Erdoğan: Türkiye ve ABD, Suriye'nin kuzeydoğusunda bir 'barış koridoru' kuracak

Suriye’nin kuzeyindeki ABD ve Türk araçları görüntüleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki ABD ve Türk araçları görüntüleri (AFP)
TT

Erdoğan: Türkiye ve ABD, Suriye'nin kuzeydoğusunda bir 'barış koridoru' kuracak

Suriye’nin kuzeyindeki ABD ve Türk araçları görüntüleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki ABD ve Türk araçları görüntüleri (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin kuzeyindeki güvenli bölgeye ilişkin yaptığı açıklamada Türkiye’nin ABD’lilerle bir “barış koridoru” oluşturmak için operasyon merkezi kurma kararı aldığını açıkladı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Sean Robertson da Türkiye ile uzlaşı sağlanan güvenlik mekanizmasının kademeli olarak uygulanacağını duyurdu.
Erdoğan, ABD askeri heyetiyle “Suriye’deki barış koridoru” konusunda 3 günlük bir görüşme periyodunun gerçekleştiğini belirtti. Görüşmelerin olumlu geçtiğini ifade etti.
Savunma Bakanlığı’nın Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulmasını koordine etmek ve yönetmek için Türkiye’de mümkün olan en kısa sürede müşterek harekat merkezinin kurulması hususunda ABD ile uzlaşı sağlandığı yönündeki açıklaması sonrasında, 7 Ağustos’ta Ankara’da açıklamada bulunan Erdoğan, “Amerikalılar ile birlikte bir harekat merkezinin kurulması kararı verildi. Bu harekat merkezini kurmak suretiyle buradaki süreç başlatılacaktır” dedi.
Türkiye Savunma Bakanlığı, geçen çarşamba günü yayınladığı bir bildiride, Suriye’nin kuzeyinde ABD ile koordineli bir şekilde tesis edilmesi planlanan Güvenli Bölge’ye yönelik olarak ABD askeri yetkilileriyle görüşmelerin tamamlandığını, ilk amada Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin bir an önce uygulanması için bir anlaşmaya varıldığını duyurmuştu.
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği de Türkiye ve ABD askeri heyetlerinin, Ankara’daki müzakereler sırasında Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge hususunda bir anlaşmaya vardıklarını, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik endişelerini ele alan ilk önlemlerin hızlı bir şekilde uygulanmasına karar verildiğini bildirdi.
Yayınlanan bildiride güvenli bölgenin inşasını koordine etmek ve yönetmek için mümkün olan en kısa sürede Türkiye’de müşterek harekat merkezinin kurulması hususunda anlaşma sağlandığı, bölgenin yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşleri için bir barış koridoru olacağı belirtildi.
8 Ağustos’ta açıklamada bulunan Pentagon Sözcüsü Sean Robertson, Türkiye ile Suriye hakkında anlaşmaya varılan mekanizmanın kademeli alarak uygulanacağını, ABD’nin Türkiye ile görüşmelerine devam ederken aynı zamanda bazı faaliyetlere de başlamaya hazır olduğunu vurguladı.
Ankara’daki askeri görüşmelerde “Suriye'nin kuzeydoğusunda NATO müttefiki Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerine cevap verecek sürdürülebilir bir güvenlik mekanizmasının kurulmasına yönelik ilerleme sağlandığını” belirten Robertson, planlamaya ve uygulamaya devam edebilmek için Türkiye’de bir ‘ABD-Türkiye Müşterek Harekat Merkezi’ kurmayı amaçladıklarını söyledi. Sözcü, Suriye’deki ABD ordusunun amacının ayrıca DEAŞ terör örgütünü hezimete uğratmak olduğunu kaydetti.
Robertson, Washington’da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye ile görüşmeler devam ederken aynı zamanda ABD’nin de bazı faaliyetleri hızla ortaya koymaya hazır olduğunu belirterek geçen çarşamba günü ilan edilen anlaşmanın, taraflar arasındaki büyük farklılıkların ve göze çarpan noktaların çözümünü içermediğine dikkat çekti.
Sean Robertson açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu hafta Ankara’daki askeri görüşmelerde Suriye'nin kuzeydoğusunda NATO müttefikimiz Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerine cevap verecek sürdürülebilir bir güvenlik mekanizmasının kurulmasına yönelik ilerleme kaydedildi.”
Ankara’daki 3 günlük müzakerelere öncülük eden ABD Savunma Bakanlığı’ndan doğrudan bir pozisyon ortaya koyulmaması çerçevesinde Türkiye ve ABD’nin ulaştığı anlaşmanın niteliği hakkında önemli sorular ortaya atılmıştı. Ancak bu sorular, ABD Büyükelçiliği tarafından yayınlanan bir bildiriyle sonlandı.
Siyasi çevreler, güvenli bölgenin oluşturulmasına başlamak için Ankara- Washington arasındaki anlaşmayı “asgari bir uzlaşı” olarak niteledi. Aynı şekilde anlaşmanın, mevcut gerilimin fitilini yok ettiği ve taraflar arasında müzakere devamlılığı için kapıları araladığı belirtildi. Türkiye, ABD ve genel olarak Avrupa ile ilişkilerinde yol açacağı karışıklıkların yanı sıra yüksek maliyeti ve çözümün hızlı şekilde sağlanamayacağı bilinciyle askeri bir çatışmadan da kaçınıyor.
Siyasi çevreler ayrıca, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “ABD ile varılan bu anlaşmanın Münbiç’teki gibi olmayacağı” uyarısında bulunduğu açıklamasının, Ankara’nın Washington’ın anlaşmayı uygulaması hususunda duyduğu endişelerini yansıttığını söyledi. Aynı şekilde Türkiye’nin acil bir alternatifi olmadığını, bu alternatifi Suriye’nin kuzeyinde veya doğusunda masaya koymadığını öne süren söz konusu çevreler, Kürtlerin de Suriye’nin geleceği için göz ardı edilemeyecek önemli bir siyasi güç haline geldiği görüşünde.



Laricani: İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında müzakerelerde ilerleme kaydedildi

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

Laricani: İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında müzakerelerde ilerleme kaydedildi

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, dün İran ile ABD arasında "müzakereler" yapılması yönünde "ilerleme" kaydedildiğini söyledi. ABD ise Tahran'a karşı askeri harekat tehdidinde bulunuyor.

Laricani, X platformunda, "Medyanın yarattığı yapay atmosferin aksine, müzakereler için çerçeve geliştiriliyor" ifadelerini kullandı, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Laricani'nin açıklaması, Kremlin'in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisiyle Moskova'da görüştüğünü duyurmasından ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşma aradığını belirtmesinden bir gün sonra geldi.

İran Ordusu Genel Komutanı Emir Hatemi dün, ABD ve İsrail'i herhangi bir saldırı başlatmamaları konusunda uyardı ve ülkesinin güçlerinin, Başkan Trump'ın Tahran'a saldırma tehdidinin ardından bölgeye takviye birlikler göndermesiyle birlikte yüksek alarmda olduğunu vurguladı.

Hatemi, İran'ın nükleer uzmanlığının ortadan kaldırılamayacağının altını çizdi. "Düşman bir hata yaparsa, şüphesiz kendi güvenliğini, bölgenin ve Siyonist varlığın güvenliğini tehlikeye atacaktır" diyerek, silahlı kuvvetlerin "en üst düzeyde savunma ve askeri hazırlıkta" olduğunu da teyit etti.

Washington, Trump'ın ekonomik nedenlerle başlayan ve rejim karşıtı siyasi bir harekete dönüşen protestolara karşı yetkililer tarafından gerçekleştirilen ve binlerce kişinin ölümüne yol açan baskıya karşılık askeri müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, "Abraham Lincoln" uçak gemisinin önderliğinde bir deniz saldırı grubu göndererek Ortadoğu'daki askeri varlığını güçlendirdi.

Bu konuşlandırma, İran ile olası bir doğrudan çatışma korkusunu artırdı; İran ise saldırıya uğraması halinde ABD üslerine, gemilerine ve müttefiklerine, özellikle de İsrail'e füze saldırılarıyla karşılık vereceği konusunda uyarıda bulundu.


Sevilen sağlık dizisinden ICE karşıtı eyleme destek

Grey's Anatomy'nin 22. sezonunun prodüksiyonu 31 Ocak Cumartesi günü yeniden başlayacak (Disney)
Grey's Anatomy'nin 22. sezonunun prodüksiyonu 31 Ocak Cumartesi günü yeniden başlayacak (Disney)
TT

Sevilen sağlık dizisinden ICE karşıtı eyleme destek

Grey's Anatomy'nin 22. sezonunun prodüksiyonu 31 Ocak Cumartesi günü yeniden başlayacak (Disney)
Grey's Anatomy'nin 22. sezonunun prodüksiyonu 31 Ocak Cumartesi günü yeniden başlayacak (Disney)

ABD Başkanı Trump'a, şehirdeki göçmenlere yönelik ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) operasyonlarını sona erdirmesi için baskı yapma amacıyla Minnesota Üniversitesi öğrenci gruplarının başlattığı "Ulusal Kapanma" protestosu nedeniyle, Grey's Anatomy'nin 22. sezon çekimlerini dün askıya aldığı bildirildi.

Renee Good ve Alex Pretti'nin Minneapolis'te federal göçmenlik memurları tarafından vurularak öldürülmesinin ardından İkiz Şehirler (Minnesota eyaletindeki Minneapolis ve St. Paul kentleri -çn.) halkı, 30 Ocak Cuma günü genel grev çağrısı yaptı. Organizatörlerin internet sitesinde belirttiği üzere bu kapanma, "ICE'ın terör saltanatını durdurmak" için "ülke çapında okul ve işe gidilmeyen ve alışveriş yapılmayan bir günü" içeriyor.

Deadline'a konuşan kaynaklara göre, ABC'nin uzun soluklu sağlık draması Grey's Anatomy'nin prodüksiyonu, protesto nedeniyle dün askıya alındı.

Deadline'a göre uzun soluklu dizide çalışan "ekip üyelerinin" 30 Ocak'ta işe gelmeyeceğinin "prodüksiyon ekibi tarafından öğrenilmesinin ardından" yapım sürecini askıya alma kararı verildi. Henüz başka bir programın dün prodüksiyonu durdurduğu bildirilmedi.

Kaynaklar, dizinin çekimlerinin 31 Ocak Cumartesi günü yeniden başlayacağını da aktardı.

sdefr
Ekip üyelerinin ICE karşıtı grev nedeniyle çalışmayı reddetmesi üzerine Grey's Anatomy'nin prodüksiyonunun durduğu bildirildi (Disney)

The Independent cevap hakkı için Grey's Anatomy'nin yapımcısı ABC'yle temasa geçti.

Yoğun bakım hemşiresi Pretti, ABD Başkanı'nın acımasız göçmenlik operasyonlarına karşı Minneapolis'te düzenlenen bir protestoda sınır muhafızları tarafından yaklaşık bir hafta önce öldürülmüştü. Bu olaydan sadece üç hafta önceyse ICE'ın Minnesota'daki aktif bir operasyonu sırasında aracıyla bir caddeyi kapatması üzerine Good, bir ICE memuru tarafından vurularak öldürülmüştü.

Trump yönetiminin, Pretti ve Good'un ölümleriyle ilgili tutumuna duyulan öfke, binlerce öğrenci ve çalışanın okul ve işten uzak kaldığı "ulusal kapanma" çağrısına yol açtı.

Organizatörler internet sitelerinde "İkiz Şehirler halkı tüm ülkeye yol gösterdi: ICE'ın terör saltanatını durdurmak için onu KAPATMAMIZ gerekiyor" diye yazdı. 

30 Ocak Cuma günü, ülke çapında okulla işe gitmeme ve alışveriş yapmama günü için bize katılın.

Dünkü grevi organize eden çeşitli gruplar arasında Minnesota Üniversitesi'ndeki birçok kuruluş da var. Kapanmayla ilgili internet sitesinde 46 eyalette düzenlenen protestolar için New York, Los Angeles, Şikago ve Washington gibi büyük şehirler de dahil 250 nokta listeleniyor.

Minnesota Üniversitesi'nde Etiyopya Öğrenci Birliği Başkanı olan öğrenci Kidus Yeshidagna, The Guardian'ın aktardığına göre "Bu grev çağrısını yapıyoruz çünkü Minnesota'da yaptığımız şeyin ülke geneline yayılması gerektiğini düşünüyoruz" dedi. 

Ülke çapında daha fazla insanın ve parlamenterin uyanması gerekiyor.

Genel grev çağrısı, geçen hafta cuma günü binlerce kişinin Minneapolis'in dondurucu soğuğunda yürüyerek Trump'ın, şehirlerindeki göçmenlere yönelik baskılara son vermesi çağrısında bulunmasının ardından geldi. Trump'ın Minnesota'da "gerilimi biraz azaltacağını" söylemesine rağmen protestocular, baskıyı artırmak istediklerini belirtmişti.

Independent Türkçe


Amerikan nüfuzundan uzakta, İngiltere, Çin'e açılarak güç kozlarını çeşitlendiriyor

Amerikan nüfuzundan uzakta, İngiltere, Çin'e açılarak güç kozlarını çeşitlendiriyor
TT

Amerikan nüfuzundan uzakta, İngiltere, Çin'e açılarak güç kozlarını çeşitlendiriyor

Amerikan nüfuzundan uzakta, İngiltere, Çin'e açılarak güç kozlarını çeşitlendiriyor

Christopher Phillips

Sadece birkaç yıl önce, Batı ülkeleri ile Çin arasındaki bu artan yakınlaşma hayal bile edilemezdi. Nitekim Mayıs 2023'te, ABD Başkanı Joe Biden'ın baskısı altında ve mevcut gerilimlerin Çin ile Batı arasında yeni bir Soğuk Savaş'a dönüşebileceği yönündeki artan uyarılar arasında, G7 ülkeleri, Çin'e olan ekonomik ve stratejik bağımlılıklarını azaltmayı amaçlayan bir yaklaşım benimsemişlerdi. Ancak, durum hızla değişti. Geçtiğimiz ocak ayında, grubun en önde gelen iki lideri, önce Kanada Başbakanı Mark Carney, ardından da İngiltere Başbakanı Keir Starmer ilişkileri onarmak ve ticareti artırmak amacıyla Çin'in başkentini ziyaret etti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron onlardan önce aralık ayında Pekin'i ziyaret ederken, Friedrich Merz Starmer'dan sonra ziyaret etmeye hazırlanıyor. Peki ne değişti? Cevap kısa ve tek bir kelimede gizli: Trump.

İngiltere Başbakanı Starmer, başbakanlık düzeyinde 2018'den bu yana bir ilk olan ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile görüşmesinin ardından, “dünyanın karşı karşıya olduğu zorlu zamanlar” gölgesinde Pekin ile kapsamlı bir stratejik ortaklık çağrısında bulundu. Eşi benzeri görülmemiş bir adımla, İngiliz hükümeti Çinli yetkililerle seyahat kısıtlamalarını hafifleten bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Anlaşma kapsamında İngiltere vatandaşlarının 30 güne kadar olan ziyaretler için vizesiz Çin'e girişine izin verilecek ve bu da Asya pazarlarındaki İngiliz hizmet işletmelerinin büyümesine katkıda bulunacak.

Böylece İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avustralya ve Japonya gibi bu ayrıcalıktan yararlanan ülkeler listesine katıldı ve kararın, şu anda Çin'e olan yıllık 18 milyar dolar İngiliz hizmet ihracatının hacmini artırması bekleniyor.

ABD Başkanının Beyaz Saray'a dönüşüne eşlik eden kaos, Batılı müttefikleri tedirgin etti ve transatlantik ittifakın geleceğinin derinlemesine gözden geçirilmesine yol açtı. Trump'ın son dönemdeki davranışları, Grönland'ı tehdit etmesi, planlarına karşı çıkan müttefiklerine gümrük tarifeleri uygulaması ve NATO'nun Afganistan'daki savaştaki rolünü küçümsemesi, Starmer gibi daha önce onun suyuna gitmeye meyilli olan isimleri bile daha sert tavırlar almaya itti. Ancak Çin'e açılım, bağlılıklarda bir değişimi yansıtmıyor, aksine hesaplı bir riskten korunma politikasının bir parçası. Batı ülkeleri ABD ile ittifaklarından feragat etme niyetinde değiller, ancak stratejik ortamın temelden değiştiğinin ve Trump dönemiyle başa çıkmanın seçenekleri ve güvenceleri çeşitlendirmeyi gerektirdiğinin farkındalar.

Güvenceleri çeşitlendirmek

Batılı müttefikler, Donald Trump geçen yıl ocak ayında Beyaz Saray'a döndüğünde önlerinde sorunsuz bir yol olmasını beklemiyorlardı, ancak şokun büyüklüğü beklentilerini aştı. Kanada'nın güney komşusuyla ilişkisi, Trump'ın onu 51. ABD eyaleti olarak ilhak etme olasılığından bahsetmesinden ve ona ticari tarifeler uygulamasından birkaç hafta sonra kötüleşti. Avrupalı ortakları da benzer bir yoldan geçti. AB, ihracatının çoğuna yüzde 15 oranında gümrük vergisi getiren Turnberry Anlaşması'nı kabul ederken, İngiltere müzakerelerle bunun yüzde 10 gibi daha düşük bir oranda olmasını sağlamayı başardı. Ticari yükler absorbe edilebilirdi, ancak asıl endişe Trump'ın iktidara dönüşüyle ​​Avrupa’nın güvenliğinin sarsılmasıydı. Zira Trump, ABD’nin artık Ukrayna'ya destek konusunda isteksiz olduğunu defalarca ima etti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü ve Moskova'nın talepleriyle uyumlu “barış” önerilerine destek verdi, ama daha sonra söylemini revize etti.

frgty6
Çin onur kıtası İngiliz Başbakanı Keir Starmer'ı karşılıyor (Reuters)

Sonraki haftalarda, Batılı müttefikler arasındaki endişe belirtileri yoğunlaştı. Aralık ayında, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, merkezci Avrupalı ​​liderleri hedef aldı, kıtanın “medeniyetinin yok oluşuyla” karşı karşıya olduğu konusunda uyardı ve Washington'a aşırı sağ partileri destekleyerek “direnişi güçlendirme” çağrısı yaptı. Ardından Trump, ocak ayı başlarında Venezuela'da bir darbeyi yöneterek, Batılı müttefiklerin büyük saygı duyduğu uluslararası hukuk sistemini hiçe saymış gibi göründü. Bunun ardından, NATO üyesi bir devlete ait bir toprak olmasına rağmen Grönland'a el koyma konusunda daha da ileri giderek, Danimarka'nın yanında yer alan Avrupa ülkelerini ticaret tarifeleriyle tehdit etti. Bu tablo, Davos'taki kafa karıştırıcı konuşmasıyla tamamlandı; burada ABD'nin NATO’daki müttefiklerinden “hiçbir fayda görmediğini” ve Afganistan'da “ön cephelerden hep çok uzakta kaldıklarını” iddia etti. Tüm bu olaylar, ABD'nin geleneksel Batılı müttefiklerine  kafa karışıklığı ve endişeyle dolu bir yıl geçirtti.

Batılı ülkeler, stratejik ortamın temelden değiştiğinin ve Trump dönemiyle başa çıkmanın seçenekleri ve güvenceleri çeşitlendirmeyi gerektirdiğinin farkındalar

Bu değişen tabloyla karşı karşıya kalan Avrupalı ​​liderler, Kanada ile birlikte bir dizi paralel yaklaşım benimsedi. Bunlardan ilki, kolektif eyleme bağlılıktır. Bu yaklaşım, son Grönland krizi sırasında iyice belirginleşti; yedi NATO üyesi ülke (İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve Finlandiya) Danimarka ve Grönland'ın yanında yer aldı. Bu bağlılık, ağustos ayında İngiltere, Fransa, Almanya, Finlandiya ve İtalya liderlerinin Beyaz Saray'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile birlikte ABD Başkanı’yla bir araya gelmesi ve Trump'ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e Ukrayna ile ilgili verdiği taahhütlerden geri adım atmaya ikna etmeyi başarmasıyla daha da pekişti.

Ancak bu yolun da zorlukları yok değil. Birleşik bir Batı duruşunu sürdürmek, Avrupa başkentlerinin farklı çıkarlarına bağlı kalmaya devam ediyor ve özellikle Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve diğer sağcı güçler gibi Avrupa içindeki Trump yanlısı sesler tarafından zayıflatılmaya açık. Bununla birlikte, Fransa'dan Jordan Bardella gibi önde gelen sağcı figürlerin Trump'ın Grönland ile ilgili taleplerini reddetmesi önemli bir değişime işaret ediyor. Bardella’nın, ticari baskı yoluyla bir Avrupa toprağına yönelik Amerikan tehdidini diyalog değil, zorlama olarak nitelendirmesi, Trump'ın politikalarının yarattığı zorluğun büyüklüğünün Avrupalı sağcı çevrelerde bile giderek daha fazla farkına varıldığını gösteriyor.

ty
İngiltere Ticaret Bakanı Peter Kyle ve Çin Halk Cumhuriyeti Ticaret Bakanı Wang Wentao, 29 Ocak'ta bir mutabakat zaptı imzaladıktan sonra (Reuters)

İkinci yaklaşım, Amerikan nüfuz alanının dışındaki ortaklıkları genişletmeye dayanıyor. Daha önce “riskleri azaltma” söylemi yalnızca Çin'e yönelikken, Avrupalı ​​liderler artık konuyu daha geniş bir perspektiften ele alarak, buna ABD ile olan ilişkilerini de eklediler. Pekin ile ilişkilerini geliştirmek için çalışan Kanada, İngiltere, Fransa ve Almanya'ya ek olarak, Avrupa Birliği, Ursula von der Leyen'in “dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesi” olarak tanımladığı Latin Amerika'daki Mercosur bloğu ile bir ticaret anlaşması imzaladı. Davos'ta ise Meksika ile yeni bir anlaşmadan, Filipinler, Tayland, Malezya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden ve şu anda hazırlanmakta olan Hindistan ile “tarihi” bir anlaşmadan bahsetti. Düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi Başkanı Frederick Kempe de, Davos görüşmelerinin Avrupa'nın Amerikan teknolojisine, iletişim platformlarına ve ödeme sistemlerine olan bağımlılığını azaltmaya, ortaklıkları çeşitlendirmeye ve kendi kendine yeterliliği artırmaya odaklandığını belirtti.

Üçüncüsü, Trump ile tamamen kopmaktan kaçınmayı içeriyor. Son gelişmeler Batılı müttefikleri, Trump'ın görevdeki ilk yılında izledikleri anlama politikasını yeniden gözden geçirmeye sevk etse de, bu politikanın tamamen terk edilmesi olası görünmüyor. İspanya'nın Rusya, Çin ve İran ile birlikte Latin Amerika ülkelerine katılarak Nicolás Maduro'nun tutuklanmasını kınayan tek büyük Avrupa ülkesi olması da bunu açıkça ortaya koydu. Buna karşılık, İngiltere, Trump'ın Venezuela'ya uyguladığı ambargoyu aşmaya çalışan Rus bandıralı bir petrol tankerine el koyma konusunda ABD güçleriyle iş birliği yaptı. Gerginliğin artmasına rağmen, başta Ukrayna olmak üzere karşılıklı çıkarlar konusunda Batı'nın Washington ile koordinasyonunun devam etmesi muhtemeldir. Nitekim Trump'ın yakın zamanda ima ettiği gibi İran'a karşı ek saldırılar düzenleme yoluna gitmesi durumunda, Avrupa'dan geniş çaplı bir kınama gelmemesi söz konusu olabilir.

Yeni dünya düzeniyle yüzleşmek

Davos'ta Ursula von der Leyen, Avrupa'nın Trump'ın küresel düzende yarattığı dönüşümler gerçekliğiyle yüzleşmesi gerektiğini açıkça ifade etti. “Mevcut yapısal dengesizlikleri gidermek için statükoya geri dönmeye bel bağlamak yeterli olmayacaktır,” diyen Ursula von der Leyen, sözlerine şöyle devam etti: “Eğer bu değişim kalıcıysa, Avrupa da değişmelidir.” Avrupa Birliği, İngiltere, Kanada ve diğer bazı Batılı müttefiklerle birlikte, Trump'ın dönüşünün radikal doğasını hafife aldığını geç de olsa kabul etmeye başladı.

dfe
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Şanghay'daki bir İngiliz bisiklet sergisinde, 30 Ocak (AFP)

Trump görevdeki ikinci yılına girerken, Batılı müttefikler, anlama politikasının ötesine geçerek, hassas konularda çatışmayı seçici iş birliğiyle dengeleyen, aynı zamanda ortaklık ağlarını genişleten ve ABD politikasındaki değişimlere olan bağımlılıklarını azaltan bir çeşitlendirme stratejisi benimsemeye yöneldiler.

Ancak daha derin bir soru halen cevapsız: Bu değişim ne ölçüde kalıcı olacak?

Trump'ın görev süresi üç yıl sonra sona eriyor ve ara seçimlerin kendisi için olumsuz sonuçlanması durumunda, Kasım ayında iç politikada manevra kabiliyeti azalabilir. Böyle bir olasılık, bazı Batılı müttefikleri ihtiyatlı davranmaya ve Trump Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra işlerin farklı bir gidişat almasını ummaya yöneltebilir. Ancak bu senaryonun bir güvencesi yok. Durum netleşene kadar, güvenceleri çeşitlendirmek en gerçekçi seçenek gibi görünüyor.