El-Hol Mülteci Kampı’ndaki DEAŞ’lı kadınlar

Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol Mülteci Kampı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol Mülteci Kampı (Şarku’l Avsat)
TT

El-Hol Mülteci Kampı’ndaki DEAŞ’lı kadınlar

Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol Mülteci Kampı (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol Mülteci Kampı (Şarku’l Avsat)

30 yaşındaki Huda 2015 yılının ortasında, küçük kızı ile birlikte Kazablanka'dan İstanbul’a oradan da Suriye ile sınır olan Kilis’e gitti. Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan gizlice geçen Huda, 3 gün süren yolcuğun ardından DEAŞ’ın kontrolü altında olan Rakka’ya ulaştı.
Huda, “Ebu Bekir Bağdadi’nin kendini örgüt lideri olarak açıklamasının ardından, eşim onların saflarında çatışmaya gitti” dedi. Eşinin örgütle ilişkisinin farkında olmadığını söyleyen Huda, gitme kararını ailesine açıkladığında, anne ve babasının şiddetle karşı çıktığını, fakat eşiyle gitmek zorunda olduğunu söylediğini ifade etti.
Eşinin 2017 yılının başlarında Rakka’daki çatışmalarda ölmesinin ardından bir DEAŞ militanının kendisiyle evlenmek istediğini ifade eden Huda, “Onlara kimseyle evlenmek istemediğimi, evime dönmek istediğimi söyledim” dedi. Huda ve kamptaki diğer kadınlar, örgütün kontrolü altındaki bölgelerde korku içinde yaşadıklarını ifade etti.
“Çaresizlik beni dört bir koldan sarıyor”
Huda, örgütün diğer kadınları gibi ülkesine dönmek için vizesini beklediğini ifade ederek, “Annemi, kardeşlerimi ve ailemi çok özledim. Evimi özledim. Duygularımı nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Çaresizlik beni dört bir koldan sarıyor” ifadelerini kullandı.
Kamptaki toplam Arap göçmen ve çocuklarının sayısı bin 453’e ulaştı. Araplar dışında listenin başında 582 ile Faslı kadınlar yer alıyor. Daha sonra bunu, 377 kadın ve çocuk ile Mısır, 251 ile Tunus, 98 ile Cezayir, 56 ile Somali, 29 ile Lübnan, 24 ile Sudan, 11 ile Libya ve 8 ile Filistin izliyor. Ayrıca Yemen’den 8 ve Körfez ülkelerinden de 9 kadın ve çocuk bulunuyor.
Bazı kadınlar konuşmayı reddederken, bazıları ise kendilerinin ve eşlerinin nasıl DEAŞ kurbanı olduğunu anlattı. Bu kadınlardan biri de 30 yaşındaki Sudanlı Sündüs.
Sündüs: O gün ölmeyi diledim
Sündüs, terör bağları olduğu suçlamasıyla kötü muamele gördüğünü ifade ederek, birkaç gün önce iğne battığı için kamptaki hastaneye gittiğini ve personelin kendisine geç müdahale ettiğini söyledi. Sündüs, “Acil müdahale ve cerrahi operasyon gerekmesine rağmen bekleme odasında bir saat kaldım. O gün ölmeyi diledim” diye konuştu.
Çadır içindeki suyun kirli olduğunu söyleyen Sündüs, “Suyun içinde kırmızı ve beyaz solucanlar var ve su, toprak rengi. Çok tuzlu olduğu için içemiyoruz” diye konuştu.
Türkiye’de yaşarken bir turizm firmasında çalışan Mısırlı bir gençle tanıştığını söyleyen Sündüs, gencin kendisine DEAŞ bölgelerinde yaşamak için Suriye’ye seyahat edeceğini haber verdiğini belirtti. Genç ile evlendiğini söyleyen Sündüs, gencin Suriye’ye ulaşmasından bir ay sonra yanına gitmesi konusunda anlaştıklarını ifade etti.
Yasadışı yollarla Suriye’ye gelen genç, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonunun düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetti. Sündüs, “Onu sevdim, ama ben gelmeden önce öldü. Benim için büyük bir şok oldu. Ne yapacağımı bilemedim” dedi.
Küçük bir odada her biri birden fazla çocuğa sahip 30’dan fazla kadın ile birlikte yaşadığını söyleyen Sündüs, “Tuvalet küçüktü, banyo yoktu ve bulaşıcı hastalıklar herkese bulaşmıştı” ifadelerini kullandı.
Örgüt kamplarını ölüm kamplarına benzeten Sündüs, kadın ve çocukların oradan çıkmasına izin vermediklerini belirterek, “Ailemle iletişim kurmam yasak. Başlarda öldüğümü zannediyorlardı. Kısa bir süre sonra bir Körfez ülkelerinden gelen bir militan benimle evlenmek istedi. Çıkmak için kabul ettim” dedi.
İkinci evliliği sadece 1 ay 20 gün süren Sündüs, eşinin öldürüldüğünü ve küçük bir çocukla yalnız kaldığını ifade ederek, “Yetersiz besleniyordu. Onu hastaneye götürdüm. Ancak zayıf olduğu için iğne vurulamıyor, bu yüzden tedavisi yavaş ilerliyordu. Hastalar, yüksek sıcaklıklardan şikayet ediyor ve iyileşemiyordu” diye konuştu.
Sudanlı yetkililerin kendisinin ve çocuğunun memleketine dönmesine izin vermesini bekleyen Sündüs, “Burada yaşam dayanılmaz. Yaz güneşi vuruyor ve gerçek şu ki burası kapalı bir askeri kamp. Sudanlı bir diplomat kampı ziyaret etti ve Sudanlılarla görüştü. Prosedürlerinin kolay olmadığını ve biraz zaman alabileceğini söyledi” dedi.
32 yaşındaki Tunus vatandaşı Afra, 2014 yılında eşi ve 4 çocuğuyla Türkiye üzerinden Suriye halkına yardım sağlama amacıyla geldiğini söyledi. Ancak bugün kaldığı el-Hol kampında, DEAŞ’ın yalan propagandalarını anlatıyor.
Bağuz’daki askeri operasyonun ardından on binlerce kadın ve çocuk gibi Afra ve çocukları da el-Hol kampına nakledildi. Erkekler ise DEAŞ üyesi olduğu şüphesiyle sorguya çekildi.
Afra, eşi ile 2010 yılında liseden mezun olduktan sonra evlendiğini ve normal bir yaşam sürdüğünü belirterek, eşinin bir Pazar günü eve gelerek imamın Suriye’de ve Irak’ta Allah için savaşmaktan bahsettiğini söyledi. Eşinin konuşmadan etkilendiğini söyleyen Afra, Suriye halkına yardım için oraya gitmeye karar verdiklerini belirterek, çocuklarının Suriye’deyken eğitim almadığını ve okula gitmediğini ifade etti.
Irak sınırından 30 kilometre uzaklıktaki, 45 derece çöl sıcağının bulunduğu kamptaki kadınlar, uluslararası örgütlerden, Dünya Gıda Programı’nın sunduğu gıdalardan ve ABD’li örgütlerin yardımlarından alabilmek için uzun sıralar bekliyor. Sıradaki kadınlar arasında hamile ya da yeni doğum yapan kadınlar da bulunuyor.
Afra ve diğer kadınlar, eşlerinin sorgusunun bitmesini ve ülkelerinin elçiliklerinden eve dönmek için cevap bekliyor.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.