Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Netflix'in ahtapotlu draması eleştirmenleri böldü, izleyiciyi etkiledi

Olağanüstü Akıllı Yaratıklar'da Sally Field, eşi ve oğlunun yasını tutan Tova Sullivan’ı canlandırıyor  (Netflix)
Olağanüstü Akıllı Yaratıklar'da Sally Field, eşi ve oğlunun yasını tutan Tova Sullivan’ı canlandırıyor (Netflix)
TT

Netflix'in ahtapotlu draması eleştirmenleri böldü, izleyiciyi etkiledi

Olağanüstü Akıllı Yaratıklar'da Sally Field, eşi ve oğlunun yasını tutan Tova Sullivan’ı canlandırıyor  (Netflix)
Olağanüstü Akıllı Yaratıklar'da Sally Field, eşi ve oğlunun yasını tutan Tova Sullivan’ı canlandırıyor (Netflix)

Geçen hafta sonu Netflix'te izleyiciyle buluşan Olağanüstü Akıllı Yaratıklar (Remarkably Bright Creatures), izleyenleri hem ağlatıyor hem de umutlandırıyor.

Shelby Van Pelt'in 2022 tarihli çok satan romanından uyarlanan film, bir akvaryumda çalışan iki kişinin ve oranın en özel sakini olan dev bir Pasifik ahtapotunun kesişen yollarını anlatıyor.

Oscarlı oyuncu Sally Field, oğlunun trajik ölümünün ardından insanlarla bağ kurmakta zorlanan Tova'ya hayat veriyor. 

Tova, başlangıçta akvaryumun yeni çalışanı Cameron'la (Lewis Pullman) pek anlaşamasa da asıl dostluğu zeki ahtapot Marcellus'la kuruyor. 

Örümcek-Adam (Spider-Man) serisinin Doktor Octopus'u Alfred Molina'nın seslendirdiği Marcellus, hikayeyi kendi bakış açısından anlatarak izleyicilerin kalbini çalmayı başarıyor.

Yine de bazı eleştirmenler, filmin duygusal tonunu fazla zorlama ve hikayesini tahmin edilebilir buldu.

Daily Beast, Olağanüstü Akıllı Yaratıklar'ı sert bir dille eleştirerek filmi aşırı duygusal bulduğunu şu sözlerle ifade etti:

Film o kadar tatlı ki izleyicilerin şekerini yükseltebilir. Her bir duygu manipülasyonunda insanı sinirden güldüren bu yapım, tüm zamanların en saçma ve bayat filmi olabilir.

Looper, oyunculukları beğense de senaryonun zayıflığına dikkat çekti:

İki başrol oyuncusu, 'formüle dayalı' olay örgüsüne rağmen karakterlerin 'sahici hissettirmesini' sağlıyor ancak filmin merkezindeki gizem oldukça sıkıcı kalıyor.

Birçok yayın ise filmin "olağanüstü" olmasa da izlenmeye değer bir yapım olduğu görüşünde birleşti.

"Olağanüstü olması gerekmiyor"

Guardian, üç yıldız verdiği incelemesinde filmin finaline dikkat çekti:

'Olağanüstü' demek biraz abartı olabilir ama 'iyi' tanımı bu film için yeterli.

TheWrap, mükemmel olmasa da filmin izleyicilerin kalbini kazanacağını savundu savundu:

İnsanın içini göz ardı edilemeyecek kadar ısıtan bir yapım. Değerli olması için mutlaka 'olağanüstü' olması gerekmiyor.

San Francisco Chronicle ise filmin usta oyuncu için doğru bir tercih olduğunu belirtti:

Sally Field için harika bir rol.

"İnsanın içini ısıtıyor"

Duygusal derinliğe ve karakterler arasındaki bağa odaklanan yayınlar filmi son derece başarılı buldu.

TIME, filmin atmosferine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:

Filmin nazik bir ruhu ve tarif edilemez bir tılsımı var.

ScreenRant de filmin yarattığı hissi tek bir cümleyle özetledi:

İzlerken insanın içini ısıtan ve rahatlatan bir yapım.

Sinemaseverler, profesyonel eleştirmenlerden çok daha yüksek puanlar verdikleri filmi sahiplendi. Bir izleyici X'te filmin duygusal yıkıcılığına değindi:

Sizi sessizce darmadağın edecek, beklenmedik bir dostluk hikayesi.

Filmle ilgili yorumunu Rotten Tomatoes'ta dile getiren bir izleyici ise Olağanüstü Akıllı Yaratıklar için "büyük ve sıcak bir kucaklama gibi" ifadesini kullandı.

"Oyunculuk hayal etmektir"

Filmin başrolü Sally Field, geçen hafta Elle'e verdiği röportajda, bir ahtapotla "karşılıklı" oynamanın nasıl bir deneyim olduğundan bahsetti. Ahtapotun tamamen bilgisayar yapımı olup olmadığı sorusuna, "Her şey sihirli bir dokunuştan ibaret" yanıtını veren usta oyuncu, sözlerine şöyle devam etti: 

Karşınızda gerçek bir ahtapot olsa da olmasa da oyunculuk zaten hayal kurmaktır. Bu anlamda benim için yeni bir şey değildi.

Independent Türkçe, Metro, Wales Online, ScreenRant, TIME, TheWrap, Guardian, Looper, Daily Beast, Elle, San Francisco Chronicle


Severance yıldızı dizinin hayranlarına müjdeyi verdi

Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)
Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)
TT

Severance yıldızı dizinin hayranlarına müjdeyi verdi

Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)
Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)

Severance hayranları, yeni bölümler için üç yıl daha beklemek zorunda kalmayacak. Dizinin başrol oyuncusu Adam Scott, Apple TV'nin büyük ses getiren yapımının üçüncü sezonu için yaratıcı ekibin "çok daha hızlı" bir takvimle çalıştığını müjdeledi.

"Hız önemli ama kalite önceliğimiz"

BAFTA TV Ödülleri kırmızı halısında Deadline'a konuşan Scott, "Sezonlar arasındaki süreyi her zaman kısaltmaya çalışıyoruz ancak bizim için kaliteli bir iş ortaya koymak, hızlı olmaktan çok daha önemli" dedi. 

İkinci sezon için üç yıllık bekleyişin çok uzun olduğunu kabul eden ünlü aktör, "Bu kez kesinlikle izleyiciyle çok daha erken buluşmayı planlıyoruz" ifadelerini kullandı.

Dizide Mark Scout karakterine hayat veren Scott, çekimlerin "çok yakında" başlayacağını doğruladı. Apple'ın yaklaşık 70 milyon dolarlık anlaşmayla dizinin haklarını tamamen devralmasının ardından, üçüncü sezon çekimlerinin bu yaz aylarında başlaması bekleniyor.

Emmy rekortmeni ve izlenme şampiyonu

Severance'ın ikinci sezonu, yayımlandığı dönemde Apple TV'nin en çok izlenen yapımı unvanını ele geçirmişti. Başarısını ödüllerle de taçlandıran dizi, geçen yıl Emmy Ödülleri'nde kazandığı 8 ödül ve aldığı 27 adaylıkla o yılın en çok adaylık elde eden dizisi olmuştu.

Yeni sezonda izleyiciyi neler bekliyor?

Üçüncü sezonun olay örgüsü hakkında ser verip sır vermeyen Scott, sürprizleri bozmamak için ayrıntı vermekten kaçındı. Radio Times'ın, ikinci sezonun akıl bulandıran açılışının bir benzerinin üçüncü sezonda da olup olmayacağı sorusuna ise şu yanıtı verdi:

Üçüncü sezon hakkında hiçbir detay paylaşamam ama şunu söyleyebilirim; ilk iki sezondan keyif alanlar, dizinin bu kez yapacağı hamlelere de bayılacaklar.

İkinci sezon çekimlerinin tamamlanmasının üzerinden birkaç yıl geçtiğini hatırlatan Scott, tüm ekibin bir an önce sete dönmek için sabırsızlandığını belirterek sözlerini noktaladı.

Independent Türkçe, Deadline, Radio Times


Kült korku serisine yeni halka: Çekimler New York'ta başladı

Sessiz Bir Yer serisinin 43 yaşındaki yıldızı Emily Blunt (solda), son olarak gişeyi kasıp kavuran Şeytan Marka Giyer 2'de (The Devil Wears Prada 2) bir kez daha Emily Charlton karakterini canlandırdı (Paramount Pictures)
Sessiz Bir Yer serisinin 43 yaşındaki yıldızı Emily Blunt (solda), son olarak gişeyi kasıp kavuran Şeytan Marka Giyer 2'de (The Devil Wears Prada 2) bir kez daha Emily Charlton karakterini canlandırdı (Paramount Pictures)
TT

Kült korku serisine yeni halka: Çekimler New York'ta başladı

Sessiz Bir Yer serisinin 43 yaşındaki yıldızı Emily Blunt (solda), son olarak gişeyi kasıp kavuran Şeytan Marka Giyer 2'de (The Devil Wears Prada 2) bir kez daha Emily Charlton karakterini canlandırdı (Paramount Pictures)
Sessiz Bir Yer serisinin 43 yaşındaki yıldızı Emily Blunt (solda), son olarak gişeyi kasıp kavuran Şeytan Marka Giyer 2'de (The Devil Wears Prada 2) bir kez daha Emily Charlton karakterini canlandırdı (Paramount Pictures)

Kült korku serisi Sessiz Bir Yer'in (A Quiet Place) merakla beklenen üçüncü halkası için "sessizlik" ona erdi.

Serinin yaratıcısı John Krasinski, Sessiz Bir Yer 3'ün (A Quiet Place Part III) çekimlerinin New York'ta resmen başladığını duyurdu.

Krasinski'den Instagram paylaşımı

Filmin hem senaristi hem de yönetmeni olan Krasinski, çekimlerin başladığını Instagram hesabından paylaştığı bir fotoğrafla müjdeledi. New York'un Chinatown bölgesindeki Manhattan Köprüsü önünde çekilen klaket fotoğrafına Krasinski, "İşte. Başlıyoruz! #Part III" notunu düştü.

Yeni filmde, Abbott ailesinin hayatta kalan üyeleri rollerine dönüyor. Emily Blunt (Evelyn), Millicent Simmonds (Regan) ve Noah Jupe'la (Marcus) yapılan anlaşmaların ardından, serinin ikinci filminde kadroya dahil olan Oscar ödüllü Cillian Murphy'nin de (Emmett) geri döneceği kesinleşti.

Seriye bu bölümde katılan yeni isimler arasında ise Jack O'Connell, Jason Clarke ve Katy O'Brian yer alıyor.

Bir fenomenin doğuşu

2018'de vizyona girerek dünya çapında bir fenomene dönüşen seri, yalnızca sese göre avlanan istilacı bir tür karşısında hayatta kalmaya çalışan bir ailenin mücadelesini konu alıyor. 

İlk iki filmin başarısının ardından 2024'te, New York'taki istilanın ilk gününü anlatan ve başrolünde Lupita Nyong'o'nun yer aldığı Sessiz Bir Yer: Birinci Gün (A Quiet Place: Day One) adlı öncül hikaye izleyiciyle buluşmuştu.

30 Temmuz 2027'de vizyona girmesi planlanan filmin yapımcılığını Krasinski ve Allyson Seeger üstleniyor. 

Krasinski'nin canlandırdığı Lee Abbott, ilk filmde ailesi için kendini feda etmişti. Karakterin geçmişe dönüş sahneleriyle üçüncü filmde yer alıp almayacağı ise şimdiden merak konusu.

Independent Türkçe, Deadline, Cinema Express