Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Quentin Tarantino, Brad Pitt'e "Senin kariyerini bitiririm" diye çıkışmış

Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
TT

Quentin Tarantino, Brad Pitt'e "Senin kariyerini bitiririm" diye çıkışmış

Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)
Brad Pitt ve Quentin Tarantino, 2019'daki Cannes Film Festivali'ne birlikte katılmıştı (Vianney Le Caer/Invision/AP)

Çekimlerinin üzerinden 8 yıl geçse de Bir Zamanlar... Hollywood'da (Once Upon a Time... in Hollywood) gündem olmayı sürdürüyor. 

Filmin oyuncularından Bruce Dern, Quentin Tarantino ve Brad Pitt'le yaşadığı anıyı, kendisini konu alan Dernsie belgeselinin prömiyeri için gittiği Cannes Film Festivali'nde gazetecilere açıkladı.

Doğaçlama yeteneğiyle bilinen tecrübeli aktör, Bir Zamanlar... Hollywood'da setinde de bu kabiliyetini kullandığını aktardı. Görme engelli George Spahn'ı canlandıran oyuncu çekimler sırasında yaşadığı ilginç olayı şöyle aktardı:

Bir Zamanlar... Hollywood'da'da Brad Pitt beni uyandırıyor. Yataktayım, uyanıyorum, biraz sersemim falan. 'Ne olduğunu pek anlamıyorum' dedim. Ona doğru baktım. Kameranın durmasını istedi. Quentin'in yüzündeki ifade… Bir deli ciddiyetine sahipti. 'Brad sen ne yaptın?' dedi. O da 'Kamerayı durdurdum' diye yanıtladı. Bunun üzerine 'Bir daha asla kamerayı durdurayım deme, aksi takdirde kariyerini bitiririm. Bu benim alanım. Eylemi sonlandırma' dedi.

Sonrasında sahnenin tamamlandığını anlatan 89 yaşındaki aktör, "Brad yalnızca 'Söylediği şey senaryoda yoktu' diyebildi" ifadesiyle anısını bitirdi.

Tarantino'nun yazıp yönettiği ve başrollerinde Leonardo DiCaprio, Brad Pitt ve Margot Robbie'nin yer aldığı Bir Zamanlar… Hollywood'da, 2020 Oscar Ödülleri’nde 10 dalda aday gösterilmişti.

Film En İyi Yardımcı Aktör dalında Pitt'e, En İyi Yapım Tasarımı dalındaysa Barbara Ling ve Nancy Haigh'e Akademi Ödülü kazandırmıştı. 

Devam projesi The Adventures of Cliff Booth'u yönetmekten vazgeçip son filmi olması beklenen The Movie Critic'i rafa kaldıran Quentin Tarantino, rotasını tiyatroya kırdı. 

62 yaşındaki sinemacı, kaleme aldığı oyunla yönetmen koltuğuna geri dönmeye hazırlanıyor.

Öte yandan senaryosunu Tarantino'nun yazdığı, yönetmen koltuğundaysa David Fincher'ın oturduğu Brad Pitt'li The Adventures of Cliff Booth, bu yılın sonlarında Netflix kütüphanesindeki yerini alacak.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedim

Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
TT

Oscarlı yıldız: Gerçekten kötüyüm deyip başrolü bırakmak istedim

Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)
Hathaway, Sefiller'deki (Les Misérables) performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı (A24)

Son günlerde Şeytan Marka Giyer 2'deki (The Devil Wears Prada 2) rolüyle de konuşulan Anne Hathaway, 17 Nisan'da vizyona giren Mother Mary'nin çekimleri sırasında çok zorlandığını açıkladı.

43 yaşındaki aktris; Jack Antonoff, Charli XCX ve FKA twigs'in film için bestelediği şarkıları söyleyip onlarla birlikte dans ettiği görüntüleri izleyince "Gerçekten kötü… Gelip bunu seyretmelerini insanlardan isteyebilir miyim, bilmiyorum" diye düşündüğünü anlattı. 

Oscarlı yıldız, eşi Adam Shulman'a projeden ayrılmak istediğini söylediğini Elle'e verdiği röportajda bildirdi. 

Sonrasında "Kovulursam değil, ayrılırsam utanacak bir durum oluşur" düşüncesine vardığını sözlerine ekledi.

Film için aylarca dans dersi alan aktris, çekimler bittikten sonra bir yıl boyunca sesini de geliştirmiş. 

Post prodüksiyon aşamasında Antonoff'la birlikte stüdyoya döndüğünü belirten Amerikalı, "Başını sallayıp 'Çalışmışsın' dedi" ifadesini kullandı.

Tüm bu çabaya rağmen film, küresel gişe hasılatında 3 milyon dolar barajını bile geçemedi.

Yeşil Şövalye (The Green Knight) ve Bir Hayalet Hikayesi'yle (A Ghost Story) tanınan David Lowery'nin yazıp yönettiği Mother Mary, turnesini varoluşsal bir kriz nedeniyle yarıda bırakan pop yıldızı Mary'nin hikayesini anlatıyor.

Hathaway'in canlandırdığı Mary, yıllar önce imajını şekillendiren eski arkadaşı ve moda tasarımcısı Sam'le (Michaela Coel) yeniden bir araya geliyor.

Kadroda ayrıca Hunter Schafer, Atheena Frizzell, Kaia Gerber, Jessica Brown Findlay, Alba Baptista ve Sian Clifford gibi isimler var.

Temmuzda yayımlanan Vogue röportajında Anne Hathaway, canlandırdığı karakterle ilgili şunları söylemişti:

Senaryoyu okur okumaz fark ettiğim şey, Mary'nin 'oynanacak' bir karakter olmadığıydı. Eğer rolü alırsam, David'in şekillendirebileceği bir malzeme haline gelmem gerekecekti... Acemi olmayı kabul etmeliydim. Bunun beraberinde getirdiği tevazu, her gün sete gelip kötü olacağını bilmek ve bunun normal olduğuna inanmak. 'Kötü' değilsin; sadece acemisin ve öğreniyorsun. Bu zihniyete ulaşmak için bazı şeyleri geride bırakmam gerekti. Dönüştürücü süreçlerin zorluğu gibi, bu da zordu ama bir o kadar da değerliydi.

Independent Türkçe, Deadline, TheWrap


Gözden kaçan ama kahkahası bol 6 komedi dizisi

Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
TT

Gözden kaçan ama kahkahası bol 6 komedi dizisi

Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)
Lovesick, hayatının aşkını ararken cinsel yolla bulaşan klamidya hastalığına yakalandığını öğrenen Dylan'la (ortada) en yakın arkadaşları Evie (solda) ve Luke'un (sağda) hikayesini anlatıyor (Netflix)

Ekran karşısında şöyle içten bir kahkaha atıp günün yorgunluğunu üzerimizden atmayı hepimiz hak ediyoruz. Ancak popüler kültürün bitmek bilmeyen "en iyiler" listeleri bazen gerçek keşiflerin önünü kapatabiliyor. Ana akımın ışıltılı dünyasında kendine yer bulamasa da zekasıyla parlayan, kıymetini bilenlerin gönlünde taht kuran diziler aslında hemen yanı başımızda keşfedilmeyi bekliyor. Çok fazla konuşulmasa da seyircisiyle özel bir bağ kuran bu diziler, çoğu zaman en unutulmaz izleme deneyimini sunuyor. Nitekim iyi komedi sadece güldürmekle ilgili değil, bazen insanın sıkışmışlığını, yalnızlığını ve yönsüzlüğünü en dürüst haliyle gösterebilmekle de ilgili.

Spaced'in kendine has absürtlüğü, Crashing'in anlattığı kaotik Londra hayatı, Black Books'un huysuzluğu başlı başına bir mizah biçimine dönüştürmesi, My Name Is Earl'ün karma düzeltme telaşı, klişelere düşmekten sıyrılan Mo'nun göçmenlik bürokrasisiyle dokunaklı dansı ve Lovesick'in modern ilişkilere dair o naif gerçekçiliği... Bahsettiğimiz bu diziler, listemizin gizli kalmış yıldızları. 

Klişelere sıkışmış sitcom dünyasından uzaklaşıp, hafızalara kazınabilecek bu özel dizileri gün yüzüne çıkarıyoruz. Eğer "Bu diziyi neden daha önce izlemedim?" diyeceğiniz bir keşif yolculuğuna hazırsanız, arkanıza yaslanın ve listemize göz atın. Belki de yeni favoriniz tam da burada saklıdır.

Spaced (1999–2001)

Edgar Wright imzasını daha ilk dakikalarından hissettiren Spaced, sıradan bir ev arkadaşlığı hikayesini enerjisi hiç düşmeyen yaratıcı bir komediye dönüştürüyor. Simon Pegg ve Jessica Hynes'in canlandırdığı Tim ve Daisy, sevgili gibi davranarak aynı eve taşınan, 20'lerindeki işsiz güçsüz iki karakter olsa da dizi asıl enerjisini onların etrafında kurulan kaotik dünyadan alıyor. Video oyunlarından paintball savaşlarına, absürt hayal sekanslarından gündelik hayatın küçük krizlerine kadar her bölümde temposu sürekli değişen çılgın bir ritim hissediliyor. 

sdvdsv
İki BAFTA adaylığı bulunan Spaced'deki bazı temalar ve zombi sahneleri, daha sonra Zombilerin Şafağı'na ilham verdi (Channel 4)

Cornetto Üçlemesi'ne giden yolu açan ve Nick Frost gibi isimleri öne çıkaran bu İngiliz klasiği, Wright'ın hızlı kurgusu ve görsel mizah anlayışıyla klasik sitcom formülünden sıyrılıp neredeyse deneysel bir komediye dönüşüyor. Buna rağmen karakterler hiçbir zaman seyirciden kopmuyor. "Neden olmasın?" duygusuyla hareket ederek sıradışı kamera açılarını zekice yazılmış diyaloglarla harmanlarken, izleyicide derin bir bağ ve sempati uyandırmayı da başarıyor. Özellikle Frost ve Michael Smiley gibi yan karakterlerin kattığı enerji, dizinin en önemli unsurlarından biri. 

Bugün hâlâ yeterince keşfedilmemiş olsa da Spaced, modern İngiliz komedisinin en yaratıcı ve etkili işlerinden biri olarak anılmayı rahatlıkla hak ediyor.

IMDb: 8,5
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Black Books (2000–2004)

Hak ettiği değeri göremeyen komedi dizileri listemize, insansevmezlikle sıcaklığı aynı potada eriten, tam da battaniye altına girip çayınızı yudumlarken izlemelik Black Books'la devam ediyoruz. 

Kitaplarla dolu dağınık bir dükkanın içinde geçen Black Books, ilk bakışta küçük ölçekli bir sitcom gibi görünse de Britanya komedisinin en kendine özgü işlerinden biri. 

Zombilerin Şafağı'ndan (Shaun of the Dead) da hatırlayacağınız Dylan Moran'ın canlandırdığı kitabevi sahibi Bernard Black, insanlardan nefret ediyormuş gibi davranan ama bütün huysuzluğunun altında garip bir samimiyet taşıyan unutulmaz bir karakter. 

egrth
İki BAFTA ödüllü Dylan Moran (en sağda), canlandırdığı huysuz Bernard karakterini yaratırken Dublin'de karşılaştığı gerçek bir sahaftan ilham almış (Channel 4)

Bernard huysuzluğu, bitmek bilmeyen alaycılığı ve zekice iğnelemeleriyle televizyon tarihinin en nevi şahsına münhasır komedi karakterlerinden biri. Onun bu amansız karamsarlığı, yanı başındaki dükkanı işleten sabırlı dostu Fran ve işe yeni giren iyimser yardımcısı Manny'nin eğlenceli dinamikleriyle harika bir durum komedisi dengesine kavuşuyor.

Londra'nın sıradan gündelik hayatını fon olarak kullanırken bir anda absürtleşebilen hikayeleri sayesinde Black Books, klasik sitcom düzenini sürekli bozan bir ritim yakalıyor. Martin Freeman ve Olivia Colman gibi isimlerin konuk oyunculukları da dizinin Britanya komedi dünyasıyla kurduğu güçlü bağı hissettiriyor. 

Eğer hem içinizi ısıtacak hem de kara mizahıyla sizi güldürecek saklı bir hazine arıyorsanız, bu darmadağınık kitabevinin kapısını kesinlikle aralamalısınız zira Black Books hâlâ keşfedilmeyi bekliyor. 

IMDb: 8,4
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Lovesick (2014–2018)

İlk bakışta yalnızca sıradışı fikriyle dikkat çeken Lovesick, aslında modern ilişkileri şaşırtıcı derecede samimi ve gerçekçi anlatan en özel romantik komedilerden biri. 

Dizi, klamidya teşhisi alan müzmin romantik Dylan'ın durumu eski partnerlerine haber vermek zorunda kalmasını merkezine alırken, her bölümde eski ilişkilerin nasıl başlayıp nasıl sona erdiğini geri dönüşlerle anlatıyor. Bu yapı izleyicide hem eğlenceli hem nostaljik yer yer de buruk bir tat bırakıyor. Bu yapı sayesinde Lovesick, sadece romantik bir hikaye değil; aynı zamanda 20'li yaşların kafa karışıklığını, bağlanma korkusunu ve yalnızlık hissini çok doğal biçimde yakalıyor. 

dsergrt
Johnny Flynn (solda), Antonia Thomas (sağda) ve Daniel Ings'i (ortada) başrollerde buluşturan Lovesick, 2014'te Channel 4'da ilk yayımlandığında Scrotal Recall adıyla çıkış yapmıştı (Channel 4 / Netflix)

Johnny Flynn'in sakin ama kırılgan performansı, Antonia Thomas ve Daniel Ings'in enerjisiyle birleşince karakterler kısa sürede yakın arkadaşlarınız gibi gelmeye başlıyor. 

Mizahı çoğu zaman ince ve gündelik detaylardan beslenen dizi, romantik komedilerde sık görülen yapay dramatik tuzaklara düşmeden duygusal olmayı başarıyor. Lovesick son yılların en zarif, en içten ve hak ettiği değeri görememiş komedilerinden biri.

IMDb: 8
Nereden izlenir: Netflix

Mo (2022–2025)

Sizi Netflix'in nasıl konumlandıracağını tam olarak çözemediği ancak türler arasında rahatça dolaşan saklı cevher Mo'yla tanıştırmak isteriz. Filistinli komedyen Mo Amer ve Ramy'nin yaratıcısı Ramy Youssef'un imzasını taşıyan dizi, Houston'da bir mülteci ailesinin Amerika'daki sıkışmışlık hissini anlatıyor. Mo, göçmenlik hikayelerini klişelere sığınmadan anlatabilen nadir dizilerden biri ve bunu yaparken mizah duygusunu hiç yitirmiyor.

xsdvfgrth
44 yaşındaki komedyen Mo Amer, 2009'da nihayet ABD vatandaşlığı almadan önce, Teksas'ta mülteci olarak 20 yıl boyunca yasal bir belirsizlik içinde yaşadı (Netflix)

Göçmenlik bürokrasisi, ailevi sorumluluklar ve travmalar arasında mekik dokuyan yapım, "Amerikalılık" fikrini köksüzlük, yerel sokak mizahı ve politik eleştirilerle harmanlayan tam bir çelişkiler komedisi. Diziyi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir yandan gerçekçi bir göçmenlik hikayesini anlatırken diğer yandan sürreal dokunuşlarla hikayeyi neredeyse mitolojik bir boyuta taşıyabilmesi. Mo Amer'in hem zeki hem de karizmatik performansı, izleyiciyi sistemin kırık dökük parçaları arasında hayatta kalmaya çalışan bu adamın dünyasına anında ortak etmeyi başarıyor. 

Derdini anlatırken vaaz vermeyen, temposu yüksek ve derinliğiyle sizi yakalayan bir komedi arıyorsanız, Mo'nun Houston sokaklarındaki hayatta kalma çabasına mutlaka göz atmalısınız.

IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Netflix

My Name Is Earl (2005–2009)

Karma fikrini merkezine alan My Name Is Earl, ilk bakışta absürt ve fazlasıyla "küçük ölçekli" görünen hikayesini zamanla televizyonun en sıcak ve samimi komedilerinden birine dönüştürdü. 

Dizi, küçük çaplı bir suçlunun piyangoyu kazandığı gün geçirdiği kazanın ardından hayatını tamamen değiştirme kararı almasıyla başlıyor. 

Jason Lee'nin Earl Hickey rolündeki ikonik performansına Jaime Pressly, Ethan Suplee ve Eddie Steeples gibi güçlü bir yardımcı oyuncu kadrosunun eşlik etmesi, dizinin o kendine has neşeli ve samimi havasını perçinliyor. Earl, hayatı boyunca kırdığı insanlardan tek tek özür dilemeye çalışırken dizi de her bölümde hem eğlenceli hem şaşırtıcı derecede duygusal bir hikaye anlatıyor. 

sdgth
Earl'ü canlandıran 56 yaşındaki Jason Lee (solda), Şöhrete Bir Adım (Almost Famous) ve Vanilla Sky gibi filmlerdeki rolleriyle de tanınıyor (NBC)

"Redneck" mizahına yaslanmasına rağmen karakterleri hiçbir zaman küçümsememesi, dizinin bugün hâlâ sevgiyle hatırlanmasının en büyük nedenlerinden biri. Komedi unsurunu ahlaki derslerle şaşırtıcı bir dengeyle birleştiren dizi, zaman zaman saçma sapan ama her daim pozitif mesajlar veren bölümleriyle izleyiciye bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. 

Yaratıcı geri dönüş sahneleri ve her karakterin derinliğiyle televizyon tarihinin en iyi niyetli kara mizah örneklerinden biri olmasına rağmen ne yazık ki ekranlara apar topar veda etmesi dizinin en büyük talihsizliği olmuştu. 

Cevapsız kalan hikayesi can sıksa da My Name Is Earl, hak ettiği değeri görememiş en içten, yaratıcı ve içimizi ısıtan komedilerden biri olarak hafızamızda.

IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Disney+ 

Crashing (2016)

Yolumuza Phoebe Waller-Bridge'in efsanevi Fleabag öncesinde kaleme alıp başrolünde yer aldığı gizli cevheri Crashing'le devam ediyoruz. Yalnızca 6 bölümden oluşan bu mini dizi, Londra'nın fahiş kiralarından kaçmak için terk edilmiş eski bir hastanede birlikte yaşayan genç yetişkinlerin kaotik hayatlarına, karmaşık ilişkilerine ve yönsüzlük hissine odaklanıyor.

Waller-Bridge'in canlandırdığı eksantrik Lulu karakterinin gelişiyle dengeleri bozulan bu toplulukta, günümüz yıldızlarından Jonathan Bailey ve Damien Molony gibi isimlerin canlandırdığı, kusurlarla dolu ama aralarındaki kimya su götürmez olan bir arkadaş grubu bizi karşılıyor. 

sdergt
Whitechapel'daki eski Royal London Hastanesi'nde çekilen Crashing'in senaryosu, Phoebe Waller-Bridge'in kaleme aldığı iki ayrı kısa oyundan türedi (Channel 4 / Netflix)

Fleabag kadar deneysel ya da karanlık olmasa da Crashing, yetişkinliğe geçiş sürecindeki kaybolmuşluk hissini sıcak, komik ve samimi bir dille anlatan, göz ardı edilmiş komedilerden biri.

Karakterlerin büyük yüzleşmelerin eşiğine gelip söylenmemiş kelimelerin ardına saklandığı anlar, yetişkinliğin getirdiği kaybolmuşluk ve kimlik arayışı hissiyle nefis bir şekilde birleşiyor. 

Çabucak biten, temposu yüksek ve modern ilişkilerin karmaşasını samimi bir dille anlatan bir komedi arıyorsanız, Waller-Bridge'in ukulele eşliğinde söylediği uydurma şarkılara hazırlıklı olun ve bu hastanenin kapısını mutlaka aralayın.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix