmesinin temeli budur.
İran’ın müzakere masasına oturmak için bir orta yol bulma umuduyla ABD’nin tutumlarındaki yaklaşımları dönüştürme çabaları, İran rejiminin güvenilirliğini kanıtlama krizi ile karşı karşıya. Fransa Cumhurbaşkanı, iki taraf arasındaki bakış açılarını yaklaştırmak adına bir girişimde bulundu. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan Hasan Fahs kaynaklı haberine göre bu adım, Washington’un yaptırımlarda koyduğu çıtadan vazgeçmesine fırsat verecek ve İran ile müzakereci ekibe köstek olanlarla mücadele etme ve krizi sonlandırarak bölgeyi çözümün eşiğine getirme konusunda cesaretlendirecek. İran’daki bir ekibin, bu girişimin duvarlarında oluşturmaya çalıştığı çatlak onarılabilecek mi? Sonraki gelişmeler bu soruya cevap verebilir.



Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
TT

Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Mina Abdulfettah

1990'ların başlarında, Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki ile Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki ilişkiler, yeni kurulan seküler Eritre devleti ile Beşir ve Hasan et-Turabi liderliğindeki Sudan'daki yükselen İslamcı rejim arasındaki ideolojik farklılıklar nedeniyle erken dönemde gerginliklere tanık oldu.

Eritre 1993 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Asmara, Hartum'u ‘Eritre'deki İslamcı muhalefet gruplarını desteklemekle’ suçladı. Afwerki, Beşir rejiminin nüfuzunu sınırlamak için bir strateji kapsamında, ABD'nin dolaylı desteğiyle, o dönemde Etiyopya ve Uganda'yı da içeren bölgesel bir eksen içinde Sudanlı muhalefet gruplarını kucaklayarak yanıt verdi.

Sudan'da 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesiyle birlikte, bu eğilim daha yoğun bir aşamaya girdi ve her iki tarafın da çalkantılı bölgesel denklemdeki konumlarını yeniden tanımlamaya yönelik karşılıklı hamlelerle karakterize oldu. Eritre tarafında Asmara, Sudan ordusu ile doğrudan iletişim kanallarını sürdürmeyi ve kendisini sınır dengelerini kurmada gerekli bir aktör olarak sunmayı amaçlayan siyasi ve güvenlik kanalları aracılığıyla Doğu Sudan ve Kızıldeniz kıyılarındaki varlığını pekiştirmeye yöneldi. Bu süreç, 29 Kasım 2025'te Eritre cumhurbaşkanının, savaşın patlak vermesinden bu yana Sudan'a yaptığı ilk ziyaretinde, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın daveti üzerine Port Sudan'ı ziyaret etmesiyle doruğa ulaştı. Bu ziyaret sadece protokol gereği değil, Asmara’nın Sudan askeri otoritesine desteğini teyit etmek ve çatışmadaki gelişmeleri, Kızıldeniz'deki güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel düzenlemelerin geleceğini tartışmak için hassas bir zamanda gerçekleşti.

Öte yandan Sudan, iç baskıların ve dışa açılımın yaşandığı bir dönemde bölgesel ortaklar çemberini genişletmek amacıyla Eritre'ye yöneldi. Bu eğilim, 2024 yılından bu yana Asmara'ya yapılan çeşitli resmi ziyaretlere de yansıtıldı. Bu ziyaretler arasında, koordinasyon kanalları kurmayı amaçlayan güvenlik ve siyaset toplantıları da yer alıyor. Bunların en sonuncusu, Sudan Maliye Bakanı Cibril İbrahim ve Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Halid el-Aysar'ın ziyaretleri oldu. Son ziyaret de bu bağlam da gerçekleşti ve iki ülke arasındaki ilişkiyi, kriz yönetiminden daha düzenli bir iş birliği çerçevesine dönüştürmeyi amaçlayan kademeli bir açılımın uzantısı olarak gerçekleşti.

Çift tonlu yaklaşım

Afwerki, Sudan'ı güvenlik, meşruiyet ve nüfuzun kesiştiği önemli bir destinasyon olarak gördü. Çıkarlarına göre gerektirdiğinde yakınlaştı, güç dengesi başka bir yöne kaydığında ise mesafesini korudu. İlişkinin ilk yirmi yılında, Hartum'a yönelik söylemleri, Sudan'ın bölgesel ağırlığını kabul etmekle Afrika Boynuzu'ndaki etkisini sınırlamak için sistematik çabaları birleştiren ikili bir üsluba sahipti.

Bu bağlamda, bu yaklaşımın açıklayıcı aşaması, Asmara'nın Sudan muhalefetine sığınak haline gelmesiyle ortaya çıktı. Bu, komşu ülkelerin iç çekişmelerini bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek için bir araç olarak kullanmaya dayanan daha geniş bir yaklaşımın parçasıydı.

Bu gidişat, 2018 yılında, birden fazla belirgin nedeni olan sessiz bir krizin patlak vermesiyle önemli bir zirveye ulaştı. O yıl, gerginlikler, Mısır-Sudan ilişkilerinin kötüleştiği bir dönemde Eritre'nin Mısır ile yakınlaşması ve Hartum'un insan kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle sınırdaki askeri varlığını güçlendirme kararıyla bağlantılıydı.

Ancak, o dönemde sızan bilgiler daha derin bir tablo çizdi ve Hartum'un, Beşir'i devirmeyi ve Washington'ın yaklaşımlarına daha uygun görülen bir alternatifi desteklemeyi amaçlayan siyasi düzenlemeleri destekleme çabaları hakkında güvenilir bilgilere sahip olduğunu gösterdi.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Beşir’in yardımcılarından Korgeneral Bekri Hasan Salih bu mesajları Asmara'ya iletti ve değiştirilmeden geri döndü. Bu da ilişkilerin ciddi bir soğukluk dönemine girmesine neden oldu. Bu soğukluk, sınırın kapatılması ve Eritre için önemli bir ekonomik can damarı olan gayri resmi ticaretin dondurulmasıyla kendini gösterdi. Cibuti, Etiyopya ve Yemen ile gerginliklerle çevrili olduğu bir dönemde, alternatif bölgesel ortaklara olan ihtiyacı daha da derinleşti.

Beşir’in düşüşü ve Sudan'da savaşın patlak vermesinden sonra Afwerki kartlarını yeniden düzenledi ve bölgede potansiyel bir arabulucu olarak kendini göstermeye başladı, ancak politikaları uzlaşmaktan çok dengeleri yönetmeye yakındı. Asmara, güvenlik ortamındaki parçalanmayı fırsat bilerek Sudan'ın doğusunda ve Kızıldeniz kıyısında varlığını güçlendirmek için Sudan askeri yönetimi ile ilişkilerini pekiştirmeye başladı. Bu aşamada Afwerki, savaşı Eritre’nin bölgesel güvenlik denklemlerinde önemli bir aktör olarak konumunu yeniden tesis etmek için bir fırsat olarak gören ihtiyatlı bir ortak tavrı benimsedi.

Jeopolitik denklem

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarının ötesinde Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'in derinliklerine uzanan bir güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor. Bu bahiste Sudan, sadece sorunlu bir komşu olarak değil, aynı zamanda Eritre'nin bölgesel parçalanma konusundaki beka korkularının yoğunlaştığı ve son derece değişken bir bölgesel sistemde yeniden konumlanma fırsatlarının şekillendiği stratejik bir alan olarak da görünüyor. Uzun soluklu bir ölüm-kalım savaşı bağlamında siyasi deneyimini kazanan Afwerki, istikrarı en yüksek değer, merkezi kontrolü ise devletin hayatta kalması için temel koşul olarak görüyor.

Bu açıdan bakıldığında, Sudan'a yaklaşımı ‘sıkı bir güvenlik mantığıyla yönetilse bile, güçlü bir devlet, silahlı çoğulculuğa ve sınır ötesi güç mücadelelerine açık bir devletten daha tercih edilebilir’ şeklindeki açık bir ilkeye dayanıyor. Dolayısıyla, son yıllarda, ideolojik önyargılardan değil, ordunun siyasi varlığın birliğini korumanın ve Sudan'ın karmaşık müdahaleler gerektirecek bir boşluk haline gelmesini önlemenin en yetkin garantörü olduğu hesaplarına dayanarak Sudan ordusunu destekleme eğiliminde oldu.

Afwerki, Etiyopya ile olan karmaşık ilişkisinden de faydalanıyor. Asmara ile Addis Ababa arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasının ardından iki ülke arasında yakınlaşma yaşanmış olsa da, bu yakınlaşma çıkarlar açısından ihtiyatlı ve dengeli bir nitelik taşıyor. Burada Sudan, Etiyopya'nın ağırlığını dengeleyebilecek coğrafi derinlik ve çok sayıda gücün çekiştiği bir bölgedeki güç dengesini kontrol edebileceği bir arena olmak üzere çift kat değer kazanıyor. Eritre ile çıkarları kesişen, uyumlu bir Sudan, Afwerki'ye bölgesel güç dengesinde stratejik bir koz sağlar ve ülkesinin siyasi ve güvenlik açısından kuşatılma olasılığını sınırlayacaktır.

Diğer yandan bu riskli girişim Mısır, Türkiye ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının kesiştiği Kızıldeniz'e de uzanıyor. Afwerki, bu koridorun artık sadece küresel ticaretin arterlerinden biri olmadığını, aynı zamanda nüfuz ve askeri konumlanma için rekabetin yaşandığı bir sahne haline geldiğini biliyor. Bu ortamda Sudan, Eritre’ye coğrafi büyüklüğünün ötesinde bir ağırlık kazandıran ve yıllarca süren izolasyonun ardından konumunu güçlendiren bölgesel anlaşmalara girmesini sağlayan bir bağlantı noktası gibi görünüyor.

Böylece, Afwerki’nin Sudan üzerine oynadığı bahis, sağlam istikrara yönelik uzun vadeli bir yatırım olarak somutlaşıyor. Güçlü merkezi devleti bölgesel güvenliğin garantisi olarak gören Eritre Devlet Başkanı’na göre istikrarlı bir Sudan, siyasi geçişin cazibesine karşı devletin hayatta kalmasını önceliklendiren ve güvenliği jeopolitik denklemin merkezine yerleştiren bir vizyon içinde, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki güç dengesini yeniden şekillendirmede vazgeçilmez bir ortak.

Yaklaşımdaki karmaşıklıklar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Afrika Boynuzu’nun derinliklerinde tarih, coğrafya ve siyaset, basit varsayımlarla durumu değerlendirenlerin kavrayamayacağı karmaşık bir ağ içinde iç içe geçti. Burada askeri hesaplamalar yeterli değildir ve merkezi devletin tek başına bir emniyet supabı görevi görebileceği düşüncesi yanlış. Bu çerçevede Afwerki'nin Sudan'a yaklaşımı, bu bahsi hayal edilenden daha az uygulanabilir kılan dört karmaşıklıkla çevrili gibi görünüyor. Bu karmaşıklıkların ilki, bölgesel çatışmanın çok kutuplu doğasıdır. Afrika Boynuzu artık ikili dengelerin arenası değil, aktif bir uluslararası varlığın yanı sıra bölgesel çıkarların kesiştiği bir alandır. Bu durum, askeri üslerin ve çelişkili güvenlik anlayışlarının bir arada var olduğu Kızıldeniz'de açıkça görülüyor. Böyle bir senaryoda, savaşa dahil olan her dış güç bir uzlaşma sağlamak yerine kendini yeniden konumlandırma fırsatı bulduğundan, belirli bir Sudanlı tarafa destek vermek, nüfuz oyununda ek bir unsur haline geliyor.

İkinci karmaşıklık, Sudan coğrafyasının parçalanmasında kendini gösteriyor. Savaş artık bir ordu ile paralel bir güç arasındaki çatışma değil, Darfur’dan Sudan'ın doğusuna uzanan bir dizi alt çatışmadan oluşan bir ağa dönüştü. Yerel grupların yükselişi ve altın, kaçakçılık ve sınır geçişleri etrafında gelişen savaş ekonomisi, başkentin mantığına tabi olmayan güç merkezleri ortaya çıkarıyor. Bu ortamda, karar alma sürecinde birliği sağlayabilecek merkezi bir kuruma güvenmek, gücün silah ve kaynakların bulunduğu coğrafyaya dağılmış olduğu bir gerçeklikle çelişen bir kumardır.

Üçüncü karmaşıklık, ekonomi ile güvenlik meselelerinin örtüşmesiyle ortaya çıkıyor. Bugün Sudan, sadece siyasi açıdan sorunlu bir ülke değil, aynı zamanda sınır ötesi ağlar tarafından kontrol edilen ekonomik açıdan parçalanmış bir ülke. Libya ve Çad üzerinden altın kaçakçılığı yapılan rotalar ve Afrika Boynuzu üzerinden silah kaçakçılığı yapılan rotalar, bu çatışmayı daha geniş bir bölgesel çıkarlar sisteminin parçası haline getirdi. Böyle bir bağlamda, askeri istikrarı desteklemek bu ağların ortadan kaldırılmasına yol açmayabilir, aksine onlara daha organize bir biçimde kaosu yeniden üreten yeni bir örtü sağlayabilir.

Dördüncü karmaşıklık ise sosyal ve insani boyutta yatıyor Ülke içinde ve dışında milyonlarca yerinden edilmiş Sudanlı, Darfur ve Kordofan eyaletlerinin yanı sıra doğudaki sosyal dokunun parçalanması, devlet kavramının yeniden kurulamadan önce aşınmaya başladığı bir gerçeklik yarattı. Somali deneyimi bölgenin hafızasında halen tazeliğini koruyor. Sudan artık ordusu ve müttefikleri olan, ancak iktidara anlam katan toplumu kaybeden bir devletten ibaret. Bu bağlamda, ulusal uzlaşma olmadan güvenlik istikrarı, kırılgan bir yapının sağlam bir cephesi gibidir.

Bu dört karmaşık durum göz önüne alındığında, Afwerki'nin Sudan üzerine oynadığı bahisin, sadece mantıkla yönetilmeyen bölgesel ortamla açıkça çeliştiği görülüyor. Afrika Boynuzu, çıkarların, kimliklerin ve kaynakların birbiriyle iç içe geçtiği bir alan. Bu yüzden, ilk bakışta her ne kadar dikkatli hesaplanmış görünse de tek taraflı bahisler aşınmaya karşı savunmasız kalıyor.

Gidişatın öngörülmesi

Öngörüler, Eritre rejiminin doğasına özgü zihinsel ve siyasi yapıya dayanıyor. Afwerki, tarihi olarak, dış ilişkilerin büyük uzlaşmalar için açık bir alan olarak değil, sıkı iç güvenliğin bir uzantısı olarak yönetildiği, egemen izolasyon ve kasıtlı kapanmaya dayalı bir yaklaşımı benimsiyor. Bu bağlamda, Sudan ile yakınlaşma senaryosu, Hartum'un izleyeceği siyasi yolun doğasına bağlı bir olasılık olarak ortaya çıkıyor.

Kriz, Batı başkentlerinde formüle edilen ve ABD’nin çizdiği çerçevelerle yönetilen uluslararası bir çözüme doğru ilerlerse gidişat, Afwerki'yi ya güvenmediği bir denklemde ikincil bir rol kabul etmek ya da on yıllardır retoriğinin merkezinde yer alan bağımsız karar verme mantığını korumak için bir adım geri atmak arasında stratejik bir ikilemle karşı karşıya getirir. Böyle bir durumda yakınlaşma sınırlı hale gelir, dar güvenlik kanalları tarafından yönetilir ve geniş bir siyasi ortaklıktan uzaklaşır.

Ancak Sudan'da, uluslararası tavanların düşük olduğu, yerel dengeler ve sınırlı bölgesel destekle yönetilen bölgesel bir uzlaşma temelinde daha kapalı bir formül ortaya çıkarsa, Afwerki kendini siyasi mantığına daha uygun bir ortamda bulur. Burada, karşılıklı güvenlik çıkarları, sınır kontrolü ve hassas konuların uluslararası dikkatlerden uzak bir şekilde yönetilmesine dayalı bir ilişki kurulması üzerine bahis yapabilir. Bu tür bir yakınlaşmanın, gerçekleşmesi halinde, dış baskılara daha az bağımlı bir Sudan rejiminin oluşmasıyla kademeli olarak inşa edileceğinden, iki ila beş yıllık bir zamana ihtiyacı var.

Bu denklemdeki belirleyici faktör, ikili ilişkilerin niteliğinden ziyade Sudan'daki uzlaşmanın niteliği olmaya devam ediyor. Afwerki, Hartum'u sadece sorunlu bir komşu olarak değil, daha geniş bir denklemin test alanı olarak görüyor. Peki, açık uluslararası çözümler modeli mi galip gelecek, yoksa dış etkilerden uzak, kapalı çevrelerde krizlerini yöneten bir devlet modeli mi devam edecek? Yakınlık ve uzaklık arasındaki mesafe bu soru çerçevesinde belirlenir ve ilişkinin siyasi takvimi şekillenir.

Bu manada, Afwerki'nin Sudan ile izleyeceği yol hakkındaki tahminler, iki ülke arasındaki ilişkinin bir ön habercisi olmaktan ziyade, onun yönetim felsefesinin bir yorumu haline geliyor. Egemenliğin tarihi kaygılarla iç içe olduğu Afrika Boynuzu’nda ittifaklar, yalnızca acil çıkarlar üzerine değil, bölge ülkelerinin liderlerinin dünya düzeninin doğası, bu düzenin sınırları ve büyük güçlerin nüfuz alanlarına açılmanın bedeli hakkındaki algıları arasındaki uyum derecesine de dayanıyor.


2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)
TT

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)

Şarku'l Avsat'ın  Henley Pasaport Endeksi’nden aktardığı en güncel verilere göre 2026’nın öne çıkan pasaportlarını derlendi. Endeks, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) özel verilerini kullanıyor.

CNN, “Ülkeler arasında sınırsız seyahat ve sınır kontrollerinde hızlı geçiş söz konusu olduğunda, bazı pasaportlar diğerlerinden çok daha fazla ayrıcalığa sahip” yorumunda bulundu.

Endekse göre ilk üç sıradaki pasaportlar Asya ülkelerine ait: Singapur birinci, Japonya ve Güney Kore ise ikinci sırada yer aldı.

Singapur vatandaşları, endeksteki 227 ülke ve bölgeden 192’sine vizesiz giriş yapabiliyor. Japonya ve Güney Kore vatandaşları ise 188 ülkeye vizesiz giriş hakkına sahip.

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin aynı puanı alan ülkeleri aynı sırada değerlendirdiğini belirterek, beş Avrupa ülkesinin üçüncü sırayı paylaştığını aktardı: Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre; her biri 186 ülkeye vizesiz giriş sağlayabiliyor.

Dördüncü sırada tamamen Avrupa ülkeleri bulunuyor: Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda ve Norveç (185 ülke).

Beşinci sırada 184 ülkeyle Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer aldı.

Altıncı sırayı Hırvatistan, Çekya, Estonya, Malta, Yeni Zelanda ve Polonya paylaşırken, Avustralya, Letonya, Lihtenştayn ve Birleşik Krallık yedinci sırada yer aldı.

Birleşik Krallık, endekste yıllık bazda en büyük kaybı yaşayan ülke oldu; vatandaşları artık 182 ülkeye vizesiz gidebiliyor, bu da geçen yıla göre sekiz ülke daha az.

Sekizinci sırada Kanada, İzlanda ve Litvanya bulunuyor (181 ülke), dokuzuncu sırada ise Malezya (180 ülke) yer aldı.

axsdfrgth
ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)

ABD, 179 ülkeyle onuncu sıraya geri döndü; kısa süreliğine 2025’in sonlarında ilk kez gerilemişti. Ancak bu toparlanma göründüğü kadar güçlü değil. Sıralamada ABD’nin önünde yer alan ülke sayısı 37’ye yükseldi. Bu, 2025 sonuna göre bir ülke fazlası anlamına geliyor.

ABD, yıllık düşüş açısından Birleşik Krallık’ın hemen arkasında yer alıyor; son 12 ayda yedi ülkeye vizesiz seyahat hakkını kaybetti.

Ülke, son yirmi yılda endekste üçüncü en büyük düşüşü yaşadı, dördüncü sıradan onuncu sıraya geriledi.

Listenin diğer ucunda, 101. sırada Afganistan yer alıyor ve vatandaşları yalnızca 24 ülkeye vizesiz gidebiliyor. Suriye 100. sırada (26 ülke), Irak ise 99. sırada (29 ülke) bulunuyor.

Bu durum, en yüksek ve en düşük sıralı pasaportlar arasında 168 ülkeyi kapsayan devasa bir seyahat özgürlüğü farkına işaret ediyor.

CNN, Singapur’un Henley Pasaport Endeksi’nde birinciliğini güçlü şekilde koruduğunu belirtti.

Viyana’daki İnsan Bilimleri Enstitüsü Başkanı Misha Glenny, “Pasaportun gücü nihayetinde siyasi istikrar, diplomatik güvenilirlik ve uluslararası kuralları şekillendirme kapasitesini yansıtıyor” yorumunda bulundu.

Glenny, “Atlantik ötesi ilişkilerdeki gerilim ve iç politika dalgalanmalarının artmasıyla, ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde seyahat haklarının erozyona uğraması sadece teknik bir sorun değil; daha derin bir jeopolitik yeniden dengelenmenin göstergesidir” dedi.

Henley & Partners Yönetim Kurulu Başkanı Christian Kälin ise, “Son yirmi yılda küresel hareket özgürlüğü önemli ölçüde genişledi, ancak bu faydalar eşit şekilde dağılmadı” yorumunu yaptı.

Kälin, “Bugün pasaport ayrıcalıkları fırsatları, güvenliği ve ekonomik katılımı şekillendirmede kritik bir rol oynuyor; artan ortalama erişim, hareket özgürlüğü avantajlarının giderek daha fazla ekonomik olarak güçlü ve siyasi açıdan istikrarlı ülkelerde yoğunlaştığı gerçeğini gizliyor” dedi.

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları

- Singapur (192 ülke)

- Japonya ve Güney Kore (188)

- Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre (186)

- Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç (185)

- Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Birleşik Arap Emirlikleri (184)

- Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Malta, Yeni Zelanda, Polonya (183)

- Avustralya, Letonya, Lihtenştayn, Birleşik Krallık (182)

- Kanada, İzlanda, Litvanya (181)

- Malezya (180)

- ABD (179)


2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)
TT

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin en güncel verilerine göre 2026’nın öne çıkan pasaportlarını derledi. Endeks, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) özel verilerini kullanıyor.

CNN, “Ülkeler arasında sınırsız seyahat ve sınır kontrollerinde hızlı geçiş söz konusu olduğunda, bazı pasaportlar diğerlerinden çok daha fazla ayrıcalığa sahip” yorumunda bulundu.

Endekse göre ilk üç sıradaki pasaportlar Asya ülkelerine ait: Singapur birinci, Japonya ve Güney Kore ise ikinci sırada yer aldı.

Singapur vatandaşları, endeksteki 227 ülke ve bölgeden 192’sine vizesiz giriş yapabiliyor. Japonya ve Güney Kore vatandaşları ise 188 ülkeye vizesiz giriş hakkına sahip.

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin aynı puanı alan ülkeleri aynı sırada değerlendirdiğini belirterek, beş Avrupa ülkesinin üçüncü sırayı paylaştığını aktardı: Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre; her biri 186 ülkeye vizesiz giriş sağlayabiliyor.

Dördüncü sırada tamamen Avrupa ülkeleri bulunuyor: Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda ve Norveç (185 ülke).

Beşinci sırada 184 ülkeyle Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer aldı.

Altıncı sırayı Hırvatistan, Çekya, Estonya, Malta, Yeni Zelanda ve Polonya paylaşırken, Avustralya, Letonya, Lihtenştayn ve Birleşik Krallık yedinci sırada yer aldı.

Birleşik Krallık, endekste yıllık bazda en büyük kaybı yaşayan ülke oldu; vatandaşları artık 182 ülkeye vizesiz gidebiliyor, bu da geçen yıla göre sekiz ülke daha az.

Sekizinci sırada Kanada, İzlanda ve Litvanya bulunuyor (181 ülke), dokuzuncu sırada ise Malezya (180 ülke) yer aldı.

ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)

ABD, 179 ülkeyle onuncu sıraya geri döndü; kısa süreliğine 2025’in sonlarında ilk kez gerilemişti. Ancak bu toparlanma göründüğü kadar güçlü değil. Sıralamada ABD’nin önünde yer alan ülke sayısı 37’ye yükseldi. Bu, 2025 sonuna göre bir ülke fazlası anlamına geliyor.

ABD, yıllık düşüş açısından Birleşik Krallık’ın hemen arkasında yer alıyor; son 12 ayda yedi ülkeye vizesiz seyahat hakkını kaybetti.

Ülke, son yirmi yılda endekste üçüncü en büyük düşüşü yaşadı, dördüncü sıradan onuncu sıraya geriledi.

Listenin diğer ucunda, 101. sırada Afganistan yer alıyor ve vatandaşları yalnızca 24 ülkeye vizesiz gidebiliyor. Suriye 100. sırada (26 ülke), Irak ise 99. sırada (29 ülke) bulunuyor.

Bu durum, en yüksek ve en düşük sıralı pasaportlar arasında 168 ülkeyi kapsayan devasa bir seyahat özgürlüğü farkına işaret ediyor.

CNN, Singapur’un Henley Pasaport Endeksi’nde birinciliğini güçlü şekilde koruduğunu belirtti.

Viyana’daki İnsan Bilimleri Enstitüsü Başkanı Misha Glenny, “Pasaportun gücü nihayetinde siyasi istikrar, diplomatik güvenilirlik ve uluslararası kuralları şekillendirme kapasitesini yansıtıyor” yorumunda bulundu.

Glenny, “Atlantik ötesi ilişkilerdeki gerilim ve iç politika dalgalanmalarının artmasıyla, ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde seyahat haklarının erozyona uğraması sadece teknik bir sorun değil; daha derin bir jeopolitik yeniden dengelenmenin göstergesidir” dedi.

Henley & Partners Yönetim Kurulu Başkanı Christian Kälin ise, “Son yirmi yılda küresel hareket özgürlüğü önemli ölçüde genişledi, ancak bu faydalar eşit şekilde dağılmadı” yorumunu yaptı.

Kälin, “Bugün pasaport ayrıcalıkları fırsatları, güvenliği ve ekonomik katılımı şekillendirmede kritik bir rol oynuyor; artan ortalama erişim, hareket özgürlüğü avantajlarının giderek daha fazla ekonomik olarak güçlü ve siyasi açıdan istikrarlı ülkelerde yoğunlaştığı gerçeğini gizliyor” dedi.

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları

- Singapur (192 ülke)

- Japonya ve Güney Kore (188)

- Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre (186)

- Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç (185)

- Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Birleşik Arap Emirlikleri (184)

- Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Malta, Yeni Zelanda, Polonya (183)

- Avustralya, Letonya, Lihtenştayn, Birleşik Krallık (182)

- Kanada, İzlanda, Litvanya (181)

- Malezya (180)

- ABD (179)