Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Obsession ve Backrooms'un ardından yeni korku fenomeni mi geliyor?

Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
TT

Obsession ve Backrooms'un ardından yeni korku fenomeni mi geliyor?

Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)

Korku mevsimi resmen başladı. Cadılar Bayramı yaklaşırken sinemaseverleri havaya sokacak korku filmleri de birbiri ardına gösterime giriyor. Sezonun ilk büyük yapımlarından biri, Jessica Chastain'in başrolünü üstlendiği Diğer Anne (Other Mommy).

Yönetmen Rob Savage, pandemi kapanmaları sırasında çektiği Host'la adını duyurmuş, film izleyicilerin birbirine tavsiye etmesiyle büyük ilgi görmüştü. 

Savage, birkaç yıl sonra Universal Pictures'ın şimdiden adından söz ettiren korku filmi Diğer Anne'yle dönüyor. Başrolde ise Tammy Faye'in Gözleri'yle (The Eyes of Tammy Faye) Oscar kazanan Jessica Chastain var. 

Peki Diğer Anne, Saplantı (Obsession) ve Backrooms'un ardından korku sinemasının bu yılki yeni gişe sürprizi olabilir mi?

Deadline'ın aktardığına göre Diğer Anne'nin, Kuzey Amerika'da 3 bin 200 sinemada gösterime girerek ilk hafta sonunda yaklaşık 20 milyon dolar kazanması ve gişenin zirvesine yerleşmesi bekleniyor.

Kaynakların 18 ila 19 milyon dolar olarak verdiği yapım bütçesi düşünüldüğünde, bu tahminin gerçekleşmesi güçlü bir başlangıç anlamına gelecek.

Film, gelişmiş görüntü ve ses olanakları sunan büyük ekranlı salonlarda da gösterilecek.

Yapımcılığını James Wan'ın üstlendiği, abartıyı bilinçli bir üslup olarak kullanan korku filmi, annesine tekinsiz derecede benzeyen doğaüstü bir varlıkla ilişki kuran Bela'yı (Arabella Olivia Clark) merkezine alıyor. Annesinin görünümüne bürünen bu varlık, aileye musallat oluyor.

Chastain, hem endişeli anneyi hem de onun görünümüne bürünüp kızına musallat olan acımasız varlığı canlandırıyor.

Oyuncu kadrosunda Industry'den Jay Duplass ve Severance'tan Dichen Lachman da bulunuyor. 

TheWrap'in aktardığına göre Diğer Anne, Blumhouse-Atomic Monster'ın Saplantı ve Backrooms'un başarısının da rüzgarını arkasına aldığı bir dönemde vizyona giriyor.

Blumhouse'un kurucusu ve CEO'su Jason Blum, geçen yıl Toronto Uluslararası Film Festivali'nde Focus Features'ın satın aldığı bağımsız yapım Saplantı'ya daha sonra yönetici yapımcı olarak katılmıştı. Atomic Monster'ın kurucusu James Wan ise Backrooms'un yapımcıları arasındaydı.

Chastain'in önceki korku filmleri de Kuzey Amerika gişesinde başarılı olmuştu. Oyuncunun yönetmen Andy Muschietti'yle ilk filmi, 2013 yapımı Mama, 28,4 milyon dolarlık açılış yapmıştı. Film, gösterim sürecini Kuzey Amerika'da 71,6 milyon, dünya genelinde 146,4 milyon dolarla tamamlamıştı.

İkiliyi 2019'da yeniden buluşturan Stephen King uyarlaması O: Bölüm 2 (It Chapter Two), Kuzey Amerika'da 91 milyon dolarlık açılış yapmıştı. Filmin toplam hasılatı Kuzey Amerika'da 211,6 milyon, dünya genelinde ise 473,1 milyon dolara ulaşmıştı.

Savage, Saplantı'nın yönetmeni Curry Barker ve Backrooms'un yönetmeni Kane Parsons gibi adını internette duyurdu. Üç yönetmen de mevcut bir serinin parçası olmayan korku filmleriyle izleyiciden karşılık buluyor.

SlashFilm'e göre Diğer Anne, açılış tahminlerinin alt sınırında kalsa bile gişede başarılı olabilir. İzleyicilerin olumlu yorumları ve Cadılar Bayramı öncesinde korku filmlerine artan ilgi, yapımın ay sonuna kadar güçlü hasılat elde etmesini sağlayabilir.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, TheWrap, SlashFilm


Yeni Facebook filmine ilk yorumlar: İyi ama harika değil

47 yaşındaki Amerikalı aktör Jeremy Strong, HBO'nun popüler dizisi Succession'da canlandırdığı ve kendisine Emmy kazandıran Kendall Roy rolüyle tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
47 yaşındaki Amerikalı aktör Jeremy Strong, HBO'nun popüler dizisi Succession'da canlandırdığı ve kendisine Emmy kazandıran Kendall Roy rolüyle tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
TT

Yeni Facebook filmine ilk yorumlar: İyi ama harika değil

47 yaşındaki Amerikalı aktör Jeremy Strong, HBO'nun popüler dizisi Succession'da canlandırdığı ve kendisine Emmy kazandıran Kendall Roy rolüyle tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
47 yaşındaki Amerikalı aktör Jeremy Strong, HBO'nun popüler dizisi Succession'da canlandırdığı ve kendisine Emmy kazandıran Kendall Roy rolüyle tanınıyor (Sony Pictures Releasing)

Aaron Sorkin imzalı Sosyal Hesaplaşma (The Social Reckoning) sinema basınının karşısına çıktı. 

Sosyal Ağ'ın (The Social Network) devamı niteliğindeki yapım, ilk yorumlarda "sağlam bir devam filmi", "Mark Zuckerberg'e yönelik sert bir değerlendirme" ve "toplumun bugünkü çalkantılı haline yönelik ağır bir eleştiri" diye nitelendiriliyor.

İlk değerlendirmelerde övgülerin yanında çekinceler de var.

Sosyal Hesaplaşma, 2010 yapımı Sosyal Ağ'ın bağımsız olarak da izlenebilen devam filmi. 

İlk film, 8 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve En İyi Uyarlama Senaryo dahil üç ödül kazanmıştı. Senaryo ödülü Sorkin'e gitmişti.

Yeni filmin senaryosunu da yazan Sorkin, bu kez yönetmenliği David Fincher'dan devraldı.

Sosyal Hesaplaşma, Facebook'un kuruluşu yerine 2021'de şirketin iç belgelerinin sızdırılmasına odaklanıyor. 

Anora'yla Oscar kazanan Mikey Madison, şirket içindeki uygulamaları ifşa eden Frances Haugen'ı canlandırıyor. The Bear'la Emmy kazanan Jeremy Allen White ise Wall Street Journal muhabiri Jeff Horwitz'i oynuyor.

Jeremy Strong, Zuckerberg rolünü Jesse Eisenberg'den devralıyor. Kadroda Wunmi Mosaku, Betty Gilpin, Billy Magnussen ve Bill Burr da yer alıyor.

Sinema eleştirmeni Tom Chatalbash, X'teki paylaşımında filmi şöyle değerlendirdi:

Sosyal Ağ'ı tamamlayan, günümüzün meselelerine dokunan sürükleyici bir film. Yine de ilk filmden çok Sorkin'in The Newsroom dizisine yakın duruyor. Mikey Madison ve Jeremy Allen White, gösterişe kaçmadan izleyiciyi kendilerine çekiyor. Bill Burr ve Betty Gilpin, Sorkin'in diyaloglarını söylemek için doğmuş gibiler. Jeremy Strong ise Zuckerberg rolünde son derece güçlü bir performans sergiliyor ve karakteri yalnızca taklit etmekle yetinmiyor.

Chatalbash, oyunculara ve diyaloglara yönelik övgüsünün yanında yönetmenlik ve tempoyla ilgili çekincelerini de paylaştı:

Sorkin'in diyalogları hâlâ canlı ve jilet kadar keskin. Özellikle de Facebook'un karanlık uygulamalarını araştıran hikayede gerilim doruğa çıktığında... Ancak senaryo, onun en iyi çalışmalarından çok uzak. Son derece düz kalan yönetmenliği ve filmin cansız temposu, hikayenin duygusal etkisini neredeyse köreltiyor. Yine de bu hikaye anlatılmayı hak ediyor. Film de bazı aksaklıklarına rağmen finalini başarıyla yapan, sürükleyici bir araştırmacı gazetecilik yapımı. İyi ama harika değil. Beni kızdırdı, oysa öfkeden deliye döndürmeliydi.

Diğer bazı eleştirmenler de Sosyal Ağ'ın devam filmi için çıtayı çok yükseğe koyduğunu belirtmekle birlikte yeni yapımın güçlü yanlarını öne çıkardı.

Awards Radar editörü Joey Magidson, şöyle yazdı:

Sosyal Hesaplaşma, Sosyal Ağ gibi bir başyapıt olmasa da ilgimi baştan sona canlı tuttu. Yavaş yavaş yükselen gerilim, hikayenin gerektirdiği gibi beni öfkeden köpürten bir doruk noktasına ulaşıyor. Pek incelikli değil ama Aaron Sorkin'in Facebook'a önceki bakışını tamamlayan bir film olarak iyi işliyor.

Sinema eleştirmeni Manuel São Bento ise çok daha coşkulu bir değerlendirme yaptı:

Sosyal Hesaplaşma benim için Sosyal Ağ'la aynı seviyede. Zaten fazlasıyla tartışmalı olan bu görüşe bir şey daha ekleyeyim: Bu film daha önemli! Aaron Sorkin, Facebook Dosyaları'nı ne yaptığını gayet iyi bilen bir şirket hakkında insanı öfkelendiren bir filme dönüştürüyor.

São Bento, sözlerini şöyle sürdürdü:

Filmin merkezindeki ifade özgürlüğü tartışması kolay cevaplarla geçiştirilemiyor; Sorkin'in benzetmeleri de sarsıcı. Bazıları bütün bunlar zaten kamuya açık olduğu için filmin geç kaldığını söylüyor ama kamuya açık olmak, bilinmekle aynı şey değil. Mikey Madison, hınçla değil sevgiyle hareket eden bir ifşacı rolünde mükemmel. Jeremy Strong'un Zuckerberg yorumu karikatürize ama yine de bana inandırıcı geldi. Evet, televizyon yapımı gibi görünüyor ama hikaye bu kadar önemliyken kimin umurunda? Filmi izlemeden önce konu hakkında çok az şey biliyordum, izlediğimden beri de ilgili yazıları okumayı bırakamıyorum. Bu yıl izlediğim en sürükleyici filmlerden biri ve hâlâ öfkeliyim.

Film gösterime girmeden önce en çok konuşulan konulardan biri, Facebook'un kurucu ortağı Mark Zuckerberg rolüne Strong'un seçilmesiydi. Sosyal Ağ'da bu rolü canlandıran Eisenberg, performansıyla Oscar adaylığı kazanmıştı.

Sorkin, önce Eisenberg'e yeniden Zuckerberg'i canlandırmasını teklif etmiş ancak oyuncu, artık onunla özdeşleştirilmek istemediği için teklifi reddetmişti.

Eisenberg, daha sonra Variety'ye verdiği röportajda kararını şöyle açıklamıştı:

Ona sadece hayatımda farklı yönlere ilerlediğimi söyledim. O karakterle özdeşleştirilmek istemiyorum. Ama bu filmde yer almak istemememin nedenlerinin filmin kalitesiyle hiçbir ilgisi yok. Harika bir film olacağından eminim, hatta eminim şimdiden öyle.

Sorkin ise Vanity Fair'a verdiği röportajda, Eisenberg'i role dönmeye ikna etmek için üç gün uğraştığını söylemişti:

Rolün ona ait olduğunu düşünüyordum. Üstelik bu rolde kendini kanıtlamıştı. Artık Mark Zuckerberg'le özdeşleştirilmek istemiyordu; Zuckerberg'le ilgili sorunları vardı.

Sosyal Hesaplaşma, yarın (9 Ekim) sinemalarda gösterime girecek.

Independent Türkçe, Variety, ScreenRant, Vanity Fair


Netflix'ten bol entrikalı diziye erken onay: Üçüncü sezon geliyor

The Hunting Wives, Boston'dan ailesiyle birlikte Teksas'ın muhafazakar ve küçük bir kasabasına taşınan Sophie O'Neil'ın hikayesini anlatıyor (Netflix)
The Hunting Wives, Boston'dan ailesiyle birlikte Teksas'ın muhafazakar ve küçük bir kasabasına taşınan Sophie O'Neil'ın hikayesini anlatıyor (Netflix)
TT

Netflix'ten bol entrikalı diziye erken onay: Üçüncü sezon geliyor

The Hunting Wives, Boston'dan ailesiyle birlikte Teksas'ın muhafazakar ve küçük bir kasabasına taşınan Sophie O'Neil'ın hikayesini anlatıyor (Netflix)
The Hunting Wives, Boston'dan ailesiyle birlikte Teksas'ın muhafazakar ve küçük bir kasabasına taşınan Sophie O'Neil'ın hikayesini anlatıyor (Netflix)

The Hunting Wives, üçüncü sezon onayı aldı.

Haber, ikinci sezonun 26 Kasım'da Netflix'te yayımlanmasından önce geldi.

Lionsgate ve 3 Arts'ın yapımcılığını üstlendiği dizi, başlangıçta Starz için hazırlanıyordu. Ancak Netflix, ilk sezonun 2025'te yayımlanmasından önce diziyi satın aldı. The Hunting Wives, bundan sonra da Netflix orijinal dizisi olarak devam edecek.

Başrollerini Brittany Snow ve Malin Åkerman'ın paylaştığı The Hunting Wives, May Cobb'un aynı adlı romanından uyarlanıyor. İkinci sezon ise hikayeyi kitapta anlatılanların ötesine taşıyacak.

Resmi konu özetine göre ilk sezon, ailesiyle birlikte ABD'nin Doğu Yakası'ndan Doğu Teksas'ın iç kesimlerine taşınan Sophie O'Neil'ın (Snow) hikayesini anlatıyordu.

Sophie, sosyetenin tanınmış isimlerinden Margo'nun (Åkerman) karşı konulmaz cazibesine kapılıyor; kendini saplantı, baştan çıkarma ve cinayetin iç içe geçtiği bir hayatın içinde buluyordu.

İkinci sezonun konu özeti ise şöyle:

Sophie ve Margo'nun arası bozuk. Ancak çok geçmeden eski sırlar ve yeni düşmanlar onları yeniden bir araya gelmeye zorluyor. Tehlikeli oyunlarını sürdürürken akıllara şu soru geliyor: Onlar avcı mı, yoksa av mı?

Oyuncu kadrosundaki diğer isimler arasında Dermot Mulroney, Jaime Ray Newman, Evan Jonigkeit, George Ferrier, John Stamos ve Angel Reese bulunuyor.

The Hunting Wives'ın yaratıcısı Rebecca Cutter, dizi sorumluluğunu da üstleniyor. Yönetici yapımcılar arasında Cutter, Cobb ve 3 Arts'tan Erwin Stoff bulunuyor. Yapımın arkasındaki stüdyo ise Lionsgate.

Cutter, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Maple Brook'a döneceğimiz için çok heyecanlıyım. Size söz veriyorum, ikinci sezonu bitirdiğinizde hikayenin devamını öğrenmek için sabırsızlanacaksınız. Kemerlerinizi bağlayın çünkü üçüncü sezon daha da skandal dolu, daha da çarpık olacak.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter