Arap Birliği ve Afrika Birliği arasında işbirliğini güçlendirme konusunda uzlaşı sağlandıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/1825996/arap-birli%C4%9Fi-ve-afrika-birli%C4%9Fi-aras%C4%B1nda-i%C5%9Fbirli%C4%9Fini-g%C3%BC%C3%A7lendirme-konusunda
Arap Birliği ve Afrika Birliği arasında işbirliğini güçlendirme konusunda uzlaşı sağlandı
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt
Kahire/Susan Ebu Huseyin
TT
TT
Arap Birliği ve Afrika Birliği arasında işbirliğini güçlendirme konusunda uzlaşı sağlandı
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ve Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki, 22 Temmuz’da Etiyopya’nın başkenti Addis Abada’da bir araya geldi. Gayt ve Faki, ‘iki kuruluş arasındaki yüksek siyasi koordinasyon mekanizmasını temsil eden Arap-Afrika İşbirliği Genel Toplantısı’nın çalışmalarını’ ve ‘Arap-Afrika ortaklığından kaynaklanan işbirliğinin tüm yönleri de dahil işbirliğinin genel çerçevesini’ ele aldı.
Toplantıda, ortak koordinasyonun artırılmasını, Arap Birliği ve Afrika Birliği arasındaki entegre çalışmalarının sıklaştırılmasını sağlayacak bazı adımlara dair iki taraf arasında bir anlaşma imzalandı. Arap Birliği’nde yetkili bir kaynağa göre toplantıda, Afrika Boynuzu’nda istikrar, kalkınma ve bölgesel işbirliğini teşvik etme çabaları, Çad ve Sahel bölgelerinde terörle mücadele, ortak Arap-Afrika bölgesindeki güvenlik ve istikrarı tehdit eden zorluklarla mücadele meselelerinin yanı sıra Libya krizine siyasi bir çözüm bulma da dahil Arap ve Afrika bölgelerinde yaşanan kriz ve zorluklar, Sudan’da demokratik geçiş sürecini destekleme, Somali’de güvenlik ve istikrarı güvence altına alma meseleleri görüşüldü.
Tarafların, Filistin hususunda son gelişmeleri de masaya yatırdığına dikkati çeken kaynak, Ebu Gayt’ın Afrika Birliği’nin Filistin’i ve Filistin halkının başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma haklarını destekleme konusundaki kararlı tutumlarına dair takdirlerini dile getirdiğini vurguladı. Aktarılana göre Ahmed Ebu Gayt, ayrıca özellikle de Birlemiş Milletler (BM) Genel Kurulu ve diğer uluslararası forumlarda Filistin davasının savunulmasında Arap Birliği ve Afrika Birliği arasındaki ileri koordinasyon ve iki devletli çözüm parametrelerine övgüde bulundu.
Kaynak, özellikle de siyasi, ekonomik, ticari, toplumsal ve kültürel bağlamda iki taraf arasındaki bir dizi işbirliği alanı, proje ve ortak faaliyetleri belirleyecek olan Arap-Afrika ortaklığının iyileştirilmesine yönelik ortak çalışma planının oluşturulması başta olmak üzere toplantının büyük ölçüde Arap ve Afrika dünyası arasındaki çeşitli programların ve işbirliği çerçevelerini aktifleştirme ve tamamlama yollarına odaklandığını ifade etti. Söz konusu planı, (1977 yılında Arap ortaklığının kurulmasından bu yana beşinci olacak) gelecek Kasım ayında Riyad’da düzenlenecek Arap-Afrika zirvesi sırasında Arap- Afrika liderlerine ve devlet başkanlarına taşınması amacıyla, Arap-Afrika devletleri Dışişleri Bakanlarına sunmak üzere hazırlıklar sürüyor.
Aynı şekilde söz konusu kaynak, Ebu Gayt’ın Arap Birliği ve Afrika Birliği arasındaki işbirliğine son derece değer verdiğini belirtirken, iki kuruluşun da ortak hedeflerine hizmet edecek her durumda, bu ortaklığın geliştirilmesi hususunda taahhüt verildiğini vurguladı. Aktarılana göre Ebu Gayt ve Musa Faki, bu bağlamda 2007 yılında Arap ve Afrika birlikleri arasında imzalanan resmi işbirliği anlaşmasını güncelleme, iki kuruluş arasındaki daha fazla koordinasyon ve entegre mekanizmaları kurma hususunda uzlaşı sağladı. Taraflar, ayrıca 2020 yılının ortalarında Kahire’de ortak başkanlıklar altında iki kuruluş arasında işbirliği toplantısı yapmayı kabul etti.
Suriye’deki güvenlik olayları… İktidarın zayıflamasından ve kaosun yayılmasından kimler fayda sağlıyor?
Suveyda kırsalındaki bir köyde İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir güvenlik görevlisi, 15 Eylül 2026 (Reuters)
Son günlerde Suriye’de güvenlik olaylarında belirgin bir artış yaşanırken, saldırılar farklı şekillerde ortaya çıktı. Son olarak Humus kırsalındaki Masyaf Köprüsü’nde elektrik şirketi çalışanlarını taşıyan bir otobüs hedef alındı ve olayda ölenler ve yaralananlar oldu. Bunun yanı sıra Şam kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’ni besleyen doğal gaz hattında meydana gelen patlama, üç elektrik üretim santralinin devre dışı kalmasına yol açarken, etkileri içme suyu şebekelerine de yansıdı. Bundan iki gün önce ülkenin doğusundaki bir doğal gaz hattında patlama meydana gelmiş, ayrıca Dera kırsalındaki es-Sanameyn kentinde Savunma Bakanlığı’nda görevli bir subaya yönelik suikast girişimi düzenlenmişti.
Bu olaylarda dikkat çeken nokta, aralarındaki zaman aralığının oldukça kısa olması. Önceki olaylarda ise saldırılar arasında görece uzun süreler bulunuyordu. Yeni olaylar aynı zamanda hassas bir döneme denk geldi. Suriye yönetimi artan ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunurken, ülkede istikrar ve güvenliği sağlamaya, yeniden imar için yatırımları çekmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin ABD ile İran arasındaki çatışmadan etkilenmesiyle birlikte Suriye’yi Arap ülkelerinden Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan enerji hatlarını birbirine bağlayan stratejik bir koridora dönüştürme hedefi de bulunuyor.
Suriyeli bir güvenlik kaynağı ülkedeki mevcut güvenlik durumuna ilişkin şimdilik yorum yapmayı tercih etmezken, Şarku’l Avsat, Suriye’de yönetimi zayıflatma ve kaos yaratma girişimlerinden kimlerin fayda sağlayabileceğine ilişkin iki uzmanın görüşlerine başvurdu.
Mevcut güvenlik durumunu değerlendiren Suriyeli stratejik güvenlik ve askeri uzman İsmet el-Absi, “Münferit olaylarla değil, kasıtlı bir sabotaj eylemleri modeliyle karşı karşıyayız” dedi. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu olayların yalnızca bir hafta içinde meydana gelmesinin ‘tesadüf veya rastlantısal bir birikim olmadığını; hayati altyapıyı hedef almayı ve devletin vatandaşlarının en temel haklarını korumaktan aciz olduğu görüntüsünü vermeyi amaçlayan sistematik bir kampanya’ olduğunu ifade etti.
El-Absi, bu olayların ardındaki amacın ‘psikolojik’ olmasının muhtemel olduğunu belirterek, bunun Suriye’de güvenli bir yer olmadığı algısını yerleştirmeyi ve yeni devletin henüz büyük kent merkezlerinin dışındaki bölgelerde fiili kontrolü sağlayamadığı düşüncesini güçlendirmeyi amaçladığını söyledi.
Fayda sağlayanlar
Şam’ın doğu kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’nde çıkan yangına ilişkin sosyal medyada paylaşılan bir videodan alınan ekran görüntüsü, 30 Eylül 2026 (Reuters)
El-Absi, DEAŞ’ın uyuyan hücrelerinin, yeni Suriye hükümetinin güvenlik alanındaki başarısızlığını ortaya koymaktan doğrudan çıkar sağladığını belirtti. Bunun örgütün gizli yapılanmasını yeniden kurma ve yeni militanlar devşirme çabalarının bir parçası olduğunu ifade etti. Eski rejimin kalıntıları ile bunlara bağlı mali ve askeri ağların da ülkenin hesap verebilirliği sağlayabilecek güçlü bir devletin kurulmasını engellemek amacıyla istikrarsızlık sarmalının sürdürülmesinden büyük çıkar sağladığını söyledi. El-Absi, bu grupların kritik tesislerin konumları ve eski güvenlik mekanizmalarının işleyişi hakkında derin bilgiye ve yıllarca süren yolsuzluk faaliyetlerinden elde edilmiş önemli mali kaynaklara sahip olduğunu belirtti. Bu grupların amaçlarına ulaşmak için küçük silahlı hücreler oluşturmak, altyapıyı hedef alan sabotaj eylemleri düzenlemek ve geçiş sürecinde rol alan ya da Esed rejimiyle bağlantılı ağların peşine düşen subaylara yönelik hedefli suikastlar düzenlemek gibi çeşitli yöntemlere başvurduğunu kaydetti.
El-Absi, Suriye’nin güvenlik açısından bölünmüş ve askerî açıdan zayıf kalmasından çıkar sağlayan taraflar arasında İsrail’in de bulunduğunu belirtti. İran’ın ise gerçekte önceki nüfuzunu kaybettiğini, ancak özellikle Suriye’nin sahil bölgelerinde etkili ağlarını hâlâ koruduğunu ifade etti.
El-Absi, söz konusu tarafların her birinin Suriye’nin tamamen istikrara kavuşmamasından çıkar sağladığını belirterek, “Birleşik ve güçlü bir Suriye, dışarıdan gelen dayatmaları reddetme konusunda daha güçlü olacaktır” dedi.
El-Absi, bunlara ek olarak, hukuk ve düzenin çöküşünden ekonomik olarak fayda sağlayan silah ve uyuşturucu kaçakçılarının da bulunduğunu söyledi. Zayıf bir ordu ve çökmüş güvenlik yapısının Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan sınırları üzerinden gerçekleştirilen kaçakçılık güzergâhlarının açık kalması anlamına geldiğini belirten el-Absi, bunun da söz konusu grupların kazançlarını sürdürmesine imkân sağladığını ifade etti.
El-Absi, “Sorumlu olan tek bir taraf yok; güvenlik alanındaki kaosu doğrudan kazanca dönüştüren, çıkarları kesişen bir çıkarlar ağı söz konusu” dedi.
Çözüm... 5 eş zamanlı adım
El-Absi’ye göre Suriye makamlarının mevcut durumun üstesinden gelebilmesi için birbirini izleyen değil, eş zamanlı yürütülmesi gereken beş alanda ilerleme kaydetmesi gerekiyor. El-Absi, siyasi, ekonomik ve kurumsal çözümden bağımsız bir güvenlik çözümünün mümkün olmadığını vurguladı. “Bu alanların ilki, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamlanması” diyen el-Absi, ‘bunun temel bir şart’ olduğunu belirtti. İkinci alanın ise ‘etkin ve temiz bir istihbarat teşkilatının oluşturulması’ olduğunu söyleyen El-Absi, “Suriye’nin mevcut sorunu güvenlik kurumlarının yokluğu değil, bunların dağınık olması ve aralarındaki koordinasyonun zayıflığıdır” dedi. Üçüncü alanın ise ‘şiddeti besleyen ekonomik krizin ele alınması’ olduğunu ifade eden el-Absi, “Güvenliği ekonomiden ayrı düşünmek mümkün değil. Kişi başına düşen ortalama gelir yoksulluk sınırının altında olduğunda ve bazı illerde işsizlik yüzde 40’ın üzerine çıktığında, gençlerin silahlı hücrelere veya organize suç çetelerine katılması onlar açısından basit bir hesap meselesine dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu.
El-Absi, hükümetin daha iyi bir alternatif sunabilmesi için üç adım atabileceğini belirterek bunları ‘marjinalleştirilmiş bölgelerde küçük ve orta ölçekli projeleri yeniden faaliyete geçirmek, kamu yararına çalışma programları aracılığıyla geçici istihdam imkânları sağlamak ve ekonomik ve kültürel boşluk nedeniyle radikal fikirlerin yayıldığı kırsal bölgelere temel hizmetlerin ulaştırılmasını güvence altına almak’ şeklinde sıraladı. El-Absi, “Umuda yatırım yapmak, hapishanelere yatırım yapmaktan çok daha ucuzdur” ifadesini kullandı.
Dördüncü alanın ise ‘herkesi kapsayan kapsamlı bir ulusal diyalog’ olduğunu belirten el-Absi, Esed’in devrilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi boşluğun çelişkili yorumlara alan açtığını söyledi. Her mezhep ve bölgenin gelişmeleri kendi korkuları üzerinden değerlendirdiğini belirten el-Absi, Dürzilerin merkezi yönetimin hâkimiyetinden, Alevilerin Mart 2025’te sahil bölgesinde yaşanan olayların tekrarlanmasından endişe ettiğini, Sünnilerin herhangi bir kişisel yönetim biçiminin geri dönmeyeceğine dair güvence istediğini, Kürtlerin ise ülkenin kuzeydoğusunda elde ettikleri idari kazanımları korumaya çalıştığını ifade etti. El-Absi, “Bu çeşitlilik bir zayıflık değil, ancak kurumsal bir çerçeveye ihtiyaç duyuyor. Yeni anayasa, yürütme organının belirlediği kapalı bir listeyle değil, tüm bileşenlerin gerçek temsilcilerini içeren seçilmiş bir kurucu meclis aracılığıyla hazırlanmalı. Valiliklere açık mali yetkiler tanıyan gerçek anlamda bir idari ademi merkeziyetçilik, kimlik kaynaklı kaygıları ülkenin yeniden inşasına katılıma dönüştürmenin tek yoludur” dedi.
Suriye’nin güneyindeki Suveyda vilayetinin kuzey kırsalında bulunan Suriye güvenlik güçlerine ait bir kontrol noktası, 15 Eylül 2026 (Reuters)
El-Absi, beşinci alanın ise ‘halkla şeffaf iletişim’ olduğunu düşünüyor. Bu alana ilişkin olarak resmi makamların patlamalar ve suikastlar konusunda sessiz kalmasının komplo teorilerini ve korkuyu beslediğini belirten el-Absi, “Suriye halkı, rahatsız edici olsa bile gerçeği bilme hakkına sahip. Eğer 21 Eylül’de Halep’in güney kırsalındaki Ayis’te meydana gelen mühimmat deposu patlaması mühimmatın kötü depolanmasından kaynaklandıysa bunu söyleyin. Eğer içeride bir güvenlik sızması olduğuna dair şüpheler varsa, attığınız adımları açıklayın. Güven, güvenlik alanındaki başarıları öne çıkaran büyük duyurularla değil, şeffaflıkla inşa edilir. Hükümet medyasının da köklü bir dönüşüme ihtiyacı var. Propaganda değil, önce bilgiyi sunan ve kamuoyunun performansı değerlendirmesine imkân tanıyan profesyonel bir medya anlayışı gerek” dedi.
El-Absi, “Suriye’nin yeniden inşa edilmek için tarihi bir fırsatı var, ancak bu fırsat kalıcı değil” değerlendirmesinde bulundu. Yukarıda sıralanan beş alanda somut ilerleme sağlanmadan geçen her haftanın, iç ve dış rakiplere faaliyet göstermek için daha fazla alan açtığını belirten el-Absi, ihtiyaç duyulanın kusursuzluk değil, ‘ivme’ olduğunu söyledi. El-Absi, bunun hızlı ve ölçülebilir kararlar alınması, yıllar değil aylar içinde halkın görebileceği somut sonuçlar ortaya konulması ve meşruiyetin sloganlarla değil, eylemlerle kazanıldığını bilen bir liderlik anlayışının oluşturulması anlamına geldiğini ifade etti.
Hassas ve hızlı işlem
Öte yandan Suriyeli güvenlik araştırmacısı Ziya Kaddur Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni Suriye’nin çok sayıda ve farklı nitelikte güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Kaddur da el-Absi’nin değerlendirmesine paralel olarak bu durumun ele alınmasında hızla hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaddur, “Bu sorunların aynı anda ortaya çıkması durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu da daha hassas ve daha hızlı bir müdahaleyi gerektiriyor” dedi.
Kaddur, son günlerde meydana gelen güvenlik olaylarının birbiriyle bağlantılı olmayabileceğini, ancak bağlantılı olma ihtimalinin de bulunduğunu ifade etti. Bununla birlikte Suriye’nin hassas bir dönemden geçtiğini belirten Kaddur, Suriye’nin yaptırım ve terör listelerinden çıkarıldığını, DEAŞ tehdidinin yanı sıra Hizbullah ve Irak’taki İran destekli milislerle gergin ilişkilerin bulunduğunu söyledi. Tüm bunların ülkedeki durumu etkilediğini belirten Kaddur, silahların kontrolsüz biçimde yayılması ve ülkede yaşanan siyasi değişiklikleri reddeden kesimlerin varlığının da tabloyu daha karmaşık hale getirdiğini ifade etti.
Kaddur, “Bu faktörlerin birbirinden ayrı göründüğü doğru, ancak hepsi bir araya geldiğinde temel olarak hükümeti zayıflatmak ve istikrar ile güvenliği sağlama çabalarını başarısızlığa uğratmak gibi ortak bir hedef doğrultusunda hareket ediyor” dedi.
Taiz'deki cephe hatları, Husilerin yığınakları karşısında geriliyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5325386-taizdeki-cephe-hatlar%C4%B1-husilerin-y%C4%B1%C4%9F%C4%B1naklar%C4%B1-kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1nda-geriliyor
Taiz'deki cephe hatları, Husilerin yığınakları karşısında geriliyor
Husilerin Taiz'i kontrol altına alma girişimi, bir hafta içinde yüzlerce ölü ve yaralı vermelerine yol açtı (Askerî medya)
Taiz'deki çatışmalar, birçok cephede yaşanan çatışmaların genişlemesiyle kritik bir aşamaya girerken, Yemen hükümet güçleri de Husi milislere ait mevziler, hareketlilik ve takviye birliklerini hedef alan onlarca hava saldırısı düzenledi ve vilayet kırsalındaki bazı bölgeleri yeniden ele geçirdi. Bu bilgiler, Yemen askerî makamlarının açıklamalarına dayandırıldı.
Hükümet güçleri; Husi militanların toplanma alanlarını, araçlarını, takviye birliklerini, silah depolarını, komuta-kontrol merkezlerini ve ikmal noktalarını hedef aldı. Son 24 saat içinde düzenlenen hava saldırılarının sayısının yaklaşık 75'e ulaştığı bildirildi. Hava desteği, Husilerin Taiz'in batısı ve güneydoğusundaki çeşitli cephelerde, aralarında Beni Bekari, Humeyr, Akruud, Kedha, Cebel Han ve Samia bölgelerinin de bulunduğu noktalarda düzenlediği saldırılarla eş zamanlı gerçekleşti. Hükümet güçleri, Husi militanların sızma girişimlerini püskürttüğünü ve saldırganları geri çekilmeye zorladığını açıkladı.
Samia'da hükümet güçleri, yaklaşık 20 militanı esir aldığını ve bazı araçları ele geçirdiğini duyurdu. Askerî kaynaklar ise Akruud bölgesinde yaklaşık 30 Husinin öldürüldüğünü, yaklaşık 50'sinin de yaralandığını bildirdi.
Hükümet güçleri ayrıca batı cephesindeki Beni Ömer bölgesinde Dar el-Raha'yı yeniden ele geçirdiğini ve Şaab ed-Derahim bölgesine doğru ilerlediğini açıkladı.
Irak'taki Nüceba Hareketi, ABD misyonunun küçültülmesini şart koştuhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5325376-iraktaki-n%C3%BCceba-hareketi-abd-misyonunun-k%C3%BC%C3%A7%C3%BClt%C3%BClmesini-%C5%9Fart-ko%C5%9Ftu
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta 2 Ekim'de düzenlenen “Egemenlik” konferansında, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani (sağda) ve Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi'nin (solda) arasında (Reuters)
Irak'taki Nüceba Hareketi, ABD misyonunun küçültülmesini şart koştu
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta 2 Ekim'de düzenlenen “Egemenlik” konferansında, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani (sağda) ve Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi'nin (solda) arasında (Reuters)
İran'la müttefik olan “Nüceba Hareketi”, Bağdat'taki ABD misyonunun küçültülmesini ve “Washington'un Irak ekonomisi üzerindeki hakimiyeti” olarak nitelendirdiği durumdan kurtulunmasını talep etti.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre hareket, ABD'nin Irak'tan çekilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “eşitler arası muamele gereği ABD Büyükelçiliği de diğer büyükelçilikler gibi olmalı; dünyanın en büyük büyükelçiliği olarak kabul edilen büyük bir güvenlik ve askeri şehir olmamalıdır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Başbakan Ali el-Zeydi, “Irak, egemenliğin temellerinin giderek güçlendiği bir devlettir” dedi. Zeydi, “Iraklılar bugüne kadar karşılaştıkları bütün zorlu sınavları başarıyla geçti” ifadelerini kullandı.
Zeydi ayrıca, “Irak'ın komşu ülkelere yönelik saldırılar için bir çıkış noktası olarak kullanılmasına izin vermeme” tutumunu yineledi. Bunun yanı sıra, grupların durumunun ele alınmasına ilişkin üzerinde mutabık kalınan takvim doğrultusunda “silahların anayasa ve yasalar çerçevesinde kontrol altına alınması ve bu grupların devlet kurumlarına entegre edilmesi” gerektiğini vurguladı.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ise ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Iraklılara DEAŞ'ı yenmeleri konusunda sağladığı desteğe övgüde bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة