Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Merakla beklenen filme övgü yağıyor: Yılın IMAX deneyimi

Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
TT

Merakla beklenen filme övgü yağıyor: Yılın IMAX deneyimi

Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)
Godzilla Minus Zero'nun Japonya'daki gösterim tarihi, ilk Godzilla filminin 1954'te vizyona girdiği günün 72. yıldönümüne denk geliyor (TOHO)

Godzilla geri döndü, üstelik her zamankinden daha öfkeli! 

Godzilla Minus Zero'nun bu haftaki basın gösterimlerinin ardından sosyal medyada peş peşe ilk yorumlar paylaşılmaya başladı. İlk tepkiler, seriye bir iddialı filmin daha katıldığına işaret ediyor.

Dünya prömiyerini 26 Eylül'de New York Film Festivali'nde yapan film, Tokyo Uluslararası Film Festivali'nin bugünkü (1 Kasım) özel gala gösterimi öncesinde bu hafta yeniden basınla buluştu. Köklü Japon stüdyosu Toho'nun yapımı, 3 Kasım'da Japonya'da, 6 Kasım'da Kuzey Amerika'da sinemalarda gösterime girecek. Film, Türkiye'deki sinemaseverlerle 13 Kasım'da buluşacak.

Takashi Yamazaki'nin yazıp yönettiği Godzilla Minus Zero, 2023 yapımı Godzilla Minus One'ın doğrudan devamı. 

İlk film, 15 milyon dolarlık bütçesine karşılık dünya çapında 100 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve 2024'te En İyi Görsel Efekt Oscar'ını kazanmıştı.

Toho'nun yayımladığı konu özeti şöyle:

Savaş Japonya'yı sıfıra indirmiş, Godzilla ise eksiye sürüklemişti. Aradan iki yıl geçti. Ülke, toparlanmak ve sonunda gündelik hayatına dönebilmek için sancılı bir mücadele verdi. İnsanlık, güçlükle sağlanan barışa tutunmayı başarmışken yeni bir tehdit ortaya çıkıyor ve umutları bir anda yerle bir ediyor. Üçüncü kez olmayacak. Her şey burada sona erecek.

Ryunosuke Kamiki, Minami Hamabe, Hidetaka Yoshioka ve Kuranosuke Sasaki, devam filminde rollerine dönüyor. Min Tanaka ve Masami Nagasawa da oyuncu kadrosuna katılıyor.

Çekimlerinin tamamı Japonya'da yapılan Godzilla Minus Zero, IMAX için çekilen ilk Japon yapımı.

Filmi New York Film Festivali'nde izleyen Hollywood Reporter eleştirmeni David Rooney, Godzilla Minus Zero'yu "radyoaktif bir patlama" diye nitelendirdi. Övgü dolu eleştirisinde Yamazaki'nin ilk filmin görkemini aştığını belirten Rooney, şunları yazdı:

Efsanevi dev canavarlar nefes kesen bir kapışmada karşı karşıya geliyor. Film, heyecan verici aksiyonuyla seyirciyi hayrete düşürüyor ve her yeni çatışmada kendini aşıyor. Godzilla'nın aceleyle havalanmaya çalışan bir deniz uçağının üzerine yürüdüğü gerilim dolu sahnede nefes almayı bıraktığıma neredeyse eminim.

Godzilla Minus Zero için Rotten Tomatoes'da yer alan 52 eleştirinin yüzde 92'si olumlu. Filmin Metacritic puanı 78, Letterboxd ortalamasıysa 4 yıldız.

Sosyal medyadaki ilk yorumlar, filmin daha büyük çaplı canavar mücadeleleri sunarken insan hikayelerini de ihmal etmediğini vurguluyor.

Bir değerlendirmede, "Filmin merkezinde yine duygu yüklü bir insan hikayesi var. Bu hikayeyi de bu yıl göreceğiniz en büyük ve en tatmin edici kapışma çevreliyor" deniyor. Aynı yorumda, senarist ve yönetmen Yamazaki'nin seriye duyduğu sevginin filme yansıdığı belirtiliyor.

Devam filmini başka ünlü yapımlarla karşılaştıranlar da var. Bir izleyici, "Minus One, Godzilla filmlerinin Oppenheimer'ıysa Minus Zero da Kara Şövalye'si (The Dark Knight). Duygusal, yoğun ve dev canavar aksiyonu açısından kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor" ifadelerini kullanıyor. Aynı yorumda Ghidorah'ın belki de bugüne kadarki en iyi haliyle karşımıza çıktığı söyleniyor ve film "yılın IMAX deneyimi" diye tanımlanıyor.

Bir başka değerlendirmedeyse Godzilla Minus Zero, serinin bugüne kadarki en iyi devam filmi diye nitelendiriliyor: 

En iyi karşılaştırma şu olur: Godzilla Minus One, Baba (The Godfather) ise bu film de Baba 2 (The Godfather Part II).

Bazı yorumlara göre devam filmi, ilk filme kıyasla duyguya ve melodrama daha az, yıkıma daha fazla yer veriyor:

Yanlış anlaşılmasın, bu tam anlamıyla görsel bir şölen. Müziklerden efektlere ve canavarlara kadar üzerine konuşulacak çok şey var. Beni resmen sarstı.

Bir başka yoruma göre film, savaş sonrası travmaya biraz daha az, dev canavar aksiyonuna daha fazla odaklanıyor. Buna rağmen dramatik sahnelerle canavarların yer aldığı sahneler arasında denge kurmayı başarıyor.

Diğer değerlendirmelerde, filmin Godzilla Minus One'daki karakterleri geliştirdiği ve temaları daha kapsamlı işlediği vurgulanıyor. Yapım, insanların savaş sonrası travmaya verdiği farklı tepkileri ele alırken İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen bir insan hikayesini dev canavarların mücadelesiyle birleştiriyor.

Bir yorumda devam filmi, "görsel açıdan daha da baş döndürücü bir boyuta ulaşan, savaşın beraberinde getirdiği duygusal sarsıntıları, yerinden edilmeyi ve travmayı ele alarak duygusal kapsamını da genişleten, şaşırtıcı derecede tatmin edici bir yapım" diye tanımlanıyor.

İlk filmin ardından beklentilerin çok yüksek olduğuna dikkat çeken bir başka değerlendirmedeyse şu ifadeler yer alıyor:

Minus One'ın ardından beklentileri karşılamak hiç kolay değildi ama bunu başarıyor. Bambaşka bir film bu. Gerçekten önemsediğiniz, derinlikli insan karakterleriyle ve nefes kesen dev canavar aksiyonuyla dolu.

Görsel efektlere yönelik övgüler de dikkat çekiyor. Bir yorumda, filmdeki canavar efektleri "Winston ve Tippett'ın 1993'teki çalışmalarından bu yana en iyileri" diye nitelendiriliyor. Aynı değerlendirmede bu efektlerin, çatışmalarda sorumluluk temasını işleyen ve günümüzün sorunlarla dolu dünyasına ayna tutan bir hikayeye hizmet ettiği belirtiliyor.

Ghidorah'ın bütün sahnelerinin gündüz geçmesi de beğenilen ayrıntılardan biri. Bir izleyici, canavarın her seferinde farklı açılardan net biçimde görülebildiğini vurguluyor.

Metal Gear Solid serisinin yaratıcısı Hideo Kojima da filmi Tokyo'daki TOHO Cinemas Hibiya'da izlemiş. Ünlü oyun tasarımcısı, üç yıldır beklediği yapımı IMAX'te görmenin heyecanını paylaşıyor.

Başka bir izleyiciyse salonun tepkisini şöyle anlatıyor:

Film çılgıncaydı. Hepimiz nefesimizi tutmuş izliyor, sık sık sesli tepki veriyorduk. Sizin de filmi izlemeniz için sabırsızlanıyorum. Bulabildiğiniz en büyük perdede izleyin!

Büyük ekranda izleme çağrısı, yorumların ortak noktalarından biri. Filmi "gürültülü, duygusal ve destansı bir canavar filmi" diye tanımlayan bir değerlendirme şu sözlerle bitiyor:

Hayranlar bayılacak. Mutlaka büyük perdede izlenmesi gereken, olağanüstü güzellikte bir iki aksiyon sahnesi var.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, HeadTopics


İzleyiciler Netflix'in sevilen dizisi için planlarını iptal ediyor

Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
TT

İzleyiciler Netflix'in sevilen dizisi için planlarını iptal ediyor

Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)
Can Dostum'la da (Intouchables) tanınan 38 yaşındaki Fransız oyuncu Omar Sy, Lupin'de haksız yere suçlanan babasının intikamını peşinde koşan zeki ve yetenekli hırsız rolünde (Netflix)

Netflix'in sevilen dizisi Lupin, üç yıllık bekleyişin ardından 4. sezonuyla ekranlara döndü. Bazı izleyiciler, yeni bölümleri peş peşe izlemek için planlarını iptal ettiklerini söylüyor.

Fransız dizisi, Maurice Leblanc'ın yarattığı centilmen hırsız Arsène Lupin'den esinleniyor. Kılık değiştirme ustası bu karakter, ilk kez 1905'te yayımlanan kısa öykülerde okurla buluşmuştu. Ancak Netflix yapımı, bu hikayeleri doğrudan uyarlamak yerine onları başkarakterinin ilham kaynağına dönüştürüyor.

Dünya çapında ilgi gören dizide Omar Sy, Assane Diop rolüne geri dönüyor. Assane, varlıklı bir ailenin babasına yaptığı haksızlığın intikamını almak için Lupin'den ilham alarak kılık değiştirme becerisini ve cazibesini kullanıyor.

Lupin'in 4. sezonunda neler oluyor?

Yeni bölümler, üçüncü sezonun finalinden 4 yıl sonra başlıyor. Assane hâlâ cezaevinde. Yeni sezonun konu özeti şöyle:

Assane için Lupin artık geçmişte kaldı. Cezasını tamamlamak ve oğluna verdiği sözü tutup onunla birlikte Senegal'e, aileleriyle buluşmaya gitmek istiyor. Ancak 'Lupin' imzalı gizemli bir duyuru planlarını altüst ediyor: Birden fazla müze eşzamanlı olarak soyulacak. Artırılan güvenlik önlemlerine rağmen soygunlar planlandığı gibi gerçekleşiyor. Assane masum olduğunu söylüyor ancak her şey onun suçlu olduğuna işaret ediyor. Hatta bir kamera kaydı, Yüzbaşı Belkacem'in ağır yaralandığı soygun sırasında Assane'ı müzelerden birinde gösteriyor. Assane'ın masumiyetini kanıtlamak ve kendisini taklit eden kişiyi ortaya çıkarmak için hapisten kaçıp yeniden Lupin kimliğine bürünmesi gerekiyor.

İzleyiciler yeni sezon için ne diyor?

Yeni sezon, sosyal medyada övgü dolu yorumlar alıyor. Bazı izleyiciler Lupin'i "Netflix'in en iyi dizisi" diye nitelendiriyor.

Sosyal medyada bir izleyici, "Lupin, Netflix'in en iyi dizisi. 4. sezonun daha ikinci bölümündeyim ve kendimi tamamen kaptırdım" diye yazdı.

Yeni bölümleri peş peşe izlemek için planlarını iptal eden bir başka izleyici de "Çok iyiydi. Cuma akşamı planlarından vazgeçtiğime kesinlikle değdi" yorumunu yaptı.

Bir izleyici, "Şu an izliyorum, aman Tanrım, kendimi kaptırdım" derken bir başkası diziyi "başyapıt" diye tanımladı.

Dizinin başrolünde Assane Diop'u canlandıran Omar Sy yer alıyor. Claire Laurent'ı Ludivine Sagnier, Benjamin Férel'i Antoine Gouy, Youssef Guédira'yı Soufiane Guerrab, Sofia Belkacem'i ise Shirine Boutella canlandırıyor.

Théo Christine ve Laïka Blanc-Francard da oyuncu kadrosunda yer alıyor.

Lupin'in 4. sezonundaki 8 bölümün tamamı Netflix'te izlenebiliyor.

Independent Türkçe, HELLO!, CBR.com


Sevilen polisiye 20. sezonuyla ekranlara veda ediyor

Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
TT

Sevilen polisiye 20. sezonuyla ekranlara veda ediyor

Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)
Criminal Minds, FBI'ın Virginia eyaletindeki Quantico'da bulunan Davranış Analizi Birimi'nde (BAU) görev yapan, suçluların psikolojisini, davranış kalıplarını ve geçmişini analiz eden özel profil uzmanlarının maceralarını konu alıyor (CBS)

Criminal Minds: Evolution, 20. sezonuyla sona erecek.

Uzun soluklu polisiye dizi, 2022'de Paramount+'ta 16. sezonuyla ekranlara dönmüştü. 19. sezonu bu yıl mayıs ve temmuz arasında yayımlanan dizinin 20. sezonu için henüz kesin bir başlangıç tarihi açıklanmadı ancak sezon 2027'de izleyiciyle buluşacak.

Dizinin yaratıcı sorumlusu ve yürütücü yapımcısı Erica Messer şu açıklamayı yaptı:

Önce CBS'te 15 sezon, ardından Paramount+'ta 5 sezon süren bu olağanüstü yolculuğa katılma şansını yakalayan bizler için Criminal Minds'ın ne ifade ettiğini kelimelere dökmek zor. Bu dönemin ansızın sona ermesine uyum sağlamaya çalışırken diziye yüreğini koyan muhteşem oyuncularımıza, senaristlerimize, yönetmenlerimize ve ekibimize minnet duyuyorum. Sarsılmaz bağlılıklarıyla Criminal Minds'ı 20 yıldır ayakta tutan dünyanın dört bir yanındaki harika hayranlarımıza da minnettarım. 20. sezonu herkesle paylaşmak ve hep birlikte yarattığımız bu özel dizinin bıraktığı mirası kutlamak için sabırsızlanıyoruz.

Dizi, FBI'ın Davranış Analizi Birimi'nin (BAU) çalışmalarını konu alıyor. Birim, "ülkenin en tehlikeli suçlularını analiz etmek ve yeniden harekete geçmelerinden önce yakalamakla görevli profil uzmanlarından oluşan bir ekip" diye tanımlanıyor. Evolution, CBS'te 15 sezon boyunca yayımlanan Criminal Minds'ın hikayesini sürdürüyor.

Evolution'ın oyuncu kadrosunda, seride uzun süredir rol alan Joe Mantegna, A.J. Cook, Kirsten Vangsness ve Aisha Tyler'ın yanı sıra ekibe yeni katılan RJ Hatanaka da bulunuyor.

Messer, dizinin yaratıcı sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstleniyor. Breen Frazier, Chris Barbour, Glenn Kershaw, Stacey Hardt ve Mark Gordon da yönetici yapımcılar arasında yer alıyor. Dizinin yapımını 20th Television ve CBS Studios üstleniyor.

Criminal Minds: Evolution, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter