Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
TT

Venezuela: Hizbullah’ın altın madeni

Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)
Beyrut’un güney banliyölerindeki sokaklardan birinde eski Venezuela Başkanı Hugo Chavez ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafları yan yana (Amerika’nın Sesi VOA)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından süpriz bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada Hizbullah’ın Lübnanlı üç önemli siyasi ismi; Hizbullah üyelerinin yer aldığı "Direniş Bloğu" lideri Muhammed Hasan Raad ve milletvekili Emin Şeri ile Hizbullah’ın güvenlik işlerini yürütmekten sorumlu İrtibat ve Koordinasyon Birimi Başkanı Vafik Safa’nın yaptırımlar listesine eklendiği bildirildi.
Hizbullah’ın ana finansörü olan İran’a yönelik ekonomik yaptırımların arttığı bir dönemde, örgütün üyelerinin maaşlarını ödemek için nakit akışını nereden sağladığı ve her gün önemli ölçüde finansman gerektiren günlük faaliyetlerini nasıl karşıladığına yönelik soru işaretleri bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İslami Direnişi Destekleme Kurulu’nun 30’uncu kuruluş yıldönümü olan 8 Mart 2019’da yaptığı konuşmada bu soruların yanıtını şöyle vermektedir;”Bazıları bu direnişin, başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere bazı dostların ya da finansörlerin yardımları aile ayakta durduğunu zannediyorlar. Ama aslında büyük ölçüde insanların desteğine dayanıyor. Burada insanlar ile anne ve babaları, öğrencileri, yıl boyunca her sabah direniş kumbaralarına harçlıklarının bir bölümünü atan şehitlerin çocuklarını kastediyorum”.
Hizbullah’ın gelirleri hala yüksek
Nasrallah ayrıca, bu desteğin direnişin büyük finansal imkanlara sahipmiş gibi göründüğü dönemlerde bile devam ettiğini de ekledi.
Hasan Nasrallah her ne kadar yandaşlarına cihadın bir türü olarak bağış yapmaları çağrısında bulunarak bu yaptırımlara karşı kendini savunmaya çalışan biri gibi görünmek istese de kaynaklar, örgütün gelirlerinin hala yüksek olduğuna ve ABD yaptırımlarının onu etkilemiş olsa bile bu etkinin çok sınırlı olduğunu düşünmektedir.
Hizbullah seksenli yıllardan itibaren; Cihad İnşaat, Kard el-Hasan, Niyye el-Hasana Yardım Derneği gibi kendisine finans sağlayacak kurumlar tesis etmeye başladı. Söz konusu yardım derneği, Kard el-Hasan’a bağlıydı ve ABD topraklarında faaliyet göstererek Hizbullah için finansal bir altyapı oluşturulması konusunda temel rol oynamıştı. Ama 2007 yıında ABD Hazine Bakanlığı, kendisini Hizbullah’ın işleri için bir vitrin olarak kullandığı bir kurum sayarak yasaklamıştı. O dönemde bu derneğin başında Hüseyin el-Şami vardı.
Hizbullah’ın para transfer etme yöntemleri
Independent Arabia'dan Sevsen Mehanna'ya konuşan gözlemci bir kaynak; Hizbullah’ın İran, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde elde ettiği geliri Lübnan’a Beyrut Uluslararası Havalimanı ya da karadan Suriye aracılığı ile transfer ettiğini belirterek; "ABD’nin periyodik olarak yayınladığı yaptırım listesini takip edip kurum ve şahısların bağlı oldukları ülkeleri gözlemlediğimizde dünyada coğrafi olarak çok geniş mesafeleri kapladığını görürüz. Yani Hizbullah finansman konusunda sadece İran’a güvenmemektedir. Yine Hizbullah, para transferlerinde havale ya da banka hesaplarını kullanmamaktadır. Hizbullah’a bağlı milletvekilleri ve bakanlara bile maaşları Lübnan devleti tarafından elden ödenmektedir. Bu bilinen bir şeydir. Bu yüzden milletvekillerini hedef alan ABD yaptırımlarının ardından Nasrallah’ın yaptığı son konuşmaya dönersek şöyle dediğini görürüz;”Bizim ve kardeşlerimiz açısından bu, bizim ile onlar arasındaki savaşın bir parçasıdır. Kardeşlerimizin bankalarda tek bir kuruşları bile yoktur.”
Yaptırımlar hala istenen etkide değil
2016 yılının nisan ayında yayınlanan ve geçmişte yaptırımların kapsadığı ülkelerin ve kişilerin adlarının yer aldığı listeye dönersek şu şekilde olduğunu görürüz:
Abdullah Muhammed Yusuf, Esad Ahmed Berekat (Brezilya), Hatem Ahmed Berekat ve Fayez Muhammed Berekat (Paraguay), Barakat İhracat ve İthalat Şirketi (Şili), Ali Zuayter (Çin), Aero Skyone Co. Limited Şirketi (Hong Kong), İnma Mühendislik ve Müteahhitlik Grubu (Lübnan), Yusr Kurumu (Lübnan), Amigo Süpermarket (Lübnan), Byblos Tourism and Travel Agency Şirketi (Lübnan), Fastlink, Page Galeri, Goodwill Charitable Yardım Kurumu (ABD), İslami Direnişi Destekleme Kurulu (Lübnan), Cihad İnşaat Şirketi (Lübnan), Şehit Şirketi (Lübnan), Kerba Süpermarket ve Hişam Namr Hanafer (Gambiya), Kamil Amhaz (Lübnan), Tajco Şirketi (Lübnan), Wonder World Tatil Beldesi (Nijerya), Kasım Alik (Lübnan), Ali Atvi (Lübnan), Ali Musa Dakuk el-Musavi (Lübnan), Muhammed Cabur (Irak).
Bu liste eğer bir şeye işaret ediyorsa o da Hizbullah’ın gelir kaynaklarının, finasörlerinin ve uyruklarının çeşitliliğidir. Yani ABD, Hizbullah’ın bir kolunu kesmeyi başarsa bile dünyanın birçok yerine yayılmış olan diğer kollarının hepsini kesmesi mümkün değildir. Bu nedenle ABD doğrudan milletvekillerine yaptırım uygulamaya yönelmiştir. ABD yönetimi de kendi içinde yaptırımların hala istenen etkide olmadığını çok iyi bilmektedir.
Hizbullah’ın finansman hareketleri
Bilgi aldığımız kaynak şunu da ekledi:”Latin Amerika ülkeleri özellikle de Kolombiya, Venezuela, Meksika ve Paraguay yanında Kongo Cumhuriyeti ve Benin Cumhuriyeti başta olmak üzere Afrika ülkeleri Hizbullah’ın finansman hareketlerinde çok önemli noktalar sayılmaktadır. Örgüt kara para aklamadan uyuşturucu kaçakçılığına büütn faaliyetlerini bu ülkelerde yürütmektedir. Elde edilen gelirlerin transferi ise havayolu ile – bilindiği gibi kara, deniz ve hava sınır noktaları onların kontrolü altında- ya da Beyrut ve Şam arasındaki uluslararası karayolu aracılığıyla karadan gerçekleşmektedir. Silah ve roketleri bile Lübnan’a nakletmeyi başaran Hizbullah, paralarını nakletmekte mi aciz kalacak?”
Ardından sözlerini şu şekilde sürdürdü:
”Aynı şekilde örgüt, Suriye topraklarındaki varlığından da maddi bir gelir elde etmektedir. Suriye’yi Lübnan’a bağlayan bütün sınır noktaları yanında pazarları  ve bölgeleri de kontrol etmektedir.  Oradan gelen raporlar da bunu kanıtlamaktadır.  Nitekim Suriye’deki el-Kuseyr bölgesinde yerli halk evlerinden ve topraklarından kovularak bütün her şey Hizbullah’a verilmiştir.”
En güçlü gölge adamlardan: Alex Saab
Kaynağın verdiği bu bilgiler, Kolombiyalı El Tiempo ve Panamalı Panam Post vb. Latin gazetelerinde 14 Ekim 2018 tarihinde “ABD ve İsrail, Maduro’nun birinci adamının Hizbullah ile dostluğunu deşifre etti” başlığı altında yapılan haberler ile uyuşmaktadır. Haberlere konu olan kişi; soruşturmaların Venezuela Başkanı Maduro ile ilişkisi olduğunu deşifre ettiği hatta  Maduro’nun birinci adamı olduğu söylenen Kolombiyalı işadamı Alex Saab’tı. Başsavcılık Ofisi ile Dijin yani Kolombiya İnterpolü’nün 2 yıla uzanan soruşturmaları, Saab ve kardeşleri Emin ve Louis’in kumaş ticareti yaptıklarını ama bunun bir vitrinden ibaret olduğunu ortaya çıkardı. Yine soruşturmalardan elde edilen bilgilere göre; Saab 2011-2014 yılları arasında Kanada, İngiltere, ABD ve Venezuela arasında çok büyük miktarda para transferleri gerçekleştirmiş ve Kolombiya’nın başkenti Bogota’daki ticari faaliyetlerini oldukça kazançlı olmasına rağmen 2016 yılında tamamen sona erdirmiş.
Görünüşe bakılırsa; Kolombiya Başsavcılık Ofisi, kara para aklama faaliyetleri ile ilgili soruşturmanın kalbinde yer alıyordu. Ama soruşturmaların derinleşmesi; Yerel Tedarik ve Üretim Komitesi’nin hazırladığı Venezuela hükümet programının yaptığı yiyecek ithalatından ek bir ücret karşılığında yasadışı bir şekilde faydalananlardan biri olduğu gerekçesi ile Saab’ın da kovuşturmaya maruz kalmasına yol açtı. Soruşturma sonucunda Saab’ın, görüşmelerin ardından Maduro’nun imzasını taşıyan bir anlaşma ile Venezuela’ya 200 milyon ABD doları değerinde hem de ek bir ücret ile gıda madddesi sattığını ortaya çıktı. Ayrıca Hizbullah ile ilişkisi de deşifre edilen Alex Saab, Venezuela’daki en güçlü gölge adamlardan biri sayılıyor ve bu yüzden de hakkında herhangi bir yayın yapılması yasak.
Alex Saab hakkındaki soruşturma, onun faaliyetleri ile Bumeran Chavez adlı kitabta yer verilen bilgilerin birbiri ile uyuştuğunu ortaya çıkardı. Bu kitapta; 2007 yılında o dönemde Venezuela Dışişleri Bakanı Maduro ile Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah arasında Şam’da gerçekleşen toplantıda hazır bulunan Venezuela Maliye Bakanı Yardımcısı, Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Bankası (Bandes) Başkanı Rafael İsa’nın tanıklığına yer verildi. Rafael İsa’nın anlattığına göre; Maduro ile Nasrallah bu toplantıda, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, silah yardımı, Hizbullah üyelerine Venezuela pasaportu verme ve bu Şii radikal örgütün Venezuela’da hücreler inşa etmesine kadar bir dizi konuda anlaşmalar imzalamış.
Gazete ayrıca Venezuela’nın Hizbullah ile birlikte Gazi Nasıruddin (örgüt içindeki kod adı Ebu Ali) meselesinde de işbirliği yaptığını da belirtti. Nasıruddin 2008 yılında ABD Hazine Bakanlığı ve Interpol tarafından aranıyordu. Kendisi Şam’daki Venezuela Büyükelçiliği’nde maslahatgüzarlık görevinde bulunmuş ardından da Venezuela’nın Lübnan Büyükelçiliği’nde Siyasi İşler Müdürü görevini yürütmüştü. Daha sonra Brezilya’da görülen Nasıruddin,  kaynakların 2015 yılında Brezilyalı Veja dergisine verdiği bilgilere göre; teröristlerin gerçek kimliğini gizlemek için Venezuela tarafından sağlanan orjinal pasaportların üretim ve dağıtımını yapan bir ağ kurmuştu.
Tarık el-Aissami kimdir?
Tarıck el- Aissami; Suriye kökenli, Venezuela devlet başkanının eski yardımcısı ve sanayi bakanıdır. Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanmasının ardından ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nun (ICE) yayınladığı 10 kaçak ve arananlar listesinde onun adı da eklenmiştir.
Venezuela ile ilgili güvenlik meselelerinde uzman Martin Rodel kendisini; “El- Aissami, ABD’nin ulusal güvenliği için son derece tehlikeli birisidir. Kendisi bir yandan geleneksel bir uyuşturucu kaçakçısı bir yandan da Hizbullah ile ilişkisi olan biridir” diye tarif etmektedir. Yapılan soruşturmalar; el- Aissami’nin örgütünün, Hizbullah’ın Avrupa’da yönettiği uyuşturucu ağının ana tedarikçilerinden biri olduğunu deşifre etti.
Martin Rodel;” Bu uyuşturucudan elde edilen gelirler, Hizbullah’ın sahip olduğu finansman kaynaklarının bir parçası haline geliyor ve terör saldırılarından İsrail’e yönelik saldırılara farklı faaliyetlerde kullanılıyor” diye ekledi.
El- Aissami’nin faaliyetleri sadece terör ve teröristlere diplomatik pasaportlar sağlamak ile sınırlı görünmemektedir. Bilakis Venezuela’dan uyuşturucu sevkiyatını da kolaylaştırmaktadır. ABD Hazine Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre; el- Aissami, Venezuela limanlarından ayrılan uyuşturucu yolları yanında hava üssünden kalkan uçakları da kontrol ediyordu.
Yıllar içinde Tarık el-Aissami; İslamcı militanları Venezuela ve komşu ülkelere getirmek, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya yasadışı finansman transferi için bir terör hattı gibi çalışan farklı düzeylerde bir finans ağı inşa etti. ABD’ye göre; Venezuela ile dünyanın farklı ülkelerindeki en az 12 şirket bu uyuşturucu kaçakçılık ağının bir parçasıydı.
El- Aissami ailesinin şubeleri var
İstihbarat kaynakları; Tarık’ın kardeşi Firas el-Aissami’nin, aralarında Arap kökenli vatandaşların Venezuela’ya girişlerini sağlamak gibi bir dizi faaliyetin sorumluluğunu üstlendiğini ortaya çıkardı.
Bu ağ içerisindeki en önemli kişi ise Tarık’ın kuzeni Husam el-Aissami’dir. Venezuela’nın Ürdün Büyükelçiliği’nde danışman sıfatıyla çalışan Husam, Hizbullah ile ilişkisi olan kişilere pasaport ve vize sağlama konusunda  aktif bir rol oynamaktadır.
Son olarak Tarıck’ın kızkardeşi, Venezuela’nın Hollanda Büyükelçisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Venezuela’yı temsil eden Hayfa el-Aissami de vardır. Hayfa, Maduro diktatörlüğüne karşı daha fazla soruşturma açılmasını engellemek için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile ilişkilerle ilgilenmektedir.
Maduro yalanlıyor
Haftalık Venezuela dergisi, 12 Temmuz’da yayınladığı sayısında; Maduro, bakanlarından birinin Hizbullah ile ilişki içinde olduğunu yalanlıyor başlığı altında Venezuela Devlet Başkanı’nın şu açıklamasına yer verdi:”Ben Tarık el-Aissami’yi çok iyi tanıyorum. Hayatı boyunca Hizbullah’tan hiç kimse ile bir ilişkisi olmadı.”
İspanyol ABC kanalı ise 7 Temmuz’da yayınladığı haberde; Hizbullah’ın uyuşturcu ticareti ve kaçakçılığına katılmasını kolaylaştırmaktan, içişleri ve adalet bakanlığı yaptığı 2008-2012 yılları arasında örgüt üyeleri ile diğer radikal unsurlara pasaport ve vize sağlayarak Hizbullah’ın Venezuela’ya girip yerleşmesinden sorumlu kişi olarak Tarık el-Aissami’nin defalarca soruşturmaya çağrıldığını duyurdu.
Aktif hücreler
Foreign Policy’nin 9 Şubat 2019’da Hezbollah Is in Venezuela to Stay başlığı altında yayımladığı raporda; ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki mevcut istikrarsız durum, terörist grupların özellikle de Hizbullah’ın varlığı ve Trump yönetiminin Venezuela’da Hizbullah’ın aktif hücreleri olduğunu düşündüğü ile ilgili soruya verdiği yanıta yer verildi:”İranlılar Venezuela halkını etkiliyorlar çünkü Hizbullah, Tahran tarafından eğitilmiş, donatılmış ve finanse edilmiştir.”
Foreign Policy’nin raporu; Hizbullah’ın Venezuela’ya ait, çok sayıda Lübnanlı Şii’nin ikamet ettiği Margarita adasını üs esindiğini ve Hugo Chavez döneminden  başlayarak Madoru’ya kadar 20 yıl boyunca adada kendisine bir altyapı oluşturduğunu da eklemektedir.
Kokain kaçakçılığı halkası
Hizbullah’ın Venezuela’da uzun bir tarihi vardır. Geçen yüzyılın ilk 10 yılında kokain kaçakçılığı halkası, Hizbullah’a bağlı bir Lübnanlı vatandaş olan Şükri Harb’ın yönetimi altında oldukça aktifti. Lakabı Taliban olan Şükri Harb; Arjantin, Paraguay ile Brezilya sınırlarının birleştiği ve kötü bir şöhrete sahip, neredeyse kanunsuz bir bölge sayılan üçlü sınır bölgesinde faaliyet gösteren bir uyuşturucu tüccarı, kara para aklayıcısıydı.
Bu bilgilerden yola çıkarak; Hizbullah’ın gelecekte artık İran’ın desteğine ihtiyaç duymamasını sağlayacak ve finansal bağımsızlık temin edecek geniş bir ilişkiler ağına sahip olduğu söylenebilir.
Nitekim bunu bizzat Hasan Nasrallah dillendirmiştir:”Bunu daha önce bir iç toplantıda belirtmiştim. Bir kez daha ve bu kez canlı yayında dillendirmemin iyi olacağını düşünüyorum. Ben 2 ay önce televizyondan insanlara gelin Yemenli çocuklar için bağış toplayalım demedim. İnternet siteleri, Nur radyo kanalı ve sosyal medya ağları böyle bir kampanya başlatmışlar. Birkaç hafta içerisinde Lübnan gibi küçük ve zor koşullar altında yaşayan bir ülkede 2 milyon dolar bağış toplamışlar. Ben sadece bu parayı alıp Yemen’de ilgili kişilere teslim ettim.”
Son olarak; Latin Amerikalı gazetelerden biri 10 Nisan’da şu başlığı taşıyan bir yazı yazı yayınlamıştı:
“Maduro devrilmedikçe Hizbullah’ın Venezuela’daki varlığı sona ermeyecektir.”



Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.