British Airways, Mısır seferlerini neden askıya aldı: Siyasi tutum mu, güvenlik önlemi mi?

British Airways, Mısır seferlerini neden askıya aldı: Siyasi tutum mu, güvenlik önlemi mi?
TT

British Airways, Mısır seferlerini neden askıya aldı: Siyasi tutum mu, güvenlik önlemi mi?

British Airways, Mısır seferlerini neden askıya aldı: Siyasi tutum mu, güvenlik önlemi mi?

İngiliz havayolu şirketi British Airways, geçtiğimiz Cumartesi günü sürpriz bir açıklamayla Kahire’ye yapılan seferleri bir haftalığına askıya aldıklarını duyurdu. Bu açıklamanın hemen ardından Alman havayolu şirketi Lufthansa da Kahire'ye yapılan uçuşları askıya aldıklarını açıkladı.
Pazar sabahı iptal olan uçuşlar, Mısır’ın başkenti Kahire’de karışıklığa neden olurken, olay, 2015 yılında Sina Yarımadası'nda Rusya’ya ait bir yolcu uçağının düşürülmesi ve çok sayıda Batılı havayolu şirketinin Kızıldeniz sahili boyunca uzanan tatil beldesine yönelik uçuşları askıya almasının ardından, Mısır'ın yaşadığı atmosferin tekrarlanmasına neden oldu.
Independent Arabia’dan Ahmed Abdulhekim’e konuşan Kahire’deki üst düzey kaynaklar, British Airways ve Lufthansa Havayolları’ndan yapılan kısa açıklamalardaki ‘güvenlik nedeniyle’ şeklindeki gerekçe karşısında şaşırdıklarını söyledi. British Airways tarafından yapılan açıklamada, İran’ın Arap Körfezi'ndeki tehditleri ve bölgedeki deniz seyrüseferlerini tehlikeye sokan eylemlerinin yanı sıra bu durumun Kahire Uluslararası Havaalanı ile bağlantısından dolayı seferlerin askıya alındığı belirtilmişti. Söz konusu kaynaklardan biri, Kahire'nin atılan adımın arkasındaki nedenleri netleştirmek için İngiliz ve Alman yetkililerle yoğun temaslarda bulunması gerektiğini vurguladı.
Kriz nasıl başladı?
British Airways, Cumartesi akşamı sürpriz bir açıklamayla, ‘Mısır'ın başkenti Kahire'ye yapılan uçuşları’ İran ile İngiltere arasında Körfez bölgesinde yaşanan gerginlik sonucunda durum değerlendirmesi yapılmasını sağlayacak bir tedbir olarak’ askıya aldığını duyurdu.
İngiltere’nin İran’a ait bir petrol tankerini alıkoymasının ardından Londra ile Tahran arasında yaşanan gerilimin gölgesinde sivil havacılığa yönelik terör saldırılarından endişe duyulduğunu belirten British Airways, Kahire'ye yapılan uçuşları ihtiyati bir tedbir olarak askıya almaya karar verdiklerini kaydetti. Açıklamada, ayrıca, “Yolcuların emniyeti ve güvenliği bizim için bir önceliktir. Seyahatin tamamen güvenli olduğundan emin olmadan, dünyanın hiçbir noktasına seyahat etmeyeceğiz” ifadeleri yer aldı.
British Airways’ın açıklamasının öncesinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Mısır'a seyahat edecek olan İngiliz vatandaşlarını ‘uçuşlara yönelik artan terör riski’ konusunda uyarmış ve Mısır'dan İngiltere'ye yapılan uçuşlara ek güvenlik önlemleri getirildiğini duyurmuştu. Bakanlık, ayrıca Mısır’daki İngiliz vatandaşlarına Sina Yarımadası ve Nil Deltası’nın batısına gitmemeleri yönünde uyarıda bulunmuştu.
2018 yılında 415 bin İngiliz’in Mısır’ı ziyaret ettiğine dikkat çekilen açıklamada, bu ülkeye seyahat eden yolculara güvenlik birimleri ve Mısır devlet kurumları ile işbirliği yapmaları tavsiye edilirken, Mısır'daki dini ve turistik noktaların yeniden terör saldırılarının hedefi olabileceği vurgulandı.
British Airways’ın açıklamasının hemen ardından Alman havayolu şirketi Lufthansa da Münih ve Frankfurt'tan Kahire’ye yapılan uçuşları askıya aldığını açıkladı. Sadece Cumartesi günü geçerli olan ve herhangi bir sebep belirtilmeyen Kahire uçuşlarının askıya alınması kararının ertesi günü şirket sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, uçuşların devam edeceği belirtildi. Açıklamada, “Güvenlik her zaman Lufthansa'nın birinci önceliğidir. Bu nedenle, durum değerlendirmesi yapılması için Kahire uçuşları geçici olarak askıya alınmıştır” ifadeleri kullanıldı.
Öte yandan Mısır Sivil Havacılık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, British Airways’ın Kahire’ye yönelik uçuşların, 7 günlüğüne askıya almasıyla ilgili olarak bazı yabancı haber sitelerinde yer alan haberlere atıfta bulunularak, İngiltere’nin Kahire Büyükelçiliği ile koordinasyon halinde oldukları ve kararın Ulaştırma Bakanlığı veya Dışişleri Bakanlığı gibi İngiliz resmi makamlarınca alınmadığı vurgulandı. Sivil Havacılık Bakanlığı, ayrıca Mısır Havayolları’nın Kahire’den Londra’ya yaptığı uçuşların sayısını artırdığını da aktardı. Ayrıca yeni bir Boeing 787 Dreamliner model uçağın bu süreç zarfında yolcu taşımacılığını kolaylaştırmak için Pazar gününden itibaren Londra'daki Heathrow Havaalanı'na ek uçuşlar gerçekleştirmesinin planlandığı kaydedildi.
İngiliz Büyükelçi önceden bilgilendirme yapılmadığı için özür diledi
Mısır Sivil Havacılık Bakanı Yunus el-Mısri ile Kahire Büyükelçisi Jeffrey Adams’ın bir araya geldiği görüşmede, Adams, Kahire'ye yönelik uçuşların askıya alınma kararını açıklamadan önce Mısırlı yetkilileri bilgilendirmedikleri için özür diledi. Kararın, Mısır’daki havaalanlarında alınan güvenlik önlemleriyle ilgili olmadığını söyleyen İngiliz Büyükelçi, kararın nedenlerine ilişkin başka detay vermedi. Buna karşın British Airways’ın kararından duyduğu rahatsızlığı ifade eden Mısır Sivil Havacılık Bakanı Mısri, kararı, Mısır havaalanlarının güvenliğini etkileyen tek taraflı bir karar olarak nitelendirdi. İki tarafın da sorunu en kısa zamanda çözmek için ortak çalışmaların devam ettirmesi gerektiğini vurgulayan Mısri, iki ülke arasındaki ilişkilerin ve bağların derinliğine atıfta bulunarak, yolcuların güvenliğini ve emniyetini korumak için işbirliğini sürdürdüklerinin altını çizdi.
‘Krizin’ perde arkası
British Airways'in sürpriz kararının nedenlerine ilişkin yapılan açıklamanın kısa olması ve yine Mısır Sivil Havacılık Bakanlığı’ndan da aynı şekilde kısa bir açıklama yapılmasıyla birlikte Mısır hükümetinden bir kaynak, alınan kararın siyasi olduğunu ve sivil havacılık güvenliği veya Mısır havaalanlarındaki güvenlik önlemleriyle ilgisi olmadığını söyledi.
Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, İngiliz şirketinin en yüksek güvenlik tedbirleri ve uluslararası standartlara sahip Mısır havaalanlarını Arap Körfezi'nde yaşananlarla ilişkilendirerek, Kahire’ye yapılan uçuşlarını askıya almasının çifte standart uygulamak olduğuna inanıyor. Bununla birlikte Kahire Uluslararası Havaalanı’ndan bir kaynak, yetkili makamlara gönderilen bildirinin herhangi bir sebep içermediğini söyledi.
Reuters’ın Kahire Uluslararası Havaalanı’ndaki üç güvenlik kaynağından aktardığı bilgilere göre İngiliz güvenlik yetkilileri, 17-18 Temmuz tarihlerinde Kahire Havaalanı’ndaki güvenlik prosedürlerini incelediler. Reuters, kaynakların daha fazla detay vermediklerini aktardı.
British Airways'in uçuşları askıya almasından iki gün sonra, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarına yaptığı seyahat uyarısını güncelledi ve havayolu şirketinin aldığı karardan etkilenen yolculara tavsiyede bulundu.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberin gröe Kahire Uluslararası Havaalanı’ndan kaynak, Mısır’daki havaalanlarının sivil havacılık yasalarına uygun bir şekilde güvenlik hizmetleri sunduğunu ve uluslararası standartlar uyguladığını söyledi. İngiliz şirketin ani kararının aksine, diğer tüm uluslararası havayollarının Kahire Havaalanı’nı kullanmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Öte yandan İngiliz Hükümeti Sözcüsü, British Airways'in Kahire uçuşlarını geçici olarak bir haftalığına askıya alma kararının ardından Kahire ile Londra arasında yakın ve yoğun bir iletişim trafiği yaşandığını vurguladı. British Airways'in kararına İngiliz hükümetinden herhangi bir müdahale olmadığının altını çizen Sözcü, Dışişleri Bakanlığı’nın İngiltere’yi Mısır’a uçmayı planlayan İngiliz vatandaşlarının olası bir terör saldırısı riski altında olduğu uyarısı yaptığını söyledi.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, 2015 yılında bir Rus yolcu uçağının düşürülmesinin ardından Mısır'ın Şarm eş-Şeyh beldesine gidilmemesi tavsiyesinde bulunmuştu.
Turizm, Mısır'ın başlıca gelir kaynaklarından biri. Mısır, 2011'deki ayaklanma ve 2015 yılında 224 kişinin hayatına mal olan Rus yolcu uçağının düşürülmesi olayının ardından yaşanan olumsuz süreci yeni yeni toparlamaya başladı.
Rusya'nın Mısır'a düzenlenen tüm uçuşları birkaç yıl boyunca askıya almasına neden olan saldırının sorumluluğunu DEAŞ üstlenirken, olay, İngiltere de dahil olmak üzere bazı ülkeleri, Şarm eş-Şeyh'e yönelik uçuşları askıya almak zorunda bıraktı. Bununla birlikte bu ülkeler, söz konusu uçuş yasakları henüz kaldırmadı.



Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
TT

Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD ve İsrail’in İran içindeki hedeflere yönelik yoğun saldırılarına rağmen, İran petrol ihracatının en önemli merkezi olan Harg Adası şu ana kadar saldırıların dışında kaldı. Uzmanlar, adanın hedef alınmasının küresel enerji piyasalarında ciddi bir çöküşe yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Harg Adası, Arap Körfezi’nde bulunan ve uzunluğu yaklaşık 8 kilometre olan mercan kökenli bir ada. İran ana karasından yaklaşık 43 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerindeki petrol sahalarından gelen boru hatlarının son noktası olan ada, İran petrol ihracatının ana terminali konumunda. Tesisler ilk olarak ABD’li petrol devi Amoco tarafından inşa edilmiş, ancak 1979’daki İran Devrimi sonrasında İran’ın kontrolüne geçmişti.

İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu adadan gerçekleştiriliyor. Adadaki tesisler normalde günde 1,3 ila 1,6 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleştiriyor. Ancak yatırım bankası JPMorgan’a göre İran, ABD öncülüğünde olası bir saldırıya karşı önlem olarak şubat ortasında sevkiyat hacmini günde 3 milyon varile çıkardı. Banka ayrıca Harg Adası’nda yaklaşık 18 milyon varillik ek petrol stokunun bulunduğunu belirtti.

Washington’da adaya yönelik çeşitli senaryoların da gündeme geldiği ifade ediliyor. Axios internet sitesinin cumartesi günü yayımladığı bir habere göre ABD’li yetkililer, adanın askeri kontrol altına alınması seçeneğini de değerlendirdi.

George W. Bush döneminde Pentagon’da İran ve Irak konularında kıdemli danışmanlık yapan Michael Rubin, geçen hafta Beyaz Saray yetkilileriyle bu fikri görüştüğünü söyledi. Rubin, böyle bir adımın İran yönetimini ekonomik olarak felç edebileceğini belirterek, “Petrollerini satamazlarsa kamu çalışanlarının maaşlarını da ödeyemezler” dedi.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian’dan aktardığı analizlere göre ise adanın hedef alınması, çatışma sonrasında kurulabilecek herhangi bir İran hükümetinin ekonomik geleceğini de zayıflatabilir. Uzmanlar, tesislerin son derece karmaşık yapıya sahip olması ve hızlı şekilde onarılamayacak olması nedeniyle petrol gelirlerinin yıllarca ciddi biçimde zarar görebileceğini belirtiyor.

Ancak bazı uzmanlar, adanın bombalanmasının ya da ABD güçleri tarafından kontrol altına alınmasının yalnızca İran’a zarar vermekle kalmayacağını, aynı zamanda küresel ekonomiyi ciddi bir dalgalanma sürecine sürükleyebileceğini belirtiyor. Böyle bir adımın, hâlihazırda yüksek seviyelerde bulunan petrol fiyatlarında kalıcı artışlara yol açabileceği ifade ediliyor.

Chatham House araştırma merkezinden Neil Quilliam, “Pazartesi günü 120 dolara ulaşan petrol varil fiyatının, Harg Adası hedef alınırsa 150 dolara kadar yükseldiğini görebiliriz. Bu ada küresel enerji piyasaları açısından son derece kritik” değerlendirmesinde bulundu.

Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher de Quilliam’ın görüşlerine katılarak, Harg Adası’nın yok edilmesinin ya da ciddi şekilde zarar görmesinin petrol fiyatlarında keskin bir sıçramaya yol açma riski taşıdığını ve bu artışın kısa sürede geri çekilmeyebileceğini söyledi.

Son ABD-İsrail saldırılarından önce İran’ın Harg Adası’ndan ihraç ettiği ham petrolün büyük bölümü Çin’e gönderiliyordu. Ancak küresel petrol piyasalarının birbirine bağlı yapısı nedeniyle, ihracatta yaşanacak kalıcı bir kesinti dünya genelinde fiyatları etkileyecek. Üstelik Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle çoğu Irak’tan gelen yaklaşık 3,5 milyon varil günlük petrol akışı da durma noktasına gelmiş durumda.

ABD’nin İran içinde ve çevresinde yaklaşık 5 bin hedefi vurmasına rağmen, şimdiye kadar ülkenin petrol altyapısını, özellikle de Harg Adası’nı hedef almaktan kaçındığı belirtiliyor.

İsrail ise cumartesi günü iki petrol rafinerisi ile iki depolama tesisine saldırı düzenledi. Bu saldırılar sonrasında Tahran’ın büyük bölümünde elektrik kesintileri yaşandı ve bazı sakinler durumu ‘felaket’ olarak nitelendirdi. Yoğun siyah duman başkentin üzerinde geniş bir alanı kapladı. Ancak o tarihten sonra petrol altyapısına yönelik yeni bir saldırı gerçekleşmedi.

Uzmanlar, Harg Adası gibi bir hedefe yönelik operasyonun büyük askeri güç gerektireceğini ve ciddi bir ekonomik gerilime yol açabileceğini belirtiyor. Bu nedenle söz konusu stratejik tesisin şimdiye kadar hedef alınmamasının, olası sonuçların büyüklüğüyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.


İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
TT

İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)

Alex Vatanka

İran, mevcut çatışmaya yapısal olarak zayıflamış bir halde girdi. Yıllarca süren yaptırımlar ekonomisine ciddi zarar verdi, bir zamanlar en önemli nüfuz araçlarından biri olarak kabul edilen bölgesel vekil güçler ağının etkinliği ise 7 Ekim 2023 saldırılarını takip eden İsrail saldırısından bu yana İsrail ve ABD ile ardı ardına yaşanan çatışmalar nedeniyle azaldı. İçeride, yıllarca süren baskı ve ekonomik gerilemenin ardından İslam Cumhuriyeti'ne karşı halkın hoşnutsuzluğu yoğunlaştı ve bu durum, Ali Hamaney'in reform taleplerini görmezden gelme konusundaki ısrarıyla daha da kötüleşti. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre bu faktörler tek bir sonuca götürüyor; uzun süren bir savaş rejimin çöküşüne yol açabilir.

Ancak yapısal zayıflık, rejimin mutlaka çökeceği anlamına gelmiyor. Tarih genellikle bunun tam aksini gösterir: Dış baskı altında siyasi rejimler gücü, baskı uygulama ve hayatta kalmayı sağlama konusunda en kudretli olan tarafların elinde yoğunlaştırma eğilimindedir. Bunun örnekleri çoktur; Rus güvenlik servisleri, 1990'lar ile 2000'lerin başlarındaki Çeçen savaşları sırasında ve sonrasında önemli ölçüde nüfuz kazanarak Vladimir Putin'in yükselişinin önünü açmıştı. Benzer şekilde, Çin Komünist Partisi Kore Savaşı sırasında güvenlik aygıtını güçlendirerek, toplumu yabancı kuşatma olarak algıladığı şeye karşı seferber etmişti. İran örneğinde, savaş zamanında bu güç yoğunlaşmasından en iyi şekilde yararlanabilecek kurum İslam Devrim Muhafızları gibi görünüyor.

Savaşın İran içindeki güç dengesini nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için yalnızca görünen zayıflıklara odaklanmak yeterli değil, İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu kurumsal yapıyı da incelemek gerekir. Yaygın inanışın aksine, bu rejim Dini Lider Ali Hamaney kadar güçlü biri bile olsa hiçbir zaman tek bir kişiye dayanmamıştır. İran'da otorite, öncelikle Dini Liderlik Ofisi, dini kurum, güvenlik servisleri ve İslam Devrim Muhafızları gibi birbiriyle iç içe girmiş kurumlar arasında dağıtılmıştır. Bu yapı kısmen, liderlik geçiş dönemleri de dahil olmak üzere kriz zamanlarında rejimin sürekliliğini sağlamak için tasarlanmıştır.

Devrim Muhafızları’nın kökenleri bu mantığı açıkça somutlaştırmaktadır. Devrim Muhafızları, İslamcıların devrimden sonra iktidarı ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra, Mart 1979'da, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlarından koruyacak bir araç olarak kuruldu. Sonraki on yıllar boyunca, ideolojik bir milis gücünden, önemli askeri yeteneklere sahip ve etkisini ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyaseti kapsayacak biçimde genişleten en güçlü devlet kurumlarından birine dönüştü.

Hatta şimdi bile, Hamaney'in yokluğundaki geçici liderlik düzenlemeleri, rejimin direncini bir dereceye kadar ortaya koyuyor. İran Anayasası, iktidar boşluğunu önlemek için tasarlanmış mekanizmalar içerir. Geçici bir liderlik yapısı ve yeni bir Dini Liderin seçilmesinde Uzmanlar Meclisi'nin rolü de bu mekanizmalardandır. En önemlisi, ulusal güvenlik konularında gerçek otorite tek bir kişinin elinde değil, liderliği istikrarsızlık yaşadığı dönemlerde bile etkili kalan kurumlarda yoğunlaşmıştır. Devrim Muhafızları ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve yakın zamanda kurulan Savunma Konseyi, istihbarat servisleriyle birlikte, devletin planlama ile baskı kapasitesinin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu kurumsal çerçeve, rejimin ani çöküşüne dair herhangi bir tahmini zorlaştırıyor. Haberler ayrıca, ABD istihbaratının değerlendirmelerinin de benzer sonuçlara ulaştığına ve çok sayıda etki merkezi arasındaki güç dağılımı göz önüne alındığında, büyük ölçekli bir askeri harekatın bile İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüne yol açmayabileceği konusunda uyardığına işaret ediyor. Dolayısıyla temel soru sadece rejimin zayıflayıp zayıflamadığı değil, savaş ilerledikçe rejim içindeki güç dengesinin nasıl yeniden şekilleneceğidir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın konumu öne çıkıyor. İran'da komşu ülkelere yönelik diplomatik söylemiyle ilgili son tartışmalar, savaş zamanında sivil otoritenin alanının ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Pezeşkiyan, kendisini eleştirenlerin uzlaşmacı olarak değerlendirdiği bir dil kullandığında, siyasi kurum içindeki sertlik yanlıları ve milletvekilleri hızla tepki gösterdi. Bu, sadece konuşmasının tonuna itiraz değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığının İran'da stratejik karar alma yetkisinin olmadığının açık bir hatırlatıcısıydı. Bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik.

dfvgrt
Tahran'daki İslam Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Müzesi'nde sergilenen füzeler, 15 Kasım 2024 (Reuters)

Şimdiye kadar, Hamaney'in siyasi sahneden ani ayrılışı, cumhurbaşkanlığının somut bir şekilde güçlenmesine yol açmadı. Uygulamada, bu makamın ağırlığı büyük ölçüde sahibinin kişiliğine ve siyasi hırslarına bağlı olmayı sürdürüyor. Pezeşkiyan da diğer güç merkezlerine meydan okumaya veya karar almada daha bağımsız bir rol üstlenmeye pek istekli görünmüyor. Bu çekingenlik, bir dereceye kadar siyasi ihtiyatlılık içeriyor olabilir; çünkü Hamaney'in mirasından uzaklaşmaya yönelik aceleci bir girişim, merhum liderin dönemini karakterize eden ideolojik çerçeveye halen son derece sadık olan sertlik yanlılarını kışkırtabilir.

Savaş zamanlarında sivil otoritenin sınırları daha belirgin hale gelir. Cumhurbaşkanlığı kamuoyuna yönelik söylemi ve iletişim yöntemlerini etkileyebilir, ancak savaş, caydırma ve karşılık verme ile ilgili kararlar askeri ve güvenlik kurumlarının elinde kalır. Bu, diplomatik manevralar için mevcut siyasi alanı önemli ölçüde daraltır. Washington veya İsrail'e karşı daha uzlaşmacı olarak algılanan İranlı yetkililer, yalnızca siyasi marjinalleşme riskiyle değil, aynı zamanda direniş söylemine hâlâ bağlı güçlü kurumlardan sert bir tepkiyle de karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyorlar.

Bu perspektiften bakıldığında, Devrim Muhafızları, çatışma ne kadar uzun sürerse etkisini o kadar genişletmek için iyi bir konumda görünüyor. Bu kısmen kurumsal konumundan kaynaklanıyor; zira o İran'ın füze gücünü denetliyor, asimetrik savaş stratejisinin önemli bir bölümünü yönetiyor ve Lübnan'daki Hizbullah gibi kalan bölgesel vekil ağlarıyla yakın bağları sürdürüyor. Ek olarak, Devrim Muhafızları, İran içinde geniş bir ekonomik ve siyasi altyapıya sahip. On yıllardır inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörlerindeki varlığını pekiştirmiş ve artık askeri alanın çok ötesine uzanan paralel bir etki sistemi oluşturmuş bulunuyor.

İran'da cumhurbaşkanlığının stratejik karar alma yetkisi yok ve bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik

Savaşlar bu tür yapıları güçlendirme ve genişletme eğilimindedir. Devletler sürekli dış baskıya maruz kaldığında, karar alma merkezi yavaş yavaş kaynakları seferber etme, disiplini uygulama ve askeri müdahaleyi koordine etme konusunda en donanımlı kurumlara kayar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'da bu işlevlerin çoğunu Devrim Muhafızları yerine getiriyor. Çatışma devletin ekonomik ve askeri yeteneklerine daha fazla zarar verse bile, Devrim Muhafızları bu krizden daha da büyük bir iç etki ile çıkabilir. Bu durum büyük ölçüde savaşın süresine ve ABD ile İsrail'in, Devrim Muhafızları'nın tüm seviyelerdeki ve tüm operasyon alanlarındaki kapasitesini sistematik olarak hedef alma derecesine bağlı olacaktır.

Bununla birlikte, Devrim Muhafızları'nın artan nüfuzu, rejimin mutlaka temelden yeniden yapılandırılması anlamına gelmiyor, aksine daha ziyade İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinde yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Gündemde olan olası senaryolar arasında, rejimin kontrollü bir şekilde devam etmesi ve Hamaney'in yerine nispeten düşük profilli bir dini halefin atanması, gerçek karar alma gücünün ise kademeli olarak güvenlik odaklı bir liderlik koalisyonuna kayması da yer alıyor. Başka bir olasılık ise Devrim Muhafızları'nın hem ulusal güvenlik hem de ekonomi politikası üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu, daha militarize bir rejime kademeli geçiştir.

rtgtr
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin konutunda meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Bu sonuçlar, mevcut gidişattan tamamen kopmayı değil, son yirmi yıldır gelişen eğilimlerin hızlandırılışını temsil edecektir. İran İslam Cumhuriyeti, adım adım, din adamlarına olan bağımlılığını azaltıp güvenlik kurumlarına daha fazla bağımlı hale geldi. Ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu'nun ekonomik genişlemesi, bölgesel siyasetteki artan rolü ve kilit devlet kurumları içindeki artan nüfuzu, İran siyasi sahnesini yeniden şekillendirdi. Uzun süreli bir savaş da bu eğilimi hızlandırabilir.

Bununla birlikte, bunların hiçbiri rejimin çöküşe karşı bağışık olduğu anlamına gelmiyor. Otoriter rejimler, iktidardaki elit içinde çatlaklar ortaya çıkmaya başlayana kadar genellikle birleşik görünürler. Bu tür rejimlerin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlike, yalnızca dış baskılarda değil, aynı zamanda rejimi korumakla görevli kurumlar arasındaki iç bölünmelerde de gizlidir. İran örneğinde, bilhassa Devrim Muhafızları içindeki gruplar arasında veya Muhafızlar ile derin devletin diğer baskıcı kurumları arasında gerçek bir güç boşluğu, güvenlik aygıtının kendi içinde bölünmeler gerektirecektir.

Lakin bu tür bölünmelerin yokluğunda, İslam Cumhuriyeti halen önemli bir direnme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Rejim, tam da bu tür bir meydan okumaya hazırlanmak için on yıllarını harcadı. Silahlı kuvvetler içindeki çoklu komuta yapısı, üst düzey komutanların ölümü durumunda bile operasyonların sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış yardımcı rütbeler ve paralel komuta zincirleri, çok katmanlı istihbarat ağları ve askeri liderlik için önceden belirlenmiş halef planları, devletin saldırı altında bile işleyişinin devamını garanti altına almaya yönelik sistematik bir çabayı ortaya koyuyor.

de
1 Mart'ta bombardımandan sonra başkent Tahran’ın mahalleleri üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

İronik bir şekilde, rejimi zayıflatmayı amaçlayan dış askeri baskı, en sert unsurlarını güçlendirebilir. İranlı liderler, savaşın sadece davranışlarını değiştirmeyi değil, devletin kendisini ortadan kaldırmayı amaçladığı sonucuna varırlarsa, herhangi bir uzlaşma çağrısı siyasi olarak maliyetli hale gelecektir. Bu koşullar altında, Devrim Muhafızları'nın İran'ın içsel birlik, direniş ve sıkılaştırılmış bir güvenlik kontrolü gerektiren varoluşsal bir mücadele içinde olduğu yönündeki anlatısı daha da güç kazanacaktır.

Bu nedenle, savaş İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüyle ​​sonuçlanmayabilir, aksine onu daha militarize bir biçime doğru itebilir. Zayıflamış bir İran, yaptırımlar altında etkili bir şekilde işleyebilen kurumlara dayanan, daha güvenlik odaklı, daha yoksul, daha izole ve daha bağımlı bir devlete dönüşebilir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.