ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
TT

ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)

Birçokları, ABD’nin Körfez bölgesine yönelik bağlılığının zamanla 80’li ve 90’lı yıllarda olduğundan farklı bir hale gelebileceğini ve ABD'lilerin çoğunluğunun Ortadoğu’dan tamamen çıkmayı arzuladığını düşünüyor. Gelgelelim gerçek böyle değil.
Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Ocak 1980 yılında Kongre’de yaptığı seferberlik konuşmasında ilan ettiği ve Körfez’deki ABD çıkarlarını savunma için askeri güce başvurmayı gerektiren Carter Doktrini, halen uygulanabilir bir doktrin durumunda. Zira dünyanın tek en büyük devletinin jeopolitik durumu ile ilişkili olarak ABD, Körfez’de ticari ve askeri çıkarlara sahip.  
Petrol, ABD ile İran arasındaki mevcut çatışmanın ana sebebi olmasa da krizi ateşleyip savaşa dönüştürebilir. Nitekim 70’li yıllardan bu yana dünyanın sahne olduğu savaşların çeyreği ile yarımı arasındaki bir oranı, bir şekilde petrolle bağlantılı.
Carter Doktrini
ABD'nin dış siyaset literatüründe Carter Doktrini olarak adlandırılan şey, ne zaman ABD’nin Arap Körfezi’ndeki çıkarlarını etkileyen şiddetli bir siyasi kriz çıksa Washington’daki sıcak siyasi tartışmaların bir parçası olageldi.
23 Ocak 1980’de eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Kongre’deki Senato ve Temsilciler Meclisi önünde yaptığı seferberlik konuşmasında Körfez bölgesinin, 1979 yılında Afganistan’ı işgal edip Hint Okyanusu’nun 300 km uzağı ile Hürmüz Boğazı yakınlarına gelen Sovyet güçleri tarafından tehdit altında olduğunu ve dünyanın petrol ihracatının üçte birinden fazlasını barındıran bu bölgenin ABD için epey stratejik bir önem teşkil ettiğini duyurdu. Sovyetler Birliği harekatının, Ortadoğu’daki petrol trafiği için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığına dikkat çeken Carter, Körfez’deki bu yeni güvenlik tehdidi ile yüzleşmek için herkesin çabalarını birleştirmesi ve Ortadoğu’nun petrolüne dayananların buna katılması gerektiğini belirtti. Bu tehlike ile yüzleşmenin ayrıca ulusal bir irade, siyasi ve diplomatik bir bilgelik, ekonomik fedakârlık ve haliyle askeri bir güç gerektirdiğini de ekledi.
Carter, dış güçlerin Körfez bölgesine egemen olmak için giriştiği herhangi bir çabayı, ABD’nin hayati çıkarlarına bir saldırı olarak algılayacağı ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli herhangi bir vesile ile saldırıya karşı koyulacağı konusunda oldukça netti.
O zamandan bu yana Carter Doktrini, Irak-İran Savaşı’nın sonunda ve Kuveyt’in Irak işgalinden kurtartılması esnasında işletildi.
İran’a karşı işletilebilir
Washington’daki bazı uzmanlar, Carter Doktrininin zaman aşımına uğradığını ve ABD’nin Ortadoğu petrolünü eskiye nazaran çok daha az tüketmesine dayanarak bugünün koşullarında artık uygun olmadığını düşünse de ABD'li Foreign Policy dergisinden Allen James’ın da aralarında bulunduğu diğerleri, Körfez’in güvenliğini ABD çıkarları için oldukça önemli hale getiren birkaç jeopolitik sebebin olduğu kanaatinde. Buna göre bu sebeplerin ilki ve en önemlisi, bölgedeki nükleer silahlanma yarışının yayılmasını önleme. Bilindiği üzere İran, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Bu durum, bölgedeki güvenlik etkileşimlerini ve dinamiklerini değiştirecek. Özellikle de Suudi Arabistan ve BAE, nükleer teknolojiye erişmeye daha fazla önem veriyor ve bunu gerçekleştirmek için de daha iyi bir güce sahip.
İkincisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticaret hacminin, petrol zengini Körfez ülkelerinin sahne olduğu kalkınma ile birlikte artış göstermesi. Üstelik Boğaz’ın uluslararası ticaret ve deniz petrol ticaretinin beşte birinin geçiş noktası olmasından kaynaklanan önemi, buradaki denizciliğe yönelik herhangi bir çatışmayı, Körfez bölgesinin ötesine sıçrayan bir ateş fırtınası koparabilecek kadar tehlikeli bir hale getirebilir.
Üçüncüsü, ABD’nin hem Bahreyn hem Katar hem de başka Körfez ülkelerindeki askeri üslerinde yoğun yatırımlara sahip olması ve bunlara yalnızca Hürmüz Boğazı üzerinden deniz yoluyla ulaşabiliyor olması.
Bunlardan dolayı Hürmüz Boğazı, dünyadaki en önemli ticaret ve deniz noktalarından ve petrol fiyatlarının herhangi bir zamanda ne derece düştüğüne ve etkilendiğine bakmaksızın tehlikeye en açık noktalarından biri olmaya devam edecek.
Washington’daki strateji uzmanlarına göre ABD, Körfez ülkelerinin güvenliğine ilgili ve bağlı kalmayı sürdürecek. Nitekim Amerika’nın büyümesinde ve gelişmesinde dayanak olarak aldığı dünya ticaret sisteminin, bölgede herhangi bir nükleer gerilimi önleme ile paralel olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler ve tankerler için güvenli koridorlar oluşturmaksızın doğal olarak faaliyet yürütmesi mümkün olmaz.
Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama hesapları
1820’den 1970’e kadarki süreçte Körfez’deki deniz ticaret hatlarını güvence altına almak için çabalayan Birleşik Krallıktan farklı olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı kıyılarında oturup da Tahran iktidarına boyun eğmeyen etkili oyuncularla bir ilişkisi yok. ABD’nin İran’ın güneybatısındaki Hürmüz Boğazı yakınlarında bulunan çeşitli gruplara ve karmaşık nüfus oluşumuna dair derinlikli bir anlayış geliştirmesi gerekir. Nitekim askerî Larak Adası’nın bulunduğu noktada ya da Arapların oturduğu petrol duraklarında bu gruplara saldırması, askerî bir çatışmanın patlak vermesi halinde iktidar rejimine karşı potansiyel muhalifleri, Irak-İran Savaşı’nda olduğu gibi Tahran’ı desteklemeye sevk edebilir.
Körfez ülkelerinin istikrarı
ABD, bölgede Britanya İmparatorluğu’nun eski rolünü tekrarlama konusunda sınırlı bir ilgiye sahip olmakla birlikte ortakları ile devam etmek ve Arap Körfezi ülkelerinin istikrarını güçlendirmek ile çok ilgileniyor. Nitekim ABD ve İran arasındaki çalkantılı ve gergin geçmiş, kimsenin Washington’a tarafsız bir iktidar olarak bakmayacağı anlamına gelir. Bununla birlikte dünyada başka hiçbir güç, Hürmüz Boğazı’nı dış müdahalelerden uzak ve açık tutamayacağı gibi tarih boyu dünyanın en büyük donanma gücüne sahip tek en büyük ülkesi olan ABD dışında hiçbir devlet de oyunu kontrol altında tutacak yeterli askeri güce sahip değil. 
Tarihten alınacak pek çok ders var. Hatırlanacağı üzere 1987 yılında Amerikan donanması, Kuveyt gemilerine yönelik saldırıyı engellemek için Irak-İran Savaşı’na müdahale etti. Aynı Amerikan donanması 1988 yılında da o dönemde Tankerler Savaşı adı ile bilinen çatışma sırasında İran’a ait gemileri ve tekneleri batırdı. Bundan birkaç sene sonra ABD, Kuveyt’i merhum Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak işgalinden kurtarmak için Körfez Savaşı’nı başlattı.
İran’ın savaş hilesi
Bu seneler boyunca İran, tarihten dersler aldı ve en etkili stratejinin, ekonomik yaptırımları açık bir çatışma ile değil de hile yoluyla sonlandırmak adına daha iyi bir müzakere gerçekleştirme çabası olduğunun ayırdına vardı. Zira açık bir çatışmanın yıkımdan başka fayda sağlamayacağını yakından ve gayet iyi biliyor.
Washington’daki RAND kurumunda siyaset bilimi uzmanı olan Aryan Tabatabai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nda askerî çatışma tehlikesinin artması ile İranlı yetkililer bunu, Amerikalılarla görüşmeleri başlatmak için bir müzakere kartı olacak kullanabilecek. Bu, Avrupalılar ile uluslararası toplumu, ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği ‘olabildiğince baskı’ politikasını değiştirmesi için Washington’u zorlamaya sevk etmeye dayalı bir stratejidir.
Bununla birlikte Amerikalı uzman, İran macerasının yol açabileceği sonuçların bilinmediğini açıkladı. Özellikle de Hürmüz Boğazı’nda gerilimin devam etmesi, uluslararası toplumu gelecekte ABD ve İngiltere’nin yanında saf tutmaya itebilecekken.
Petrol ve savaş
İran ile yaşanan kriz Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol trafiği ile değil de İran’ın nükleer programında yaşanan krizle ilişkili olsa da ardışık gelişmeler, petrol tankerlerinin saldırıya uğraması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tankerleri alıkoyması, bir savaş başlatabilecek çifte bir tehdit oluşturuyor. Hele de araştırmalara göre son on yıllarda dünyanın farklı bölgelerindeki savaşların çıkması ile petrol arasındaki sıkı ilişki ortaya çıktıktan sonra.
Harvard Üniversitesi Kennedy Fakültesi’ndeki Belfer Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin hazırladığı bir araştırma, petrolü, savaşları başlatan temel bir sebep olarak görüyor. Araştırmaya göre 1973 yılından bu yana dünyada çıkan savaşların çeyreği ile yarımı arasında bir oranı, bir şekilde petrol ile bağlantılı.
Araştırma, petrolün uluslararası çekişmeleri sekiz farklı yolla ateşlediğine işaret ediyor. Bunlardan biri şu anki krizle ilişkili. Şu an uluslararası denizcilik ve boru hatları gibi enerji ulaşım hatlarını kontrol etmek için çatışmalar ve maceralara tanık olunuyor. Daha önce Rusya, Ukrayna ile gaz taşıyan boru hatları konusunda yaşadığı çekişme sebebiyle Kırım bölgesini işgal ettiğinde yaşanan da buydu.
Sebeplerden bir diğeri ise ülkelerin petrol rezervlerini güç yoluyla ele geçirme çabasıdır. Saddam Hüseyin’in petrol zengini Kuveyt’i işgal etmesi ve Körfez bölgesini tümden tehdit etmesinden sonra ABD ile Irak arasında yaşandığı gibi petrol pazarlarını kontrol etme girişimi de buna örnektir.
Petrolün uluslararası çekişmeleri tutuşturmasının sebeplerinden bir diğeri de isyan hareketlerini finanse etmenin bir aracı olmasıdır. Nitekim İran, petrolden elde ettiği gelirleri Hizbullah’a ve Yemen’deki Husilere aktarmaktadır.
ABD ayrılmayacak
Araştırmaya göre petrol ve gaz sektörlerindeki büyük gelişme ve ABD’deki petrol üretiminin artışı, Washington’un yabancı pazarlardan ve uluslararası hadiselerden ayrı kalmasına bir sebep olmayacak. Zira bir yandan ABD’nin müttefiklerinin enerjiye olan acil ihtiyaçları devam edecek, diğer yandan iç içe geçmiş ve bütünleşik dünya pazarındaki sıkıntı, uluslararası pazarlarla iç içe ve açık olmasından dolayı ABD içindeki yerel pazarlara yönelik etkisini sürdürecek.
İşte bu yüzden ABD, petrol pazarını açık ve istikrarlı tutma konusunda daimî ve güçlü bir çıkara sahip olacak. Görünüşe bakılırsa Washington da şu an bunu arzuluyor.
Independent Arabia’dan Tarık Şami’nin haberine göre



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.