Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
TT

Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından süpriz bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada Hizbullah’ın Lübnanlı üç önemli siyasi ismi; Hizbullah üyelerinin yer aldığı "Direniş Bloğu" lideri Muhammed Hasan Raad ve milletvekili Emin Şeri ile Hizbullah’ın güvenlik işlerini yürütmekten sorumlu İrtibat ve Koordinasyon Birimi Başkanı Vafik Safa’nın yaptırımlar listesine eklendiği bildirildi.
Hizbullah’ın ana finansörü olan İran’a yönelik ekonomik yaptırımların arttığı bir dönemde, örgütün üyelerinin maaşlarını ödemek için nakit akışını nereden sağladığı ve her gün önemli ölçüde finansman gerektiren günlük faaliyetlerini nasıl karşıladığına yönelik soru işaretleri bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İslami Direnişi Destekleme Kurulu’nun 30’uncu kuruluş yıldönümü olan 8 Mart 2019’da yaptığı konuşmada bu soruların yanıtını şöyle vermektedir;”Bazıları bu direnişin, başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere bazı dostların ya da finansörlerin yardımları aile ayakta durduğunu zannediyorlar. Ama aslında büyük ölçüde insanların desteğine dayanıyor. Burada insanlar ile anne ve babaları, öğrencileri, yıl boyunca her sabah direniş kumbaralarına harçlıklarının bir bölümünü atan şehitlerin çocuklarını kastediyorum”.
Hizbullah’ın gelirleri hala yüksek
Nasrallah ayrıca, bu desteğin direnişin büyük finansal imkanlara sahipmiş gibi göründüğü dönemlerde bile devam ettiğini de ekledi.
Hasan Nasrallah her ne kadar yandaşlarına cihadın bir türü olarak bağış yapmaları çağrısında bulunarak bu yaptırımlara karşı kendini savunmaya çalışan biri gibi görünmek istese de kaynaklar, örgütün gelirlerinin hala yüksek olduğuna ve ABD yaptırımlarının onu etkilemiş olsa bile bu etkinin çok sınırlı olduğunu düşünmektedir.
Hizbullah seksenli yıllardan itibaren; Cihad İnşaat, Kard el-Hasan, Niyye el-Hasana Yardım Derneği gibi kendisine finans sağlayacak kurumlar tesis etmeye başladı. Söz konusu yardım derneği, Kard el-Hasan’a bağlıydı ve ABD topraklarında faaliyet göstererek Hizbullah için finansal bir altyapı oluşturulması konusunda temel rol oynamıştı. Ama 2007 yıında ABD Hazine Bakanlığı, kendisini Hizbullah’ın işleri için bir vitrin olarak kullandığı bir kurum sayarak yasaklamıştı. O dönemde bu derneğin başında Hüseyin el-Şami vardı.
Hizbullah’ın para transfer etme yöntemleri
Independent Arabia'dan Sevsen Mehanna'ya konuşan gözlemci bir kaynak; Hizbullah’ın İran, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde elde ettiği geliri Lübnan’a Beyrut Uluslararası Havalimanı ya da karadan Suriye aracılığı ile transfer ettiğini belirterek; "ABD’nin periyodik olarak yayınladığı yaptırım listesini takip edip kurum ve şahısların bağlı oldukları ülkeleri gözlemlediğimizde dünyada coğrafi olarak çok geniş mesafeleri kapladığını görürüz. Yani Hizbullah finansman konusunda sadece İran’a güvenmemektedir. Yine Hizbullah, para transferlerinde havale ya da banka hesaplarını kullanmamaktadır. Hizbullah’a bağlı milletvekilleri ve bakanlara bile maaşları Lübnan devleti tarafından elden ödenmektedir. Bu bilinen bir şeydir. Bu yüzden milletvekillerini hedef alan ABD yaptırımlarının ardından Nasrallah’ın yaptığı son konuşmaya dönersek şöyle dediğini görürüz;”Bizim ve kardeşlerimiz açısından bu, bizim ile onlar arasındaki savaşın bir parçasıdır. Kardeşlerimizin bankalarda tek bir kuruşları bile yoktur.”
Yaptırımlar hala istenen etkide değil
2016 yılının nisan ayında yayınlanan ve geçmişte yaptırımların kapsadığı ülkelerin ve kişilerin adlarının yer aldığı listeye dönersek şu şekilde olduğunu görürüz:
Abdullah Muhammed Yusuf, Esad Ahmed Berekat (Brezilya), Hatem Ahmed Berekat ve Fayez Muhammed Berekat (Paraguay), Barakat İhracat ve İthalat Şirketi (Şili), Ali Zuayter (Çin), Aero Skyone Co. Limited Şirketi (Hong Kong), İnma Mühendislik ve Müteahhitlik Grubu (Lübnan), Yusr Kurumu (Lübnan), Amigo Süpermarket (Lübnan), Byblos Tourism and Travel Agency Şirketi (Lübnan), Fastlink, Page Galeri, Goodwill Charitable Yardım Kurumu (ABD), İslami Direnişi Destekleme Kurulu (Lübnan), Cihad İnşaat Şirketi (Lübnan), Şehit Şirketi (Lübnan), Kerba Süpermarket ve Hişam Namr Hanafer (Gambiya), Kamil Amhaz (Lübnan), Tajco Şirketi (Lübnan), Wonder World Tatil Beldesi (Nijerya), Kasım Alik (Lübnan), Ali Atvi (Lübnan), Ali Musa Dakuk el-Musavi (Lübnan), Muhammed Cabur (Irak).
Bu liste eğer bir şeye işaret ediyorsa o da Hizbullah’ın gelir kaynaklarının, finasörlerinin ve uyruklarının çeşitliliğidir. Yani ABD, Hizbullah’ın bir kolunu kesmeyi başarsa bile dünyanın birçok yerine yayılmış olan diğer kollarının hepsini kesmesi mümkün değildir. Bu nedenle ABD doğrudan milletvekillerine yaptırım uygulamaya yönelmiştir. ABD yönetimi de kendi içinde yaptırımların hala istenen etkide olmadığını çok iyi bilmektedir.
Hizbullah’ın finansman hareketleri
Bilgi aldığımız kaynak şunu da ekledi:”Latin Amerika ülkeleri özellikle de Kolombiya, Venezuela, Meksika ve Paraguay yanında Kongo Cumhuriyeti ve Benin Cumhuriyeti başta olmak üzere Afrika ülkeleri Hizbullah’ın finansman hareketlerinde çok önemli noktalar sayılmaktadır. Örgüt kara para aklamadan uyuşturucu kaçakçılığına büütn faaliyetlerini bu ülkelerde yürütmektedir. Elde edilen gelirlerin transferi ise havayolu ile – bilindiği gibi kara, deniz ve hava sınır noktaları onların kontrolü altında- ya da Beyrut ve Şam arasındaki uluslararası karayolu aracılığıyla karadan gerçekleşmektedir. Silah ve roketleri bile Lübnan’a nakletmeyi başaran Hizbullah, paralarını nakletmekte mi aciz kalacak?”
Ardından sözlerini şu şekilde sürdürdü:
”Aynı şekilde örgüt, Suriye topraklarındaki varlığından da maddi bir gelir elde etmektedir. Suriye’yi Lübnan’a bağlayan bütün sınır noktaları yanında pazarları  ve bölgeleri de kontrol etmektedir.  Oradan gelen raporlar da bunu kanıtlamaktadır.  Nitekim Suriye’deki el-Kuseyr bölgesinde yerli halk evlerinden ve topraklarından kovularak bütün her şey Hizbullah’a verilmiştir.”
En güçlü gölge adamlardan: Alex Saab
Kaynağın verdiği bu bilgiler, Kolombiyalı El Tiempo ve Panamalı Panam Post vb. Latin gazetelerinde 14 Ekim 2018 tarihinde “ABD ve İsrail, Maduro’nun birinci adamının Hizbullah ile dostluğunu deşifre etti” başlığı altında yapılan haberler ile uyuşmaktadır. Haberlere konu olan kişi; soruşturmaların Venezuela Başkanı Maduro ile ilişkisi olduğunu deşifre ettiği hatta  Maduro’nun birinci adamı olduğu söylenen Kolombiyalı işadamı Alex Saab’tı. Başsavcılık Ofisi ile Dijin yani Kolombiya İnterpolü’nün 2 yıla uzanan soruşturmaları, Saab ve kardeşleri Emin ve Louis’in kumaş ticareti yaptıklarını ama bunun bir vitrinden ibaret olduğunu ortaya çıkardı. Yine soruşturmalardan elde edilen bilgilere göre; Saab 2011-2014 yılları arasında Kanada, İngiltere, ABD ve Venezuela arasında çok büyük miktarda para transferleri gerçekleştirmiş ve Kolombiya’nın başkenti Bogota’daki ticari faaliyetlerini oldukça kazançlı olmasına rağmen 2016 yılında tamamen sona erdirmiş.
Görünüşe bakılırsa; Kolombiya Başsavcılık Ofisi, kara para aklama faaliyetleri ile ilgili soruşturmanın kalbinde yer alıyordu. Ama soruşturmaların derinleşmesi; Yerel Tedarik ve Üretim Komitesi’nin hazırladığı Venezuela hükümet programının yaptığı yiyecek ithalatından ek bir ücret karşılığında yasadışı bir şekilde faydalananlardan biri olduğu gerekçesi ile Saab’ın da kovuşturmaya maruz kalmasına yol açtı. Soruşturma sonucunda Saab’ın, görüşmelerin ardından Maduro’nun imzasını taşıyan bir anlaşma ile Venezuela’ya 200 milyon ABD doları değerinde hem de ek bir ücret ile gıda madddesi sattığını ortaya çıktı. Ayrıca Hizbullah ile ilişkisi de deşifre edilen Alex Saab, Venezuela’daki en güçlü gölge adamlardan biri sayılıyor ve bu yüzden de hakkında herhangi bir yayın yapılması yasak.
Alex Saab hakkındaki soruşturma, onun faaliyetleri ile Bumeran Chavez adlı kitabta yer verilen bilgilerin birbiri ile uyuştuğunu ortaya çıkardı. Bu kitapta; 2007 yılında o dönemde Venezuela Dışişleri Bakanı Maduro ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah arasında Şam’da gerçekleşen toplantıda hazır bulunan Venezuela Maliye Bakanı Yardımcısı, Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Bankası (Bandes) Başkanı Rafael İsa’nın tanıklığına yer verildi. Rafael İsa’nın anlattığına göre; Maduro ile Nasrallah bu toplantıda, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, silah yardımı, Hizbullah üyelerine Venezuela pasaportu verme ve bu Şii radikal örgütün Venezuela’da hücreler inşa etmesine kadar bir dizi konuda anlaşmalar imzalamış.
Gazete ayrıca Venezuela’nın Hizbullah ile birlikte Gazi Nasıruddin (örgüt içindeki kod adı Ebu Ali) meselesinde de işbirliği yaptığını da belirtti. Nasıruddin 2008 yılında ABD Hazine Bakanlığı ve Interpol tarafından aranıyordu. Kendisi Şam’daki Venezuela Büyükelçiliği’nde maslahatgüzarlık görevinde bulunmuş ardından da Venezuela’nın Lübnan Büyükelçiliği’nde Siyasi İşler Müdürü görevini yürütmüştü. Daha sonra Brezilya’da görülen Nasıruddin,  kaynakların 2015 yılında Brezilyalı Veja dergisine verdiği bilgilere göre; teröristlerin gerçek kimliğini gizlemek için Venezuela tarafından sağlanan orjinal pasaportların üretim ve dağıtımını yapan bir ağ kurmuştu.
Tarık el-Aissami kimdir?
Tarıck el- Aissami; Suriye kökenli, Venezuela devlet başkanının eski yardımcısı ve sanayi bakanıdır. Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanmasının ardından ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nun (ICE) yayınladığı 10 kaçak ve arananlar listesinde onun adı da eklenmiştir.
Venezuela ile ilgili güvenlik meselelerinde uzman Martin Rodel kendisini; “El- Aissami, ABD’nin ulusal güvenliği için son derece tehlikeli birisidir. Kendisi bir yandan geleneksel bir uyuşturucu kaçakçısı bir yandan da Hizbullah ile ilişkisi olan biridir” diye tarif etmektedir. Yapılan soruşturmalar; el- Aissami’nin örgütünün, Hizbullah’ın Avrupa’da yönettiği uyuşturucu ağının ana tedarikçilerinden biri olduğunu deşifre etti.
Martin Rodel;” Bu uyuşturucudan elde edilen gelirler, Hizbullah’ın sahip olduğu finansman kaynaklarının bir parçası haline geliyor ve terör saldırılarından İsrail’e yönelik saldırılara farklı faaliyetlerde kullanılıyor” diye ekledi.
El- Aissami’nin faaliyetleri sadece terör ve teröristlere diplomatik pasaportlar sağlamak ile sınırlı görünmemektedir. Bilakis Venezuela’dan uyuşturucu sevkiyatını da kolaylaştırmaktadır. ABD Hazine Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre; el- Aissami, Venezuela limanlarından ayrılan uyuşturucu yolları yanında hava üssünden kalkan uçakları da kontrol ediyordu.
Yıllar içinde Tarık el-Aissami; İslamcı militanları Venezuela ve komşu ülkelere getirmek, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya yasadışı finansman transferi için bir terör hattı gibi çalışan farklı düzeylerde bir finans ağı inşa etti. ABD’ye göre; Venezuela ile dünyanın farklı ülkelerindeki en az 12 şirket bu uyuşturucu kaçakçılık ağının bir parçasıydı.
El- Aissami ailesinin şubeleri var
İstihbarat kaynakları; Tarık’ın kardeşi Firas el-Aissami’nin, aralarında Arap kökenli vatandaşların Venezuela’ya girişlerini sağlamak gibi bir dizi faaliyetin sorumluluğunu üstlendiğini ortaya çıkardı.
Bu ağ içerisindeki en önemli kişi ise Tarık’ın kuzeni Husam el-Aissami’dir. Venezuela’nın Ürdün Büyükelçiliği’nde danışman sıfatıyla çalışan Husam, Hizbullah ile ilişkisi olan kişilere pasaport ve vize sağlama konusunda  aktif bir rol oynamaktadır.
Son olarak Tarıck’ın kızkardeşi, Venezuela’nın Hollanda Büyükelçisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Venezuela’yı temsil eden Hayfa el-Aissami de vardır. Hayfa, Maduro diktatörlüğüne karşı daha fazla soruşturma açılmasını engellemek için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile ilişkilerle ilgilenmektedir.
Maduro yalanlıyor
Haftalık Venezuela dergisi, 12 Temmuz’da yayınladığı sayısında; Maduro, bakanlarından birinin Hizbullah ile ilişki içinde olduğunu yalanlıyor başlığı altında Venezuela Devlet Başkanı’nın şu açıklamasına yer verdi:”Ben Tarık el-Aissami’yi çok iyi tanıyorum. Hayatı boyunca Hizbullah’tan hiç kimse ile bir ilişkisi olmadı.”
İspanyol ABC kanalı ise 7 Temmuz’da yayınladığı haberde; Hizbullah’ın uyuşturcu ticareti ve kaçakçılığına katılmasını kolaylaştırmaktan, içişleri ve adalet bakanlığı yaptığı 2008-2012 yılları arasında örgüt üyeleri ile diğer radikal unsurlara pasaport ve vize sağlayarak Hizbullah’ın Venezuela’ya girip yerleşmesinden sorumlu kişi olarak Tarık el-Aissami’nin defalarca soruşturmaya çağrıldığını duyurdu.
Aktif hücreler
Foreign Policy’nin 9 Şubat 2019’da Hezbollah Is in Venezuela to Stay başlığı altında yayımladığı raporda; ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki mevcut istikrarsız durum, terörist grupların özellikle de Hizbullah’ın varlığı ve Trump yönetiminin Venezuela’da Hizbullah’ın aktif hücreleri olduğunu düşündüğü ile ilgili soruya verdiği yanıta yer verildi:”İranlılar Venezuela halkını etkiliyorlar çünkü Hizbullah, Tahran tarafından eğitilmiş, donatılmış ve finanse edilmiştir.”
Foreign Policy’nin raporu; Hizbullah’ın Venezuela’ya ait, çok sayıda Lübnanlı Şii’nin ikamet ettiği Margarita adasını üs esindiğini ve Hugo Chavez döneminden  başlayarak Madoru’ya kadar 20 yıl boyunca adada kendisine bir altyapı oluşturduğunu da eklemektedir.
Kokain kaçakçılığı halkası
Hizbullah’ın Venezuela’da uzun bir tarihi vardır. Geçen yüzyılın ilk 10 yılında kokain kaçakçılığı halkası, Hizbullah’a bağlı bir Lübnanlı vatandaş olan Şükri Harb’ın yönetimi altında oldukça aktifti. Lakabı Taliban olan Şükri Harb; Arjantin, Paraguay ile Brezilya sınırlarının birleştiği ve kötü bir şöhrete sahip, neredeyse kanunsuz bir bölge sayılan üçlü sınır bölgesinde faaliyet gösteren bir uyuşturucu tüccarı, kara para aklayıcısıydı.
Bu bilgilerden yola çıkarak; Hizbullah’ın gelecekte artık İran’ın desteğine ihtiyaç duymamasını sağlayacak ve finansal bağımsızlık temin edecek geniş bir ilişkiler ağına sahip olduğu söylenebilir.
Nitekim bunu bizzat Hasan Nasrallah dillendirmiştir:”Bunu daha önce bir iç toplantıda belirtmiştim. Bir kez daha ve bu kez canlı yayında dillendirmemin iyi olacağını düşünüyorum. Ben 2 ay önce televizyondan insanlara gelin Yemenli çocuklar için bağış toplayalım demedim. İnternet siteleri, Nur radyo kanalı ve sosyal medya ağları böyle bir kampanya başlatmışlar. Birkaç hafta içerisinde Lübnan gibi küçük ve zor koşullar altında yaşayan bir ülkede 2 milyon dolar bağış toplamışlar. Ben sadece bu parayı alıp Yemen’de ilgili kişilere teslim ettim.”
Son olarak; Latin Amerikalı gazetelerden biri 10 Nisan’da şu başlığı taşıyan bir yazı yazı yayınlamıştı:
“Maduro devrilmedikçe Hizbullah’ın Venezuela’daki varlığı sona ermeyecektir.”



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.