Mısır’da Hür Subaylar Hareketi’nin mirasından geriye ne kaldı?

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
TT

Mısır’da Hür Subaylar Hareketi’nin mirasından geriye ne kaldı?

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Necib ve Hür Subaylar Hareketi, coşkulu halk kitleleri arasında 23 Temmuz 1952 devrimini kutlarken (AFP)

Her ne kadar birçokları; sadece Mısır içerisinde değil hem bölgesel hem de küresel boyutta bir ilham kaynağı olduğu konusunda hemfikir olsa da üzerinden 67 yıl geçmiş olmasına rağmen olayları ve karmaşık ayrıntıları ile 23 Temmuz 1952’de yaşananlar halen tartışma konusudur.
Mısır’ın Krallık rejiminden Cumhuriyet yönetimine geçmesine ve “tarihindeki dönüm noktaları”ndan birini yaşamasına neden olan bu “kutlu hareket” -kendisini gerçekleştiren Hür Subaylar’ın deyimiyle- planlama aşamasından gerçekleşme aşamasına kadar modern Mısır tarihinde hiçbir olayın karşı karşıya kalmadığı kadar bir ilgiye mazhar olmuş, araştırılmış, incelenmiş ve pek çok kitaba konu olmuştur.
Bu olaya katılanların hatıratlarından döneme tanıklık edenlerin kitaplarına, şahitlerin tanıklıklarına ve bu dönemi takip eden yıllar içerisinde tarihçilerin, araştırmacıların ve politikacıların yazdıkları hep bu olayı devrim mi yoksa darbe olduğu konusunda görüş ayrılığına düşmüş sonuçları ile Mısır’da 23 Temmuz 1952 yılındaki krallık yönetimi karşıtı Hür Subaylar Hareketi’nden geriye ne kaldığını tartışmış ve tartışmaya da devam etmektedir
23 Temmuz’da neler yaşandı?
Tarihçilerin ve yazarların anlattıklarına göre Temmuz 1952’den önce ülke, daha önce benzeri görülmemiş keskin bir çıkmaza girmişti. Bu yılın başında İngiliz subaylar İsmailiye’de bir polis karakolunu kuşatmış ve 25 Ocak katliamını gerçekleştirmişlerdi.
Ertesi gün de öfkeli protesto gösterilerinin arkasından Kahire yangını yaşanmıştı. Askeri Polis zabitleri Abidin Saray önünde gösteri yaparken başkentin sokaklarına kaos hakim olarak yüzlerce dükkan, mağaza ve bina yakılıp yıkılmış, onlarca kişi hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Kral Faruk, başbakan Mustafa Nehhas hükümetini görevden alarak Ali Mahir’i yeni hükümeti kurmakla görevlendirmiş ardından onu da uzaklaştırarak Ahmed Necip el-Hilali’yi hükümetin başına getirmişti.
Bütün bunlar yaşanırken silahlı kuvvetler içerisinde birkaç subaydan oluşan ve kendisine Hür Subaylar adını veren gizli bir grup, Kral’ı devirmek için fırsat bekliyordu.
Krallık yönetimine son verilmesinin ardından kurulan yeni cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı ve Hür Subaylar Hareketi’nin lideri olan Muhammed Necib “Mısır’ın Cumhurbaşkanıydım” adlı hatıratında şunları anlatıyor: "23 Temmuz gecesinde takip edilecek harekat planından sadece 10 subayın haberi vardı. Diğerlerine ise belirli görevler verilmişti. Örneğin; Abdullatif el-Bağdadi’nin görevi Almaza Havaalanı’ndaki üssü ele geçirmekti. Hüseyin el-Şafi ve Halid Muhyiddin’in görevleri süvari birliğinin, Abdulmunim Emin’in görevi ise topçu birliğinin silahlarına el koymaktı.
Salah Salim ve Cemal Salim’in görevleri el-Ariş’teki birliği kontrol altına almaktı. Benim ise genelkurmay başkanlığı ele geçirilene kadar evde beklemem gerekiyordu.”
Aynı plan ile ilgili Hür Subaylar'dan biri ve ünlü bir askeri tarihçi olan Cemal Hammad “23 Temmuz’un Sırları” adlı kitabında şöyle der: "Plan temel olarak, el-Kubbe köprüsündeki genelkurmay başkanlığını ele geçirerek tüm askeri birliklerin kontrolünün sağlanmasına odaklanıyordu. Bu görevi yerine getirecek birliklerin başında 3 kişi vardı. Cemal Abdunnasır, Abdulhakim Ammar ve Abdullatif Bağdadi vardı. Bu 3 kişi kendilerine karşı bir askeri birliğin harekete geçirilmesini önlemek için bazı üst rütbeli subayları da tutuklayacaklardı. Ardından da Abidin Sarayı kuşatılacak, Kahire’nin bütün girişleri kapatılacak ve başkentteki 3 ana hava üssü ele geçirilecekti (Almaza, Mısr el-Cedide ve Batı Kahire). Halkın güvenini kazanacak sivil bir hükümet kurulacak ve son aşamada Kral’ın kendisinden kurtulacaktık.”
Planın uygulama tarihi ile ilgili olarak da Hür Subaylar tarafından yazılan hatıratların çoğunda farklılıklar vardır. Ama hemen hemen hepsi  de başlama anının liderlerin takdirine bağlı olduğu konusunda hemfikirdir. 19 Temmuz akşamında Hür Subaylar, yönetimi nasıl en kısa sürede ele geçirecekleri ve Kral’ı nasıl devireceklerini görüşmek üzere olağan buluşma yerleri olan Halid Muhyiddin’in evinde bir araya geldiler.
Necib’in hatıratına göre; "Toplantıya katılanlar 20 Temmuz gecesi, darbe girişiminin başarılı olması için orduya bağlı birlikleri harekete geçirmekten başka bir yöntem olmadığı konusunda bir karara vardılar. Ama buna güçlerinin yetip yetmeyeceği ve başarılı olup olmayacakları bir soru işaretiydi. Bir sonraki gün 22 Temmuz’da öğlen saatlerinde, hareketin önde gelen isimlerinden 14 subay, planı son bir kez  gözden geçirmek için Halid Muhyiddin’in evinde bir kez daha bir araya geldi. Bu durumun, akşam saat 8’e kadar gizli tutulmasına karar verildi. Parolamız ise “zafer”di. 23 Temmuz günü sabah saat 3’te planın birinci aşaması başarıyla gerçekleştirilmişti. Genelkurmay başkanlığı ele geçirilmiş ve ordunun komuta kademesinden bazı subaylar, Harbiye Akademisi’ndeki cezaevinde tutulmaktaydı. Cemal Abdunnasır, beni telefonla arayarak son gelişmeleri aktardı.”
Muhammed Necib: "Devrimin ilk saatleri benim için yıllar kadar uzundu. Gözlerim telefona sabitlenmiş bir şekilde Kur’an okuyordum. Birçok kez askeri üniformamı giyerek genelkurmay başkanlığına gitmeyi düşündüm ama planı bozmaktan korkarak bundan vazgeçtim" diye de eklemektedir.
Ardından da sözlerini şöyle sürdürmekte: "Ama ondan önce İçişleri Bakanı Muhammed el-Meraği İskenderiye’den beni telefonla aradı. Yalvarır bir şekilde vatansever bir subay olarak benden bu hareketi durdurmamı istedi. Subayların bu girişimlerini durdurmamaları halinde İngilizlerin müdahale edeceklerini söyledi. Ticaret Bakanı ve Başbakan da beni arayarak benzer bir talepte bulundular. Sonunda Kurmay Yüzbaşı Cemal Hamad beni arayarak planın ilk aşamasının başarılı bir şekilde gerçekleştiği haberini verdi. Bunun üzerine hemen el-Kubbe köprüsüne yöneldim ve orada beni Yüzbaşı İsmail Ferid karşıladı.”
Nasır döneminin iktidara yakın gazetecilerinden biri olan ünlü yazar Muhammed Hasaneyn Heykel “Rejimin Düşüşü: 1952 Temmuz Devrimi Neden Gerekliydi?” adlı kitabında çok daha fazla ayrıntıya yer vermekte. Anlattığına göre; 22 Temmuz 1952 gecesi saat tam 10 buçukta, evinde oturmuş kendisine Binbaşı Cemal Abdunnasır’dan bir mesaj iletecek olan Kurmay Yüzbaşı Saad Tevfik’in telefonunu bekliyormuş. Mesajın ne olduğunu bilmiyormuş ama elbette Mısır’daki genel siyasi atmosfer ile ilgili olduğundan eminmiş. Saat 11:45’te telefon çalmış ama bu beklediği telefon değilmiş. Arayan Bakan Muhammed Ferid Za’luk imiş ve ona:”Ordunun sokağa indiğini ve (saray ile bakanlıkta) ordu içerisinde bir isyan hareketi olduğunu biliyor musun? diye sormuş.
Heykel sözlerine devam ederek:”Sabaha doğru saat 03:45’te Genelkurmay binasına ulaştım. Muhammed Necib benden önce gelmişti. Kendisini Abdulhakim Amir karşıladı ve kendisine Kahire’nin kontrolleri altında olduğunu iletti. Muhammed Necib el-Ariş’te bulunan Birinci Piyade Birliği’nin (o dönemde ordunun ana birliğiydi) tepkisinin ne olduğunu sorduğunda Abdulhakim kendisini rahatlatarak birliğin harekete destek verdiği ve yolda olduğu yanıtını verdi. Devrim Komuta Meclisi üyelerinin hepsi orada bulunuyordu. Saad Tevfik bana meclis üyeleri ile Muhammed Necib’in genelkurmay başkanının ofisinde toplantı yaptıklarını vurguladı. 10 dakika sonra Cemal Abdunnasır dışarı çıktığında yarı gülümser gibiydi ve bizlere toplantının devam ettiğini ama çok uzun sürmeyeceğini, yarım saat içinde geri döneceğini söyledi. Abdulhakim Amir de arkasında duruyordu.”
“Saat 06:05’te Saad Tevfik toplantı odasına çağrıldı. İçeride 1 dakikadan az bir süre kaldı. Döndüğünde elinde biraz sonra Kahire Radyosu’ndan (saat 7’de) okunacak olan bildirinin bir kopyası vardı. Ordu radyoya ait bütün stüdyoları ele geçirmiş olduğu için hazırlanmış olan 1 numaralı bildiri sorunsuz bir şekilde okundu.”
Sabahın ilk saatlerinde bir grup asker ile birlikte Enver Sedat, bildirinin okunacağı radyo binasına gitti. Bildiri de şu ifadelere yer verilmişti: "Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Necib’ten Mısır halkına; ülkemiz son dönemlerde rüşvet, yolsuzluk ve istikrarsızlığın hakim olduğu zor bir dönem yaşadı. Bütün bunların orduya büyük bir etkisi oldu. Rüşvetçiler ve çıkarcılar Filistin savaşını kaybetmemize neden oldular. Bu savaştan sonraki dönemde de ordu içerisindeki yolsuzluk arttı. Cahil ya da hain veya yolsuz kimseler ordunun yönetimini ele geçirdi. Mısır’ın kendisini koruyacak bir ordusu kalmadı. Bu nedenle kendimizi temizledik ve ordu içerisinde yeteneklerine, ahlaklarına ve vatanseverliklerine güvendiğimiz kişileri başa getirdik. Bu müjdeli haber, Mısır’ın tamamında sevinç ve mutlulukla karşılanmalıdır. Eski ordu subaylarından tutuklamak zorunda kaldıklarımız ise güvendedir ve zamanı geldiğinde serbest bırakılacaklardır.”
Devrim mi darbe mi?
Bu olay, hem Mısır içinde hem de dışında birçokları için ilham kaynağı olsa da nasıl adlandırılması ve nitelendirilmesi, geçen yıllar içerisinde etkilerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği ile ilgili tartışma günümüze kadar sürmüştür. Darbe mi yoksa devrim mi olarak adlandırılması gerektiği konusundaki anlaşmazlık halen devam etmektedir. Yine Mısır’da bu hareketin meşruiyetini savunanlar ile karşı olanlar arasındaki bölünme günümüze kadar ulaşmıştır.
23 Temmuz’u destekleyenler onun sosyal adalet, sanayi, bağımsız ulusal karar  düzeyinde gerçekleştirdiklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak ona yöneltilen bütün suçlamaları kınamaktadır. Devrimin tam anlamıyla başarılı olduğunu, ordunun krallık yönetiminin baskısından, yönetimin yolsuzluğundan muzdarip olan, yabancı sömürgeci güçleri memnun etmek için canını feda eden, saraya yakın toprak ağalarını hizmet etmek için Hürlüğünden ve onurundan vazgeçen halkın tarafında yer aldığını ve bu durumu değiştirmenin kaçınılmaz olduğunu gördüğünü vurgulamaktadır. Hür Subaylar’ın ordu içerisinde sadece bunun için harekete geçtiklerinin altını çizmektedir.
Buna karşılık muhalifler; 23 Temmuz’un lider kadrosunun açıkladığı bütün hedefleri gerçekleştiremediği için devrimin tam anlamıyla başarılı olmadığını düşünmektedir. Bu hedefler 6 tanedir: İşgali sona erdirmek, feodal sisteme son vermek, kapitalizme son vermek, sosyal adaleti sağlamak, güçlü bir ordu ve sağlıklı bir demokratik rejim kurmaktır.
Önde gelen destekçilerinden biri olan Mısırlı gazeteci Abdullah el-Sinnavi şöyle yazmaktadır: "Askeri darbeler için yapılacak herhangi bir klasik tanıma göre 23 Temmuz, modern Mısır tarihindeki tek darbedir. Ordu içerisindeki gizli bir grup, aniden harekete geçip krallık yönetimini devirdikten sonra yönetimi ele geçirmeden önce planlar yapmış ve örgütlenmiştir. Devrim ile ilgili herhangi bir klasik tanıma göre de 23 Temmuz, sınıflara ayrılmış bir toplumda gerçekleştirdiği köklü değişimler, benimsemiş olduğu ve 3’üncü dünya ülkelerinde güç ve nüfuz dengelerini değiştiren stratejik yönelimleri ile Mısır tarihindeki tek devrimdir.”
Abdullah el-Sinnavi her ne kadar Temmuz Devrimi’nin en önde gelen savunucularından biri olsa da devrimin meşruiyetinin; Mısır toplumunun yapısını ve sınıfsal bileşimini değiştiren, sosyal politikaları doğuran ve tarihindeki en geniş sosyal hareketlenmeye yol açan bağımsız ulusal karar düşüncesine dayandığını belirtmektedir. Ardından da şunu eklemektedir:”Temmuz Devrimi uyandırdığı ya da hayata geçirdiği hayaller kadar çok karşıt kampanyalar ile de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ama o rüzgarların ya da şiddetli fırtınaların kendisini söküp atacağı kadar zayıf bir deneyim değildi. 23 Temmuz’un asıl sorunu; sosyal ve Hürlükçü ilke ve gayelerini koruyacak anayasal bir yapı inşa etmemiş olmasıdır.”
Diğer yandan Mısırlı tarihçi Asım el-Dusuki’ye göre;tarih yaşanan hadiseleri yazar ve kaydeder ama yorumu nakledenin eğilimleri ve ideolojisini göre değişir. Olayı yaşandığı anda yorumlayan kimsenin yorumu eksiktir. Çünkü tablo daha tamamlanmamıştır. Üzerinden zamanın geçmesi ile kapalı kartlar açılır ve olayın değişkenleri ile tablo tamamlanır. İşte o zaman akla ve algıya uygun tam bir sonuca ulaşılabilir.
El-Dusuki 23 Temmuz hakkında ise şöyle der:”23 Temmuz, Mısır devletinin kuruluşunun, herkesten bağımsız kendi kararının sahibi olmasının başlangıç tarihi iken İngiliz sömürge döneminin de sona erdiği tarihtir. Bu devrimin tanık olduğu olayları Mısır tarihinin unutması mümkün değildir.”
Kahire Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörü olan Hasan Nafia devrim hakkında; "Devrim olup olmadığı konusundaki tartışma ve hakkındaki anlaşmazlık geniş ve büyüktür. Tarihçiler ve profesörler arasında belli bir olayı devrim diğer bir olayı ise ayaklanma ya da başka bir şekilde tasnif etmek konusunda bir fikir birliği yoktur. Bu anlaşmazlığın nedeni ise siyasi ya da ideolojik eğilimlerdir. Politikada bu tür tehlikeli ve toplumda büyük bir kutuplaşmaya yol açan siyasi olaylara yönelik tarafsız ve bilimsel bir tutum yoktur.”
1952 yılındaki Hür Subaylar Hareketi’ni nitelemek konusundaki bu tartışmayı ise Prof. Nafia şu şekilde açıklamaktadır:
"1952 Temmuz Devrimi daha sonra bir devrime dönüşen askeri bir darbedir. Ordu içerisinde kendilerine Hür adını veren bir grup subayın darbe yaparak yönetimi ele geçirmeye karar verdikleri 23 Temmuz gecesi yaşananları askeri bir darbeden başka bir şekilde tanımlayamayız. Ancak yeni yönetim, tarım reformu, ulusal bağımsızlık, sosyal adalet ve sanayi alanında devrimci kararlar almaya başladığında bu darbe bir devrime dönüştü. Dolayısıyla halk da 23 Temmuz’a büyük bir destek vermiş ve onu  bir devrim olarak kabullenmiştir. Yaşananların bir devrime dönüşen darbe olduğunu hiç kimse inkar edemez.”
Hür Subaylar arasında da benzer bir anlaşmazlık ve görüş ayrılılığı vardır. Muhammed Necib hatıratında 23 Temmuz’un bir darbe mi yoksa devrim mi olduğu sorusuna şu yanıtı verir:”Bizi destekleyenler ve yandaşlarımız sanki bize şeref ve saygnlık kazandırmak ister gibi devrim olduğunu söylüyorlar. Muhalif olanlar ise bizi kötülemek için yapmış olduğumuz şeye karşı çıkarak darbe olduğunu söylüyorlar. 23 Temmuz gecesi harekete geçip genelkurmay başkanlığı binasını ele geçirdiğimizde hepimiz darbe yaptığımızı biliyorduk. Aramızda kullandığımız ifade de darbeydi. Bu ifade bizi korkutmuyordu çünkü gerçeği ifade ediyordu. Daha sonra bunu halka açıklamak ve onu kendi safımıza çekmek ya da en azından karşı safta yer almamasını sağlamak istediğimizde hareket sözcüğünü kullandık. Bu sözcük darbenin daha yumuşak ve saygılı bir şekilde ifade bulmuş haliydi. Aynı zamanda da belirsiz ve esnek, siyasi kavramlar sözlüğünde açık ve net bir anlamı ve bir benzeri olmayan bir sözcüktü. Halkın bizleri desteklediğini, teşvik ettiğini hissetiğimizde ve lehimize sloganlar attığını gördüğümüzde hareket kelimesine bir de kutlu sıfatını ekledik. Yaptığımız açıklamalar, bildiriler ve verdiğimiz demeçlerde silahlı kuvvetlerin kutlu hareketi demeye başladık. Kitleler sokaklara dökülüp sevincini göstermeye, gazete ve radyoya destek telgrafları yağmaya başladığında bazılarımız darbenin devrim olması için eksik olan kitlesel desteğin de sağlandığını düşünerek darbe ve hareket yanında ara sıra devrim sözcüğünü de kullanmaya başladılar.”
Başlangıçta “kutlu hareket” olarak adlandırılan 23 Temmuz’u devrim olarak niteleyen ilk kişi ise Arap edebiyatının duayen ismi Taha Hüseyin’dir.
Mısırlılara ne kaldı?
23 Temmuz ile ilgili felsefi bölünmeler yanında Mısırlılar, merhum başkanlar Cemal Abdunnasır ile Enver Sedat’a nispeten Nasırcılar ile Sedatçılar arasında da bölünmüşlerdir. Hatta 67 yıl önce yaşananların bütün yaşam koşulları üzerindeki etkileri ve yankıları konusunda bile görüş ayrılığı vardır.
Onu savunanlar; devrimin –içeride ve dışarıda- bazı başarılara imza attığını ifade etmektedir. Bu başarılar arasında siyasi düzeyde Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi, monarşinin kaldırılıp cumhuriyet yönetiminin getirilmesi, 70 yıldan fazla bir süre devam eden işgalden sonra işgal güçlerinin çekilmesini sağlayan anlaşmanın imzalanması, Arap milliyetçi hareketin doğuşunu saymaktadır. Ayrıca kültür sarayları ve merkezleri, tarihi eserlerin ve müzelerin bakımı, kültür kurumlarının desteklenmesi için kurulan genel kurulun yarattığı ekonomik patlama, bedava eğitim, tarım reformu ve toprak ağalığını sona erdiren yasalar, ticaret ve üretimin millileştirilmesi ve Mısırlılaştırlması, Mısır halkı içerisindeki sınıfların ortadan kaldırılması, tarım ve sanayi üretimi alanlarında kapitalizmin hakimiyetine son verilmesi de bu başarılar arasındadır.
Buna karşılık muhalifler kendisini; 1967’deki büyük yenilginin, 1973 yılındaki Arap-İsrail savaşında tamamen kurtarılana kadar Sina yarımadasının İsrail’in işgali altında kalmasının nedeni olarak görmektedir.



Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.