Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Çin'de keşfedilen fosiller, gizemli insan türünün yaşamına ışık tuttu

Bianfu Mağarası'nda kafatası kemiği bulunan Denisovalıların, modern insanlarla çiftleştiği biliniyor (Song Xing)
Bianfu Mağarası'nda kafatası kemiği bulunan Denisovalıların, modern insanlarla çiftleştiği biliniyor (Song Xing)
TT

Çin'de keşfedilen fosiller, gizemli insan türünün yaşamına ışık tuttu

Bianfu Mağarası'nda kafatası kemiği bulunan Denisovalıların, modern insanlarla çiftleştiği biliniyor (Song Xing)
Bianfu Mağarası'nda kafatası kemiği bulunan Denisovalıların, modern insanlarla çiftleştiği biliniyor (Song Xing)

Çin'in güneybatısında keşfedilen Denisova insanı kemikleri, bu gizemli türün yaşantısına ışık tutuyor. Bulgular arasında bu insan türüne ait bilinen ilk ön kol kemiği de yer alıyor.

Neandertallerle birlikte modern insanların (Homo sapiens) en yakın akrabalarından olan Denisova insanlarının varlığı, 2010 gibi nispeten geç bir tarihte tespit edilmişti. 

Sibirya'daki Denisova Mağarası'nda bulunan bir parmak kemiği sayesinde tanımlanan bu türe ait kaburga kemiği, diş ve çene parçası gibi başka fosiller de zaman içinde ortaya çıktı. 

Ancak en az 200 bin yıl önce ortaya çıktığı ve yaklaşık 30 bin yıl önce yok olduğu düşünülen bu grup hakkında bilim insanlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Geçen yıla kadar Denisova insanlarının yüzünün neye benzediği bile bilinmiyordu.

Çin Bilimler Akademisi'nden Qiaomei Fu ve ekibi, Çin'in güneybatısındaki bir mağaradaki 60 bin memeli kemiğin arasından Denisova kalıntıları bularak önemli bir keşfe imza attı.

Bilim insanları Yünnan eyaletindeki Bianfu Mağarası'nda Denisova insanlarına ait 4 diş, iki kafatası parçası ve ön kol kemiğini ortaya çıkardı. 

Araştırmacılar, kalıntılarda hiçbir antik DNA saptayamadı ancak proteinleri oluşturan amino asit varyantları, örneklerin Denisova insanlarına ait olduğunu gösteriyor.

Bulguları iki ayrı makale halinde hakemli dergi Nature'da dün (9 Eylül) yayımlanan çalışmaya göre bu insan türüne ait ilk ön kol kemiği keşfedildi.

Yaklaşık 4,5 santimetre uzunluğundaki örnek, bileğin başparmak tarafından dirseğe kadar uzanan radius kemiğinin parçasıydı. 

Sadece dirsek tarafı korunan kemik üzerindeki incelemeler, Denisovalıların pazı kasının bağlantı noktasının modern insanlara göre kemikte daha geride olduğunu gösterdi. Bu da Denisova insanlarının, avuç içi yukarı bakacak şekilde kollarını bükerken modern insanlardan daha fazla kuvvet üretebildiğine işaret ediyor.

dfrgth
Mağarada bulunan radius kemiği, Denisovalılara ait bilinen ilk ön kol kemiği (Song Xing)

Mağarada bu kalıntıların yanı sıra 1300'den fazla taş alet de ortaya çıkarıldı. Kemikler 167 bin ila 134 bin yıl öncesine tarihlenirken, aletler 190 bin ila 70 bin yıl öncesine kadar uzanıyordu. 

Bilim insanları aletlerin çok karmaşık olmadığını ve muhtemelen doğaçlama bir yaklaşımla üretildiklerini söylüyor. Mağaradaki örneklere bakılırsa Denisovalılar, Homo sapiens kadar belirli biçim ve üretim tekniklerine bağlı kalmamış.

İki makalenin de ortak yazarı Hao Li, eserleri "amacına uygun bir teknoloji" olarak tanımlıyor:

'Basit' diyemem çünkü burada esnek bir uyarlama var. Taş aletlere fazla zaman harcamıyorlardı.

Çalışmaya göre manda, bizona benzeyen gaur, kızıl ve sika geyikleri gibi büyük hayvanları avlayan bu insan türünün aletlerden istediği verimi aldığı söylenebilir.

Bianfu Mağarası'nda ortaya çıkan son bulgular, Denisova insanlarının ilk keşfedildikleri kuzey bölgelerinin çok ötesinde de yaşadığına ve sanılandan çok daha güneyde modern insanlarla karşılaşıp çiftleşmiş olabileceklerine işaret ediyor.

Bilim insanları ayrıca bu mağarada Denisova insanlarının uzun süre boyunca tek başlarına yaşadığını düşünüyor. 

Denisova Mağarası'nda Homo sapiens ve Neandertallerin de yaşadığı ve bu grupların birbiriyle etkileşimde bulunduğu bilindiğinden, buradaki bulgular Denisova insanlarının yaşantısı hakkında yeterince fikir vermiyordu.

Çalışmada yer almayan paleoantropolog Ryan McRae, incelenen kazı alanı hakkında şu ifadeleri kullanıyor:

Bize Denisova insanlarının önemli bir zaman dilimi boyunca tek bir yerde yaşadığını anlatırken, onlar hakkındaki anlayışımızdaki bazı coğrafi boşlukları da dolduruyor.

Bu gizemli insan türünün yaşantısı ve neden yok olduğu gibi cevap bekleyen çok fazla soru hâlâ var. Ancak son bulgular bu gizemin aydınlanmasına katkı sağlıyor. 

Denisova insanlarının keşfinde rol oynayan evrimsel genetikçi Svante Pääbo, yer almadığı son çalışma hakkında, "Kullandıkları teknolojiye dair elde edilen bilgiler beni çok etkiledi" diyerek ekliyor:

Nihayet nasıl yaşadıklarına dair doğrudan bilgiler edinmemiz harika bir şey.

Independent Türkçe, CNN, National Geographic, Discover Magazine, Nature


Ünlü rock grubu kullanıcı adını Meta'nın yapay zeka aracına devretti

Matt Bellamy, müziğinde teknolojinin insanlığı ele geçirmesi temasını işliyor (Wikimedia Commons)
Matt Bellamy, müziğinde teknolojinin insanlığı ele geçirmesi temasını işliyor (Wikimedia Commons)
TT

Ünlü rock grubu kullanıcı adını Meta'nın yapay zeka aracına devretti

Matt Bellamy, müziğinde teknolojinin insanlığı ele geçirmesi temasını işliyor (Wikimedia Commons)
Matt Bellamy, müziğinde teknolojinin insanlığı ele geçirmesi temasını işliyor (Wikimedia Commons)

Rock grubu Muse, Meta'nın bu hafta piyasaya sürdüğü ve yine Muse adını taşıyan yeni kişisel yapay zeka aracına X ve Instagram hesaplarının kullanıcı adlarını devretmiş gibi görünüyor.

Halihazırda sadece ABD'deki kullanıcıların erişimine açılan teknoloji, Facebook ve Instagram'ın ana şirketi tarafından gizlilik ve güvenliğe önem verilerek kullanıma sunuluyor.

Araç; planlama, alışveriş, ödeme ve e-posta gibi günlük işlerde yetişkinlere yardım etmenin yanı sıra "uzun vadeli hedefleri eylem planlarına dönüştürmek" için tasarlandı.

1994'te Devon'da kurulan rock grubu Muse'un hayranları, X'teki kullanıcı adlarının artık @Musetheband olarak değiştiğini, Meta'nın yapay zeka uygulamasının ise grubun önceki kullanıcı adı @Muse'u devraldığını fark etti. Aynı durum Instagram'da da geçerli; grubun kullanıcı adı artık @museband.

Muse, teknoloji tarafından yönetildiğimiz veya beynimizin yıkandığı distopik bir gelecek konusunda uyaran pek çok şarkısıyla tanındığı için birçok kişi bu değişikliğin ironisine de dikkat çekti.

2018 tarihli Simulation Theory albümünün açılış parçası Algorithm'de Bellamy şöyle söylüyor: 

Köle gibi yan / Dişli gibi dön / Simülasyonların içinde hapsolmuşuz / Algoritmalar gelişiyor / Bizi kenara itip tarihe gömüyor.

2015 tarihli albümleri Drones da teknoloji ve bunun sosyal baskı için nasıl kullanılabileceğiyle ilgili korku ve endişelerden büyük ilham almıştı.

Bir hayran, X'te, "Muse'un, makinelerin iktidarı ele geçirmesine karşı bizi uyaran distopik rock albümleri yapmaktan, yapay zekaya satılmaya geçmesi, birinci sınıf bir trajik ironi" diye yazdı.

Başka biri de "NEEEE? MUSE GRUBUNUN kendini bir yapay zeka şirketine satması çılgınca" dedi.

Bir kullanıcıysa şu yorumu yaptı:

Dünyanın en iyi gruplarından birinin, 5 yıl geçmeden ortadan kaybolacak bir yapay zeka sohbet botu için mükemmel kullanıcı adını kaybetmek zorunda kalması delilik. Acaba ne kadar para aldılar?

Değişikliğin temmuzda yapıldığı anlaşılırken bazı hayranlar, grubun sosyal medyada neden böyle bir değişikliğe gittiğini merak ettiklerini belirtiyor.
 

vfgthy
Muse'un X kullanıcı adı, artık eskisi gibi "@Muse" değil (X/Ekran görüntüsü)
scdfg
Yeni yapay zeka aracı Muse artık @Muse kullanıcı adını kullanıyor (X/Ekran görüntüsü)

Bazıları da grubu takip ettikleri için Muse AI hesabını otomatik olarak takip etmeye başladıklarını iddia etti. The Independent bunu doğrulayamadı ancak bu haber yazıldığı sırada Muse AI aracının X'te sadece 11 bin takipçisi varken, Muse grubunun 2,3 milyon takipçisi vardı.

The Independent, görüş almak için Muse (grup) ve Meta temsilcileriyle temasa geçti.

Matt Bellamy'nin solistliğini yaptığı Muse, Birleşik Krallık'ın (BK) son birkaç on yıldaki en büyük rock gruplarından biri.

Grup, sonuncusu bu yıl haziranda çıkarak çoğunlukla olumlu eleştiriler alan The Wow! Signal da dahil 10 stüdyo albümü yayımladı.

Muse ayrıca kasımdan itibaren BK ve Avrupa'da bir turneye çıkacak ve bu turne kapsamında Londra'daki O2 Arena'da da konser verecek.

Independent Türkçe


Spice Girls geri mi dönüyor?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Spice Girls geri mi dönüyor?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Spice Girls, "şarkı söyleyip dans edebilen" hayranlarına yönelik gizemli bir ilan yayımladı.

Pop grubunun Instagram sayfasında paylaşılan videoda, The Stage adlı sektör yayınında yer alan bir ilan görülüyor. Aynı yayın, 1994'te tamamı kadınlardan oluşan bir grup arandığına dair ilanı da yayımlamıştı. Gazete, grubun 1996 tarihli "Wannabe" müzik videosunda görülen merdivenlere yerleştirildi.

İlanda şu ifadeler yer aldı:

Şarkı söyleyip dans edebilen bir Spice Girls hayranı mısın? Süper hayran, koleksiyoncu veya müzik tutkunu musun? Spice Girls, Birleşik Krallık'ta 9 kez liste başına yükselerek rekor kıran ve dünya genelinde 100 milyondan fazla satışa ulaşan, son derece başarılı, dünya çapında tanınan, koreografili şarkı ve dans performansları sergileyen, tamamı kadınlardan oluşan bir pop grubu. 10 Eylül Perşembe günü saat 14.00 BST. Nota gerekmiyor. Ancak plakçalar veya CD çalara ihtiyacınız olacak.

Grup, ilanın amacıyla ilgili herhangi bir ek bilgi vermedi.

Spice Girls, Victoria Beckham, Melanie Brown, Emma Bunton, Melanie Chisholm ve Geri Halliwell-Horner'dan oluşuyor.

Grup, 1996'da yayımladığı ilk teklisi "Wannabe"nin ardından dünya çapında ün kazandı. Şarkı bu yıl 30. yılını kutladı.

Ödüllü grup ayrıca Stop, 2 Become 1, Who Do You Think You Are? ve Viva Forever gibi hitlerle Birleşik Krallık'ta 9 kez liste başına yükselen tekliye ve listelerin zirvesine çıkan iki albüme imza attı.

Halliwell-Horner, "aralarındaki farklılıkları" gerekçe göstererek 1998'de gruptan ayrıldı. Kalan üyeler ise Aralık 2000'de yollarını ayırarak süresi belirsiz bir ara verdi.

Grup, 2012'de Londra Yaz Olimpiyatları'nın kapanış töreninde ve 2019'da Spice World turnesi için yeniden bir araya geldi. Ancak sahnelere dönüp dönmeyecekleri konusunda spekülasyonlar sürüyor.

Brown bu yıl grubun 30. yıl dönümünü kutlamak için yeniden bir araya gelme ihtimalini ele almıştı:

30. yılımızı kutluyoruz, bence de bir şeyler yapmalıyız. Bunun gerçekten olup olmayacağı ise ayrı bir konu ama hepimiz bunun hakkında konuşuyoruz. Çünkü en azından hayranlarımız için bir şeyler yapmalıyız. Bize o kadar sadık kaldılar ki 30 yıl geçmesine rağmen hâlâ yanımızdalar. Bunun için bir şeyler yapmalıyız ama şu anda bunun ne olduğunu söyleyemem çünkü henüz kesinleşmiş veya onaylanmış bir şey yok.

Independent Türkçe