Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
TT

Edebiyat savaşları: Aklın yenilgisinden sosyal medya ahmaklığına…

Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)
Mısırlı Edebiyatçı Taha Hüseyin (AFP)

Tüm savaşlar kötüdür; savaşı ilan edenlere de onlara karşı savaşanlara da yıkım, nefret ve kinden başka bir şey getirmez. Ancak edebiyat savaşları böyle savaşlardan değildir. Zira o, kültür için bir nimet ve meşaleyi tutuşturanlar ile tutuştuğu alanı medeni bir ilerlemeye çıkaran bir merdivendir.
Her beşerî kültür tarihinde edebi savaşlar, hep estetik, edebiyat, kişisel ve kitlesel tarih bilincinde yenilenmeye doğru bir sıçrayış olagelmiştir.
Edebi savaşlar, belirli bir tarihi aşamada felsefi, kültürel ve siyasi soruların barutunun yenilenmesidir.
Edebiyat savaşında da kazanan ve kaybeden; yaralanan, zarar gören ve ölen vardır. Ancak en büyük kazanan, düşünce ve toplumdur.
Bugün Arap ve Mağrip edebiyat sahasının durumu üzerine derinlemesine düşündüğümüzde ilan edilmemişi, ölümü andıran bir durgunluk hissederiz. Edebiyatçılar, kendilerini toplumun diğer bileşenlerinden ayıran bir özelliğe sahip olmaksızın ‘yığınlar’ gibi yaşıyor, çalacakları bir zilleri veya avam havas herkesi uyandırabilecek bir gürültüleri olmadan nefes alıyorlar. Barutları ıslak, silahları paslı, dilleri ceplerinde…
Arap ve Mağrip edebi kültür alanı, Kurtuba’dan Basra’ya genişlediğinde edebiyatçıların savaşları yakından da ve uzaktan da tutuşmuştu. Arap eleştirisi, şu tarihi ibareyi ölümsüz kıldı: “Bize ait olan bize geri verildi.” Bu ibare, yaratıcılıkta birincil ve ikincil olanın, intelijansiyada da takipçi ve takip edilenin ne manaya geldiğine dair tartışmanın sıkılığını belirtir. 
Dil savaşı topları, Basra Okulu ile Kufe Okulu’nun nahiv âlimleri arasında gümbürdeyip de ateşi geleneksel dilci seçkinler arasında asırlar boyu yanmaya devam etti ve bugünün insanlarına ulaşmadı mı?
Edebiyat ve kültür tarihi, ateşini el-Akkad, el-Mazini ve Abdurrahman Şükrü’nün öncülük ettiği Divan topluluğunun tutuşturduğu ve el-Akkad ve el-Mazini’nin kaleminden ‘Edebiyat ve Eleştiride Divan’ adlı eser etrafında felsefi bir bakış açısıyla derlenip 1921’de Şevki ve Hafız er-Rafii’nin temsil ettiği İhya grubuna karşı kitap olarak basılan büyük bir savaşı kaydetmedi mi?
1932 yılında Zeki Ebi Şadi öncülüğünde Apollo Okulu ortaya çıktı ve burası, Apollo dergisi etrafında toplanan Ebi el-Kasım es-Şabi, İbrahim Naci ve İliya Ebu Mazi gibi şairler için bir estetik yuvası haline geldi. Arap şiir yapısını tedirgin eden bu şairler, şiirsel söylemde geleneksel sese karşı savaşıyorlardı.
1920 yılında Amerika’dan Cibran Halil Cibran, Mihail Nuayme, Nesib Arida, İliya Ebu Mazi gibi Suriyeli ve Lübnanlı göçmen yazarların kendilerine özgü edebi bir sesi olarak Kalem Birliği sahneye çıktı ve bu isimler, dili, yazının sahilini ve ruhunu değiştirdi.
Bu okullar arasında savaş ateşleri tutuşmuştu. Gelenekselciler, muhafazakârlar, liberaller, çağdaşlar ve yenilikçiler olmak üzere her yönden ve yönelimden top ateşleri, Batı yönünde atılıyordu. Her bir ses hayat, yazı ve estetiğe dair felsefesi ve vizyonu için bir varlık yaratmak istiyordu.
Bazen sıcak, bazen soğuk olan tüm bu savaşlardan istifade eden Arap ve Mağrip edebiyatı, sonra da tüm toplumun oldu. Zira tartışma ve savunma, her ne olduysa, siyasi ve kültürel toplum yapısından ayrı değildi. Özellikle de bu aşamada aydın, kendisine vahiy inmeyen ‘peygamber’ imajı taşıyordu. Medya da bu savaş meydanında olup biten her şeyi aktarıp, hatta kızışmasına katkı sağlayarak, akıl ile estetik ve toplumsal tavırdaki durgunluğun harekete geçmesine yardımcı olan etmen oldu.
Bu savaşlarda, Arap ve Mağrip bölgesinde bir arada yaşayan her ulus ve inançtan atlılar: tüm yelpazesiyle Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Dürziler, Ezidiler, Araplar, Berberiler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler ve daha başkaları vardı. İnanç ve milli aidiyet meselesi, yüceltme ve dışlama durağı değildi. Aksine herkesin farklı aidiyetleri ile katıldığı savaşların amacı, insanî ve yenilikçi boyutundaki yaratıcılıktı.
Estetik savaşın ölüm sebepleri
Entelektüel ve estetik açıdan Arap akıl yapısını büyük oranda etkileyen klasik edebiyat savaşlarının sonuncularından biri belki de Taha Hüseyin destekçileri ile rakipleri arasında yaşanan savaştı. Bir diğer deyişle bu savaş, akıl, aydınlanma ve açılım savunucuları ile selefi muhafazakâr reformcu okulun bakiyeleri arasındaydı. Tüm bu savaş, ‘edebiyat ve şiir’ meydanında, nasıl okunup yaşanabileceği konusunda yaşanıyordu. Her bir taraf belirli bir tarihî, toplumsal ve siyasi bir konumu savunuyordu, ama başka noktalara ulaştıran edebi söylemi kullanarak…
Bu savaşlardan bir süre sonra 1926’da Taha Hüseyin’in ‘Cahiliye Şiirinde’ adlı kitabı sahnede göründü. Görünüşe bakılırsa Taha Hüseyin ve ekibinin kurup savunduğu rasyonel aydınlanmacı felsefe ile Rafii, Mahmud Şakir, Lütfü Cuma ve diğerlerinin öncülük ettiği muhafazakâr akım arasındaki savaş, maalesef ki geleneksel reformcu akım lehine sonuçlandı.
Kabul etmek gerekir ki Arap ve Mağrip dünyasının yaşadığı kültürel ve siyasi gerileme, açıkça Taha Hüseyin’in aydınlanmacı bir düşünce, modern bir vizyon ve insanî bir yaklaşım bakımından yenildiği gün başladı. Geleneksel Ezherci düşünce, ‘Cahiliye Şiirinde’ savaşından muzaffer olarak çıktı. Arap ve Mağrip toplumlarımızın eğitimde yaşadığı ve bir yandan aklın yokluğu diğer yandan Akdeniz ve dünya çevremizle iletişime geçerken, Ortaçağcı söylemlerin kullanımı ile ön plana çıkan gerileme, bunun göstergesidir.
Fıkhî söylem, felsefi akla baskın geldi.
Kültür ve edebiyatta geleneksel Ezherci düşüncenin baskın olması ile çoktan beri kültür, edebiyat ve dil yapısının yenilikçi motoru olan önemli ve olumlu bir etken, yani Hıristiyan Arap intelijansiyasının (Suriye, Lübnan ve Filistin) önderlik ettiği edebi kültür akımı gözden kayboldu. Bu hareket, Arap dilinin modernleştirilmesine ve metnin köklü değişikliklere uğramasına öncülük etmiş ve edebiyatta geleneksel söylem ile fıkhî yazıya karşı bir devrimi yönetmişti.
İdeoloji, kültür ve edebiyat için bir can simidine dönüşürse…
Reformcu muhafazakâr düşüncenin akılcı aydınlanmacı düşünceye galip gelmesi ile birlikte toplum, siyasi ve kültürel bir ümitsizlik hali ile dolu, tehlikeli bir uykuya daldı. Bu uyku hali, 1967 yenilgisi çanları çalana kadar sürdü. Bununla intelijansiya, ikinci kez harekete geçti ancak bu defa söylemi, ‘yenilgi’ yaraları ile doğrudan bağlantılı, siyasi ve ideolojik içerikli olacaktı.
Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Tahir el-Haddad, Kasım Emin, Cibran Halil Cibran, İliya Ebu Mazi, Mihail Nuayme, Tevfik el-Hakim, Ebu’l-Kasım eş-Şabi ve daha başkalarının savaşı, öteki ile ilişkinin sınırlarını çizmede bir model veya ayna olarak düşünceye, edebiyata, dile ve medeniyete dayanan edebi bir savaştı. 1967 sonrasındaki kültür ve entelektüel savaşı ise kendisine savaş veya çekişme meydanı olarak edebiyatı almış olsa da; siyasi ve ideolojikti.
Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in ortak olarak hazırladığı Edebiyat ve İdeoloji adlı kitap (1974), edebiyat ve kültürü sıcak edebiyat savaşlarına açan yeni ses olarak görülebilir. Bu kitabın, Arap ve Mağrip dünyasındaki kültürel diyaloglar üzerinde bıraktığı etkinin, doğurduğu yankılar ve tepkiler bakımından Taha Hüseyin’in Cahiliye Şiirinde adlı kitabına benzer olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat ve İdeoloji adlı kitabın ardında bıraktığı bu etkinin büyüklüğünü, dost ve düşman kamplardan kitaba dair yazılan makaleler, araştırmalar, incelemeler ve diyalogların hacminden anlayabiliriz. Tüm bu çalışmalar daha sonra Nebil Süleyman, Buali Yasin ve Muhammed Kamil el-Hatib’in denetiminde ‘Suriye’de Kültür Savaşları’ başlığıyla kitap olarak derlendi ve 1979 yılında basıldı.
Bu kitabı, kültür ve edebiyat savaşlarının örnek bir tablosu olarak ele alacak olursak şunu diyebiliriz: Büyük oranda, Taha Hüseyin’in yenilgisinden bu yana aydınlanmacılığın tanık olduğu kültürel gerilemenin bir ifadesi, dolayısıyla edebi metinlerdeki toplumsal çöküşün sebeplerinin araştırılması idi. Aynı zamanda edebiyat ortak payda olsa bile, siyaset ile uğraşma ve onun medeni olana baskın kılınması için akıl ve aydınlanmacılık savaşının bir devamıydı.
Savaşların kaybeden cepheleri
‘Cahiliye Şiirinde’ki savaşında Taha Hüseyin’in düşüncesi, Ezherci reformcu düşünceye yenildi. Aynı şekilde; ‘Edebiyat ve İdeoloji’ savaşında da Nebil Süleyman ve Buali Yasin’in düşüncesi, kitabı, kuruluşları ve platformları ile ‘İslamcı edebiyat’ denen şeyi kuran İhvancı akımın yükselişi karşısında kaybetti.
Arap ve Mağrip ülkelerindeki tüm siyasi türevleri ile İhvan-ı Müslimin örgütünün edebi dili olan ‘İslamcı edebiyat’ olgusunun yayılması ile birlikte kültür ve edebiyat savaşları, estetik ve medeni savaşlardan ‘propagandacı’ savaşlara evrildi. Bu savaşların bazı komutanları da edebiyatçı olarak başlayıp daha sonra bir ‘çağrıcıya/vaize’ ya da şiddet ve aşırılığın teorisyenine dönüştü.
Kültürel savaşlar, ‘İhvancı karaktere bürünür bürünmez’ kendine yeni platformlar edindi; çekişme ve tartışma, şiir ve roman dünyasından çekilerek yeniden dinî mirasa döndü. Vaizlerin kendi aralarında savaşlar patlak verdi; her biri daha büyük bir izci, müşteri ve kadın-erkek hayran kitlesine sahip olmak istiyordu. Savaşlar önce televizyon kanallarında boy gösterdi, daha sonra sosyal medyaya taşındı. Kültür, edebiyat ve aydınlanmacı düşünceye karşı çok büyük bir kışlamız olduğu ortaya çıktı.
Kültürel olarak başlayan ve ‘kâfir’ ve ‘hain’ ilan etmeye doğru evrilen bu savaşın gölgesinde Arap ve Mağrip dünyası, geçen yüzyılın son çeyreğinde, bu aşırılığın Ferec Fuda, Hüseyin Merve, Suphi es-Salih, Mehdi Amil, Necib Mahfuz, Abdulkadir Allule, Tahir Cavut, Cilali Elyabis, Belkhenchir, Boucebci, Muhammed Brahmi, Şükrü Belaid vd. gibi ilk kurbanlarına tanık oldu. Bu isimler, bağnazlığa doğru kayan kültür savaşlarının kurbanlarıydı. Bu savaşın ateşi ise fitne, hoşgörüsüzlük, farklılıklara tahammülsüzlük, ötekine karşı nefret ve ortak yaşam felsefesini reddetme gıdaları ile besleniyordu.
‘Popüler’, teknolojik bir platform olarak sosyal medya ortamı, değerler kargaşasının yayılmasına meydan verdi ve işleri karman çorman etti. Dinî aşırılıkçı söylem nasıl kültür, edebiyat ve felsefe hattına girdiyse, sosyal medya ahmaklığı da tartışmaya öyle dahil oldu ve şiir, roman ve fıkıh alanında bildiği ve bilmediği her şeyde çekinmeden görüş belirtme hakkı elde etti.
Independent Arabia’dan Emin Zavi’nin analizi



Yıldız oyuncudan Furiosa itirafı: Finali ben değiştirdim

Furiosa: Bir Mad Max Destanı'nda 30 yaşındaki Anya Taylor-Joy (solda), Fury Road'da Charlize Theron'un canlandırdığı Furiosa'nın gençliğine hayat verdi (Warner Bros.)
Furiosa: Bir Mad Max Destanı'nda 30 yaşındaki Anya Taylor-Joy (solda), Fury Road'da Charlize Theron'un canlandırdığı Furiosa'nın gençliğine hayat verdi (Warner Bros.)
TT

Yıldız oyuncudan Furiosa itirafı: Finali ben değiştirdim

Furiosa: Bir Mad Max Destanı'nda 30 yaşındaki Anya Taylor-Joy (solda), Fury Road'da Charlize Theron'un canlandırdığı Furiosa'nın gençliğine hayat verdi (Warner Bros.)
Furiosa: Bir Mad Max Destanı'nda 30 yaşındaki Anya Taylor-Joy (solda), Fury Road'da Charlize Theron'un canlandırdığı Furiosa'nın gençliğine hayat verdi (Warner Bros.)

Anya Taylor-Joy, başrolünde yer aldığı filmlerden birinin finalinde önemli bir değişiklik yapılmasını sağladı ancak bunun için uzun süre uğraşması gerekti.

Başarılı oyuncu, 2024 yapımı Furiosa: Bir Mad Max Destanı'nda (Furiosa: A Mad Max Saga) filme adını veren ikonik karaktere hayat vermişti. 

Bir öncül olması sebebiyle filmin sonu, 2015 yapımı Mad Max: Fury Road'u izleyenler için az çok tahmin edilebilirdi. Buna rağmen Taylor-Joy, canlandırdığı karakterin hikayesini daha tatmin edici bir noktada tamamlayabilmek için finaldeki bir detayı değiştirmek için büyük bir mücadele verdi.

Hollywood Reporter'a konuşan Taylor-Joy, çekimler boyunca yönetmen ve senarist George Miller'ın kapısını aşındırdığını itiraf etti. 

Taylor-Joy'un amacı, Furiosa'nın hayatını altüst eden Dementus'tan sıradan bir ölümle değil, tamamen kendi iradesini yansıtan bir yöntemle intikam almasıydı. Oyuncu bu konuda Miller'ı ikna etmeye çalıştı. Zorlu süreci anlatan aktris, şu ifadeleri kullandı:

Canlandırdığım karakterin adına yakışır bir eylemde bulunması için defalarca ısrar ettim, adeta savaştım. Bu filmdeki en büyük mücadelem buydu; istediğimi aldım ama gerçekten çok zorlu bir zafer oldu.

Öte yandan Taylor-Joy, çekim sürecinin kendisi için son derece zor geçtiğini de gizlemedi. Miller'ın, kendisinden alışılagelmiş enerjik tarzının aksine daha içe dönük ve kontrollü bir performans istediğini belirten oyuncu, çok fazla detay vermekten kaçınarak Furiosa'ya böylesine arındırıcı bir final kazandırabildiği için gurur duyduğunu ekledi.

Filmin finalinde Furiosa, çocukken gözleri önünde annesini katleden ve büyüdüğünde ise sevgilisini elinden alan azılı düşmanı Dementus'tan sıradışı bir yöntemle intikam alıyor. Annesinden kalan şeftali çekirdeğini Dementus'un canlı bedenine ekiyor ve onu adeta yaşayan bir gübreye dönüştürüyor. 

Taylor-Joy, George Miller'ın başlangıçta Furiosa için nasıl bir son düşündüğünü ise açıklamadı.

Gişede hüsran

Furiosa, hem sinema yazarlarından hem de izleyicilerden büyük övgü topladı ve National Board of Review tarafından "2024’ün En İyi 10 Filmi" arasında gösterildi. 

Ancak bu başarı gişeye yansımadı. Dünya çapında yalnızca 174,4 milyon dolar hasılat elde edebilen film, gişede büyük bir hüsran yaşadı. Bu başarısızlık nedeniyle Warner Bros.'un, Miller'ın hayata geçirmek istediği devam projesi Mad Max: The Wasteland'e yeşil ışık yakıp yakmayacağı henüz belirsizliğini koruyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, ScreenRant


NASA, uzayda "titreyen yerfıstığı" buldu

Lucy Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyicisi (L’LORRI) tarafından çekilen Donaldjohanson asteroidi. Bu, NASA’nın Lucy uzay aracının asteroidin yanından geçişi sırasında elde ettiği en ayrıntılı görüntülerden biri (NASA/Goddard/SwRI/Johns Hopkins APL/NOIRLab)
Lucy Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyicisi (L’LORRI) tarafından çekilen Donaldjohanson asteroidi. Bu, NASA’nın Lucy uzay aracının asteroidin yanından geçişi sırasında elde ettiği en ayrıntılı görüntülerden biri (NASA/Goddard/SwRI/Johns Hopkins APL/NOIRLab)
TT

NASA, uzayda "titreyen yerfıstığı" buldu

Lucy Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyicisi (L’LORRI) tarafından çekilen Donaldjohanson asteroidi. Bu, NASA’nın Lucy uzay aracının asteroidin yanından geçişi sırasında elde ettiği en ayrıntılı görüntülerden biri (NASA/Goddard/SwRI/Johns Hopkins APL/NOIRLab)
Lucy Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyicisi (L’LORRI) tarafından çekilen Donaldjohanson asteroidi. Bu, NASA’nın Lucy uzay aracının asteroidin yanından geçişi sırasında elde ettiği en ayrıntılı görüntülerden biri (NASA/Goddard/SwRI/Johns Hopkins APL/NOIRLab)

Bilim insanları uzayda "titreyen bir yerfıstığı" buldu.

Donaldjohanson asteroidini inceleyen araştırmacılar, asteroidin iki eksen üzerinde döndüğünü, bu nedenle güneş sisteminde hareket ederken sallandığını keşfetti.

Güneybatı Araştırma Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, bu keşfi NASA'nın Lucy uzay aracını kullanarak yaptı. Asteroidin yanından geçiş, öncelikle bu uzay aracının bir testi. Uzay aracı, adını şimdiye kadar bulunan en eski insan atalarından biri olan Lucy'yi keşfeden adamdan alıyor ve bu da görevin adına ilham kaynağı oldu.

Lucy görevinin baş araştırmacı yardımcısı ve çalışmanın başyazarı Simone Marchi, "Bu, NASA'nın Lucy uzay aracının 20 Nisan 2025'te Donaldjohanson'ın yanından geçmesinden bu yana öğrenilen birçok şaşırtıcı şeyden sadece biri" dedi.

Lucy'nin aldığı görüntüler, asteroidin başlangıçta Dünya tabanlı teleskop gözlemleriyle öne sürülen uzunlamasına şeklini doğruladı. Geçiş, yaklaşık 800 metre çapındaki küçük asteroidin, daha dar bir boyunla birbirine bağlı iki loblu yapıya sahip bir yerfıstığına benzediğini ortaya koydu.

Ayrıca, sıvı suyun yakınında oluşmuş demir açısından zengin kil mineralleri de buldular. Asteroidin 155 milyon yıl önce ana asteroit kuşağında bir çarpışma sonucu parçalanan daha büyük, karbon ve su açısından zengin bir asteroidin parçalarından oluştuğunu öne sürüyorlar.

Donaldjohanson asteroidiyle karşılaşma, NASA'nın Lucy'nin Güneş etrafındaki yörüngesinde bulunan ve Jüpiter'in etrafında uçan iki büyük ilkel asteroit sürüsü olan Truva asteroitlerinin yanından geçerken nasıl performans göstereceğini analiz etmesine olanak tanıyacak.

Bilim insanları, bu kümelerdeki asteroitleri, oluşumlarından beri korunmuş oldukları için, güneş sistemimizin ilk dönemlerini anlamak için kullanabilmeyi umuyor.

Dr. Marchi, "Bu karşılaşma, Jüpiter'in Truva asteroitlerine ulaştığımızda hazır olduğumuzdan emin olmak için kullandığımız araçları ve uyguladığımız yöntemleri test etme fırsatı sundu" dedi.

Truva asteroitleri hakkında daha fazla şey öğrenmeye başladığımızda, çok değişik tarihlere sahip tamamen farklı bir uzay kayası popülasyonu olan bu asteroitlerle ilgili anlayışımız muhtemelen sorgulanacak.

Bu çalışma, Science adlı akademik dergide yayımlanan "The Lucy flyby of (52246) Donaldjohanson: A bilobed asteroid with tumbling rotation" (Lucy'nin [52246] Donaldjohanson'ın yakınından uçuşu: Yalpalayan dönüş hareketi sergileyen iki loblu bir asteroit) başlıklı makalede raporlandı.

Independent Türkçe


Jon Snow'dan yönetmenliğe: Game of Thrones yıldızı ilk filmini çekti

HBO'nun fantastik dramasıyla şöhrete kavuşan 39 yaşındaki Britanyalı aktör Kit Harington, 2021 yapımı Eternals'taki Dane Whitman rolüyle Marvel Sinematik Evreni'ne adımını atmıştı (HBO)
HBO'nun fantastik dramasıyla şöhrete kavuşan 39 yaşındaki Britanyalı aktör Kit Harington, 2021 yapımı Eternals'taki Dane Whitman rolüyle Marvel Sinematik Evreni'ne adımını atmıştı (HBO)
TT

Jon Snow'dan yönetmenliğe: Game of Thrones yıldızı ilk filmini çekti

HBO'nun fantastik dramasıyla şöhrete kavuşan 39 yaşındaki Britanyalı aktör Kit Harington, 2021 yapımı Eternals'taki Dane Whitman rolüyle Marvel Sinematik Evreni'ne adımını atmıştı (HBO)
HBO'nun fantastik dramasıyla şöhrete kavuşan 39 yaşındaki Britanyalı aktör Kit Harington, 2021 yapımı Eternals'taki Dane Whitman rolüyle Marvel Sinematik Evreni'ne adımını atmıştı (HBO)

HBO'nun fenomen dizisi Game of Thrones'daki Jon Snow rolüyle dünya çapında şöhrete kavuşan ve Chloé Zhao imzalı Eternals'la Marvel Sinematik Evreni'ne adım atan Britanyalı aktör Kit Harington, şimdi de kameraların arkasına geçiyor. 

Deneyimli aktörün ilk yönetmenlik denemesi olan kısa filmi Psychopomp, Raindance Film Festivali'nde ana yarışma seçkisinde yer alıyor.

Michael Mann'in Büyük Hesaplaşma (Heat) ve Martin McDonagh'ın Brüj'de (In Bruges) gibi kült yapımlarından ilham alan kısa film, çaresiz bir adam olan Harry'yle (Harry Melling) kiralık katil Liam'ın (Ciarán Owens), kaderlerini değiştirecek bir karara sürüklendikleri yolculuğu konu alıyor.

Filmin Raindance'teki gösterimi öncesinde Variety'ye konuşan Harington, yönetmenlik koltuğuna oturma kararının arkasında "uzun zamandır hissettiği yaratıcı bir tatminsizlik" olduğunu itiraf etti:

Bir oyuncu olarak setteyken sürekli o sahneyi kendimin nasıl çekeceğini ya da bir oyuncuya ne gibi yönlendirmeler vereceğimi düşünüyordum. Ancak bir oyuncu olarak sette yönetmene çekim açısı öneremez ya da başka bir oyuncuya müdahale edemezsiniz. Zamanla bu içgüdüyü gerçekten takip edip edemeyeceğimi görmek için kendi projemi hayata geçirmem gerektiğini hissettim.

Yaratıcı süreçte "ipleri eline alma" vaktinin geldiğini hisseden Harington, hikayenin çıkış noktasının erkeklik, dostluk ve kırılganlık üzerine düşünme isteği olduğunu söylüyor.

Erkekler arasındaki depresyonu, dostluğu ve kırılganlığı masaya yatırmak istediğini belirten yönetmen, "Bir yaratıcı olarak, bu tür konuları sadece akşam yemeği sohbetlerinde tartışmak bir noktadan sonra yetersiz kalıyor. Bu meseleleri sanat aracılığıyla daha derinlemesine ele alma ihtiyacı hissediyorsunuz" diye ekliyor.

"Onlarla çalıştığım için çok şanslıyım"

Filmin başrolleri Harry Melling ve Ciarán Owens'ın kadroya dahil olma sürecine de değinen Harington, bunu sektörde geçirdiği yaklaşık 20 yıllık kariyeri boyunca kurduğu güçlü bağlara borçlu olduğunu belirtiyor:

Bu sektörde zamanla çok güzel dostluklar biriktiriyorsunuz. Harry ve Ciarán gibi harika oyuncuların kapısını çaldığınızda bu bağlar size referans oluyor. Projeye ilk katılan isim Ciarán'dı, onun ne kadar yetenekli ve zeki bir oyuncu olduğunu uzun zamandır biliyordum. Liam rolü için tam da aradığım o sert ama aynı zamanda kırılgan duruşa sahipti. Ardından Harry'yle iletişime geçtim. Onun hem sıradan biri gibi görünüp hem de son derece özgün bir hava taşıyabilen bir yapısı var. Karakter için kusursuz bir seçimdi. İkisi için de kendimi çok şanslı hissediyorum.

Son olarak Psychopomp'ın Londra merkezli Raindance Film Festivali'nde yarışacak olmasıyla ilgili hisleri sorulan Harington, heyecanını şu sözlerle paylaştı: 

Bu benim için tarifsiz bir mutluluk. Daha önce bu festivale oyuncu olarak katılmıştım ve atmosferine bayılmıştım. Üstelik burası benim doğup büyüdüğüm şehir, bu yüzden burada olmak benim için çok daha anlamlı.

ındependent Türkçe, Variety, Tribune