Suriye rejimi, Hama'nın kuzeyindeki iki köyün kontrolünü ele geçirdi

Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
TT

Suriye rejimi, Hama'nın kuzeyindeki iki köyün kontrolünü ele geçirdi

Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)

Suriye rejim güçleri, Rusya’nın da hava desteğiyle biri İdlib’in güneyi ve Hama’nın kuzeyindeki stratejik noktada yer alan iki köyün kontrolünü ele geçirirken, Moskova, son haftalarda çıkan Rusya’nın İdlib ve çevresinde hastaneler de dâhil olmak üzere sivil tesisleri hedef aldığına ilişkin haberleri yalanladı. Moskova, “Beyaz Baretliler” adlı sivil toplum kuruluşunu “yanıltıcı bilgilerle Rusya'nın imajını sarsmaya çalışmakla” suçladı. Öte yandan Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye hava sahasındaki uçuşların “minimuma” indirildiğini açıkladı.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) dün, Suriye rejim güçlerinin ülkenin kuzey batısındaki iki köyü yoğun hava ve kara bombardımanlarının ardından muhaliflerden geri aldığını duyurdu. Muhalifler, Nisan ayının sonundan bu yana bölgede Rusya’nın desteğiyle saldırı başlatan rejim güçlerine yönelik karşı saldırıları sırasında Hama’nın kuzeyindeki el-Cebin ve Tel Melah köylerini Haziran ayı başlarında kontrol altına almıştı.
Bölgedeki muhalif savaşçıların komutanlarından biri, ağır bombardımanların ardından iki köyden geri çekilmek zorunda kaldıklarını açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Suriye’nin kuzeybatısında son üç aydır şiddetin artmasıyla 400'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini ve 440 binden fazla insanın yerinden edildiğini kaydetti. OCHA, bombalama ve hava saldırılarında “varil bombası gibi yasaklı silahların” kullanıldığını da ekledi. Suriye ordusunun devam eden iç savaş sırasında helikopterlerle bu tür silahları yaygın olarak kullandığı belgelenmişti.
Diğer yandan hedef alınan bölge, Suriye topraklarının “her santimini” geri alma andı içen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in muhalifleri için önemli noktalardan biri. Her ne kadar Esed, geri alma andı içse de rejim güçleri son saldırılarında önemli kazanımlar elde edemedi.
Rusya, sivil tesislerin hedef alınması haberlerini yalanladı
Öte yandan Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün düzenlediği basın toplantısında, Suriye'deki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu. Rudskoy’un açıklamaları genel olarak insan hakları kuruluşları ve BM’nin, Rus savaş uçaklarının sağlık merkezleri ve sivil tesisleri vurduğuna dair suçlamalarına cevap vermeye odaklıydı.
Üç aydır İdlib ve çevresini hedef alan askeri operasyonlara değinmekten kaçınan Rudskoy yalnızca, “İdlib bölgesinden militanların saldırıları son dört ayda 110 Suriye askeri ve 65 sivilin ölümüne neden oldu” dedi. Rudskoy ayrıca, “Teröristler, roketatar ve insansız hava aracı (İHA) kullanarak Suriye'deki Hmeymim Hava Üssü’ne yönelik saldırılara yeniden başladılar” diye konuştu.
Rusya ve Türkiye'nin ateşkes bölgelerini doğru bir şekilde belirlemek için önlemler aldığını belirten Rudskoy, militanlara ait silah ve mühimmat depolarının tespiti ve yok edilmesi için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını sözlerine ekledi. Rudskoy, “Türk meslektaşlarımızla yoğun iş birliği içerisinde Türkiye ve Rusya arasındaki anlaşma sonucu oluşturulan silahlardan arındırılmış bölgedeki durumun normalleşmesiyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Suriye’deki militanlara ait silah depolarının tespiti ve yok edilmesine yönelik birlikte önlemler alıyoruz” ifadelerini kullandı. Rus savaş uçaklarının hedeflerini, bir ön koordinasyon sonrasında belirlediklerini söyleyen Rudskoy, hedef noktanın en az 3 bağımsız kanal tarafından teyit edildiğini ve vurdukları noktaların doğru koordinatlara dayandığını belirtti.
Yeni bir gerginlik ihtimaline karşı uyaran Rudskoy, şu anda gizli bir hareket kaydedildiğini ve militanların İdlib'deki Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin güneybatısında yoğunlaştığını söyledi. İdlib kuzey bölgelerinden en az 500 Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) üyesinin yeniden konuşlandığını belirten Rudskoy, operasyonlar için hazırlıkların sürdüğünü aktardı.
Bununla birlikte Rudskoy, Beyaz Baretliler’in Rusya’nın sivil bölgeleri hedef aldığı şeklindeki suçlamalarını, “Rusya’nın İdlib’deki eylemlerini itibarsızlaştırmaya yönelik dezenformasyon kampanyası” olarak nitelendirdi. Rudskoy, Beyaz Baretliler’i, Rusya’nın imajına sarsmaya yönelik “uyarlama videolar” çekmekle suçladı.
Rudskoy, Rus uyduları ve İHA’larından alınan görüntülerin, Beyaz Baretliler tarafından Rus savaş uçaklarının bombardımanlarına maruz kaldığı belirtilen Ma'arat el-Nu'man’daki pazar yerinin hedef alınması konusunda hatalar olduğunu doğruladığını söyledi.
Rodskoy, hava saldırısı düzenlendiği iddialarının ardından Rus İHA’larının, Ma’arat el-Nu’man’da bir pazar yerinin vurulduğunu, 24 ve 26 Temmuz’da pazar yeri ve çevresindeki alanları fotoğraflayarak iki kez doğruladığını kaydetti.
Öte yandan Rodskoy, Suriye’deki Rusya Hava Kuvvetleri’nin uçuşlarının minimuma indirildiğini ve şu andaki uçuşların yalnızca savaş eğitimi ve keşif amaçlı yapıldığını açıkladı. Rodskoy, Suriye'deki Rus Hava Kuvvetleri’nin terörle mücadele görevlerini sürdürmeye hazırlık amacıyla eğitim faaliyetleri yürüttüğünü söyledi.
Fırat'ın doğusundaki durum
Fırat'ın doğusundaki son duruma değinen Rodskoy, Washington ve DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından kontrol edilen bölgede, Haziran ve Temmuz aylarında, 225 kişinin öldüğü 300 terör saldırısı yaşandığını söyledi.
Washington’a yönelik “militanları kendi özel gündemlerini uygulamak için eğitmeye devam ettiği” suçlamasını yineleyen Rodskoy, Suriye’deki ABD birliklerinin Fırat’ın doğusunda bulunan petrol sahalarını yağmalamakla meşgul olduğunu vurguladı. Suriye’nin milli servetinin çalındığını söyleyen Rodskoy, “Fırat’ın doğusunda bulunan petrol sahalarında petrol üretimi ve satışı organize edilmiş durumda. Ortada Suriye petrolünü sınır ötesine taşımak için yapılmış bir suç planı var” diye konuştu. Suriye’de ABD’li özel şirketlere ait asker sayısının son dönemde hızlı bir şekilde arttığına dikkati çeken Rudskoy, bu bölgedeki ABD’li özel asker sayısının 3 bin 500’ü aştığını söyledi.
Bununla birlikte Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, daha önce yaptığı bir açıklamada, ülkesinin ABD’nin Fırat'ın doğusundaki hareketlerini yakından takip ettiğini ve bu hareketlerin Suriye topraklarının yeniden birleşmesini engelleme girişimi olduğunu gördüğünü belirtmişti. Aynı tarihlerde ise Rodskoy, ABD’li eğitmenlerin Suriye et-Tanf’daki 55 kilometre karelik bölgede “Devrimci Komando Ordusu” adlı silahlı bir oluşum hazırladıklarına dikkati çekmişti. Rodskoy, ABD kontrolündeki et-Tanf bölgesinde eğitilen savaşçıların bir kısmının ABD Hava Kuvvetleri helikopterleri tarafından Fırat’ın doğusuna transfer edildiğini ve en iyi eğitimlilerin, sabotaj saldırılarıyla rejimin kontrolü altındaki alanları istikrarsızlaştırmak için bu bölgelere gönderildiğini de belirtmişti. Söz konusu savaşçıların görevinin petrol ve doğal gaz altyapısını sabote etmek ve yok etmek olduğunu belirten Rodskoy, Süveyde, Tedmur ve Elbukemal’de ortaya çıkan bu savaşçıların aynı zamanda rejim güçlerine karşı terör eylemleri düzenlemekle görevli olduklarını da ekledi.
Bununla birlikte Washington’u Rukban Kampı’nda “insani felakete” yol açmakla suçlayan Rodskoy, hastalıktan, yemek ve bakım eksikliğinden ölen yüzlerce insanın mezarlarının acımasızca kamp duvarının arkasına kazıldığını söyledi. Uydu görüntülerinin bu durumu doğruladığını ifade eden Rodskoy, Rukban Kampı’nda uzun zamandır devam eden ciddi insani krizleri çözmek için hiçbir şey yapmadığını söylediği ABD’yi sivil ölümlerinden sorumlu tuttu.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.