20.yy’da Arap dünyasını sarsan on kitap

Tartışma yaratan bazı kitapları tekrardan okumak gerekir (PixaBay)
Tartışma yaratan bazı kitapları tekrardan okumak gerekir (PixaBay)
TT

20.yy’da Arap dünyasını sarsan on kitap

Tartışma yaratan bazı kitapları tekrardan okumak gerekir (PixaBay)
Tartışma yaratan bazı kitapları tekrardan okumak gerekir (PixaBay)

Matbaalardan piyasaya bir dizi kitap fırlatıldı. Bunlardan bir kısmı ölü doğdu, bir kısmı biraz yaşadı sonra gözden kayboldu. Bir kısmı da çatışmalara sebep olarak nesilden nesle kültür eklemlerinde asılı kaldı.
Bazısı, hiç ilgi çekmeksizin ölüme mahkum olarak doğdu. Bazısı bayat yemek gibi okundu. Bazısı da bugüne dek peşimizi bırakmadı.
Okuyucuya sağ salim ulaşanlar da oldu, engelleme ve sansür ya da kitap sahiplerinin kovuşturulması ile boğuşanlar da.
Bugüne kalan kitaplarsa felsefi sorgulamaya sebep olan, toplum ve okuyucunun hatalı iç rahatlığını bozan, dolayısıyla sansür kılıcı ile boğuşan kitaplardır.
Dünyanın tüm ülkelerinde sansür vardır. Nasıl olursa olsun siyasi rejimlerin düşünüşünde tatlılık yoktur ve yöneticinin gözleri uyumaz.
Bununla birlikte insan haklarını gözeten ve bireysel-toplumsal özgürlüklerin korunduğu gelişmiş ülkelerde sansürün şekli, boyutu ve mahiyeti, Arap ve Mağrip ülkelerinde (Tunus, Cezayir, Fas, Libya, Moritanya) var olandan tamamen farklıdır.
Gelişmiş ülkelerde yaratıcılık ve düşünceye yönelik sansür sistemi, sınırları belirgin yasal bir temele dayanır. Bu temel, bireysel ve kitlesel özgürlüğün çatısını bilgi, yaratıcılık ve farklılığa dair insan hakları ile çatışmayacak şekilde belirler. Bu, şeyleri isimleri ile adlandıran ve biçim ve içeriğe göre tanımlayan bir temeldi. Onda ceza, siyaset veya inanç suçlusu arasında bir karışıklık yoktur. Arap ve Mağrip ülkesinde ise bir yayın yasası yok. Varsa da belirgin ve kasıtlı bir sisle.
Acaba padişahın kolunu yazara doğru uzatan kim?
İnsanlar kitapları, padişahı, iktidarı konusunda kitapları okuyup onlardan etkilenen okuyucu ordusundan yana kaydı durduracak şekilde mi okuyorlar?
Arap ve Mağrip ülkelerinde sansür ve önleme kararı, bizzat yargı organları tarafından alınmaz. Bu önleme meselesi genelde bir kitaba karşı çıkmaları veya kınamaları için halkın kışkırtılmasından sonra harekete geçirilir. Çoğu zaman ‘kültür’ veya ‘yaratıcılık’ karşıtlığı ile siyasette bir yer kapmak isteyen partiler veya siyasi gruplar tarafından coşturulur. Bununla amaç, ideolojik bir varlık göstermek ve dikkatini çekmek üzere mevcut rejime baskı oluşturmaktır. Güzel bir siyasi cevap karşılığında bir hizmette bulunmak istiyorlar gibidir. Bu hizmet de genelde yaratıcılığa karşı sansür kılıcını harekete geçirme daveti ile olur.
20.yy’da engellenen kitaplar
20.yy’da Arap ve Mağrip dünyasında sansür ve önlemeye maruz kalan ve düşünce ile yaratıcılığa konu olan en önemli kitaplar hangileridir? Bu eserler ne şekilde tartışmaya sebep oldu, bu öfkenin körüklenmesinin ardında kimler vardı ve bu kitapları kim engelledi?
Sansür ve önlemenin sırrı, kadın ve eşitlik
Engellenen ve siyasi, kültürel, hukuki elit arasında bugüne kadar varlığını sürdüren bir tartışmaya sebep olan kitapların başında belki de kadının özgürlüğü, bedeni, aklı ve malı ile tasarruftaki insani hakkı, iş dünyasında boy gösterme hakkı ve süvari dönemine ait Arap ve Mağripli erkek egemenliğinden uzak olarak ilim talep etme hakkı meselesini ele alan kitaplar gelir.
Bu tür kitaplar, medeni ve siyasi haklarda eşitliği savunmak için sahnede göründüğü anda kültür, düşünce, siyaset ve din kalelerindeki mabet bekçileri, onlara yönelik itirazlarını ‘hain ilan etme’, ‘Yahudileştirme ile suçlama’ ve ‘tekfir etme’ gibi pek çok kışkırtıcı yöntemlere ve terimlere başvurarak dile getirdi.
Kadının toplumda bağımsız bir insani üretim değeri olarak var olması, şu veya bu toplumun gelişme veya geri kalma basamaklarını belirleyen şeydir. Kadın ve erkek arasındaki eşitliğin düşmanları, seleften miras kalan söylemlerden ve tarihi ve medeni bağlamından koparıp tamamen farklı bir medeni ve çekişmeli bir zamana-zemine sürükledikleri bazı dini yorumlardan getirdikleri düşünce sopaları arkasına saklanıyor.
Eşitlik düşüncesine çağırma, özünde gücün, paranın, havanın, kamusal alanın, dilin ve söylemin bölüştürülmesine yönelik bir çağrıdır. Ki bu da kadının sesini bastırmaya dayalı ve onu ‘salyangoz’ ya da ‘kaplumbağa’ kabuğuna sokulması gereken bir ‘avret/ayıplı’ olarak gören erkek egemen düşüncenin istemeyeceği bir şeydir. Bunlar, akıl sağlığı yönünden suçlayarak kadını kuşatmaya çalıştılar. Onların gözünde kadın bir ‘aklı eksik’ idi. Aynı şekilde kendine ait olan bedeninde de kadını, ‘avret’ nitelemesi ile hapsetmeye giriştiler.
Bu gerçeklikten hareketle 20.yy, en büyük kültür ve düşünce tartışmasına sahne oldu. Bu tartışmanın sebebi, Kasım Emin’in 1899 yılında çıkan 'Kadının Özgürleştirilmesi' adlı kitabıydı.
Arap dünyası, yeni yüzyılı Kadının Özgürleştirilmesi kitabına dair çekişmenin eşiğinde başlattı. Bu kitap en çok tartışma yaratan kitaplardan biri sayılır. Destekçiler veya muhalifler tarafından kaleme alınan yazıların boyutu, kitabın hacmini ona katlar. Kitabın yazarı, ihanet ve İngilizlere casuslukla suçlandı. Bunlar, içtihat düşmanlarının her fırsatta hazırda tuttuğu suçlamalar. Bu kitap, tartışmanın fitilini ateşleyen, okumayı harekete geçiren ve birçok toplum kesiminin fikrini değiştiren on kitap arasında sayılabilir.
Kasım Emin’in Kadının Özgürleştirilmesi adlı kitabının çıktığı yıl dünyaya gelen Tunuslu yazar Tahir Haddad’ın (1899-1935) 'Şeriat ve Toplumda Kadınımız' adlı kitabı da bu kategoridedir. Tahir Haddad’ın kitabı, kadının konumunu yükseltme ve medeni ve siyasi haklarını savunma konusunda Mağrip’in entelektüel çabasına dair bir resim sunar. Belki de Tunus, Tahir Haddad’dan bu yana kadın ve erkek arasındaki eşitlik meselesinin ortaya atılmasında öncü olmuştur. Bu öncülüğün en son örneği, Tunus’un 2018 yılında kabul ettiği mirasta eşitlik yasası ve Tunuslu Müslüman kadının gayrimüslim biri ile evlenme hakkıdır.
Tunus’taki selefi ve karanlık düşünceye sahip güçler, Tahir Haddad’ı kafirlik ve dinsizlik ile suçladı. Akademik camiadan uzaklaştırıldı, evlenmek ve çalışmaktan men edildi. Ancak Tahir Haddad, yalnızlaştırılmadan ötürü çektiği sıkıntılara rağmen tutumundan geri adım atmadı. Hatta bu tartışmanın ardından Zeytune Eğitim Reformu hakkında bir kitap yazdı. Zira Tunus’un geri kalmışlığını, selefi düşünce bekçilerinin içtihat kapılarını kapatması sebebine bağlıyordu.
Bu tartışma, diyalog ve anlaşmazlık, Mısır seçkinleri arasında Kasım Emin’in Kadının Özgürleştirilmesi adlı kitabının etrafında ve İslam şemsiyesi altında cereyan ederken Tunus’ta sendika, felsefe ve eğitim boyutları kazandı. Bu durum Tunus’u bugüne değin Arap ve Mağrip dünyasında kadın ve insan hakları meselelerinde öncü konuma getirdi. Bu konudaki üstünlük, belki de Tahir Haddad’ın 1956 yılında Tunus’taki Kişisel Durum Kodu’nda faydalanılan kitabından kaynaklanıyordur. Bu yasalarda kitabın savunduğu düşünceler dikkate alınmıştır.
Felsefi düşünce alanı
Felsefi düşünce kitapları alanında ise Arap ve Mağrip dünyası, üretim bakımından zayıf görünüyor. Seçkin felsefi eserlerin nadirliğini ve bu tür kitapların azlığını kabul etmek gerekir. Yine kabul etmek gerekir ki felsefeye karşı çıkan ve görmezden gelen dini ve siyasi duyarlılık, bunun yalnızca ‘rahatsız edici’ bir bilgi olmasından ileri geliyordu. 
Ebu Hamid el-Gazali’ye (1058-1111) ait olan 'Filozofların Tutarsızlığı' adlı kitap, İbn Rüşd’ün (1126-1198) 'Tutarsızlığın Tutarsızlığı' adlı kitabına baskın geldiğinden bu yana felsefe adına yalnızca şeriat okur olduk. Dolayısıyla selefi düşünce, akılcı düşünceyi gölgeledi ve dervişlik böyle bir olayda aydınlanmacılığı yendi. Bu noktada dinin, bilim ve matematiğin kayıplarını telafi etmesini ve fizik ve tıbba karşı durmasını istiyorum.
Filozof Sadık Celalulazm’ın (1934-2016) 1969 yılında çıkan 'Dini Düşüncenin Eleştirisi' adlı kitabı, dini kurumun eleştirilmesinde büyük bir düşünce tartışması yaratan ve aydınlanmacılığın, akılcılığın ve düşünce özgürlüğünün kökleşmesine katkı sağlayan kitaplar arasında kabul edilebilir. Açık bir şekilde laiklik vizyonunu kuran bu kitap, dinin devletten ayrılması ve vatandaşlığın herkes arasında ortak bir değer olarak savunulması çağrısı yapıyor. Kitabın yazarı, kitabın yayınlanmasının ardından hapse mahkûm edildi ve muhalifleri tarafından dinsizlikle suçlandı.
Bu çerçevede Bu Ali Yasin’in (1942-1973) 'Sakıncalı Üçlü – Din, Cinsiyet ve Sınıf Çatışmasına Dair Bir İnceleme' adlı kitabı da 20.yy’da ortaya çıkan, varoluşa ve öze dair soru sorma biçimi ile okuma üzerinde etki bırakan kitaplar kapsamına alınabilir. Bu kitap sanki bilgiye akılcılığı geri getirmek, felsefede aklın nabzını diriltmek ve şeriatın ön kabulleri ve iç rahatlatan cevapları ile tartışmak için gelmişti.
Edebiyat ve medeniyet eleştirisi alanında ise Taha Hüseyin’in 1926 yılında çıkan 'Cahiliye Şiirinde' adlı kitabı, Arapları mirasları ile bir araya getiren ‘kutsayıcı’ ve ‘mükemmel’ ilişkiye dair akılcı eleştirinin ilk örneği sayılır. Taha Hüseyin, ‘kutsal’ düşüncesini eleştiriye tabi tutarak her şeyi daimî olarak sorgulanabilir hale getirmeye çalıştı. Kitap, geleneksel Arap seçkininin boğulduğu düşünce bozukluğuna parmak bastı. Nitekim ‘kutsallığı bozulan’, ‘kutsala’ dönüştürülmüş, yani edebiyat ve tarih okumasında içtihat kapısı kapanmış, ‘soruya’ karşı savaş açılmış ve fikri, sosyal, insani ve siyasi geçerliliğini kaybetmiş olan metinlerden ithal edilen hazır ‘cevap’ kökleştirilmiş idi.
Bu kitap da aynı şekilde büyük bir tartışma ile yüzleşti. Her yönden kitaba karşı bir savaş başlatıldı. Kimileri yazarın idam edilmesini ve üniversiteden kovulmasını isterken kimileri hapsedilmesi için sesini yükseltti. Kitap toplatıldı, yazarından kültürel birikime ve dine değinen bazı bölümleri silmesi istendi. Taha Hüseyin, yargılandı ve bazı bölümleri silerek kitabı 'Cahiliye Edebiyatında' adı ile yeniden çıkardı.
Bence Luis Avad’ın (1915-1990) 1980 yılında çıkan 'Arap Dilini Kavramaya Giriş' adlı kitabı da etki uyandıran ve gerek uzman gerek sıradan okuyucu nazarında 20.yy’a damgasını vuran kitaplardan biri. Bu kitap, Arapçanın tarihini modern ve aynı zamanda cesaretli bir bakış açısıyla tartışmaya açan en önemli eser. Zira Arapçanın diğer dillerle olan ilişkisi üzerinde durarak ‘Katışıksız Arapça’ akımına karşı saldırıyor. Arapçanın bizzat bir ‘mucize’ olduğunu düşünen bu akımın bağlıları, aslında Kur’an’ın mucizeliği düşüncesini, Kur’an’ın gelmiş olduğu dile indirgiyorlar.
Kitap, başlığında da görüldüğü gibi yalnızca dilbilimsel bir kitap değil, aynı zamanda fikri, medeni ve tarihi bir ansiklopedidir de. Bu kitapta ortaya atılan düşünce, cesaretten dayanak alır ve Arap ve İslam tarihinde sessiz kalınmanın tercih edildiği şeyler üzerinde durur. Bu kitap, Ezher’deki selefi akımın yönettiği üniversitede de büyük bir gürültü kopardı ve bu durum, mahkeme ve kitabın toplatılması ile sonuçlandı. Bence Luis Avad’ın Arap Dilini Kavramaya Giriş kitabı, sahip olduğu öneme göre istenen şekilde okunmadı. Halbuki o, zamanın kitabıydı.
Yaratıcılık kapısı
Nazik Melaike ‘Kolera’ adlı şiirini yazdığından bu yana serbest ve uyaklı şiire yönelen topçu hücumları durmak bilmedi. Yazıdaki bu içtihat, bir aşırılık ve mirasa saldırı, onu reddetme ve ona karşı bir devrim olarak algılandı. Dolayısıyla Arapçaya ve İslam’a karşı bir komplo olarak değerlendirildi.
Arap’ın hayal gücündeki şiir, onların divanlarını ilk, belki de son kabul ettiği için denetçinin gözleri uyanık kaldı. Ta ki okumada, okuma alışkanlıklarında ve temelde kadına yönelik Arap duyarlılığının yapısında bir kasırganın habercisi olan bir şair geldi: Nizar Kabbani. Şairin 1948 yılında çıkan 'Nehd’in Çocukluğu' adlı divanı, belki de Arap şiirini eşi görülmemiş bir yapısal cesarete açan şiir kitabıdır. Şair bu kitapla, bireysel özgürlüğe, bastırılan duyguların serbest bırakılmasına ve erkek egemen toplumun kınanmasına açılan ifadelere zemin hazırladı. Bu eser aynı zamanda kadınların, kabile tarafından el konulan ve gasp edilen beden mülkiyetinin geri verilmesi çağrısını da içeriyordu.
Ben Nizar Kabbani’nin şiirsel görkeminin Nehd’in Çocukluğu adlı divanı üzerine kurulduğunu düşünüyorum. Şairin okuyucu ile ilişkisini değiştiren bu şiir kitabı, okuyucuyu, Arap şiirinin, Arap toplumunda hazır bulunan günlük detaylarına ve ikincil bedenselliğine soktu.
İfadede yaratıcılığa gelecek olursak çıktıktan sonra büyük tartışma yaratan birçok roman görürüz. Söz konusu bu romanlar, ardında uzman veya sıradan bir okuyucu ordusu kadar intikam hisleri ile dolu bir güruh da bıraktı. Romanlar, şu veya bu ülkede engellemeye maruz kalmıştır. Bununla birlikte biz ifade direncini kuran birtakım romanların olduğuna inanıyoruz ki bunların başında 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü alan Necib Mahfuz’un (1911-2006) 'Cebelavi Sokağı’nın Çocukları' adlı kitabı gelir. 1968 yılında çıkarılan bu kitap, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldüğünde dikkat çekti. Mısır’da basılması 2006 yılının sonuna kadar yasaktı. İlk baskısı Beyrut’taki Daru’l-Adab adlı yayınevinden çıktı.
Roman, Arap toplumunda genel olarak gözden kaybolan hak, adalet ve eşitlik gibi değerler hakkında yazarak peygamberlerin izi sıra gider.
Ezher şeyhleri, romana karşı bir saldırı başlatarak kitabın Mısır’da yayınlanmasını yasakladı. Aynı şekilde Beyrut’ta basıldıktan sonra ülke sınırlarına sokulmasını da. Hâlbuki Ehram dergisinde bölümler halinde yayınlanıyordu. Adetleri olduğu üzere selefilerin suçlamaları da hazırdı.
Necib Mahfuz da Cebelavi Sokağı’nın Çocukları adlı kitabından ötürü dinsizlik ve kafirlik suçlamasından kendisini kurtaramadı. 20.yy’da etkileyici bir varlık gösteren ve toplumun edebiyat hafızasına kazınan romanlardan biri diğeri de Mağripli yazar Muhammed Şükrü’nün (1935-2003) 'Yalın Ekmek' (For Bread Alone) adlı romanıdır. Şükrü’nün 1972 yılında kaleme aldığı bu roman, önce İngilizceye sonra da Fransızcaya tercüme edildi.
Arapça olarak ise 1982 yılında basıldı. Bu eser ‘sömürge’ psikolojisine dair bir analiz ve baba ‘katilliği’ hakkında bir incelemedir. Bilgilendirme yazısına bakarsak iç şiddet yapısına dair bir roman buluruz. Muhammed Şükrü’nün Yalın Ekmek adlı romanı, takibe alınmasına rağmen Arapça yazılan Mağrip anlatısına karşıt bir okumanın temellerini atan ilk metinlerden sayılır. Bu kitap ayrıca, modern ve çağdaş Arap roman edebiyatında Mağripli anlatıyı kuran ilk Mağrip romanıydı da. Bu roman, yazılmasının üzerinden yarım asır geçmesine rağmen hala düzenli ve beğenilerek okunuyor.
Suriyeli Haydar Haydar’ın 1984 yılında çıkan 'Deniz Yosunlarının Ziyafeti' adlı romanı da etki uyandıran kitaplar arasında. Haydar, bu kitabı 1970 yılında profesör olarak geldiği Cezayir’de iken kaleme aldı. Arap ve Mağrip dünyasında okuma ve eleştiri alanında hissedilir bir varlık gösteren Deniz Yosunlarının Ziyafeti adlı bu roman, şiir ve fantastik anlatıyı kullanarak roman ‘düzeninde’ bir devrim yarattı. Yayınlanmasının üzerinden çeyrek asrı aşkın bir süre geçtikten sonra etkileyici varlığını sürdürmesini göz önünde bulunduran Ezher şeyhleri ve bağlıları, Kahire’de gösteriler düzenleyerek bu kitabın yasaklanmasını ve ağız alışkanlığı haline gelen suçlamaları ile dinsiz ve kâfir ilan ettikleri yazarının cezalandırılmasını talep etti.
Sonsöz yerine
20.yy’ın Arap ve Mağrip kültür dünyasında yazma, okuma ve tartışma alanında nitelikli bir yankı uyandıran bu on eserin tümü engellemeye, sansüre veya toplatılmaya maruz kaldı. Bu, düşünürü veya o yazarı engelleyen, hapseden veya baskılayan o el, siyasi bir eldi belki ama; dini güdü, engellemeye yönelik her türlü tahrik ve coşkunun esas unsuru olmuştur.
Emin Zavi’nin Independent Arabia’da yayınlanan makalesi



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.