Irak’ın Kuveyt’i işgal süreci: 2 Ağustos’ta diplomatik çabalara kurşun sıkıldı

AFP
AFP
TT

Irak’ın Kuveyt’i işgal süreci: 2 Ağustos’ta diplomatik çabalara kurşun sıkıldı

AFP
AFP

2 Ağustos 1990 kara perşembenin üzerinden 29 yıl geçti. Körfez’deki dengelerin nasıl sarsıldığını gözler önüne seren siyasi ve ekonomik belgeler, o günlere ışık tutmaya devam ediyor.
Mevcut Kuveyt hükümetinin tanıtmaya çalıştığı şekliyle ‘Saddam’ın Kuveyt’i işgal ettiği’ iki ülke tarihindeki o müstesna gün, üzerinden geçen zamana ve Kuveyt’in geçmişi geride bırakarak geleceğe bakma çabalarına rağmen, siyasi ve askeri derslerde bugün de okutuluyor.
Aşılması güç bir dönem
Irak-Kuveyt sınırının 60 kilometre güneyindeki Ali Es Salim Hava Üssü’nden emekli Orgeneral Sabır Suveydan, Independent Arabia’dan Raşid el-İyd’e işgal günleri için şunları diyor;

“Unutulması mümkün olmayan anılar. Kim o işgali, yıkımı ve sürgünü unutabilir ki? Bu aşılması oldukça güç bir dönem.”
2 Ağustos 1990 henüz şafak daha sökmeden Saddam güçleri hem zamanlama hem de iki ülke arasındaki gerilimli siyasi ve askeri ilişkilere rağmen beklenmedik bir anda Kuveyt’e saldırdı.
Askeri Danışman Dr. Nasır el-Mısri, yaptığı açıklamada, “Şüphesiz o dönem güvenlik raporları, uydu görüntüleri, Irak içindeki ve dışındaki kaynakların ve dost ülkelerin sağladığı bilgiler, bu işgalin gerçekleşeceğini gösteriyordu. Tüm bu bilgiler, Irak’ın üç aydan uzun bir süre işgal hazırlığı yaptığını ortaya koyuyordu” dedi.
Fırtına öncesinde tırmanan gerilim
Irak’ın Kuveyt’i işgali öncesinde 28 Mayıs 1990’da Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’ndeki toplantıda, gerginlik had safhaya tırmandı. Zirveye o dönem başkanlık eden Saddam Hüseyin, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın Arap ulusal güvenliğini ele alma çağrısı üzerine yapılan görüşmede, beklenmedik bir çıkış yaparak Kuveyt’i “Irak petrolünü çalmakla” suçladı.
Bu suçlamayı, iki ülke arasında tansiyonu yükselten siyasi gelişmeler izledi. Sözgelimi 16 Temmuz 1990’da Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin kapasitesinden fazla petrol üretimi yaptığını ve bunun Irak ekonomisi üzerinde olumsuz sonuçlara neden olduğu gerekçesiyle Arap Birliği’ne protesto notası verdi.
Saddam’dan tehdit
17 Temmuz 1990’da Saddam, 1968 Temmuz Devrimi yıldönümü dolayısıyla halka hitap ettiği konuşmasında, başta Kuveyt olmak üzere Körfez ülkelerini Irak’a karşı petrol suikastı düzenlemekle suçladı ve “uygun bir cevap” vermekle tehdit etti.
İşgalin ayak sesleri
Saddam’ın yönelttiği bu suçlamaları, ‘gerçek olmayan ve dayanaksız’ şeklinde niteleyen Mısri, “Saddam’ın petrol çalındığını iddia ettiği petrol sahası kapalıydı. Aynı zamanda o dönem Kuveyt’in günlük petrol üretimi 1 milyon varili aşmazdı” dedi.
Mısri, “Irak’ın zayıf düşürülmesinde Kuveyt’in hiçbir rolü yok. Bilakis Kuveyt, Tahran’a karşı yürüttüğü savaşta Bağdat’a destek verdi. Kuveyt’in Irak’tan hiçbir çıkarı yoktu” diye konuştu.
Ali Es Salim Hava Üssü’nden emekli Orgeneral Suveydan ise şöyle diyor;
“Evet, Saddam o konuşmasıyla (17 Temmuz 1990) Kuveyt’in geçim kaynağını değil gırtlağının kesilmesini istediğini açık bir şekilde dile getirdi. Bu kapsamda, dönemin Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’in Kuveyt’e yönelttiği suçlamalar bir nevi işgalin ayak sesleriydi.”
Mısri ise Saddam’ın açıklamasına ilişkin şunları söyledi;
“O konuşma, Saddam tarafından açık bir şekilde dillendirilen Irak tehdidinin ilkiydi. Saddam aynı gün başka münasebetlerle yaptığı uyarılarda, bu işgalin kaçınılmaz olduğu mesajlarını da verdi. Iraklı askerler hazırlıklarını yaptı ve Kuveyt’in bitişindeki Irak’a ait askeri hava üssünde mevzilendi. Bu hazırlıkların haberleri Kuveyt’in Basra’daki askeri kaynakları aracılığıyla Kuveytli yöneticilere ulaşmıştı.”
Irak’ın gerilimi tırmandırma adımları sürdü
Gerilim, konuşmanın ertesi günü yani 18 Temmuz’da da sürdü. Saddam’ın görevlendirmesiyle Tarık Aziz, Arap Birliği Genel Sekreteri’ne bir mektup teslim etti. Mektupta, Kuveyt, Irak’a karşı düşmanca politikalar gütmek ve Irak topraklarında sistematik ve aşamalı bir şekilde ilerleyerek askeri, güvenlik ve petrol tesislerinin yanı sıra çiftlik kurmakla suçlanıyordu. Mektupta, ayrıca Kuveyt ve BAE’nin petrol fiyatlarını ve dolayısıyla Irak’ın petrol ihraç gelirlerini düşürmek amacıyla kasten kapasitesinden fazla petrol üretimi yaptığı ileri sürülüyordu.
Irak’ın tehlikeli suçlamaları, bölgedeki tansiyonu iyiden iyiye tırmandırırken, bazı Arap ülkeleri iki taraf arasındaki sorunların diplomatik yollarla çözümü için harekete geçti.
Arap devletlerinin girişimleri
“İki taraf arasındaki gerilimin düşürülmesi hedefiyle birçok Arap lideri çaba gösterdi” diyen Suveydan, özellikle bu konuda dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in girişimlerine övgüde bulundu. Suveydan, bu yönde çaba gösterenler arasında ayrıca Ürdün Kralı Hüseyin bin Abdullah ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın da olduğunu kaydetti.
Kuveyt’in attığı adımlar
Kuveyt o dönem tüm bu tehditler karşısında sessiz kalmadı. Bu bağlamda Kuveyt Ulusal Meclisi, düzenlediği olağanüstü toplantıda, Irak’ın Kuveyt’e yönelik tutumuna eleştiriler yöneltti.
Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah, Arap liderleriyle yaptığı görüşmelerde, Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed’in ülkesinin artan Irak tehdidine karşı tutumunu belirten mesajını iletti.
Gerginliğin iyice gün yüzüne çıktığı 19 Temmuz 1990’da Arap başkentleri arasında Irak-Kuveyt ilişkilerinin düzeltilmesi hedefiyle yoğun telefon görüşmeleri gerçekleştirildi.
Ertesi günü yani 20 Temmuz’da Mısır kriz hattına doğrudan girerek, sorunu kardeşçe bir diyalog kapsamında çözme çağrısında bulundu.
İşgale işaret eden göstergeler giderek arttı
Görüşmelerin sürdüğü bir dönemde, Kuveyt Kamu Çalışanları Federasyonu, Kadisiye gazetesine demeç veren Irak ordusundan bir yetkilinin, “Kuveyt’e yönelik askeri operasyon ihtimali masada” sözlerine işaret ederek, Irak’ı Kuveyt’e savaş ilan etmekle suçladı. 21 Temmuz 1990 tarihli açıklamada, Iraklı askeri yetkili, ülkesinin çıkarlarını korumak amacıyla gerekli tüm önlemleri alacaklarını ifade ediyordu.
22 Temmuz’da Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’i kabul etti. Aziz, görüşme sırasında Saddam’ın mesajını sözlü olarak Mübarek’e iletti. Görüşme sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Aziz, “Onlar (Kuveyt) bizi tehdit ediyorlar. Biz kimseyi tehdit etmiyoruz” ifadelerini kullanmıştı
Günler geçtikçe gerilimin dozu da bir hayli yükseliyordu. 23 Temmuz’da Irak’ın niyetinden endişe etmeye başladığına dair sinyaller veren Kuveyt, buna rağmen krizin Arap ailesi içinde kalmasını sağlayarak, Birleşmiş Milletler’den (BM) uzlaşı için herhangi bir müdahale talebi olmadığını vurguladı.
Aynı gün bu sefer Şam yönetimi kriz hattına girerek taraflara sakinleşme çağrısında bulundu. Şam yönetimi, ayrıca daha önce Mısır’ın uzlaşı için önerdiği 4 maddeyi desteklediğini duyurdu.
O dört madde ise şöyle;
Güce başvurmaya dönük herhangi seçenekten uzak durmak, iki taraf arasında görüş birliği sağlamaya çalışmak, Kahire’de uzlaşı toplantısı düzenlemek ve iki ülke arasında gerginliği tırmandıran medya savaşlarına son vermek.”
Uzlaşı görüşmelerine geçiş için o dönem Cezayir’in başkentinde düzenlenen Arap Mağrip Birliği Zirvesi’nin kapanış oturumunda Körfez’deki gerilimin düşürülmesi hedefiyle arabuluculuk faaliyetlerini yürütecek bir özel temsilcinin atanmasına karar verildi.
24 Temmuz’da Hüsnü Mübarek, gerginliğin düşürülmesi hedefiyle Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ı ziyaret etmek üzere bölge turuna çıktı.
Bu ziyaretlerin ardından Mübarek, 29 Temmuz’da yaptığı açıklamayla, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları ele almak üzere Irak ve Kuveytli yetkililerin Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ikili görüşmeler için bir araya geleceklerini duyurdu. Mübarek, açıklamasında, ayrıca iki ülke medyasının gerginliği tırmandırmaya dönük yayınlara son verilmesinin görüşmenin gündeminde olacağını sözlerine ekledi.
26 Haziran 1990’da iki ülke arasındaki medya savaşları resmen son buldu. Washington’dan da Iraklı yetkililerin ABD yönetimine askeri operasyona başvurmama yönünde güvence verdiğini belirten açıklamalar geliyordu.
Ufuktaki uzlaşı işaretleri
29 Haziran 1990’da Irak-Kuveyt ilişkilerinin yumuşamaya başladığına işaret eden gelişmeler yaşandı. Sözgelimi Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC, petrolün varil fiyatını 18 dolardan 21’e çıkarırken, Kuveyt ve BAE ise petrol üretimini düşürerek günlük 1 milyon varilin altına ineceklerini duyurdu.
Cidde toplantısı
30 Haziran’da Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt heyetlerinin Cidde kentinde ikili görüşmeler gerçekleştireceklerini ilan etti. Bu duyuru iki tarafın da onayı alındıktan sonra geldi.
Emekli Orgeneral Suveydan, görüşme talebinin merhum Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdulaziz’den geldiğini belirtti.
31 Temmuz’da iki ülke arasında müzakereler başladı. Müzakerelerde Kuveyt tarafını Başbakan ve Veliaht Prens Şeyh Sad el-Abdullah, Irak tarafını ise Devrim Komuta Konseyi'nin Başkan Yardımcısı olan İzzet İbrahim Duri temsil etti.
Toplantının hemen öncesinde açıklamalarda bulunan Şeyh Sad, ‘İbrahim ile tanışmayı gönülden istediğini’ dile getirirken, görüşmenin olumlu geçmesi ve iki ülke arasındaki başlıca sorunlara nihai ve adil bir çözüm sağlaması temennisini dile getirdi.
Görüşmenin ardından İzzet İbrahim, bütün olasılıklara kapıları açık bırakarak, umre ibadeti için müzakerenin yapıldığı yeri terk etti.
Suveydan, konuyla ilgili olarak şunları kaydetti;
“Herkes bu toplantının diplomatik çözümle sonuçlanmasını bekliyordu. Ancak maalesef Kuveyt heyeti Irak’ın reddiyle karşılaştı. Irak heyetinin toplantıyı başarısızlığa uğratmak için geldiği ortaya çıktı. Kuveyt tarafı özellikle borçlar konusunda verdiği tavizlere rağmen Irak heyetinin başındaki ismin, umre için ayrılmasıyla birlikte bu zirvenin akamete uğratılmak istendiği anlaşıldı. Bu nedenle Kuveyt heyetinin 1 Ağustos gecesi ülkesine dönmekten başka seçeneği kalmamıştı. Bununla beraber Kuveyt, sonraki görüşmenin bir hafta sonra Bağdat’ta düzenlenmesini düşünüyordu. Ancak bu olmadı.”
Ancak Kuveyt’i kriz yönetiminde başarısız olmakla suçlayan Nasıri ise şöyle diyor;
“Irak’ın işgal niyetinde olduğuna işaret eden bilgiler açıktı. Kuveyt tarafı bunun için hazırlık yapmakta serbestti. Kuveyt silahlı güçlerin tek başına Irak askerlerini püskürtmesi mümkün değildi. Ancak Kuveyt, (Körfez Arap ülkelerinin kurduğu) El-Cezire Kalkanı güçleri ile işbirliğine giderek veya ABD ve İngiltere ile olan askeri anlaşmaları aktif hale getirmek suretiyle askeri yardım alarak bu büyük fitnenin önüne geçebilirdi.”
İşgal gecesi
İşgal gecesine dair anılarını aktaran Suveydan, şunları kaydetti;
“2 Ağustos 1990’da akşam saat 08.00 ila 22.00 arası, Kuveyt sınırında konuşlu Irak güçleri bombalamaya başladığı Kuveyt topraklarına girmeye başladı. İşgal gecesi saat 22.00 ila 04.00 arası Ali Es Salim Hava Üssü’ne çağrıldım. Dışişleri Bakanı Şeyh Sad el-Abdullah da orada gelişmeleri takip ediyordu. Sınır bölgesindeki birçok bölge Iraklı güçlerin eline geçti. Üsteki tüm Kuveytli güçlere hazırlıklı olmalarını söyledik. Sabah saat 02.30 sularında alarm seviyesini en üst dereceye çıkardım. Bu seviye savaşa hazırlık anlamına geliyor.”
Suveydan, konuşmasını şöyle tamamladı;
“Irak tarafının öncü saldırı güçleri Cumhuriyet Muhafızlarından oluşan üç gruptan ibaretti. Bu güçler 2 Ağustos sabahı erken saatlerde 6. ve 32. Tugay’a saldırdılar. Aynı dakikalarda Ahmed el-Cabir ve Ali el-Cabir hava üsleri bombalanmaktaydı. O sırada savaş uçakları üste bulunuyordu. 2 Ağustos sabahı üslere ve tugaylara yönelik saldırılar sürdü. Irak güçleri Ummu Kasr, el-Abduli ve es-Salimi tarafından Kuveyt topraklarına girdi. Güneş batımına dek Irak güçleri Kuveyt topraklarının çoğunu işgal etmişti. Kuveyt, kardeş ve dost ülkelerden yardım talebinde bulundu, ancak iş işten geçmişti. Kuveyt 2 Ağustos akşamı düşmüştü. Bunda şaşılacak bir durum yok. Zira saldıran tarafta 150 bin asker vardı, karşısında ise sadece 17 bin.”



Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.