Ürdün'deki basın özgürlüğü kıskaçta

Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkezinde günlük hayata dair bir kare (Getty Images)
Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkezinde günlük hayata dair bir kare (Getty Images)
TT

Ürdün'deki basın özgürlüğü kıskaçta

Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkezinde günlük hayata dair bir kare (Getty Images)
Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkezinde günlük hayata dair bir kare (Getty Images)

Ürdün’deki basın özgürlüğüne dair yayımlanan bir rapor, özgürlüklerde hafif bir iyileştirme ile birlikte gazetecilere yönelik kaydedilen ihlallerin sayısında bir düşüş yaşandığını gösterdi.
Ürdün Gazetecilerin Korunması ve Özgürlüğü Merkezi, basın özgürlüklerinin 2018 yılındaki durumuna dair raporunu, ‘Kıskaçtaki Özgürlük’ başlığıyla yayımladı. 68 ihlalin kaydedildiği raporda 2017 yılında gerçekleşen 173 ihlale göre kayda değer bir düşüş gözlemlendi.
Raporda belirtildiğine göre Ürdün’deki basın mensupları ile gazetecilerin çoğunluğu, basını düzenleyici mevzuatın, özgürlüklerinin ihlaline ve kısıtlanmasına katkı sağladığını düşünüyor. Bunun yanı sıra Ürdün hükümetinin özgür bir basın yaratma konusunda ciddi olmadığı yönünde bir kanaat söz konusu ki rapora göre bu, Ürdünlü gazetecilerin işlerini yaptıkları sırada özdenetim hali göstermelerine yol açıyor.
Basın kuruluşları ve süreklilik mücadelesi
Independent Arabia'dan Tarık Deylevani'ye konuşan Ürdün Gazetecilerin Korunması ve Özgürlüğü Merkezi Genel Müdürü Nidal Mansur’a göre, “Gazeteciler arasında halen yaygın olan düşünce ülkelerindeki özgürlüklerin gerilediği yönünde. Onlar hükümetlerin, kendilerine kısıtlama getirsinler diye mevzuatı seferber ettiklerini düşünüyor. Basın kuruluşları varlıklarını sürdürmek için pek çok zorlukla karşılaşırken ihlal biçimleri ve tarzları belirgin bir şekilde tekrarlanıyor. Kolluk kuvvetleri, oturma eylemleri ve gösterilerin yapıldığı yerlerde basın mensuplarına yönelik muamelesini iyileştirse ve emniyet görevlilerinin, gazetecilerin bağımsız yayın hakkını korumasını gerektiren ‘bir davranış kuralı’ olsa ihlaller azalır, oldukça önemli ve olumlu sonuçlar doğardı. Basın özgürlüğü, halen farklı görüşler, zıt yönelimler ve süregelen çekişmeler arasında sıkışmış durumda. Kral II. Abdullah’ın anayasal yetkilerini devralırken dile getirdiği, “Basın özgürlüğünün sınırları gökyüzüdür” sözünü hatırlatmakta fayda var. Gelgelelim bu ifade, hükümetler ve devlet organları tarafından pratik adımlara dönüştürülmedi.” 
2018 zor bir yıldı
Gazetecilerin Korunması ve Özgürlüğü Merkezi’nin peş peşe 18 yıl hazırladığı rapor, medya çalışanlarının meslekî koşulları ile siyasi ve ekonomik çevresini, bu alanı düzenleyen mevzuatı ve etkisini, Ürdün’ün uluslararası gereklilikleri ne derece yerine getirdiğini ve gayri resmi ve yarı resmi kuruluşların Ürdün medyasının durumuna bakışını inceledi.
Raporda belirtildiği üzere 2018, Ürdün ve özel olarak gazeteciler için kolay bir yıl olmadı. Nitekim ülke, zorlu ekonomik koşullara yönelik itirazların dile getirilerek ekonomik ve siyasi yaklaşımların değiştirilmesinin talep edildiği geniş çaplı gösterilere sahne oldu.
Rapora göre, “Ürdün’deki yasama yapısı, basın özgürlüklerine elverişli bir yapı değil. Hükümet, yalan ve çarpıtıcı haberleri, söylentileri, nefret söylemini ve kişilik gaspını internet ağı üzerindeki ifade özgürlüğünü kısıtlamak için bahane olarak kullandı. Hem de sosyal medya platformlarının ‘iyi yönde’ kullanımı ile karşılaştırmak suretiyle bu sorunların gerçek boyutuna bakmaksızın.”
Belirtmek gerekir ki Ürdünlü gazeteciler, mahkeme karşısına çıktıklarında şu üç yasaya maruz kalıyorlar: Siber suçlar yasası, ceza kanunu ve yayın yasası.
İletişim platformları, basın tekelini kırıyor
Gözlemciler, sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasının düşünce ve ifade özgürlüğünün tavanını yükselttiğini düşünüyor. Zira bu platformlar, basın otoritesine paralel bir baskı ve denetim aracı haline gelerek hükümetin bu alandaki kontrolünü kırmaya çalıştı.
Uzmanların kanaatine göre devlet, sosyal medyanın yaygın bir şekilde kullanılmasından tedirgin olmaya başladı ki bu, düşünce ve ifade özgürlüğü ile internet serbestîsi için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Bunun yanı sıra toplum da internet üzerinde dokunulmaz konular (tabular) ve din ile cinsiyet gibi hakkında konuşmanın zor olduğu kırmızıçizgilere dair ifade özgürlüğüne kayıtlamalar getirmektedir.
Medya okulları geleneksel gazetecilik sunuyor
Uzmanlar, medya okullarındaki eğitim sisteminin yalnızca geleneksel medyacılık eğitimi verilmesi sorunu ile uğraştığı kanaatinde. Ayrıca bu okullardan mezun olanlar, işgücü piyasasına girmeye hazır olmuyor ve basın kuruluşları da bu mezunlara yeterli eğitim sağlamıyor. Rapor, Ürdün medyasının, gazetecilerin yaşam güvenliğini de etkileyen mesleki sorunlarının, hükümetin basın üzerindeki kontrolü ile bağımsızlığını ortadan kaldırma girişimlerinden kaynaklandığı sonucuna varıyor. Üstelik editoryal politikalardaki mercilerin çeşitliliğinin yanı sıra basının genel anlamda iletişim araçları ve modern basın teknolojisinde meydana gelen büyük gelişimlere ayak uyduramaması da bunda etkilidir.
Otosansür
Gazetecilerin Korunması ve Özgürlüğü Merkezi’nin hazırladığı ve 2018 yılı raporuna eklediği anketin sonuçlarına göre ankete katılan basın mensuplarının yüzde 92’si çalıştıkları sırada otosansür uyguluyorlar. Yüzde 34’ü ise bilgiye erişim hakkının Ürdün’de hiçbir şekilde koruma altında olmadığını düşünüyor. Anket örnekleminin yüzde 82’si de hükümetin, gazetecilerin sorularına, farklı derecelerde olmakla birlikte karşılık vermeye devam ettiği kanaatinde.
Sonuçlar, 2018 yılında Ürdün’deki basın özgürlüklerinin durumunu tarif ederken gazetecilerin tutumlarının ve izlenimlerinin farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Nitekim basın özgürlüklerinin ‘iyi’ ve ‘orta’ olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 40 iken, ‘kabul edilebilir’ ve ‘düşük’ olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 58. Bununla birlikte kimse ‘mükemmel/çok iyi’ yorumunda bulunmadı.
Ankete katılanların yüzde 61’i, hükümetin özgür bir basın yaratma konusunda ciddi olmadığına inanıyor. 76’lık bir kesim de Ürdün’de basını düzenleyen mevzuatın basın özgürlüğüne bir sınırlama getirdiğini dile getiriyor. Siber suçlar kanununu düzenleyen yasa tasarısı ise örneklemdeki gazetecilerin yüzde 77’sinin itirazına uğradı.
Rakamlarla ihlaller
Geçen yıl gazeteciler hakkında 68 ihlal kaydedildi. Basın özgürlüğü ve basın mensuplarının hakkına yönelik tecavüzler alanında tanık olunan ve tüm medya varlığını hedef alan 8’i bireysel, 3’ü kitlesel olmak üzere 11 ihlal vakası belgelendirildi. Gazetecilere uygulanan ve onları Dört Yol bölgesindeki halk eylemlerini görüntülemekten men eden baskı, bu ihlal vakaları arasında ön sıralarda yer alıyor.
Görüntüleme yasağı, şiddetli ve aşağılayıcı muamele ile bedensel saldırı, en belirgin ihlaller arasında. Bununla birlikte özgürlükten alıkoyma, baskı, iş malzemelerine saldırı, keyfî tutuklama ve işkence ile tehdit de önemli ihlaller olarak görülüyor.
Raporda Ürdün’de güvenlik güçlerinin basın özgürlüğüne yönelik saldırılarının, 2018 yılında belgelendirilen tüm ihlallerin yüzde 63.6’sını oluşturduğu belirtildi.
Ürdün’de basın özgürlüğü alanında faaliyet yürütenler, şu beş yasanın değiştirilmesini talep ediyor: Basın ve Yayın Yasası, Ceza Kanunu, Devlet Güvenliği Mahkemesi Kanunu, Terörü Önleme Yasası ve Siber Suçlar Yasası. Bu doğrultuda özellikle de elektronik yayınların ruhsatlandırılmasını gerektiren Yayın Yasası’nın 49/a/1 maddesinin yürürlükten kaldırılması isteniyor. Buna ek olarak 49. Maddenin (C) fırkasının da iptal edilmesi talep ediliyor. Bu fıkra, internet sitelerinde yayınlanan yorumları, sitenin yorumcusu, editörü ve sahibine sorumluluk yükleyen bir basın meselesi olarak kabul ediyor.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.