Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Zapotek kültürüne ait mezar Meksika'da son 10 yılın keşfi oldu

İçine insan yüzü oyulmuş baykuş heykeli bulundu (INAH)
İçine insan yüzü oyulmuş baykuş heykeli bulundu (INAH)
TT

Zapotek kültürüne ait mezar Meksika'da son 10 yılın keşfi oldu

İçine insan yüzü oyulmuş baykuş heykeli bulundu (INAH)
İçine insan yüzü oyulmuş baykuş heykeli bulundu (INAH)

Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum Pardo, ülkenin güneyinde ortaya çıkarılan MS 600 tarihli antik mezarı, "son 10 yılın en önemli arkeolojik keşfi" diye nitelendirdi.

Zapotek kültürüne ait, iyi korunmuş 1400 yıllık mezar, gagasında sıvalı ve boyalı bir adam figürü olan iri gözlü bir baykuş heykeli, çok renkli duvar resimleri ve takvim oymaları gibi ince detaylara sahipti.

Antik Mezoamerika'nın en eski uygarlıklarından Zapotekler, günümüzde Meksika'nın güneyinde yer alan Oaxaca eyaletinde MÖ 500 civarında ortaya çıkmış ve İspanyolların bölgeye gelmesine kadar gelişmeye devam etmişti.

Bugün bile canlı bir gelenek olarak varlığını sürdürürken, Meksika'nın güneyinde yaklaşık 400 bin ila 1 milyondan fazla kişi kendini Zapotek diye tanımlıyor.

Araştırmacılar, İspanyollardan önceki kültürde baykuşun geceyi ve ölümü temsil ettiğini, bu nedenle heykeldeki adamın bu mezarla onurlandırılan bir ata olduğunu öne sürüyor.

"Korunmuşluk düzeyi ve sağladığı bilgiler açısından bu, Meksika'da son 10 yıldır yapılan en önemli arkeolojik keşif" diyen Meksika Cumhurbaşkanı Pardo, bulguların Meksika'nın ihtişamının güçlü bir örneğini sunduğunu vurguluyor.

Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü (INAH) yaptığı açıklamada, Oaxaca'nın Orta Vadileri'ndeki mezarın Zapotek kültürünün mimari zenginliğini koruduğunu ve bu antik toplumun sosyal organizasyonu ve cenaze ritüelleri hakkında bilgiler sunduğunu belirtiyor.

Meksika Kültür Bakanı Claudia Curiel de Icaza şu ifadeleri kullandı: 

Korunmuşluk düzeyi ve Zapotek kültürü hakkında ortaya koydukları nedeniyle olağanüstü bir keşif: Bu kültürün sosyal organizasyonu, cenaze törenleri ve mimariyle duvar resimlerinde korunmuş dünya görüşünü yansıtıyor.

Icaza bulguların, "Meksika'nın bin yıllık ihtişamını" ve Antik Mezoamerika'nın kültürel tarihinde oynadığı merkezi rolü temsil ettiğini söylüyor.

fvgth
Araştırmacılar Zapotek mezar alanındaki baykuş heykelini inceliyor (INAH)

Mezarın bir antre ve bir mezar odasından oluştuğu ve canlı sanatsal eserler, heykeller ve resimlerle süslendiği tespit edildi.

Arkeologlar mezar alanında, takvim isimlerinin kazındığı mezar taşları ve her iki elinde eserler bulunan, başlıklarla süslenmiş bir erkek ve bir kadın figürü ortaya çıkardı.

Arkeologlar bu figürlerin, mezarın bekçileri ve ölülerin koruyucularını temsil edebileceğini düşünüyor.

dfrgty
Meksika'nın güneyindeki Zapotek mezarı (INAH)

INAH mezar odasında, aşıboyası, beyaz, yeşil, kırmızı ve mavi renkli "olağanüstü" duvar resimlerinde kopal torbaları taşıyan ve girişe doğru yürüyen karakterlerin oluşturduğu bir alayın da tasvir edildiğini belirtiyor.

Halihazırda ekipler, kökler ve böceklerle kaplı hassas duvar resimlerinin sağlama alınması da dahil, kazı alanında koruma ve araştırma çalışmaları yürütüyor.

Independent Türkçe


Stranger Things yaratıcılarından yeni korku dizisi geliyor

28 yaşındaki Camila Morrone, oyunculuk kariyerine James Franco'nun 2013 tarihli Bukowski filmiyle başladı (Netflix)
28 yaşındaki Camila Morrone, oyunculuk kariyerine James Franco'nun 2013 tarihli Bukowski filmiyle başladı (Netflix)
TT

Stranger Things yaratıcılarından yeni korku dizisi geliyor

28 yaşındaki Camila Morrone, oyunculuk kariyerine James Franco'nun 2013 tarihli Bukowski filmiyle başladı (Netflix)
28 yaşındaki Camila Morrone, oyunculuk kariyerine James Franco'nun 2013 tarihli Bukowski filmiyle başladı (Netflix)

Stranger Things yaratıcıları Matt ve Ross Duffer'ın yürütücü yapımcıları arasında yer aldığı atmosferik korku dizisi Something Very Bad Is Going To Happen'dan ilk fotoğraflar geldi. 

Haley Z. Boston imzalı yeni dizi 26 Mart'ta Netflix'te izleyiciyle buluşacak.

Baby Reindeer'la tanınan Weronika Tofilska'nın hem yönetmenliğini hem de yürütücü yapımcılığını üstlendiği korku dizisi, mahvolmaya yazgılı bir düğüne giden son hafta boyunca gelinle damadın peşine düşüyor.

Başrollerde Daisy Jones & the Six'le tanınan Camila Morrone ve The White Lotus'la bilinen Adam DiMarco yer alıyor. Dizi kadrosunda ayrıca Jeff Wilbusch, Karla Crome, Gus Birney, Jennifer Jason Leigh, Ted Levine ve Sawyer Fraser bulunuyor.

Bu yapım, Duffer kardeşlerin Stranger Things dışındaki projeleri arasında yayın tarihi alan ilk iş. İkilinin bu yıl içinde Geena Davis, Bill Pullman ve Alfre Woodard'ın da rol aldığı The Boroughs adlı diziyi de izleyiciyle buluşturması bekleniyor.

Dizinin yaratıcısı Haley Z. Boston, aynı zamanda yapım sorumlusu olarak görev yapıyor. 

Boston, Netflix'in Tudum platformuna yaptığı açıklamada çocukluğundan bir anıyı paylaştı: 

Küçükken annem bana 'Tek yapman gereken yanlış kişiyle evlenmediğinden emin olmak' derdi.

31 yaşındaki Boston'a göre dizi de tam olarak bu korku etrafında şekilleniyor: 

Bu, yanlış kişiyle evlenme korkusunu anlatan bir hikaye. Bazı düğünlerde insanların yeminlerinde 'Bir an bile şüphe duymadım' dediğini duyuyorum; bunu duyunca 'Bu çılgınlık... Nasıl yani?' diyorum.

Amerikalı senarist, mini dizinin bütün yapısının izleyiciyi tedirgin bir ruh halinde tutacak şekilde tasarlandığını, bunun çekim diline de yansıdığını söylüyor. 

Boston, izleyiciye vermek istedikleri duyguyu Entertainment Weekly'ye şöyle özetliyor: 

İzleyicinin, Rachel'ın hissettiği paranoyayı ve korkuyu hissetmesini istedik. Rachel sahnede olmasa bile, diziyi onun huzursuzluğu üzerinden kurmayı hep aklımızda tuttuk. Bu, bir eve ilk kez girip partnerinizin ailesiyle tanışmanın nasıl bir his olduğunu temsil ediyor: Bilmediğiniz bir 'hikaye' ve geçmiş var; siz de bir anda onun içine adım atıyorsunuz.

Independent Türkçe, Deadline, TVLine, Entertainment Weekly


Kült klasiğin devamı 40 yıl sonra geliyor: Yıldız isim de kadroda

İlk Dans, İlk Aşk bir yaz kampında dans öğretmenliği yapan Johnny Castle ve tatil için ailesiyle birlikte tesise gelen Baby'nin hikayesini merkeze alıyor (Vestron Pictures / Artisan Entertainment)
İlk Dans, İlk Aşk bir yaz kampında dans öğretmenliği yapan Johnny Castle ve tatil için ailesiyle birlikte tesise gelen Baby'nin hikayesini merkeze alıyor (Vestron Pictures / Artisan Entertainment)
TT

Kült klasiğin devamı 40 yıl sonra geliyor: Yıldız isim de kadroda

İlk Dans, İlk Aşk bir yaz kampında dans öğretmenliği yapan Johnny Castle ve tatil için ailesiyle birlikte tesise gelen Baby'nin hikayesini merkeze alıyor (Vestron Pictures / Artisan Entertainment)
İlk Dans, İlk Aşk bir yaz kampında dans öğretmenliği yapan Johnny Castle ve tatil için ailesiyle birlikte tesise gelen Baby'nin hikayesini merkeze alıyor (Vestron Pictures / Artisan Entertainment)

İlk Aşk, İlk Dans'ın (Dirty Dancing) uzun süredir beklenen devam filmi, başrolde Jennifer Grey'in Frances "Baby" Houseman rolüne geri dönmesiyle sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Lionsgate, filmi hayata geçirmek için Açlık Oyunları'nın (The Hunger Games) yapımcıları Nina Jacobson ve Brad Simpson'ı projenin başına getirdi. Stüdyo, çekimlerin bu yıl içinde başlamasını hedefliyor. Senaryoyu ise Emmy ve Altın Küre adayı, 2025 Humanitas Ödülü sahibi Kim Rosenstock kaleme alacak. Rosenstock, geçen yılın en çok konuşulan dizilerinden Dying for Sex'le tanınıyor. 

Lionsgate Motion Picture Group Başkanı Adam Fogelson, yeni gelişmeleri duyururken şunları söyledi:

İlk Aşk, İlk Dans, bugün de gösterime ilk girdiği günkü kadar seviliyor. Jennifer Grey'le ortaklık içinde bu filmi ileriye taşıyacak mükemmel ekibi kurduğumuzu açıklamaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Fogelson sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu film için, uzun yıllardır birlikte çalıştığımız ve dostumuz olan Nina ve Brad'den daha iyi yapımcı olamaz. Kim'in senaryo için ekibe katılmasından da daha fazla heyecan duyamazdık. Bu ekiple birlikte projeyi hızlandırıyoruz; hem eski hayranların hem de yeni izleyicilerin İlk Aşk, İlk Dans'ın büyüsünü, müziğini ve duygusunu beyazperdede yeniden yaşamasını istiyoruz.

Catskill Dağları'nda geçen İlk Aşk, İlk Dans, Grey'in hayat verdiği genç kızla Patrick Swayze'nin canlandırdığı dans eğitmeni arasındaki aşkı anlatıyordu. Film, 12 Mayıs 1987'de Cannes'da prömiyer yapmış; aynı yaz sinemalarda gösterime girmiş ve dünya çapında 214 milyon doların üzerinde hasılat elde etmişti. 

İlk Aşk, İlk Dans, 2024'te ABD Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi veya estetik açıdan önemli" bulunarak ABD Ulusal Film Sicili'nde korunacak yapımlar arasına seçilmişti.

Film müzikleri de en az film kadar ses getirmişti: Grammy ve Oscar ödüllü (I've Had) The Time of My Life'ı içeren albüm, Billboard listelerinde 18 hafta zirvede kalmış ve 14 kez platin sertifika almıştı. 

Seri zaman içinde genişlemişti: 1988'de Swayze'nin de yer aldığı bir televizyon dizisi, çok sayıda realite yarışma programı, 2004 tarihli öncül film Kirli Dans 2: Havana Geceleri (Dirty Dancing: Havana Nights), sahne uyarlaması ve 2017'de televizyon için çekilen müzikal uyarlama bunlar arasında.

Jennifer Grey, Baby rolünü bir kez daha canlandırma kararını şöyle anlattı:

Baby rolü, yıllar içinde benim kalbimde olduğu kadar, pek çok hayranın kalbinde de çok derin ve anlamlı bir yer tuttu. Baby'yi yıllar sonra nerede bulabileceğimizi, hayatının nasıl olacağını uzun zamandır merak ediyordum. Ancak ilk filmin mirasını geliştirecek kişilere güvenebilmem için doğru ekibin oluşması zaman aldı... Ve şimdi heyecanla söyleyebilirim ki, bekleyiş yakında bitecek gibi görünüyor!

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter