ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
TT

ABD'nin Carter Doktrini, İran’a karşı halen kullanışlı

Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)
Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için görevlendirilen Amerikan USS Boxer uçak gemisi (AFP)

Birçokları, ABD’nin Körfez bölgesine yönelik bağlılığının zamanla 80’li ve 90’lı yıllarda olduğundan farklı bir hale gelebileceğini ve ABD'lilerin çoğunluğunun Ortadoğu’dan tamamen çıkmayı arzuladığını düşünüyor. Gelgelelim gerçek böyle değil.
Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Ocak 1980 yılında Kongre’de yaptığı seferberlik konuşmasında ilan ettiği ve Körfez’deki ABD çıkarlarını savunma için askeri güce başvurmayı gerektiren Carter Doktrini, halen uygulanabilir bir doktrin durumunda. Zira dünyanın tek en büyük devletinin jeopolitik durumu ile ilişkili olarak ABD, Körfez’de ticari ve askeri çıkarlara sahip.  
Petrol, ABD ile İran arasındaki mevcut çatışmanın ana sebebi olmasa da krizi ateşleyip savaşa dönüştürebilir. Nitekim 70’li yıllardan bu yana dünyanın sahne olduğu savaşların çeyreği ile yarımı arasındaki bir oranı, bir şekilde petrolle bağlantılı.
Carter Doktrini
ABD'nin dış siyaset literatüründe Carter Doktrini olarak adlandırılan şey, ne zaman ABD’nin Arap Körfezi’ndeki çıkarlarını etkileyen şiddetli bir siyasi kriz çıksa Washington’daki sıcak siyasi tartışmaların bir parçası olageldi.
23 Ocak 1980’de eski ABD Başkanı Jimmy Carter, Kongre’deki Senato ve Temsilciler Meclisi önünde yaptığı seferberlik konuşmasında Körfez bölgesinin, 1979 yılında Afganistan’ı işgal edip Hint Okyanusu’nun 300 km uzağı ile Hürmüz Boğazı yakınlarına gelen Sovyet güçleri tarafından tehdit altında olduğunu ve dünyanın petrol ihracatının üçte birinden fazlasını barındıran bu bölgenin ABD için epey stratejik bir önem teşkil ettiğini duyurdu. Sovyetler Birliği harekatının, Ortadoğu’daki petrol trafiği için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığına dikkat çeken Carter, Körfez’deki bu yeni güvenlik tehdidi ile yüzleşmek için herkesin çabalarını birleştirmesi ve Ortadoğu’nun petrolüne dayananların buna katılması gerektiğini belirtti. Bu tehlike ile yüzleşmenin ayrıca ulusal bir irade, siyasi ve diplomatik bir bilgelik, ekonomik fedakârlık ve haliyle askeri bir güç gerektirdiğini de ekledi.
Carter, dış güçlerin Körfez bölgesine egemen olmak için giriştiği herhangi bir çabayı, ABD’nin hayati çıkarlarına bir saldırı olarak algılayacağı ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli herhangi bir vesile ile saldırıya karşı koyulacağı konusunda oldukça netti.
O zamandan bu yana Carter Doktrini, Irak-İran Savaşı’nın sonunda ve Kuveyt’in Irak işgalinden kurtartılması esnasında işletildi.
İran’a karşı işletilebilir
Washington’daki bazı uzmanlar, Carter Doktrininin zaman aşımına uğradığını ve ABD’nin Ortadoğu petrolünü eskiye nazaran çok daha az tüketmesine dayanarak bugünün koşullarında artık uygun olmadığını düşünse de ABD'li Foreign Policy dergisinden Allen James’ın da aralarında bulunduğu diğerleri, Körfez’in güvenliğini ABD çıkarları için oldukça önemli hale getiren birkaç jeopolitik sebebin olduğu kanaatinde. Buna göre bu sebeplerin ilki ve en önemlisi, bölgedeki nükleer silahlanma yarışının yayılmasını önleme. Bilindiği üzere İran, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Bu durum, bölgedeki güvenlik etkileşimlerini ve dinamiklerini değiştirecek. Özellikle de Suudi Arabistan ve BAE, nükleer teknolojiye erişmeye daha fazla önem veriyor ve bunu gerçekleştirmek için de daha iyi bir güce sahip.
İkincisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticaret hacminin, petrol zengini Körfez ülkelerinin sahne olduğu kalkınma ile birlikte artış göstermesi. Üstelik Boğaz’ın uluslararası ticaret ve deniz petrol ticaretinin beşte birinin geçiş noktası olmasından kaynaklanan önemi, buradaki denizciliğe yönelik herhangi bir çatışmayı, Körfez bölgesinin ötesine sıçrayan bir ateş fırtınası koparabilecek kadar tehlikeli bir hale getirebilir.
Üçüncüsü, ABD’nin hem Bahreyn hem Katar hem de başka Körfez ülkelerindeki askeri üslerinde yoğun yatırımlara sahip olması ve bunlara yalnızca Hürmüz Boğazı üzerinden deniz yoluyla ulaşabiliyor olması.
Bunlardan dolayı Hürmüz Boğazı, dünyadaki en önemli ticaret ve deniz noktalarından ve petrol fiyatlarının herhangi bir zamanda ne derece düştüğüne ve etkilendiğine bakmaksızın tehlikeye en açık noktalarından biri olmaya devam edecek.
Washington’daki strateji uzmanlarına göre ABD, Körfez ülkelerinin güvenliğine ilgili ve bağlı kalmayı sürdürecek. Nitekim Amerika’nın büyümesinde ve gelişmesinde dayanak olarak aldığı dünya ticaret sisteminin, bölgede herhangi bir nükleer gerilimi önleme ile paralel olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler ve tankerler için güvenli koridorlar oluşturmaksızın doğal olarak faaliyet yürütmesi mümkün olmaz.
Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama hesapları
1820’den 1970’e kadarki süreçte Körfez’deki deniz ticaret hatlarını güvence altına almak için çabalayan Birleşik Krallıktan farklı olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı kıyılarında oturup da Tahran iktidarına boyun eğmeyen etkili oyuncularla bir ilişkisi yok. ABD’nin İran’ın güneybatısındaki Hürmüz Boğazı yakınlarında bulunan çeşitli gruplara ve karmaşık nüfus oluşumuna dair derinlikli bir anlayış geliştirmesi gerekir. Nitekim askerî Larak Adası’nın bulunduğu noktada ya da Arapların oturduğu petrol duraklarında bu gruplara saldırması, askerî bir çatışmanın patlak vermesi halinde iktidar rejimine karşı potansiyel muhalifleri, Irak-İran Savaşı’nda olduğu gibi Tahran’ı desteklemeye sevk edebilir.
Körfez ülkelerinin istikrarı
ABD, bölgede Britanya İmparatorluğu’nun eski rolünü tekrarlama konusunda sınırlı bir ilgiye sahip olmakla birlikte ortakları ile devam etmek ve Arap Körfezi ülkelerinin istikrarını güçlendirmek ile çok ilgileniyor. Nitekim ABD ve İran arasındaki çalkantılı ve gergin geçmiş, kimsenin Washington’a tarafsız bir iktidar olarak bakmayacağı anlamına gelir. Bununla birlikte dünyada başka hiçbir güç, Hürmüz Boğazı’nı dış müdahalelerden uzak ve açık tutamayacağı gibi tarih boyu dünyanın en büyük donanma gücüne sahip tek en büyük ülkesi olan ABD dışında hiçbir devlet de oyunu kontrol altında tutacak yeterli askeri güce sahip değil. 
Tarihten alınacak pek çok ders var. Hatırlanacağı üzere 1987 yılında Amerikan donanması, Kuveyt gemilerine yönelik saldırıyı engellemek için Irak-İran Savaşı’na müdahale etti. Aynı Amerikan donanması 1988 yılında da o dönemde Tankerler Savaşı adı ile bilinen çatışma sırasında İran’a ait gemileri ve tekneleri batırdı. Bundan birkaç sene sonra ABD, Kuveyt’i merhum Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak işgalinden kurtarmak için Körfez Savaşı’nı başlattı.
İran’ın savaş hilesi
Bu seneler boyunca İran, tarihten dersler aldı ve en etkili stratejinin, ekonomik yaptırımları açık bir çatışma ile değil de hile yoluyla sonlandırmak adına daha iyi bir müzakere gerçekleştirme çabası olduğunun ayırdına vardı. Zira açık bir çatışmanın yıkımdan başka fayda sağlamayacağını yakından ve gayet iyi biliyor.
Washington’daki RAND kurumunda siyaset bilimi uzmanı olan Aryan Tabatabai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nda askerî çatışma tehlikesinin artması ile İranlı yetkililer bunu, Amerikalılarla görüşmeleri başlatmak için bir müzakere kartı olacak kullanabilecek. Bu, Avrupalılar ile uluslararası toplumu, ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği ‘olabildiğince baskı’ politikasını değiştirmesi için Washington’u zorlamaya sevk etmeye dayalı bir stratejidir.
Bununla birlikte Amerikalı uzman, İran macerasının yol açabileceği sonuçların bilinmediğini açıkladı. Özellikle de Hürmüz Boğazı’nda gerilimin devam etmesi, uluslararası toplumu gelecekte ABD ve İngiltere’nin yanında saf tutmaya itebilecekken.
Petrol ve savaş
İran ile yaşanan kriz Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol trafiği ile değil de İran’ın nükleer programında yaşanan krizle ilişkili olsa da ardışık gelişmeler, petrol tankerlerinin saldırıya uğraması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tankerleri alıkoyması, bir savaş başlatabilecek çifte bir tehdit oluşturuyor. Hele de araştırmalara göre son on yıllarda dünyanın farklı bölgelerindeki savaşların çıkması ile petrol arasındaki sıkı ilişki ortaya çıktıktan sonra.
Harvard Üniversitesi Kennedy Fakültesi’ndeki Belfer Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin hazırladığı bir araştırma, petrolü, savaşları başlatan temel bir sebep olarak görüyor. Araştırmaya göre 1973 yılından bu yana dünyada çıkan savaşların çeyreği ile yarımı arasında bir oranı, bir şekilde petrol ile bağlantılı.
Araştırma, petrolün uluslararası çekişmeleri sekiz farklı yolla ateşlediğine işaret ediyor. Bunlardan biri şu anki krizle ilişkili. Şu an uluslararası denizcilik ve boru hatları gibi enerji ulaşım hatlarını kontrol etmek için çatışmalar ve maceralara tanık olunuyor. Daha önce Rusya, Ukrayna ile gaz taşıyan boru hatları konusunda yaşadığı çekişme sebebiyle Kırım bölgesini işgal ettiğinde yaşanan da buydu.
Sebeplerden bir diğeri ise ülkelerin petrol rezervlerini güç yoluyla ele geçirme çabasıdır. Saddam Hüseyin’in petrol zengini Kuveyt’i işgal etmesi ve Körfez bölgesini tümden tehdit etmesinden sonra ABD ile Irak arasında yaşandığı gibi petrol pazarlarını kontrol etme girişimi de buna örnektir.
Petrolün uluslararası çekişmeleri tutuşturmasının sebeplerinden bir diğeri de isyan hareketlerini finanse etmenin bir aracı olmasıdır. Nitekim İran, petrolden elde ettiği gelirleri Hizbullah’a ve Yemen’deki Husilere aktarmaktadır.
ABD ayrılmayacak
Araştırmaya göre petrol ve gaz sektörlerindeki büyük gelişme ve ABD’deki petrol üretiminin artışı, Washington’un yabancı pazarlardan ve uluslararası hadiselerden ayrı kalmasına bir sebep olmayacak. Zira bir yandan ABD’nin müttefiklerinin enerjiye olan acil ihtiyaçları devam edecek, diğer yandan iç içe geçmiş ve bütünleşik dünya pazarındaki sıkıntı, uluslararası pazarlarla iç içe ve açık olmasından dolayı ABD içindeki yerel pazarlara yönelik etkisini sürdürecek.
İşte bu yüzden ABD, petrol pazarını açık ve istikrarlı tutma konusunda daimî ve güçlü bir çıkara sahip olacak. Görünüşe bakılırsa Washington da şu an bunu arzuluyor.
Independent Arabia’dan Tarık Şami’nin haberine göre



ABD ordusu, cumartesi günü Başkan Trump'a İran'a saldırı hazırlığında olduğunu bildirdi

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford'da personel tarafından yapılan hazırlıkları gösteren bir fotoğraf (ABD Donanması)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford'da personel tarafından yapılan hazırlıkları gösteren bir fotoğraf (ABD Donanması)
TT

ABD ordusu, cumartesi günü Başkan Trump'a İran'a saldırı hazırlığında olduğunu bildirdi

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford'da personel tarafından yapılan hazırlıkları gösteren bir fotoğraf (ABD Donanması)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford'da personel tarafından yapılan hazırlıkları gösteren bir fotoğraf (ABD Donanması)

ABD televizyonu CBS News’e konuşan kaynaklar, ABD’li üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin, cumartesi günü Başkan Donald Trump'a ordunun İran'a olası saldırıları gerçekleştirmeye hazır olduğunu ve herhangi bir eylemin takviminin hafta sonunu aşabileceğini bildirdiklerini söyledi.

Ulusal güvenlik konularının hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen yetkililer, Trump'ın saldırı konusunda henüz nihai bir karar vermediğini belirterek, istişarelerin devam ettiğini ve çeşitli olasılıklara açık olduğunu vurguladı.

Kaynaklardan bazıları, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Washington’ın operasyona devam etmesi halinde İran'ın başlatabileceği olası eylemler veya karşı saldırılara hazırlık olarak bazı personeli geçici olarak Ortadoğu'dan Avrupa'ya veya ABD içindeki başka yerlere naklettiğini de sözlerine ekledi.

Kaynaklardan biri, varlıkların ve personelin yeniden konuşlandırılmasının, olası bir ABD askeri harekâtı öncesinde rutin bir prosedür olduğunu ve İran'a bir saldırının yakın olduğu anlamına gelmediğini açıkladı.

Pentagon’un bir sözcüsü ise çarşamba öğleden sonra CBS News'e yaptığı açıklamada, paylaşacak herhangi bir bilgisi olmadığını söyledi.

CNN'e konuşan bazı kaynaklar da ABD ordusunun bu hafta sonu İran'a saldırı düzenlemeye hazır olduğunu, ancak Başkan Trump'ın böyle bir harekatı onaylayıp onaylamayacağına dair henüz nihai bir karar vermediğini söyledi.

Kaynaklar, Beyaz Saray’ın, Ortadoğu'daki ABD hava ve deniz kuvvetleri de dahil olmak üzere son günlerde önemli takviye güçlerin gönderilmesinin ardından, ordunun hafta sonu itibarıyla saldırıya hazır olabileceği konusunda bilgilendirildiğini belirtti. Ancak bir kaynak, Trump'ın özel olarak gerçekleştirilen toplantılarda askeri harekatın lehine ve aleyhine olan argümanları tartıştığını ve en iyi hareket tarzı konusunda danışmanlarının ve müttefiklerinin görüşlerini aldığını belirterek, hafta sonuna kadar bir karar verip vermeyeceğinin belirsiz olduğunu ekledi. Kaynak, “Bu konuyu düşünmek için çok zaman harcıyor” ifadelerini kullandı.

ABD merkezli haber sitesi Axios daha önce bazı kaynaklara dayanarak, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ile büyük bir savaşa daha yakın olduğunu ve devam eden diplomatik çabaların başarısız olması halinde bunun yakında gerçekleşebileceğini öne sürmüştü.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ve ABD'nin dün Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerde temel ‘kılavuz ilkeler’ üzerinde anlaşmaya vardığını, ancak iki tarafın hala üzerinde çalışması gereken konular olduğunu açıkladı.

Öte yandan ABD'li bir yetkili, İran'ın nükleer müzakerelerdeki uçurumları kapatmak için önümüzdeki iki hafta içinde ayrıntılı öneriler sunacağını söyledi. Kimliğini açıklamak istemeyen yetkili, “İlerleme kaydedildi, ancak hala tartışılması gereken birçok ayrıntı var” diye ekledi.

Trump, müzakerelerin öncesinde yaptığı bir açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere ‘dolaylı olarak’ katılacağını söylemiş ve Tahran'ın bir anlaşmaya varmak istediğine inandığını ifade etmişti.


Ukrayna, Moskova'ya verdiği destek nedeniyle Belarus Cumhurbaşkanına yaptırımlar uyguladı

Putin, Moskova'da Belaruslu mevkidaşı Alexander Lukashenko ile bir araya geldi, (Arşiv-AP)
Putin, Moskova'da Belaruslu mevkidaşı Alexander Lukashenko ile bir araya geldi, (Arşiv-AP)
TT

Ukrayna, Moskova'ya verdiği destek nedeniyle Belarus Cumhurbaşkanına yaptırımlar uyguladı

Putin, Moskova'da Belaruslu mevkidaşı Alexander Lukashenko ile bir araya geldi, (Arşiv-AP)
Putin, Moskova'da Belaruslu mevkidaşı Alexander Lukashenko ile bir araya geldi, (Arşiv-AP)

Ukrayna, Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukashenko'ya yaptırımlar uyguladı ve savaş sırasında Rusya'ya verdiği destek nedeniyle Minsk'e karşı "karşı önlemleri yoğunlaştıracağını" belirtti.

Rusya'nın en yakın müttefiklerinden biri olan Belarus, Moskova'nın 2022'deki işgaline bir sıçrama tahtası görevi görmüş ve Rus güçlerinin geri püskürtülmeden önce Ukrayna başkentine yaklaşmasına imkan sağlamıştı.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy dün sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Ukraynalıların öldürülmesinde (Lukashenko tarafından sağlanan) her türlü yardıma karşı önlemleri önemli ölçüde yoğunlaştıracağız" ifadelerini kullandı.

Belarus cumhurbaşkanlığı basın ofisi henüz yorum talebine yanıt vermedi.

Zelenskiy, Ukrayna ile 1.000 kilometreden fazla sınırı paylaşan Belarus'un, Moskova'nın ülkesine yönelik büyük ölçekli insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine yardımcı olduğunu belirtti.

Ukrayna ve Belarus arasındaki sınırda fiili bir çatışma olmamasına rağmen, Zelenskiy, Minsk'in Rusya'ya 2025'in ikinci yarısında Ukrayna'ya yönelik saldırılarda kullanılan İHA’ları kontrol etmek için kendi topraklarında sistemler konuşlandırma izni verdiğini ifade etti.

Lukaşenko zaten ABD ve Avrupa yaptırımlarına tabi. Ukrayna'nın bu adımı büyük ölçüde sembolik olsa da Zelenskiy ülkesinin yeni önlemlerin "küresel bir etkiye" sahip olmasını sağlamak için ortaklarıyla birlikte çalışacağını belirtti.


ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.