ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
TT

ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)

Birçokları, ABD’nin Körfez bölgesine yönelik bağlılığının zamanla 80’li ve 90’lı yıllarda olduğundan farklı bir hale gelebileceğini ve ABD'lilerin çoğunluğunun Ortadoğu’dan tamamen çıkmayı arzuladığını düşünüyor. Gelgelelim gerçek böyle değil.
Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Ocak 1980 yılında Kongre’de yaptığı seferberlik konuşmasında ilan ettiği ve Körfez’deki ABD çıkarlarını savunma için askeri güce başvurmayı gerektiren Carter Doktrini, halen uygulanabilir bir doktrin durumunda. Zira dünyanın tek en büyük devletinin jeopolitik durumu ile ilişkili olarak ABD, Körfez’de ticari ve askeri çıkarlara sahip.  
Petrol, ABD ile İran arasındaki mevcut çatışmanın ana sebebi olmasa da krizi ateşleyip savaşa dönüştürebilir. Nitekim 70’li yıllardan bu yana dünyanın sahne olduğu savaşların çeyreği ile yarımı arasındaki bir oranı, bir şekilde petrolle bağlantılı.
Carter Doktrini
ABD'nin dış siyaset literatüründe Carter Doktrini olarak adlandırılan şey, ne zaman ABD’nin Arap Körfezi’ndeki çıkarlarını etkileyen şiddetli bir siyasi kriz çıksa Washington’daki sıcak siyasi tartışmaların bir parçası olageldi.
23 Ocak 1980’de eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Kongre’deki Senato ve Temsilciler Meclisi önünde yaptığı seferberlik konuşmasında Körfez bölgesinin, 1979 yılında Afganistan’ı işgal edip Hint Okyanusu’nun 300 km uzağı ile Hürmüz Boğazı yakınlarına gelen Sovyet güçleri tarafından tehdit altında olduğunu ve dünyanın petrol ihracatının üçte birinden fazlasını barındıran bu bölgenin ABD için epey stratejik bir önem teşkil ettiğini duyurdu. Sovyetler Birliği harekatının, Ortadoğu’daki petrol trafiği için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığına dikkat çeken Carter, Körfez’deki bu yeni güvenlik tehdidi ile yüzleşmek için herkesin çabalarını birleştirmesi ve Ortadoğu’nun petrolüne dayananların buna katılması gerektiğini belirtti. Bu tehlike ile yüzleşmenin ayrıca ulusal bir irade, siyasi ve diplomatik bir bilgelik, ekonomik fedakârlık ve haliyle askeri bir güç gerektirdiğini de ekledi.
Carter, dış güçlerin Körfez bölgesine egemen olmak için giriştiği herhangi bir çabayı, ABD’nin hayati çıkarlarına bir saldırı olarak algılayacağı ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli herhangi bir vesile ile saldırıya karşı koyulacağı konusunda oldukça netti.
O zamandan bu yana Carter Doktrini, Irak-İran Savaşı’nın sonunda ve Kuveyt’in Irak işgalinden kurtartılması esnasında işletildi.
İran’a karşı işletilebilir
Washington’daki bazı uzmanlar, Carter Doktrininin zaman aşımına uğradığını ve ABD’nin Ortadoğu petrolünü eskiye nazaran çok daha az tüketmesine dayanarak bugünün koşullarında artık uygun olmadığını düşünse de ABD'li Foreign Policy dergisinden Allen James’ın da aralarında bulunduğu diğerleri, Körfez’in güvenliğini ABD çıkarları için oldukça önemli hale getiren birkaç jeopolitik sebebin olduğu kanaatinde. Buna göre bu sebeplerin ilki ve en önemlisi, bölgedeki nükleer silahlanma yarışının yayılmasını önleme. Bilindiği üzere İran, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Bu durum, bölgedeki güvenlik etkileşimlerini ve dinamiklerini değiştirecek. Özellikle de Suudi Arabistan ve BAE, nükleer teknolojiye erişmeye daha fazla önem veriyor ve bunu gerçekleştirmek için de daha iyi bir güce sahip.
İkincisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticaret hacminin, petrol zengini Körfez ülkelerinin sahne olduğu kalkınma ile birlikte artış göstermesi. Üstelik Boğaz’ın uluslararası ticaret ve deniz petrol ticaretinin beşte birinin geçiş noktası olmasından kaynaklanan önemi, buradaki denizciliğe yönelik herhangi bir çatışmayı, Körfez bölgesinin ötesine sıçrayan bir ateş fırtınası koparabilecek kadar tehlikeli bir hale getirebilir.
Üçüncüsü, ABD’nin hem Bahreyn hem Katar hem de başka Körfez ülkelerindeki askeri üslerinde yoğun yatırımlara sahip olması ve bunlara yalnızca Hürmüz Boğazı üzerinden deniz yoluyla ulaşabiliyor olması.
Bunlardan dolayı Hürmüz Boğazı, dünyadaki en önemli ticaret ve deniz noktalarından ve petrol fiyatlarının herhangi bir zamanda ne derece düştüğüne ve etkilendiğine bakmaksızın tehlikeye en açık noktalarından biri olmaya devam edecek.
Washington’daki strateji uzmanlarına göre ABD, Körfez ülkelerinin güvenliğine ilgili ve bağlı kalmayı sürdürecek. Nitekim Amerika’nın büyümesinde ve gelişmesinde dayanak olarak aldığı dünya ticaret sisteminin, bölgede herhangi bir nükleer gerilimi önleme ile paralel olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler ve tankerler için güvenli koridorlar oluşturmaksızın doğal olarak faaliyet yürütmesi mümkün olmaz.
Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama hesapları
1820’den 1970’e kadarki süreçte Körfez’deki deniz ticaret hatlarını güvence altına almak için çabalayan Birleşik Krallıktan farklı olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı kıyılarında oturup da Tahran iktidarına boyun eğmeyen etkili oyuncularla bir ilişkisi yok. ABD’nin İran’ın güneybatısındaki Hürmüz Boğazı yakınlarında bulunan çeşitli gruplara ve karmaşık nüfus oluşumuna dair derinlikli bir anlayış geliştirmesi gerekir. Nitekim askerî Larak Adası’nın bulunduğu noktada ya da Arapların oturduğu petrol duraklarında bu gruplara saldırması, askerî bir çatışmanın patlak vermesi halinde iktidar rejimine karşı potansiyel muhalifleri, Irak-İran Savaşı’nda olduğu gibi Tahran’ı desteklemeye sevk edebilir.
Körfez ülkelerinin istikrarı
ABD, bölgede Britanya İmparatorluğu’nun eski rolünü tekrarlama konusunda sınırlı bir ilgiye sahip olmakla birlikte ortakları ile devam etmek ve Arap Körfezi ülkelerinin istikrarını güçlendirmek ile çok ilgileniyor. Nitekim ABD ve İran arasındaki çalkantılı ve gergin geçmiş, kimsenin Washington’a tarafsız bir iktidar olarak bakmayacağı anlamına gelir. Bununla birlikte dünyada başka hiçbir güç, Hürmüz Boğazı’nı dış müdahalelerden uzak ve açık tutamayacağı gibi tarih boyu dünyanın en büyük donanma gücüne sahip tek en büyük ülkesi olan ABD dışında hiçbir devlet de oyunu kontrol altında tutacak yeterli askeri güce sahip değil. 
Tarihten alınacak pek çok ders var. Hatırlanacağı üzere 1987 yılında Amerikan donanması, Kuveyt gemilerine yönelik saldırıyı engellemek için Irak-İran Savaşı’na müdahale etti. Aynı Amerikan donanması 1988 yılında da o dönemde Tankerler Savaşı adı ile bilinen çatışma sırasında İran’a ait gemileri ve tekneleri batırdı. Bundan birkaç sene sonra ABD, Kuveyt’i merhum Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak işgalinden kurtarmak için Körfez Savaşı’nı başlattı.
İran’ın savaş hilesi
Bu seneler boyunca İran, tarihten dersler aldı ve en etkili stratejinin, ekonomik yaptırımları açık bir çatışma ile değil de hile yoluyla sonlandırmak adına daha iyi bir müzakere gerçekleştirme çabası olduğunun ayırdına vardı. Zira açık bir çatışmanın yıkımdan başka fayda sağlamayacağını yakından ve gayet iyi biliyor.
Washington’daki RAND kurumunda siyaset bilimi uzmanı olan Aryan Tabatabai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nda askerî çatışma tehlikesinin artması ile İranlı yetkililer bunu, Amerikalılarla görüşmeleri başlatmak için bir müzakere kartı olacak kullanabilecek. Bu, Avrupalılar ile uluslararası toplumu, ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği ‘olabildiğince baskı’ politikasını değiştirmesi için Washington’u zorlamaya sevk etmeye dayalı bir stratejidir.
Bununla birlikte Amerikalı uzman, İran macerasının yol açabileceği sonuçların bilinmediğini açıkladı. Özellikle de Hürmüz Boğazı’nda gerilimin devam etmesi, uluslararası toplumu gelecekte ABD ve İngiltere’nin yanında saf tutmaya itebilecekken.
Petrol ve savaş
İran ile yaşanan kriz Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol trafiği ile değil de İran’ın nükleer programında yaşanan krizle ilişkili olsa da ardışık gelişmeler, petrol tankerlerinin saldırıya uğraması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tankerleri alıkoyması, bir savaş başlatabilecek çifte bir tehdit oluşturuyor. Hele de araştırmalara göre son on yıllarda dünyanın farklı bölgelerindeki savaşların çıkması ile petrol arasındaki sıkı ilişki ortaya çıktıktan sonra.
Harvard Üniversitesi Kennedy Fakültesi’ndeki Belfer Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin hazırladığı bir araştırma, petrolü, savaşları başlatan temel bir sebep olarak görüyor. Araştırmaya göre 1973 yılından bu yana dünyada çıkan savaşların çeyreği ile yarımı arasında bir oranı, bir şekilde petrol ile bağlantılı.
Araştırma, petrolün uluslararası çekişmeleri sekiz farklı yolla ateşlediğine işaret ediyor. Bunlardan biri şu anki krizle ilişkili. Şu an uluslararası denizcilik ve boru hatları gibi enerji ulaşım hatlarını kontrol etmek için çatışmalar ve maceralara tanık olunuyor. Daha önce Rusya, Ukrayna ile gaz taşıyan boru hatları konusunda yaşadığı çekişme sebebiyle Kırım bölgesini işgal ettiğinde yaşanan da buydu.
Sebeplerden bir diğeri ise ülkelerin petrol rezervlerini güç yoluyla ele geçirme çabasıdır. Saddam Hüseyin’in petrol zengini Kuveyt’i işgal etmesi ve Körfez bölgesini tümden tehdit etmesinden sonra ABD ile Irak arasında yaşandığı gibi petrol pazarlarını kontrol etme girişimi de buna örnektir.
Petrolün uluslararası çekişmeleri tutuşturmasının sebeplerinden bir diğeri de isyan hareketlerini finanse etmenin bir aracı olmasıdır. Nitekim İran, petrolden elde ettiği gelirleri Hizbullah’a ve Yemen’deki Husilere aktarmaktadır.
ABD ayrılmayacak
Araştırmaya göre petrol ve gaz sektörlerindeki büyük gelişme ve ABD’deki petrol üretiminin artışı, Washington’un yabancı pazarlardan ve uluslararası hadiselerden ayrı kalmasına bir sebep olmayacak. Zira bir yandan ABD’nin müttefiklerinin enerjiye olan acil ihtiyaçları devam edecek, diğer yandan iç içe geçmiş ve bütünleşik dünya pazarındaki sıkıntı, uluslararası pazarlarla iç içe ve açık olmasından dolayı ABD içindeki yerel pazarlara yönelik etkisini sürdürecek.
İşte bu yüzden ABD, petrol pazarını açık ve istikrarlı tutma konusunda daimî ve güçlü bir çıkara sahip olacak. Görünüşe bakılırsa Washington da şu an bunu arzuluyor.
Independent Arabia’dan Tarık Şami’nin haberine göre



Tayvan olası Çin işgaline “İran-Ukrayna stratejisiyle” hazırlanıyor

 Çin, son dönemde Tayvan etrafındaki tatbikatları artırırken, ada yönetimi olası işgal senaryolarına karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin, son dönemde Tayvan etrafındaki tatbikatları artırırken, ada yönetimi olası işgal senaryolarına karşı hazırlanıyor (Reuters)
TT

Tayvan olası Çin işgaline “İran-Ukrayna stratejisiyle” hazırlanıyor

 Çin, son dönemde Tayvan etrafındaki tatbikatları artırırken, ada yönetimi olası işgal senaryolarına karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin, son dönemde Tayvan etrafındaki tatbikatları artırırken, ada yönetimi olası işgal senaryolarına karşı hazırlanıyor (Reuters)

Tayvan, olası Çin işgaline karşı gemisavar füze cephaneliğini genişletiyor.

Reuters'ın analizine göre Taipei yönetimi, 2029'a kadar gemisavar füzelerinin sayısını 1800'ün üzerine çıkaracak.

Uçaklardan, gemilerden ve karadaki fırlatıcılardan ateşlenebilen bu füzeler, Tayvan'ın "asimetrik stratejisinin" bir parçası.

Bu stratejide Tayvan, Çin'in askeri üstünlüğünü düşük maliyetli füze ve drone'larla dengelemeyi hedefliyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Tayvan ordusundan yetkililere göre, olası işgal durumunda Çin'in bombardıman ve füze atışlarından sağ kurtulması planlanan bu savunma sistemi, adayı ablukaya alacak gemilere saldırılar düzenleyecek.  

Kaynaklar, Ukrayna ve İran'ın daha güçlü düşmanlara karşı mücadelede füze ve drone'ları kullanma stratejilerinin yakından takip edildiğini vurguluyor.

Tayvan'ın gemisavar cephaneliğinde ABD'nin tedarik ettiği Harpoon füzeleri ve yerli üretim Hsiung Feng füzeleri var.

Askeri uzmanlara göre, Çin'in Tayvan Boğazı'nı geçerek bir işgal başlatabilmesi için savaş gemileri ve sivil nakliye gemilerinden oluşan dev bir donanma konuşlandırması gerekecek.

Tayvan ise Çin filolarını adaya yaklaşmadan vurmaya başlamak istiyor.

Taipei merkezli askeri düşünce kuruluşu Ulusal Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden Ou Si-fu, Tayvan Boğazı'nda bir "ölüm bölgesi" oluşturmak istediklerini belirtiyor. Bu bölgede yoğun ateş gücüyle Çin gemilerini püskürtmeyi hedeflediklerini söylüyor ve ekliyor:

Amacımız onların karaya çıkmasını ve görevlerini tamamlamasını engellemek, Çin Halk Ordusu'na ait her gemiyi imha etmek değil.

Diğer yandan Taipei yönetimi, savunmalarını güçlendirmek için ABD'nin askeri destek paketini onaylamasını bekliyor.

Beyaz Saray, aralık ayında Tayvan'a yönelik 11 milyar dolarlık silah satış paketini onaylamıştı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, Kongre'nin onayından geçen 14 milyar dolarlık ikinci paketle ilgili kararını henüz vermedi.

Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le geçen ayki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, paketle ilgili kararını kısa sürede açıklayacağını söylemişti.

Çin devlet medyasıysa Şi'nin, Trump'a "Tayvan meselesinin yanlış ele alınması halinde ABD ve Çin'in çatışmaya girebileceğini söylediğini" aktarmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Global Times


Karada zorlanan Rusya, Ukrayna’ya hava saldırılarını artırdı

Ukrayna ordusu, dün St. Petersburg'da başlayan Uluslararası Ekonomi Forumu'nun ilk gününde şehirdeki petrol tesisini vurdu (AP)
Ukrayna ordusu, dün St. Petersburg'da başlayan Uluslararası Ekonomi Forumu'nun ilk gününde şehirdeki petrol tesisini vurdu (AP)
TT

Karada zorlanan Rusya, Ukrayna’ya hava saldırılarını artırdı

Ukrayna ordusu, dün St. Petersburg'da başlayan Uluslararası Ekonomi Forumu'nun ilk gününde şehirdeki petrol tesisini vurdu (AP)
Ukrayna ordusu, dün St. Petersburg'da başlayan Uluslararası Ekonomi Forumu'nun ilk gününde şehirdeki petrol tesisini vurdu (AP)

Savaşta karada ilerlemekte zorlanan Rusya, Ukrayna'ya hava saldırılarını artırdı.

Son dönemde karada ilerleyişi neredeyse durma noktasına gelen Rus ordusu, Ukrayna'nın büyük şehirlerini yoğun şekilde bombalıyor.

Finlandiya merkezli araştırma kuruluşu Black Bird Group'tan John Helin, "Ruslar ivmeyi önemli ölçüde artırmanın bir yolunu bulamazsa, bu yıl Donbas'ı ele geçirme hedeflerini gerçekleştiremeyebilir" diyor.

Kuruluşun analizine göre Rus güçleri mayısta sadece 82 kilometrekarelik Ukrayna toprağını ele geçirdi. Bu rakam nisanda 94, martta ise 25 kilometrekareydi.

Geçen yıl mayısta Rus ordusu, 538 kilometrekarelik Ukrayna toprağını işgal etmişti. Bu rakam nisanda 226, martta ise 185 kilometrekareydi.

ABD merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün raporunda da "Ukrayna güçleri, şu ana kadar Rusya'nın 2026 ilkbahar-yaz taarruzunu büyük ölçüde durdurdu ve Mayıs 2026'da Rus güçleri, Mayıs 2025'te ele geçirdikleri toprakların sadece bir kısmında varlık gösterebildi" deniyor.

Rusya'nın salı günü Ukrayna'daki çeşitli şehirlere hipersonik Zirkon füzeleri dahil 41 balistik füzeyle düzenlediği saldırılarda toplamda 23 kişi ölmüş, 130'dan fazla kişi yaralanmıştı.

Ukrayna ordusu bu füzeleri durdurmakta zorlanıyor. Ukrayna Hava Kuvvetleri sözcüsü Yuriy Ihnat, İran savaşı nedeniyle Patriot füze stokunda sorunlar yaşandığını söylüyor:

Patriot sistemi için yeterli füze yok, bunların büyük bir kısmı Ortadoğu'da kullanıldı. Ayrıca bu tür saldırılara karşı daha az korunan bölgelere yönelik özellikle balistik füzeler kullanıyorlar.

 Rusya ise Ukrayna'nın son 24 saatte Belgorod bölgesine 100 kez saldırdığını, iki sivilin öldüğünü, üç kişinin de yaralandığını aktardı.

Ukrayna, dün St. Petersburg'da başlayan Uluslararası Ekonomi Forumu'nun ilk gününde şehirdeki bir petrol tesisini de vurdu.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, forumdaki açıklamasında Ukrayna'ya saldırıların "gerektiği sürece devam edeceğini" söyledi.

Öte yandan Wall Street Journal, Rus elitlerinin 2022'den beri devam eden savaşa yaklaşımlarının değişmeye başladığını savunuyor.

Kremlin'e yakın şahin politikacıların Rusya'nın umduğu gibi açık ara bir zafer kazanamayacağını söylediği aktarılıyor.

Avrupa Birliği (AB) Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise ABD öncülüğünde yürütülen barış görüşmelerinin tıkandığına dikkat çekiyor:

Barış görüşmeleri tıkanmış durumda, henüz somut kazanımlar yok. Ruslar, askeri yolla elde edemedikleri aşırı taleplerini müzakere masasında Amerikalıların dile getirmesini bekliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian, CNN, Reuters, TASS 


Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, ABD ve İsrail’in İran içinde ‘şüphe, umutsuzluk, korku ve ayrılık’ yaratmaya çalıştığını belirterek, bunun iki ülkenin İran Silahlı Kuvvetleri karşısında uğradıkları ‘yenilginin’ ardından başvurduğu bir yöntem olduğunu söyledi.

Bugün Tahran’da, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin ölümünün 37’nci yılı dolayısıyla düzenlenen törende okunan yazılı mesajında Hamaney, ‘sinsi düşmanın’ yürüttüğünü söylediği savaşta, İran halkının direncini hedef aldığını ve yetkililerin hesaplarını bozmayı amaçladığını ifade etti. Mesajda, bu hedefe ulaşmak için kullanılan temel aracın ‘şüphe, umutsuzluk, korku, güvensizlik ve anlaşmazlık tohumları ekmek’ olduğu belirtildi.

Hamaney, İran halkını ‘direniş, basiret, birlik ve dayanışmayı koruma, karşılıklı güveni güçlendirme ve düşmanla aynı çizgide hareket etmeme’ yoluyla ‘düşmanın planlarını boşa çıkarmaya’ çağırdı. İranlılar arasında karamsarlık ve umutsuzluğun yayılmasına yol açacak her türlü adımın ise ‘düşmana yardım anlamına geldiğini’ savundu.

Mesajda ayrıca, ‘düşmanın İran'ın cesur silahlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradığı’ öne sürülerek, bu nedenle şimdi İran’ın iç cephesini zayıflatmaya çalıştığı ifade edildi. İsrail, ‘hegemonya sistemine bağlı bir askerî karakol’ olarak nitelendirilirken, İran’ın ilerlemesini engellemeye çalışmakla suçlandı. ABD’nin ise ‘boyun eğmeyi reddettiği için İran halkıyla sorun yaşadığı’ iddia edildi.

Mesaj, Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi tarafından, Humeyni’nin Tahran’ın güneyindeki türbesinde düzenlenen törende okundu. Tören, önceki yıllardan farklı olarak üst düzey siyasi ve askerî liderlerin katılımı olmadan gerçekleştirildi. Güvenlik koşulları nedeniyle alınan bu karar, geçmiş yıllarda yıllık anma konuşmasını bizzat yapan Ali Hamaney dönemindeki uygulamalardan ayrıştı.

Öte yandan, İran’ın ilk liderinin torunu Hasan Humeyni de önceki yılların aksine törende konuşma yapmadı. Organizasyon komitesi, Mücteba Hamaney’in mesajının bu yılki anma programının ana bölümünü oluşturduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz mart ayında İran’a yönelik ilk ABD ve İsrail saldırılarında babası Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından ülkenin liderliğine getirilen Mücteba Hamaney, göreve başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Hamaney’in açıklamaları bugüne kadar yalnızca İran medyasında yayımlanan veya resmî törenlerde okunan yazılı mesajlarla sınırlı kaldı.

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)

Tören alanında, bu etkinlikte her yıl geleneksel konuşmayı yapan eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir koltuk hazırlandı. Devlet televizyonunun yayımladığı görüntülerde de tören alanında Humeyni ve Ali Hamaney’in fotoğraflarının yanında Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı görüldü. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre törene katılanlar, İran İslam Cumhuriyeti bayraklarının yanı sıra Hizbullah bayrakları da taşıdı.

Mücteba Hamaney’in son mesajı, 28 Mayıs’ta İran parlamentosuna gönderdiği benzer içerikli uyarıları da tekrarladı. Hamaney o mesajında milletvekilleri ve siyasi elitlere, ‘haklı gerekçelere dayansa bile’ görüş ayrılıklarının çatışma ve bölünmeye dönüşmesine yol açabilecek adımlardan kaçınmaları çağrısında bulunmuştu. Ülkenin savaşın etkileriyle mücadele ettiği bir dönemde devlet kurumları arasında daha geniş bir eşgüdüme ihtiyaç duyulduğunu savunan Hamaney, siyasi aktörlerden toplumsal ve siyasi kutuplaşmayı derinleştirecek tutumlardan uzak durmalarını istemişti.

Söz konusu mesajında parlamentonun önceliğini ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, enflasyonun düşürülmesi, üretimin desteklenmesi ve savaşın ekonomik sonuçlarının giderilmesine vermesi gerektiğini belirten Hamaney, iç birliğin korunabilmesi için devlet kurumları arasında daha kapsamlı koordinasyonun şart olduğunu ifade etmişti.

Hamaney ayrıca o dönemde, ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a övgüde bulunmuştu. Bu açıklama, Washington ile yürütülen görüşmelere yönelik iç kamuoyundaki eleştirileri yatıştırma girişimi olarak değerlendirilmişti.

​​​​​​​İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)

ABD Başkanı Donald Trump salı günü yaptığı açıklamada İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelere ‘dahil olduğunu’ belirterek, sürecin olumlu ilerlemesi halinde ilerleyen dönemde kendisiyle görüşebileceğini söyledi.

Trump, Pod Force One adlı podcast yayınında yaptığı değerlendirmede, İranlı yetkililerin ‘İran Dini Lideri’nin müzakerelere onay verdiğini’ söylediklerini aktararak, İran’la ilgili durumun ‘hızla geliştiğini’ ve sürecin ‘oldukça olumlu bir noktaya ulaşabileceğini’ ifade etti.

Hamaney’in görüşmelerdeki rolüne ilişkin bir soru üzerine Trump, “Kesinlikle sürecin içinde” yanıtını verdi. İran Dini Lideri’nin ülkede büyük saygı gördüğünü düşündüğünü belirten Trump, daha önce kendisiyle hiç görüşmediğini de sözlerine ekledi. Trump, “Onunla tanışma fırsatım olmadı” dedi.

Trump ayrıca Hamaney’in sağlık durumuna da değinerek, ‘eğer anlatılanlar doğruysa’ çeşitli yaralanmalar geçirdiğini söyledi. Ancak buna rağmen müzakere sürecine onay veren kişinin Hamaney olduğunu savundu.

“Bana söylenen, onayı onun verdiği yönünde. Bu uzun zamandır böyle işliyor. Önce babası, şimdi kendisi. Bunun bir tür halefiyet süreci olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullanan Trump, İran Dini Liderliği’ndeki devamlılığa dikkat çekti.

Trump, Mücteba Hamaney ile görüşmeye açık olduğunu da belirterek, “Onunla görüşmek isterim. Herkesle görüşmek isterim. Sürecin nasıl ilerleyeceğine bağlı olarak bir noktada bir araya gelmemiz mümkün olabilir” dedi.