BM'nin Yemen personeli hakkında 'gizli' yolsuzluk soruşturmaları

Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
TT

BM'nin Yemen personeli hakkında 'gizli' yolsuzluk soruşturmaları

Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)

“Milyonlarca kişinin aç kalmasının tek suç olmadığını söylediğimi asla unutmuyorum. Aksine insani kuruluşların binalarının, arabalarının kullanılması ve kaçakçılık da birinci dereceden savaş suçudur. İlgili çalışanlar kendilerinden utanmalıdır.”
AP haberine göre bu ifadeler, Yemen Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Dr. Hamza el-Kemali’ye ait. Kemali, yaptığı açıklamada Husi milislerle yapılan yolsuzluk, işbirliği ve savaşlarda onlara katılma suçlamasıyla Birlemiş Milletler’in (BM), Yemen’deki ofislerinde çalışan yetkili ve görevliler hakkında yürüttüğü soruşturmaların açığa çıktığını ifade etti.
10 Eylül 2017 tarihinde Şarku’l Avsat, “Uluslararası insani kuruluşların Yemen’deki rolüne dair eleştiriler ve sorular” başlıklı bir haber yayınladı. Haber, Yemen’deki kilitli BM yardım kapısını çaldı. Yemen’le ilgilenen Yemenli ve Körfez bölgesinden aktivistlerin yardım kuruluşlarının rolüne dair görüşlerine yer verdi.
Bu haber iki yıl önceye aitti. Yemenli aktivistlere “krizin uzamasının sırrının ortaya çıktığı ve savaşın, dar ve kişisel amaçlar uğruna besleyenlerin var olması sebebiyle uzadığı” açıklaması uyarınca soruşturmanın gürültüsü gelmeden önceydi.
BM yetkilileri, Şarku’l Avsat’a soruşturmaların devam ettiğini açıkladı. Ancak gizli şekilde yapıldığını da belirttiler. Soruşturmaya ve sonuçlarına dair gizliliğin kalkacağı hususunda da emin değiller.
BM kaynaklarının Şarku’l Avsat’a aktardığına göre Yemen’deki İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), soruşturmalara cevap vermeye hazır.
Yemen hükümeti yetkilileri de soruşturmaların gizliliğinin kaldırılması ve sorumluların cezalandırılması çağrısında bulundu.
Bu çerçevede Yemenli Bakan Yardımcısı Hamza el-Kemali, “Bu raporların ayrıntılarının tam olarak açıklanması, kamuyla paylaşılması ve faillerin cezalandırılması gerekiyor. Ama ilk önce hükümet, doğru yolu takip ettiğinden emin olması için tüm bu kuruluşlarla ilişkilerinin yolunu ve mekanizmasını değiştirmek zorunda” ifadelerini kullandı.
Yemenli siyasi analist Bera Şiban da Şarku’l Avsat’a, “Birçok Yemenli aktivistin ve bizim kayda değer yolsuzluğun varlığına dair uyarılarımıza rağmen, BM ofislerinin Sana’nın içerisinden çalışmakta ısrar etmesi dolayısıyla bu büyük skandal ortaya çıktı. Husiler, kuruluşların gruba faydası olmadan çalışmalarına izin vermez” dedi. Şiban ayrıca, “Kanıtların varlığı şimdi BM raporlarının güvenilirliğini tehlikeye sokuyor. Bu raporların geçmiş dönemde siyasallaştırılmadığına inanmamız mümkün değil” şeklinde konuştu.
Kanıtlara el koyma
Hikaye, Ekim 2018’de yaşanan dramatik bir sahne ile başlıyor. BM’ye bağlı soruşturmacılar, Sana Havalimanı içerisindeki gidiş salonunda toplanarak, yanlarında taşıdıkları (Dünya Sağlık Örgütü (WHO) mensup personellerden toplanan dizüstü bilgisayarlar ve harici bellekler) önemli kanıtları terk etmeye hazırlanıyordu. Soruşturmacıların, Yemen’deki BM ofisi içerisinde yolsuzluk ve dolandırıcılık yapıldığına dair kanıtları bu bilgisayarlarda barındırdığına inanılıyor. Ama 6 eski yardım personeli ve analistin AP’ye açıklamasına göre, uçağa binmeden önce, Yemen’in kuzey bölgelerini kontrol eden Husi milislerden silahlı adamlar, havalimanının salonuna baskı yapmış ve bilgisayarlara el koymuştu. Söz konusu soruşturmacılar, bu saldırıdan zarar görmemişti, ancak yanlarında herhangi bir kanıt olmadan seyahat etmişti.
İsminin verilmesini istemeyen söz konusu 6 yetkiliye göre Husi milisler, isyancı gruba bağlı Dünya Sağlık Örgütü personelleri tarafından “yardım paralarında dolandırıcılık yapıldığının açığa çıkmasına dair endişe duydukları” hususunda bilgilendirilmişti.
Bu sahne, Yemenlileri 5 yıllık bir iç savaşın ortasında kendilerine bağışlanan gıda, ilaç ve paralardan mahrum bırakan yolsuzluğa karşı devam eden mücadelenin bir başka bölümü.
BM milisleri
BM’de devam eden iç soruşturmalara ve gizli belgelere aşina bazı isimlere göre, savaşın neden olduğu insani krizle başa çıkmak için gönderilen BM’ye bağlı 12 yardım çalışanı, ülkeye akın eden yardımların milyarlarca dolarıyla zenginleşmek için çeşitli taraflardan Husi milislerin saflarına katılmakla suçlanıyor.
Aynı şekilde Hamsa el-Kemali de “Savaşın ilk anından itibaren BM kuruluşlarının Husi milisleri destekleyerek savaşı beslediği ve uzattığına dair uyarı yapıyoruz. Bu raporun açıklamaları şok edici ve trajik” ifadelerini kullandı.
Anlaşma belirsizliği
AP, soruşturma belgelerine ulaştığını ve eski 8 yardım personeli ve iki hükümet yetkilisiyle görüşmeler gerçekleştirdiğini açıkladı. Ana fikir, WHO içerisindeki mali denetçilerin, vasıfsız kişilerin yüksek maaşlı pozisyonlara atanması, milyonlarca doların kurum personellerine ait kişisel banka hesaplarına yatırılması, uygun belgelerin bulunmadığı şüpheli anlaşmaların onaylanması ve tonlarca ilaç ve yakıtın Yemen dışındaki kuruluşlara bağışlanması iddialarına dair soruşturma yürütmesi etrafında dönüyor. 
Yemenli bir aktivist, yaptığı açıklamada, BM kuruluşları tarafından ortaya koyulan uygulamaların memnuniyetle karşılandığını, ancak bu memnuniyetin “iç savaşın başlamasından bu yana her iki çatışma tarafındaki yerel yetkililerin kasalarına giren veya kaybolan yardım programlarından temin edilmiş mallar ve fonlardaki milyarlarca doları takip etmek için” gerekli soruşturma düzeyinin gerisinde kaldığını ifade etti.
Geçen 3 ay boyunca internet üzerinden “Para nerede?” adıyla başlatılan bir kampanya çerçevesinde çok sayıda aktivist, yardımların şeffaflığına dair baskı yaptı. Aktivistler, BM’den ve uluslararası kuruluşlardan, 2015 yılından bu yana Yemen’e ödenen milyarlarca doların nereye gittiğini gösteren mali raporlar yayınlanmasını istedi. Geçen yıl da AP, uluslararası bağışçıların, Yemen’deki insani çabalar için 2 milyar dolar taahhüt ettiğini açıkladı.
BM, Yemen’de faaliyet yürüten programları ortaya koyan “Sonuçları açık hale getirin” adlı bir kampanyayla yanıt verdi. Ancak kampanya, yardım fonlarının nasıl harcandığına dair finansal raporlar sunmadı.
Aynı şekilde Bera Şiban, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenli aktivistler tarafından başlatılan kampanyanın haklı çıktığını, soruların meşru olduğunu ve BM ofislerinin, bazı kuruluşların personelleri tarafından yapılan yolsuzluğun net kanıtlarının varlığı dolayısıyla bu soruları cevaplayamadığını belirtti.
Bir köpeğe bakmakla sorumlu personeller
Soruşturmaya aşina 3 kaynağa göre Yemen’deki WHO ofisinin yürüttüğü bir soruşturma, 2016 yılından Eylül 2018’e kadar kuruluşa bağlı Sana ofisi başkanlığını yürüten İtalyan doktor Nevio Zagaria tarafından yanlış yönetilme iddiasıyla Kasım ayında başladı.
Soruşturmaya dair tek açıklama, 2018 yılında iç mali denetçilerin küresel faaliyetler hakkındaki yıllık bir raporun 37 sayfasında yapıldı. Rapor, Zagaria ismini ise kapsamıyor.
Mayıs ayında yayınlanan rapor, Yemen ofisinde yapılan mali ve idari kontrollerin “yetersiz” olduğu sonucuna vardı. Rapor ayrıca, atama prosedürlerinde usulsüzlükler yapıldığına ve uygulamalarda kontrol eksikliği olduğuna dikkati çekti.
Öte yandan WHO sözcüsü Tarık Jasarevic de soruşturma başlatıldığını doğruladı. Jasarevic, Zagaria’nın Eylül 2018’de emekli olduğunu ifade ederken, ancak AP’nin yayınladığına göre Zagaria’nın soruşturma altında olup olmadığını ne doğruladı ne de inkar etti.
Tarik Jasarevic, “İç Kontrol Hizmetleri Ofisi, şu anda gündeme getirilen tüm sorunları araştırıyor. Bu sürecin gizliliğine saygı göstermeliyiz. Belirli konuların ayrıntılara dair açıklama yapamıyoruz” şeklinde konuştu. Aynı şekilde Nevio Zagaria da AP’nin kendisine gönderdiği e-postaya yanıt vermedi.
Zagaria’nın, 20 yıldır WHO’da görev yaptığını hatırlatan Jasarevic, yetkilinin Filipinler’deki 4 yıllık görevinin ardından Aralık 2016’da Yemen’e geldiğini ifade etti.
İsminin verilmesini istemeyen 3 kaynağa göre Zagaria, daha önce Filipinler’de yanında çalışan 2 genç personeli işe aldı ve bu personellerin, yüksek maaşlı işlere terfi etmesini sağladı.
Biri Filipinli bir üniversite öğrencisi diğeri eski bir stajyer olan söz konusu 2 personelin tek işlerinin, Zagaria’nın köpeğine bakmak olduğu belirtildi. Yardım alanında çalışan eski bir çalışan, “Verimsiz olan, ancak yüksek maaşla çalışanlar iş kalitesini zayıflattı” dedi. İddiaya göre Zagaria, bir personel tarafından sunulan şüpheli sözleşmeleri de prosedürleri yerine getirmeden onayladı.
Husiler, BM ile çalışıyor
Belgeler, yerel şirketlerin WHO’ya bağlı Aden ofisine hizmet vermek üzere sözleşme yaptığını, daha sonra WHO’daki personellerin arkadaş ve akrabalarının işe alındığını, verilen hizmetler karşısında yüklü maaşların ödendiğini ortaya koydu. Belgelere göre bu şirketlerden birini sahibi, ofisin bir personeline nakit para teslim etti. Ofisin faaliyetlerine aşina dört kişi, Tamima el-Guli adlı bir WHO personelinin, en tehlikeli Husilerden biri olduğunu ifade etti. Kaynaklar, kendisinin dizüstü bilgisayarlarla seyahat ettiğini, sahte isimler kullandığını, kendi maaşlarının yanı sıra kişileri terfi ettirmek için de rüşvet aldığını belirtti. Kaynaklar, Tamima el-Guli’nin kocasının da Husiler arasında önde gelen bir üye olduğuna dikkati çekti.
Kaynaklara göre el-Guli, işten uzaklaştırıldı, ancak WHO’nun bir personeli olmaya devam ediyor. AP’nin kendisiyle iletişim kurma girişimlerine ise yanıt vermedi.
Doğrudan fonlar
WHO’nun prosedürlerine göre yardım fonları, kriz durumunda mal alım ve hizmet hızını artırmaya yönelik bir önlem olarak, doğrudan personel hesaplarına aktarılabilir. Bu çerçevede WHO yaptığı açıklamada, bu durumun Yemen’deki bankacılık sektörünün tam olarak faaliyet göstermediği göz önüne alındığında uzak bölgelerdeki faaliyetleri korumak için gerekli olduğunu belirtti.
Bu tür önlemler, acil durumlarla sınırlı olduğundan dolayı bu tür doğrudan transferler için harcama koşullarını belirtmeye gerek duyulmuyor. Bu bağlamda iç belgelere göre Zagaria, belirli personeller için 1 milyon dolarlık doğrudan fon transferini onayladı. Bununla birlikte, çoğu durumda da fonların nasıl harcandığı bilinmiyor.
Öte yandan iç belgelere ve yetkililerle yapılan görüşmelere göre, Zagaria’nın kontrolü altında faaliyet gösteren, WHO’ya bağlı Aden ofisi başkanı Ömer Zeyn de kişisel hesabında yüz binlerce dolarlık yardım fonu bulunduruyor. Zeyn ayrıca, bu fonun yarısından fazlasının ne için harcandığını da açıklayamıyor.
Yemen’in güneyindeki yardım faaliyetleri hakkında birinci elden bilgi sahibi 4 kişi, Zeyn’in Aden merkezli Yemen hükümetindeki Sağlık Bakanı’na resmi danışman olarak hizmet ettiğini, el-Mukelle şehrinde gıda programları yürütmek için BM ile 1,3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalayarak, kar amacı gütmeyen bir kuruluşu yönettiğini ifade etti. Kaynaklar, bu düzenlemelerin çıkar çatışmasına yol açtığını da söyledi.
Ömer Zeyn, AP’ye bu konuya dair açıklama yapmayı reddederken, Sağlık Bakanlığı’ndaki görevinden istifa ettiğini belirtti. Yolsuzluktan dolayı soruşturulup soruşturulmadığına ilişkin bir soruya da “Bu haberi size kim sızdırdıysa, bu soruyu cevaplayabilir” yanıtını verdi.
Darbeciler, BM araçlarını kullanıyor
WHO, Yemen’deki personelleri tarafından ihlallerin yapıldığı iddialarını araştıran tek BM kuruluşu değil. Soruşturmaya aşina 3 kaynağa göre, UNICEF de Husi bir yetkiliye kuruluşa ait aracını kullanma izni verdiğinden şüphelenilen Pakistanlı Horam Cavid’i soruşturuyor.
Bu durum, Husi yetkilisine Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyonun hava saldırılarından etkili bir şekilde koruma sağlamıştı. Zira UNICEF, çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla araç hareketleri hakkında koalisyona sürekli olarak bilgi verir.
Yardım alanında çalışan eski bir yetkiliye göre Cavid, Husilere ait güvenlik birimleriyle olan yakın bağlantısıyla biliniyor. UNICEF’in mali denetçilerinin ülkeye girişini önlemek için de bağlantılarını kullanıyor.
AP, konuya dair görüşmek için Cavid’e ulaşmaya çalıştı, ancak bu girişiminde başarısız oldu. Fakat UNICEF’e mensup yetkililer, devam eden soruşturmanın bir parçası olarak, soruşturma ekibinin bu iddiaları araştırmak için Yemen’e gittiğini belirtti. Yetkililer, Cavid’in bir başka ofise transfer edildiğini söylerken, yerini açıklamayı ise reddetti.
Birçok kişiye göre, BM ile her iki çatışma tarafından yerel yetkililer arasındaki ilişkiler, oldukça yaygın.
Personelleri takip etmek için izinler
Yemen’deki bir BM komitesi tarafından yayınlanan bir rapor, Husi makamların sürekli olarak yardım kuruluşlarına baskı yaptığını ve onlara yandaş atamaya zorladıklarını ortaya koydu.
Yetkililer, kaç personelin Husilere yardım sağlandığının bilinmediğini ifade ederken, son yıllarda yaşanan bazı olayların BM personellerinin Yemen’e sağlanacak yardımlara yönelik hırsızlık faaliyetlerine karıştığını gösterdiğini belirtti.
2016- 2017 yılları arasında yayınlanan bir BM raporu, Taiz vilayeti içindeki Husi milisler tarafından tıbbi edevat taşıyan kamyonların kaçırıldığı birçok olaya dikkati çekti. Aktarılana göre bu yardımlar, daha sonra Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyonla savaşan ya da Husi kontrolündeki bölgelerdeki milislere dağıtılmıştı.
Yetkililer ayrıca, bu durumların olaya maruz kalan tüm kuruluşlar açısından skandal olduğunu ve BM’nin tarafsızlığını baltaladığını vurguladı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.