Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
TT

Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından süpriz bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada Hizbullah’ın Lübnanlı üç önemli siyasi ismi; Hizbullah üyelerinin yer aldığı "Direniş Bloğu" lideri Muhammed Hasan Raad ve milletvekili Emin Şeri ile Hizbullah’ın güvenlik işlerini yürütmekten sorumlu İrtibat ve Koordinasyon Birimi Başkanı Vafik Safa’nın yaptırımlar listesine eklendiği bildirildi.
Hizbullah’ın ana finansörü olan İran’a yönelik ekonomik yaptırımların arttığı bir dönemde, örgütün üyelerinin maaşlarını ödemek için nakit akışını nereden sağladığı ve her gün önemli ölçüde finansman gerektiren günlük faaliyetlerini nasıl karşıladığına yönelik soru işaretleri bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İslami Direnişi Destekleme Kurulu’nun 30’uncu kuruluş yıldönümü olan 8 Mart 2019’da yaptığı konuşmada bu soruların yanıtını şöyle vermektedir;”Bazıları bu direnişin, başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere bazı dostların ya da finansörlerin yardımları aile ayakta durduğunu zannediyorlar. Ama aslında büyük ölçüde insanların desteğine dayanıyor. Burada insanlar ile anne ve babaları, öğrencileri, yıl boyunca her sabah direniş kumbaralarına harçlıklarının bir bölümünü atan şehitlerin çocuklarını kastediyorum”.
Hizbullah’ın gelirleri hala yüksek
Nasrallah ayrıca, bu desteğin direnişin büyük finansal imkanlara sahipmiş gibi göründüğü dönemlerde bile devam ettiğini de ekledi.
Hasan Nasrallah her ne kadar yandaşlarına cihadın bir türü olarak bağış yapmaları çağrısında bulunarak bu yaptırımlara karşı kendini savunmaya çalışan biri gibi görünmek istese de kaynaklar, örgütün gelirlerinin hala yüksek olduğuna ve ABD yaptırımlarının onu etkilemiş olsa bile bu etkinin çok sınırlı olduğunu düşünmektedir.
Hizbullah seksenli yıllardan itibaren; Cihad İnşaat, Kard el-Hasan, Niyye el-Hasana Yardım Derneği gibi kendisine finans sağlayacak kurumlar tesis etmeye başladı. Söz konusu yardım derneği, Kard el-Hasan’a bağlıydı ve ABD topraklarında faaliyet göstererek Hizbullah için finansal bir altyapı oluşturulması konusunda temel rol oynamıştı. Ama 2007 yıında ABD Hazine Bakanlığı, kendisini Hizbullah’ın işleri için bir vitrin olarak kullandığı bir kurum sayarak yasaklamıştı. O dönemde bu derneğin başında Hüseyin el-Şami vardı.
Hizbullah’ın para transfer etme yöntemleri
Independent Arabia'dan Sevsen Mehanna'ya konuşan gözlemci bir kaynak; Hizbullah’ın İran, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde elde ettiği geliri Lübnan’a Beyrut Uluslararası Havalimanı ya da karadan Suriye aracılığı ile transfer ettiğini belirterek; "ABD’nin periyodik olarak yayınladığı yaptırım listesini takip edip kurum ve şahısların bağlı oldukları ülkeleri gözlemlediğimizde dünyada coğrafi olarak çok geniş mesafeleri kapladığını görürüz. Yani Hizbullah finansman konusunda sadece İran’a güvenmemektedir. Yine Hizbullah, para transferlerinde havale ya da banka hesaplarını kullanmamaktadır. Hizbullah’a bağlı milletvekilleri ve bakanlara bile maaşları Lübnan devleti tarafından elden ödenmektedir. Bu bilinen bir şeydir. Bu yüzden milletvekillerini hedef alan ABD yaptırımlarının ardından Nasrallah’ın yaptığı son konuşmaya dönersek şöyle dediğini görürüz;”Bizim ve kardeşlerimiz açısından bu, bizim ile onlar arasındaki savaşın bir parçasıdır. Kardeşlerimizin bankalarda tek bir kuruşları bile yoktur.”
Yaptırımlar hala istenen etkide değil
2016 yılının nisan ayında yayınlanan ve geçmişte yaptırımların kapsadığı ülkelerin ve kişilerin adlarının yer aldığı listeye dönersek şu şekilde olduğunu görürüz:
Abdullah Muhammed Yusuf, Esad Ahmed Berekat (Brezilya), Hatem Ahmed Berekat ve Fayez Muhammed Berekat (Paraguay), Barakat İhracat ve İthalat Şirketi (Şili), Ali Zuayter (Çin), Aero Skyone Co. Limited Şirketi (Hong Kong), İnma Mühendislik ve Müteahhitlik Grubu (Lübnan), Yusr Kurumu (Lübnan), Amigo Süpermarket (Lübnan), Byblos Tourism and Travel Agency Şirketi (Lübnan), Fastlink, Page Galeri, Goodwill Charitable Yardım Kurumu (ABD), İslami Direnişi Destekleme Kurulu (Lübnan), Cihad İnşaat Şirketi (Lübnan), Şehit Şirketi (Lübnan), Kerba Süpermarket ve Hişam Namr Hanafer (Gambiya), Kamil Amhaz (Lübnan), Tajco Şirketi (Lübnan), Wonder World Tatil Beldesi (Nijerya), Kasım Alik (Lübnan), Ali Atvi (Lübnan), Ali Musa Dakuk el-Musavi (Lübnan), Muhammed Cabur (Irak).
Bu liste eğer bir şeye işaret ediyorsa o da Hizbullah’ın gelir kaynaklarının, finasörlerinin ve uyruklarının çeşitliliğidir. Yani ABD, Hizbullah’ın bir kolunu kesmeyi başarsa bile dünyanın birçok yerine yayılmış olan diğer kollarının hepsini kesmesi mümkün değildir. Bu nedenle ABD doğrudan milletvekillerine yaptırım uygulamaya yönelmiştir. ABD yönetimi de kendi içinde yaptırımların hala istenen etkide olmadığını çok iyi bilmektedir.
Hizbullah’ın finansman hareketleri
Bilgi aldığımız kaynak şunu da ekledi:”Latin Amerika ülkeleri özellikle de Kolombiya, Venezuela, Meksika ve Paraguay yanında Kongo Cumhuriyeti ve Benin Cumhuriyeti başta olmak üzere Afrika ülkeleri Hizbullah’ın finansman hareketlerinde çok önemli noktalar sayılmaktadır. Örgüt kara para aklamadan uyuşturucu kaçakçılığına büütn faaliyetlerini bu ülkelerde yürütmektedir. Elde edilen gelirlerin transferi ise havayolu ile – bilindiği gibi kara, deniz ve hava sınır noktaları onların kontrolü altında- ya da Beyrut ve Şam arasındaki uluslararası karayolu aracılığıyla karadan gerçekleşmektedir. Silah ve roketleri bile Lübnan’a nakletmeyi başaran Hizbullah, paralarını nakletmekte mi aciz kalacak?”
Ardından sözlerini şu şekilde sürdürdü:
”Aynı şekilde örgüt, Suriye topraklarındaki varlığından da maddi bir gelir elde etmektedir. Suriye’yi Lübnan’a bağlayan bütün sınır noktaları yanında pazarları  ve bölgeleri de kontrol etmektedir.  Oradan gelen raporlar da bunu kanıtlamaktadır.  Nitekim Suriye’deki el-Kuseyr bölgesinde yerli halk evlerinden ve topraklarından kovularak bütün her şey Hizbullah’a verilmiştir.”
En güçlü gölge adamlardan: Alex Saab
Kaynağın verdiği bu bilgiler, Kolombiyalı El Tiempo ve Panamalı Panam Post vb. Latin gazetelerinde 14 Ekim 2018 tarihinde “ABD ve İsrail, Maduro’nun birinci adamının Hizbullah ile dostluğunu deşifre etti” başlığı altında yapılan haberler ile uyuşmaktadır. Haberlere konu olan kişi; soruşturmaların Venezuela Başkanı Maduro ile ilişkisi olduğunu deşifre ettiği hatta  Maduro’nun birinci adamı olduğu söylenen Kolombiyalı işadamı Alex Saab’tı. Başsavcılık Ofisi ile Dijin yani Kolombiya İnterpolü’nün 2 yıla uzanan soruşturmaları, Saab ve kardeşleri Emin ve Louis’in kumaş ticareti yaptıklarını ama bunun bir vitrinden ibaret olduğunu ortaya çıkardı. Yine soruşturmalardan elde edilen bilgilere göre; Saab 2011-2014 yılları arasında Kanada, İngiltere, ABD ve Venezuela arasında çok büyük miktarda para transferleri gerçekleştirmiş ve Kolombiya’nın başkenti Bogota’daki ticari faaliyetlerini oldukça kazançlı olmasına rağmen 2016 yılında tamamen sona erdirmiş.
Görünüşe bakılırsa; Kolombiya Başsavcılık Ofisi, kara para aklama faaliyetleri ile ilgili soruşturmanın kalbinde yer alıyordu. Ama soruşturmaların derinleşmesi; Yerel Tedarik ve Üretim Komitesi’nin hazırladığı Venezuela hükümet programının yaptığı yiyecek ithalatından ek bir ücret karşılığında yasadışı bir şekilde faydalananlardan biri olduğu gerekçesi ile Saab’ın da kovuşturmaya maruz kalmasına yol açtı. Soruşturma sonucunda Saab’ın, görüşmelerin ardından Maduro’nun imzasını taşıyan bir anlaşma ile Venezuela’ya 200 milyon ABD doları değerinde hem de ek bir ücret ile gıda madddesi sattığını ortaya çıktı. Ayrıca Hizbullah ile ilişkisi de deşifre edilen Alex Saab, Venezuela’daki en güçlü gölge adamlardan biri sayılıyor ve bu yüzden de hakkında herhangi bir yayın yapılması yasak.
Alex Saab hakkındaki soruşturma, onun faaliyetleri ile Bumeran Chavez adlı kitabta yer verilen bilgilerin birbiri ile uyuştuğunu ortaya çıkardı. Bu kitapta; 2007 yılında o dönemde Venezuela Dışişleri Bakanı Maduro ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah arasında Şam’da gerçekleşen toplantıda hazır bulunan Venezuela Maliye Bakanı Yardımcısı, Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Bankası (Bandes) Başkanı Rafael İsa’nın tanıklığına yer verildi. Rafael İsa’nın anlattığına göre; Maduro ile Nasrallah bu toplantıda, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, silah yardımı, Hizbullah üyelerine Venezuela pasaportu verme ve bu Şii radikal örgütün Venezuela’da hücreler inşa etmesine kadar bir dizi konuda anlaşmalar imzalamış.
Gazete ayrıca Venezuela’nın Hizbullah ile birlikte Gazi Nasıruddin (örgüt içindeki kod adı Ebu Ali) meselesinde de işbirliği yaptığını da belirtti. Nasıruddin 2008 yılında ABD Hazine Bakanlığı ve Interpol tarafından aranıyordu. Kendisi Şam’daki Venezuela Büyükelçiliği’nde maslahatgüzarlık görevinde bulunmuş ardından da Venezuela’nın Lübnan Büyükelçiliği’nde Siyasi İşler Müdürü görevini yürütmüştü. Daha sonra Brezilya’da görülen Nasıruddin,  kaynakların 2015 yılında Brezilyalı Veja dergisine verdiği bilgilere göre; teröristlerin gerçek kimliğini gizlemek için Venezuela tarafından sağlanan orjinal pasaportların üretim ve dağıtımını yapan bir ağ kurmuştu.
Tarık el-Aissami kimdir?
Tarıck el- Aissami; Suriye kökenli, Venezuela devlet başkanının eski yardımcısı ve sanayi bakanıdır. Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanmasının ardından ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nun (ICE) yayınladığı 10 kaçak ve arananlar listesinde onun adı da eklenmiştir.
Venezuela ile ilgili güvenlik meselelerinde uzman Martin Rodel kendisini; “El- Aissami, ABD’nin ulusal güvenliği için son derece tehlikeli birisidir. Kendisi bir yandan geleneksel bir uyuşturucu kaçakçısı bir yandan da Hizbullah ile ilişkisi olan biridir” diye tarif etmektedir. Yapılan soruşturmalar; el- Aissami’nin örgütünün, Hizbullah’ın Avrupa’da yönettiği uyuşturucu ağının ana tedarikçilerinden biri olduğunu deşifre etti.
Martin Rodel;” Bu uyuşturucudan elde edilen gelirler, Hizbullah’ın sahip olduğu finansman kaynaklarının bir parçası haline geliyor ve terör saldırılarından İsrail’e yönelik saldırılara farklı faaliyetlerde kullanılıyor” diye ekledi.
El- Aissami’nin faaliyetleri sadece terör ve teröristlere diplomatik pasaportlar sağlamak ile sınırlı görünmemektedir. Bilakis Venezuela’dan uyuşturucu sevkiyatını da kolaylaştırmaktadır. ABD Hazine Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre; el- Aissami, Venezuela limanlarından ayrılan uyuşturucu yolları yanında hava üssünden kalkan uçakları da kontrol ediyordu.
Yıllar içinde Tarık el-Aissami; İslamcı militanları Venezuela ve komşu ülkelere getirmek, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya yasadışı finansman transferi için bir terör hattı gibi çalışan farklı düzeylerde bir finans ağı inşa etti. ABD’ye göre; Venezuela ile dünyanın farklı ülkelerindeki en az 12 şirket bu uyuşturucu kaçakçılık ağının bir parçasıydı.
El- Aissami ailesinin şubeleri var
İstihbarat kaynakları; Tarık’ın kardeşi Firas el-Aissami’nin, aralarında Arap kökenli vatandaşların Venezuela’ya girişlerini sağlamak gibi bir dizi faaliyetin sorumluluğunu üstlendiğini ortaya çıkardı.
Bu ağ içerisindeki en önemli kişi ise Tarık’ın kuzeni Husam el-Aissami’dir. Venezuela’nın Ürdün Büyükelçiliği’nde danışman sıfatıyla çalışan Husam, Hizbullah ile ilişkisi olan kişilere pasaport ve vize sağlama konusunda  aktif bir rol oynamaktadır.
Son olarak Tarıck’ın kızkardeşi, Venezuela’nın Hollanda Büyükelçisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Venezuela’yı temsil eden Hayfa el-Aissami de vardır. Hayfa, Maduro diktatörlüğüne karşı daha fazla soruşturma açılmasını engellemek için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile ilişkilerle ilgilenmektedir.
Maduro yalanlıyor
Haftalık Venezuela dergisi, 12 Temmuz’da yayınladığı sayısında; Maduro, bakanlarından birinin Hizbullah ile ilişki içinde olduğunu yalanlıyor başlığı altında Venezuela Devlet Başkanı’nın şu açıklamasına yer verdi:”Ben Tarık el-Aissami’yi çok iyi tanıyorum. Hayatı boyunca Hizbullah’tan hiç kimse ile bir ilişkisi olmadı.”
İspanyol ABC kanalı ise 7 Temmuz’da yayınladığı haberde; Hizbullah’ın uyuşturcu ticareti ve kaçakçılığına katılmasını kolaylaştırmaktan, içişleri ve adalet bakanlığı yaptığı 2008-2012 yılları arasında örgüt üyeleri ile diğer radikal unsurlara pasaport ve vize sağlayarak Hizbullah’ın Venezuela’ya girip yerleşmesinden sorumlu kişi olarak Tarık el-Aissami’nin defalarca soruşturmaya çağrıldığını duyurdu.
Aktif hücreler
Foreign Policy’nin 9 Şubat 2019’da Hezbollah Is in Venezuela to Stay başlığı altında yayımladığı raporda; ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki mevcut istikrarsız durum, terörist grupların özellikle de Hizbullah’ın varlığı ve Trump yönetiminin Venezuela’da Hizbullah’ın aktif hücreleri olduğunu düşündüğü ile ilgili soruya verdiği yanıta yer verildi:”İranlılar Venezuela halkını etkiliyorlar çünkü Hizbullah, Tahran tarafından eğitilmiş, donatılmış ve finanse edilmiştir.”
Foreign Policy’nin raporu; Hizbullah’ın Venezuela’ya ait, çok sayıda Lübnanlı Şii’nin ikamet ettiği Margarita adasını üs esindiğini ve Hugo Chavez döneminden  başlayarak Madoru’ya kadar 20 yıl boyunca adada kendisine bir altyapı oluşturduğunu da eklemektedir.
Kokain kaçakçılığı halkası
Hizbullah’ın Venezuela’da uzun bir tarihi vardır. Geçen yüzyılın ilk 10 yılında kokain kaçakçılığı halkası, Hizbullah’a bağlı bir Lübnanlı vatandaş olan Şükri Harb’ın yönetimi altında oldukça aktifti. Lakabı Taliban olan Şükri Harb; Arjantin, Paraguay ile Brezilya sınırlarının birleştiği ve kötü bir şöhrete sahip, neredeyse kanunsuz bir bölge sayılan üçlü sınır bölgesinde faaliyet gösteren bir uyuşturucu tüccarı, kara para aklayıcısıydı.
Bu bilgilerden yola çıkarak; Hizbullah’ın gelecekte artık İran’ın desteğine ihtiyaç duymamasını sağlayacak ve finansal bağımsızlık temin edecek geniş bir ilişkiler ağına sahip olduğu söylenebilir.
Nitekim bunu bizzat Hasan Nasrallah dillendirmiştir:”Bunu daha önce bir iç toplantıda belirtmiştim. Bir kez daha ve bu kez canlı yayında dillendirmemin iyi olacağını düşünüyorum. Ben 2 ay önce televizyondan insanlara gelin Yemenli çocuklar için bağış toplayalım demedim. İnternet siteleri, Nur radyo kanalı ve sosyal medya ağları böyle bir kampanya başlatmışlar. Birkaç hafta içerisinde Lübnan gibi küçük ve zor koşullar altında yaşayan bir ülkede 2 milyon dolar bağış toplamışlar. Ben sadece bu parayı alıp Yemen’de ilgili kişilere teslim ettim.”
Son olarak; Latin Amerikalı gazetelerden biri 10 Nisan’da şu başlığı taşıyan bir yazı yazı yayınlamıştı:
“Maduro devrilmedikçe Hizbullah’ın Venezuela’daki varlığı sona ermeyecektir.”



Arakçi: Protestolar şiddete dönüştü, ancak durum kontrol altında

İran'da sosyal medyada dolaşan bir videodan alınan karede, artan baskıya rağmen protestocuların sokaklara döküldüğü görülüyor (AP)
İran'da sosyal medyada dolaşan bir videodan alınan karede, artan baskıya rağmen protestocuların sokaklara döküldüğü görülüyor (AP)
TT

Arakçi: Protestolar şiddete dönüştü, ancak durum kontrol altında

İran'da sosyal medyada dolaşan bir videodan alınan karede, artan baskıya rağmen protestocuların sokaklara döküldüğü görülüyor (AP)
İran'da sosyal medyada dolaşan bir videodan alınan karede, artan baskıya rağmen protestocuların sokaklara döküldüğü görülüyor (AP)

İran Dışişleri Bakanı dün yaptığı açıklamada, ülkedeki protestoların “başka bir aşamaya” girdiğini ve 1 Ocak'tan bu yana şiddete dönüştüğünü söyledi.

Tahran'daki diplomatik misyon başkanlarıyla yaptığı toplantıda bakan, yetkililerin protestolara ilk aşamalarında diyalog ve reform önlemleriyle yanıt verdiğini ifade etti.

Arakçi şöyle devam etti: “(ABD Başkanı Donald) Trump müdahale etmekle tehdit ettiğinden beri, İran'daki protestolar müdahaleyi meşrulaştırmak için kanlı şiddete dönüştü.” Ve ekledi: “Teröristler protestocuları ve güvenlik güçlerini hedef aldı.”

Bakan, “durumun tamamen kontrol altında olduğunu” vurguladı.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü dün yaptığı açıklamada, en az 192 protestocunun öldüğünü doğruladığını, ancak gerçek kurban sayısının çok daha yüksek olabileceği konusunda uyararak, olayı "katliam" ve "İran halkına karşı işlenmiş büyük bir suç" olarak kınadı.

Protestolar, 28 Aralık'ta Tahran'da, kötüleşen döviz kuru ve satın alma gücündeki düşüş nedeniyle Tahran çarşısındaki tüccarların greviyle başladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre protestolar aaha sonra 1979'dan beri iktidarda olan yetkililere karşı siyasi sloganlar atılan bir harekete dönüştü.

İnterneti izleyen sivil toplum kuruluşu NetBlocks'a göre, yetkililer protestolara yanıt olarak interneti 72 saatten fazla süreyle kesintiye uğrattı. İran İnsan Hakları Örgütü, 2 bin 600'den fazla protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.


Danimarka Başbakanı: Grönland "kritik bir anla" karşı karşıya

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (AFP)
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (AFP)
TT

Danimarka Başbakanı: Grönland "kritik bir anla" karşı karşıya

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (AFP)
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (AFP)

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen dün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme girişiminde bulunması nedeniyle, özerk bölge Grönland'ın “karar anı” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

Frederiksen, diğer Danimarka partilerinin liderleriyle yaptığı görüşmede, “Grönland konusunda bir anlaşmazlık var... Bu, görünenden öteye geçen, belirleyici bir an” ifadesini kullandı.

Frederiksen bu hafta başında, ABD'nin bir NATO üyesine saldırmasının "her şeyin sonu" anlamına geleceğini, özellikle de NATO'nun ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra kurulan güvenlik sisteminin bitireceğini açıklamıştı.

Trump, Rusya ve Çin'in Kuzey Kutbu'nda oluşturduğu tehdidin giderek artması nedeniyle, Washington'un, bakir kaynaklar açısından zengin kutup adasını kontrol etmesinin ABD'nin ulusal güvenliği için hayati önem taşıdığına inanıyor. Perşembe günü The New York Times'a verdiği röportajda Trump, NATO'nun birliğini korumak ile Danimarka topraklarını kontrol etmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalabileceğini kabul etti.

Frederiksen, Facebook ve Instagram'da yayınladığı bir mesajda, "Danimarka sadık ve kararlı bir müttefiktir. Büyük bir yeniden silahlanma sürecinden geçiyoruz ve Arktik dahil olmak üzere gerekli olduğu her yerde değerlerimizi savunmaya hazırız“ diyerek, ”Uluslararası hukuka ve halkların kendi kaderini tayin hakkına inanıyoruz ve bu nedenle egemenlik, kendi kaderini tayin ve toprak bütünlüğü ilkelerini savunuyoruz" ifadelerini kullandı.

Grönland halkı, Amerika Birleşik Devletleri'ne katılmayı defalarca reddetti. Grönland gazetesi Sermitsiaq'ın Ocak 2025'te yayınladığı bir ankete göre, ada nüfusunun %85'i gelecekte Amerika Birleşik Devletleri'ne katılmaya karşı çıkarken, sadece %6'sı bu adımı destekledi.


Trump, Venezuela'nın geçici cumhurbaşkanıyla görüşmeye açık olduğunu ifade etti

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Venezuela'nın geçici cumhurbaşkanıyla görüşmeye açık olduğunu ifade etti

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yönetiminin Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodríguez ile iyi bir iş birliği içinde olduğunu belirterek, onunla görüşmeye açık olduğunu ifade etti.

Trump, Air Force One uçağında gazetecilere verdiği demeçte, "Venezuela ile ilişkilerimiz çok iyi gidiyor. Liderlikle çok iyi çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

Devrik Başkan Nicolás Maduro'nun yardımcısı olan Rodríguez ile görüşmeyi planlayıp planlamadığı sorulduğunda ise “Bir ara bunu yapacağım” cevabını verdi.

Rodríguez, Maduro ve eşi 3 Ocak'ta tutuklandıktan sonra geçici başkan olarak yemin etti ve o zamandan beri, Venezuela'nın devasa petrol rezervlerini özellikle kullanmak isteyen Washington ile çeşitli konularda müzakerelere başladı.

Karakas, 2019'dan beri kesik olan ABD ile diplomatik ilişkilerini yeniden başlatmak amacıyla bir “keşif sürecine” karar verirken, Washington'a “bağımlı” olmadığını vurguladı.

Beyaz Saray'da cuma günü düzenlenen bir toplantıda Donald Trump, büyük petrol şirketlerinin yetkililerini Venezuela'ya yatırım yapmaya çağırdı, ancak temkinli yanıtlar aldı.

Exxon Mobil CEO'su Darren Woods, Venezuela'yı derin reformlar yapılmadan “yatırım için elverişsiz” bir ülke olarak nitelendirdi ve bu sözleri başkanın tepkisini çekti.

Donald Trump dün yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, bunu yapmak isteyen birçok kişi var, bu yüzden muhtemelen (Exxon'u) hariç tutmaya meyilliyim. Onların yanıtını beğenmedim” dedi.

Uzmanlar, yıllarca süren kötü yönetim ve yaptırımların ardından Venezuela'nın petrol altyapısının harap olduğunu vurguluyor.