Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
TT

Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)

Converse, bir spor ayakkabı reklamındaki imgelerin Ku Klux Klan ve linç olaylarına benzediği gerekçesiyle içeriği eleştirenlerin internette verdiği tepkilerin ardından özür dileyerek reklamı geri çekti.

Converse'in Chuck 70 X spor ayakkabısı için düzenlediği küresel kampanyada yer alan reklamda Aespa grubunun K-pop yıldızı Karina, yıldız şeklindeki bir spot ışığının altında dururken elinde bir çift yüksek bilekli siyah Converse ayakkabı tutuyordu. Uzun beyaz bir etek giyen Karina'nın silüeti, ışıklandırma nedeniyle birçok sosyal medya kullanıcısına göre KKK kukuletasına benzerken, asılı duran spor ayakkabıları da linç edilmiş bir kişiyi andırıyordu.

Chuck 70 X, 27 Ağustos'ta dünya çapında piyasaya sürülmüş, tartışmalı görsel de önceki haftalarda Converse'in sosyal medya hesaplarında paylaşılmıştı. Ancak sosyal medya kullanıcılarının reklamın kırpılmamış bir versiyonunu internette dolaşıma sokmasıyla tepkiler şiddetlendi; kullanıcılar, sivri uçlu kukuleta ve asılmış ceset benzerliğinin bu versiyonda daha da belirginleştiğini söylüyor.

Nike'a bağlı Converse, The Independent'a yaptığı açıklamada şunları kaydetti: 

Özür dileriz. Bu görselin neden derin bir rahatsızlık yarattığını anlıyoruz ve hatalı davrandığımızın farkındayız. Görseli kanallarımızdan kaldırdık ve yayımlandığı her yerden kaldırmaya çalışıyoruz. Böyle bir şey yaşanmamalıydı ve bundan sonra daha özenli davranacağız.

Yine de hem hayranlar hem de kamuoyunda tanınan isimler reklamla ilgili görüşlerini paylaşmaya devam etti.

X'te bir hayran, "Hayır, delirmediniz. Evet, Converse reklamı ırkçı. Evet, Klan kıyafetine benziyor. Evet, linç sahnesine benziyor. Ve hayır, 'Bu sadece bir ayakkabı reklamı' demek mazeret değil" diye yazdı.

Şikago'da yaşayan fotoğrafçı Stephanie Schwartz da Threads'te kampanyayı eleştirerek şöyle yazdı: 

Gölge, ışık ve kompozisyon. Bütün fotoğrafçılar size, bu reklamı yapan kişinin ne yaptığını TAM OLARAK bildiğini söyleyebilir.

Oyuncu Yvette Nicole Brown da Threads'te kampanyaya tepki göstererek "Bu bir linç, değil mi?" ifadelerini kullandı.

Tartışmalar, ağaçtaki ayakkabılara yer veren ayrı bir Converse kampanyasını da yeniden gündeme getirdi. Kopenhag merkezli yaşam tarzı markası Palmes'la işbirliği içinde hazırlanan görselde, merdivende duran bir kişi ve ağaç dalından sarkan bir çift spor ayakkabı yer alıyordu. Adweek'e göre görselin 14 Eylül'de yayımlandığı bildiriliyor.

Sosyal medya kullanıcıları, bu görseli Karina reklamıyla birlikte paylaşarak iki kampanyanın bir araya gelmesinin sözkonusu imgelere ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor.

Bir Threads kullanıcısı, ikinci görselin sembolizmi daha da pekiştirdiğini söylerken, bir diğeri ise ikisini yan yana paylaşarak şöyle yazdı: 

Bir reklamı gördüğümüzde aklımıza hemen Billie Holiday'in Strange Fruit şarkısının gelmesi için HİÇBİR NEDEN YOK.

Independent Türkçe


Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Slow Horses'ın yıldızı Jack Lowden, 007 rolü için bahisçilerin mevcut favorisi. Ancak Bond kitaplarının yeni yazarı, onun öldürme yetkisine sahip doğru isim olduğuna pek ikna olmuş değil.

En son James Bond kitabını kaleme alan Charlie Higson, kurgusal Britanyalı casus rolünü Daniel Craig'den devralma yarışında öne çıkan son isimler hakkındaki görüşlerini paylaşarak hiçbirini martini içen casus rolünde hayal edemediğini açıkladı.

Halihazırda Bond rolünü oynama ihtimali en yüksek aktör İskoç yıldız Jack Lowden olsa da Masters of the Air'dan Callum Turner ve Uğultulu Tepeler'in (Wuthering Heights) yıldızı Jacob Elordi'nin de adaylar arasında yer aldığı söyleniyor.

Higson verdiği yeni röportajda, Lowden'ın Bond'u canlandırmak için gereken özellikleri taşıdığından "emin olmadığını" söyledi. "Onu seviyorum ama tıpkı Tom Hiddleston'ın adaylar arasında olduğu zamanki gibi bir durum sözkonusu; ikna edici bir yakın dövüşçü değil" dedi.

The Times'a konuşan yazar, "Daniel Craig'in birinin canına okuduğuna inanabiliyorsunuz" ifadelerini kullandı. 

Bond'u canlandıran oyuncuda da buna inanabilmemiz gerekiyor.

Yazar ayrıca Elordi'nin bu role "fazla uzun" kaçacağını düşündüğünü, Turner'ın ise "alışılmadık bir görünüşe" sahip olduğunu ve bunun "kötü bir şey olmadığını" belirtti.

Higson, ne yazık ki oyuncu seçimi süreciyle ilgili içeriden herhangi bir bilgi veremedi. Sözlerine, "Çok daha genç bir Bond mu seçecekler?" diye devam etti.

Tanınmış bir ismi mi seçecekler, yoksa daha önce adını duymadığımız birini mi? İlginç olacak. Çok heyecan verici.

BBC Two'nun The Fast Show programının eski yazarı ve oyuncusu Higson, en çok Genç Bond (Young Bond) kitap serisini yazmasıyla tanınıyor. Ian Fleming'in ilk romanlarından doğan bu yan seri, Eton Koleji'nde okuyan ergen James Bond'u konu alıyor.

Higson bu seride 5 kitap yazdıktan sonra 1964'te Fleming'in ölümünden bu yana yetişkin Bond romanlarını kaleme alan 8. yazar oldu. Higson'ın On His Majesty's Secret Service'i 2023'te yayımlanırken, son romanı King Zero ise bu ay okuyucuyla buluşacak.

Ian Fleming Publications, Fleming'in ölümünden sonra Kingsley Amis, John Gardner, Raymond Benson, Sebastian Faulks, Jeffery Deaver, William Boyd, Anthony Horowitz ve Higson tarafından yazılan 29 Bond romanı yayımladı.

26. Bond filminin senaristi Steven Knight önceki haftalarda, yapımcıların bir sonraki Bond'u kimin oynayacağına karar verdiğini ve casusu kimin canlandıracağını artık bildiği için senaryo üzerinde çalışmanın "biraz daha kolaylaştığını" açıklamıştı.

Bu açıklama, Lowden'ın Slow Horses'taki rol arkadaşı Gary Oldman'ın, yapımcıların kararını çoktan verdiğini iddia ederek çıkmasını istediği bir isme "şans dilediğini" söylemesinden kısa süre sonra gelmişti.

Daniel Craig'in son Bond filmi Ölmek için Zaman Yok (No Time to Die), 2021'de vizyona girdiğinden beri serinin hayranları, Dune: Çöl Gezegeni'yle (Dune) bilinen Denis Villeneuve'nin yöneteceği bir sonraki filmde onun yerini kimin alacağını öğrenmek için sabırsızlanıyor. Bu, seriyi geçen yıl ortak sahibi Barbara Broccoli'den devralan, Amazon'a ait MGM şirketinin yaratıcı kontrolü altındaki ilk film olacak.

Yapımcı Amy Pascal, sıradaki Bond'la ilgili haberlerin muhtemelen "yıl sonuna kadar" açıklanacağını geçen ay söylemişti.

Pascal, "Gerçekten çok titiz davranıyoruz. Barbara Broccoli'yle stüdyo tarafında çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Daniel Craig'in yerini doldurmak hiç de kolay değil" demişti.

Independent Türkçe


Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
TT

Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)

Glee'nin yeniden başlatılması gerçekten gündemde olabilir mi?

Fox dizisinin ortak yaratıcısı Ryan Murphy ve yıldızı Lea Michele'in son aylarda dizinin yeniden başlatılma ihimalinden bahsetmesi, bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair çok sayıda spekülasyona yol açtı.

Yakın zamanda düzenlenen New York Moda Haftası etkinliğinde E! News'a konuşan Michele, "Glee'yi çok sevdiğini" ve dizinin "kalbinde çok özel bir yeri olduğunu" söyleyerek "Ryan'ın peşinden her yere giderim" diye eklemişti.

Murphy'nin uzun süredir birlikte çalıştığı, Glee'nin ortak yaratıcısı Ian Brennan da konuyla ilgili düşüncelerini paylaştı. İkilinin birlikte yaptığı yeni Netflix dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin (Monster: The Lizzie Borden Story) galasında The Independent'a konuşan Brennan, yeniden birleşme olasılığından bahsetti.

"Şunu söyleyeyim: Glee'yi yeniden başlatma projesinde ikisine de katılırım. Söyleyebileceğim tek şey bu" diyen Brennan, "Buraları takip edin" diye ekledi.

Brennan, Murphy ve Brad Falchuk, lise korosu New Directions'ın yaşadığı sıkıntıları ve zorlukları konu alan popüler müzikal dizinin ortak yaratıcısıydı. 2009'dan 2015'e kadar Fox'ta yayımlanan dizi, 6 Emmy Ödülü ve 4 Altın Küre kazandı.

Glee'de Michele'le birlikte Matthew Morrison, Jane Lynch, Chris Colfer, Dianna Agron, Kevin McHale ve Amber Riley'nin yanı sıra hayatını kaybeden oyuncular Cory Monteith, Mark Salling ve Naya Rivera da rol alıyordu.

Dizi kusursuz değildi; çekimler sırasında ve sonrasında, Michele'in diğer oyuncuları zorbaladığı yönündeki suçlamalar da dahil çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştı. Michele, davranışları nedeniyle kamuoyuna bir özür açıklaması yayımlamıştı.

Dizi ve bıraktığı mirasın yanı sıra yeniden başlatılma ihtimali hakkında temmuzda People'a konuşan Murphy şunları söylemişti: 

Bu ilginç bir dizi çünkü yeniden popülerleşti. Şimdi pek çok genç izliyor. Ben de 'Belki de o diziye geri dönmeliyiz' diyorum.

cvfgbhyj
Lea Michele, Glee'de Rachel Berry karakterini canlandırdı (Fox)

Murphy sözlerini "O diziye duyduğum nostalji ve sevgi o kadar büyük ki, 'Belki de insanlar bir şekilde o dizinin yeni bir versiyonunu görmek isterler' diye düşünüyorum. Evet, o diziyi seviyorum; neye dönüştüğünü ve pek çok insan için ifade ettiği şeyi de seviyorum" diye sürdürmüştü.

Glee'de Falchuk'la ilk kez işbirliği yaptıktan sonra Murphy ve Brennan, Scream Queens, The Politician ve son olarak da Canavar serisinde yakından çalışmaya devam etti.

Bu serinin 4. dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi perşembe günü Netflix'te gösterime girdi.

Ella Beatty, Billie Lourd, Charlie Hunnam, Rebecca Hall ve Vicky Krieps'in rol aldığı dizi, 1800'lerin sonlarında babasını ve üvey annesini öldürmekten yargılanan ve sonra beraat eden cinayet zanlısı Lizzie Borden'ın gerçek hikayesinden uyarlandı.

Independent Türkçe