Lübnanlı bir gassal: Şeyh Mütevekkil Alallah

Necef'teki Vadi es-Selam Mezarlığı (Sosyal paylaşım siteleri)
Necef'teki Vadi es-Selam Mezarlığı (Sosyal paylaşım siteleri)
TT

Lübnanlı bir gassal: Şeyh Mütevekkil Alallah

Necef'teki Vadi es-Selam Mezarlığı (Sosyal paylaşım siteleri)
Necef'teki Vadi es-Selam Mezarlığı (Sosyal paylaşım siteleri)

Şeyh Mütevekkil Alallah, gassallık mesleğini icra eden bir din adamı. Yani o bir ölü yıkayıcı.
Şey Mütevekkil’in alnının ortasında, “dini meslekler”de çalışan din adamları, hac rehberleri, hayır kurumlarındaki yetkililer, şehit aileleri, dul eşleri ve daha niceleri arasında yaygınlaşan ve kişinin dindar olduğu veya çokça namaz kıldığına işaret eden zebiba (siyah benek) yok.
Necef'te Şeriat Tahsili
Şeyh Mütevekkil Alallah’ın dediğine göre, artık gerçek adının yerine kullanılan Mütevekkil Alallah lakabını, 1940’lı yıllarda Beyrut'un güneyindeki Burc el-Beracine bölgesinde Şeyh Hüseyin Avvad’ın rahle-i tedrisinde İslami ilimler tahsil ettiği dönemde herhangi bir işi yapmak istediğinde sık sık tekrarladığı “Tevekkelna Alallah (Allah’a tevekkül ettik) ifadeleri sayesinde almış.
Mütevekkil, henüz 15’ine basmadan, Kuveyt’te bir fırında çalışarak biriktirdiği paralarla İslami ilimler tahsil etmek için Necef’e gitmiş.
Mütevekkil, beklenmedik bir olay sonrasında gassallık mesleğine ilk adımını atınca din adamlığını temsil eden başındaki sarık ağır gelmeye başlamış. 80 yaşındaki Mütevekkil, kendi tabiriyle “hayatının mesleği” olan gassalığı 18 yaşından bugüne kadar icra etmekte.
İslami ilimler eğitimi almasının başında sarıkla gezmesini gerektirmesine rağmen, sadece namazda imamlık yaptığı sırada sarığı sararmış ve çoğu zaman da cenaze namazlarını kıldırdığı esnada.
Bu tür durumlar dışında, üzerinde ağırlık oluşturan, hareketlerini ve kendisi için belirlediği hayat tarzını kısıtlayan beyaz sarığı sarmazmış.
Dediğine göre, sokak aralarında oturmayı; otobüse, taksiye binmeyi; yağmurda ve güneşin altında uzun yürüyüşlere çıkmayı seven biri. Ancak tüm bunlar, belirli bir noktaya kadar özel aracıyla gitmesi ve oradan da imamlık yaptığı yere yürümesi gereken bir kişinin sarığıyla uyuşmuyor.
Mütevekkil’e göre sarık hareket alanını, sohbet etmeyi, selam vermeyi, farklı dünyalardan insanlarla bir araya gelerek muhabbet etmeyi ve onlara bir şeyler öğretmeyi sınırlayan bir faktör.
Gassallık ve imamlık
Mütevekkil gassallık mesleğinde uzmanlaşmasına rağmen, ölünün cenaze namazını da kılıyor. O, imamlık ile ölü yıkamanın birbirinden ayrı olduğu algısına karşı duruyor.
Şeyh ayrıca talep halinde resmi olarak evli olanlar arasında dini esaslara göre bir akit isteyenlere imam nikâhı da kıyıyor.
Çoğu din adamının yaptığı bu görevlerin yanı sıra, toplumda evlilik müessesinin yürümesine de kendi çapında katkıda bulan Şeyh Mütevekkil, talep eden genç kızlara damat adayı veya evlenmeyi isteyen genç erkeklere eş bulmalarına yardımcı olmaya çalışıyor.
Ancak Şeyh Mütevekkil, icra ettiği ikinci görevi yani gençlerin yuva kurmasına ön ayak olma işini, birincil görevi olan din hizmetleri gibi açıktan yürütmüyor. Sözgelimi gassallık için hazırlattığı iletişim kartları gibi evlenmek isteyenler için reklam kartları basmak veya gassallık bürosu gibi evlendirme bürosu açmak gibi bir icraatı olmamış.
Şeyh, mesleği icabı ölülerin yakın ve akrabaları ile kurduğu iletişim sayesinde birçok insanla tanışma fırsatı bulmuş. Rahat yapısı ve yüzünden eksik olmayan tebessümü bu süreçte kendisine bir hayli yardımcı olmuş. Gassalın tebessümü, yıkadığı ölülerin yüzüyle zıtlık arz eder ve ölü için yapılan defin işlemlerinin gerektirdiği yüz ifadesiyle çelişir.
Mütevekkil’in gassallık mesleğine ilk adımı
Mütevekkil 18 yaşında bir akrabasının vefatı üzerine Lübnan’ın güneyindeki Cezin ilçesine bağlı Urumta köyüne gider. Merhumun akrabaları definden önce ölüyü yıkayacak kimseyi bulamaz. Köyün Şeyh’i ölüyü yıkamasına yardım etmesi için cenazeye gelen gençler arasından Mütevekkil’i seçer ve beldedeki camiye götürerek bir ölünün nasıl yıkanacağını gösterir. Ölüyü öne arkaya, sağa, sola yatırarak okunacak duaları öğretir.
Şeyh, gelenler arasında sağlam bir cüsseye sahip olduğu için Mütevekkil’i seçer. Mütevekkil’i camiye götürmeden önce ölüden korkup korkmadığını sorar sorar ve şöyle ekler: “Ölü yıkamanın şartı ölülerden ve bir gün gelip bizi de bulacak olan ölümden korkmamaktır.”
Hayatın ve ölümün temizliği
Ölüyle karşı karşıya gelmek sadece ölünün kendisiyle karşılaşmaktan çok öte anlamlar taşır. Zira ölünün hareketsiz, sararmış, şişmiş ve ruhunu teslim etmiş bedeniyle karşı karşıya gelmek aynı zamanda ölümle de karşılaşmak demektir.
Ölülerin rengi giderek sararır, cildi dökülür, elmacık kemikleri belirginleşir ve cesetten dünyada benzeri olmayan bir koku yayılır. Bu nedenle ölünün kokmasını engellemek için kokulu sabunlar kullanılır.
Ceset evvela teneşirin üzerine uzatılır. Ardından sabun ve suyla yıkanır. Her azası üç defa yıkanır. Başı boyunla birlikte yıkadıktan sonra sol tarafına çevrilerek sağ omuzundan ayağının altına kadar su dökülür ardından aynı işlem sol tarafa çevrilerek yapılır.
İlk yıkamada sidr ve su birlikte kullanılır ve şu sözler kullanılır: Bu cenazeyi Yüce Allah yakınlaştırması için sidirli su ile yıkıyorum.” İkinci yıkamada, sidirle yıkanan yerler kafur ile hilallenir.
Üçüncü yıkamada ise saf su kullanılır ve şu sözlerle dua edilir: Bu cenazeyi Yüce Allah'a yakınlaştırması için saf ve temiz suyla yıkıyorum.”
Bu türden bir ölü yıkama işlemi Mütevekkil’in köyünde doğal yollarla ölenler için doğal bir prosedür.
Ancak ölüm baki olsa da ölümün çeşitleri artık farklılaştı. Sözgelimi meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybedenler, binaların üst katından atlayanlar, elektrik akımına yakalananlar, silah veya roketlerin hedefi haline gelen kurbanların cesetleri her zaman tek parça olarak kurtulamayabilir.
Bu tür cesetleri teneşir üzerinde bulan gassalların yeni yöntemlere başvurması gerektiği açıktır.
Gövdesi yara içinde kalmış, kemikleri kırılmış veya tamamen ezilmiş olan cesetlerin azaları teneşir üzerinde uzatılıp suyla yıkanamayacağı malum. Gassal bu durumlarda cesetteki yaraları dikmesi veya bütün cesedi kirletmesini önlemek için kanamanın olduğu kısmın üzerini bir parça naylonla örtmek zorunda kalabilir. Ya da cesedi sıcak suyla yıkaması, eklemlerini ve bacaklarına masaj yapması gerekebilir.
Şeyh Mütevekkil, gassalın bu işi yapmak için bir diploma veya üniversite eğitimine ihtiyacı olmayacağını ancak başkalarının hayatına saygı duyacak bir vicdanı ve Allah’a imanı olması gerektiğine dikkat çekti.
Gassallık mesleği içerisinde de sahtekârlığa tevessül eden yok değil. Gassal bazen işini tam olarak yapmıyor veya cesedi yıkamadan naylona sarıp kefenleyebiliyor.
Ölülere artık hürmet edilmediğinden yakınan Şeyh Mütevekkil, “zaman değişti ve yer değiştirdi” diyor ve ekliyor: “Vefat edenlerin aileleri, sanki ölüden kurtulmaya çalışıyor gibi. Kanaatimce cenazelerdeki insanların ölülerin üzerine ağlaması üzüldüklerinden değil. Bilakis definden sonra üzerinde tartışabilecekleri değerli bir miras bırakılmadığı için ağladıklarını düşünüyorum. Biri tencereleri, biri kanepeleri öbürü de televizyonu alacak. Artık zenginlerin neden ölüleri için ağlamadıklarını öğrenmiş oldun. Zenginlerin ölümü, uzun zaman boyunca kabre girmesini bekleyen mirasçıları için neşedir.”
Ölen kişinin ailesi artık ölüsünü gasilhaneye getiriyor. Bu yüzden gassallık da diğer reklam gerektiren meslekler gibi reklam isteyen bir mesleğe dönüştü.
Bu nedenle Şey Mütevekkil iletişim bilgilerinin yer aldığı kartlar bastırmış. Kartın alt kısmında şu ibareler yer alıyor: “Şehit ve alimler gasilhanesi. Kadınlar için kadın gassalımız mevcut. Mezar başında hatim ve dua okunur. Necef ve Kerbela’ya cenaze taşıyacak ambulanslar mevcuttur”
Ölü yıkamanın ücreti hakkında belirli bir miktar bulunmuyor. Bu daha ziyade ölünün ailesinin takdirine bırakılıyor. Ama en azından ölüyü yıkama ve kefenlenmesi sırasında kullanılan malzemelerin masraflarından daha az bir miktar olmuyor. 100 bin Lübnan lirası veya 100 dolar arasında değişen rakamlar söz konusu.
Necef ve Kerbela’ya getirilen cenazeler
Kabir azabıyla ilgili hikayeler okuyan veya onu dinleyen peygamberden veya onu kurtaracak bir imamdan şefaat istemelidir. Özellikle hayatı boyunca İslam öğretilerine aykırı yaşamış ve son nefesini vermeden önce tövbe eden kimselerin şefaat talep etmesi elzemdir.
Bu şekilde son nefesinde tövbe eden zengin kimseler Necef’teki “Vadi es-Selam”a gömülmek isterler.
Bu şekilde tövbe edenler bir evliyanın veya imamın yanına gömülmesiyle çekeceği azaptan kurtulacağına inanırlar. Bu nedenle Şeyh Mütevekkilin de aralarında olduğu bazı gassallar bunu talep edenler için ölüyü Beyrut’tan naklederek Vadi es-Selam’a gömüyor.
Böyle bir nakil işleminin ücreti on bin doların üstüne çıkabiliyor. Elbette bu paranın hepsi gassalın cebine girmiyor. Ölünün Irak topraklarına girişini sağlayabilmek için bu paradan yaklaşık 4 bin dolar Lübnan’daki Irak Büyükelçiliği’ne ayrılıyor. Maliyetin yarısı da uçak veya ambulans taşımasına gidiyor. Geriye kalan da Vadi es-Selam’da cenaze namazını kıldıran imam ve defin işlemlerine ayrılıyor. Cenazenin peygamberlerin, İmam Ali’nin türbesi ve ondan sonra gelenlerin mezarlarına yakın veya uzak olmasına göre fiyatlar değişiyor.
*Lübnanlı Gazeteci ve Şair Fidel Speety’in Independent Arabia’da yayınlanan analizi



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.