İsrail'in güvenliği: ABD ve Rusya uzlaştı, Irak ve Suriye'de İran mevzileri ateş çemberinde

Selahaddin vilayetinde yer alan Beled Askeri Hava Üssü yakınındaki Haşdi Şabi karargâhında patlama sonrası dumanların yükseldi (Irak News)
Selahaddin vilayetinde yer alan Beled Askeri Hava Üssü yakınındaki Haşdi Şabi karargâhında patlama sonrası dumanların yükseldi (Irak News)
TT

İsrail'in güvenliği: ABD ve Rusya uzlaştı, Irak ve Suriye'de İran mevzileri ateş çemberinde

Selahaddin vilayetinde yer alan Beled Askeri Hava Üssü yakınındaki Haşdi Şabi karargâhında patlama sonrası dumanların yükseldi (Irak News)
Selahaddin vilayetinde yer alan Beled Askeri Hava Üssü yakınındaki Haşdi Şabi karargâhında patlama sonrası dumanların yükseldi (Irak News)

İsrail’in güvenliğini koruma çabaları kapsamında ABD ve Rusya’nın da uzlaşısıyla geçtiğimiz haftalarda Irak’ta bulunan İran cephaneliklerinin İsrail tarafından 3 kez bombalandığı açıklandı.
Bağdat’tan dün gelen haberlere göre, Selahaddin vilayetinde yer alan Beled Askeri Hava Üssü yakınındaki Haşdi Şabi karargâhında ‘kim tarafından düzenlendiği bilinmeyen bir patlama’ meydana geldi.
İsrail geçtiğimiz yılın ortalarından bu yana İran’ın Suriye’deki askeri karargâhlarının yanı sıra Irak’taki cephanelikleri onlarca kez hedef aldı. Şarku’l Avsat’a konuşan batılı diplomatik kaynaklara göre, bu saldırıların ilki Haziran 2018’de İsrail’in Suriye’nin doğusunda ve Irak sınırı yakınlarında İran’a ait bir karargâhı bombalamasıyla başladı.
Avrupa ülkeleri geçen yıl “İsrail’in Irak ve Suriye’de İran faaliyetlerinin takibini genişletme konusundaki siyasi kararını” duyurmuştu. Ancak bunun önünde 3 engel bulunuyordu. Birincisi, Washington, bu durumun Irak’taki ABD varlığını, DEAŞ’a karşı verilen mücadeleyi ve Irak siyasetinin geleceğini etkilemesinden endişe ediyordu. İkinci sebep, geçen yıl Eylül ayında İsrail’in Suriye’nin batısında düzenlediği saldırıda Suriye’deki hava savunma füzelerinin Rus uçağı düşürmesiyle Moskova ve Tel Aviv hattında yaşanan gerginlikti. Üçüncüsü ise askeri yetenekler ve F-35 savaş uçaklarının hazır olma durumu ile bağlantılıydı.
F-35 meselesi ve Rusya gerilimi
2019’un ortalarına geldiğimizde ise İsrail’in İran konusundaki siyasi kararını hayata geçirmeye başladığını görüyoruz. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Amikam Norkin geçtiğimiz Mayıs ayında, Suriye toprakları üzerinde yer alan ve İran’a ait olduğu söylenen mevzilerin bombalanmasından birkaç hafta sonra yaptığı açıklamada, İsrail’in F-35 savaş uçaklarını üreticisi ABD’den sonra operasyonda kullanan ilk ülke olduğunu söylemişti. Norkin, o dönemki açıklamasında, “F-35 savaş uçakları Ortadoğu’nun her yerinde uçuyor. F-35'leri operasyonel saldırıda kullanan ilk ülkeyiz” ifadesini kullanmıştı.
Eş zamanlı olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Akdeniz üzerinde düşürülen Rus uçağının neden olduğu gerginliği gidermek amacıyla Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme gerçekleştirmişti. Konuyla ilgili yapılan haberlerde, ikilinin Hmeymim Hava Üssü ile Tel Aviv arasında sıcak hattın aktifleştirilmesi yoluyla Suriye’de ortak askeri işbirliği üzerinde uzlaştığı ayrıca İsrail’in de Rus uçağının düşürülmesi sonrasında Suriye’ye takviye edilen S-300 hava savunma sistemlerinin kendisine karşı kullanılmaması konusunda Rus liderden güvence aldığı belirtilmişti.
Ancak İsrail’in Irak ve Suriye’de İran hareketlerini takip etme kararının uygulamaya dönük en belirgin adımı, Haziran ayı sonlarında Batı Kudüs’te İsrail, Rusya ve ABD’nin Güvenlik Konseyi Başkanlarını bir araya getiren 3’lü güvenlik toplantısında atıldı. O dönem toplantıyı değerlendiren batılı kaynaklar, söz konusu görüşmenin ABD Başkanı Donald Trump ve Rus lider Putin arasında yapılan ve Suriye ile Irak’ta İsrail’in güvenliğini sağlayacak önlemlerinin görüşüldüğü ikili zirvenin ete kemiğe bürünmesi şeklinde yorumlamışlardı. Aynı kaynaklar, Washington’un İsrail operasyonlarına Irak’taki ABD varlığı zarar görmeden İran’a azami ölçüde baskı uygulama politikası kapsamında yeşil ışık yaktığını ifade etmişlerdi.
İsrail uçakları yeniden Irak semalarında
Tüm bu gelişmelerin ardından İsrail saldırıları yeni bir boyut kazanarak Irak’ı da içine alarak genişletilmiş oldu.
19 Temmuz’da İsrail, 1980’lerin başında hedef aldığı nükleer reaktörden bu yana ilk kez Irak topraklarında bir bölgeyi bombaladı. İsrail söz konusu tarihte Irak’ın Selahaddin vilayetine bağlı Emirli kasabasının dışında yer alan Haşdi Şabi kontrolündeki 52. Tugay’ı hedef aldı. 28 Temmuz’da gelen ikinci saldırıda Diyali’deki Eşref Kampı bombalandı. Kampta İran’dan gelen füze ve balistik füzelerin imha edildiği bildirilmişti.
Kaynakların aktardığına göre, İran sınırına 80 kilometre uzaklıkta bulunan ve Bedir Tugayları’nın merkez karargâhı konumundaki Eşref Kampı’nda füzeler, tanklar ve ağır topçu bataryaları dâhil olmak üzere büyük askeri ekipmanların bulunduğu çok kollu bir yeraltı deposu bulunuyor.
Irak’a yönelik 19 ve 23 Temmuz saldırılarından sonra Suriye’nin Dera kentinde yer alan ve işgal altındaki Golan Tepeleri yakınlarındaki stratejik öneme sahip Hare Tepesi, İsrail tarafından üçüncü kez hedef alındı. Üst düzey bir batılı yetkili, saldırıyla ilgili olarak, “İran, Hare Tepesi’ni 13 yıldan bu yana bir üsse dönüştürdü. Tepe, geçtiğimiz yıllarda bölgesel ve uluslararası uzlaşması çerçevesinde Suriye hükümetinin kontrolüne geçmeden önce muhaliflerin hedefindeydi. Uzlaşıyla birlikte Suriye uyruklu olmayan İran destekli milisler ve muhalif gruplar Tepe’yi terk etmiş ve çatışmasızlık anlaşması aktif hale getirilerek Birleşmiş Milletler (BM) Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDOF) birlikleri Rusya’nın gözetiminde Golan Tepeleri’nde konuşlanmıştı.
12 Ağustos’ta Bağdat’ın güneyinde Haşdi Şabi’ye ait cephanelikte bilinmeyen bir nedenle patlama meydana geldi. Kaynaklar cephaneliğin F-35’lerle bombalanma ihtimaline dikkati çekerken, saldırının insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiği bildirildi.
Irak’ın 'düşman uçak' hamlesi
16 Ağustos’ta Irak başbakanı Adil Abdulmehdi, daha önce benzeri görülmemiş bir adım atarak Irak ordusunun bilgisi doğrultusunda uçuş yapılması ve bunun dışında havalanan uçakların düşman olarak kabul edilmesini öngören bir kararname yayınladı.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kararnameye yanıt olarak yaptığı açıklamada, “Egemen Irak sınırları içerisinde misafiriz. ABD liderliğindeki Koalisyon, Başbakan’ın verdiği karar çerçevesinde Iraklı ortaklarımızdan aldığı bütün talimatlara derhal uydu” ifadelerini kullandı.
Irak hava sahasına getirilen sınırlamanın, F-35’leri tespit edebilecek nitelikte hava savunma sisteminin bulunmayışı ve Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK mevzilerine yönelik hava operasyonları nedeniyle uygulanmasının pek kolay olmayacağı görülüyor.
İsrail saldırılar konusunda sessiz
İsrail yönetimi Irak’taki saldırılarla ilgili bugüne kadar İsrail istihbarat servisine yakınlığıyla tanınan Debka File adlı internet sitesi üzerinden bilgi sızdırmakla yetindi. Ancak Netanyahu “sessizlik yaklaşımı” geleneğini bozarak, Irak’taki İran mevzilerinin ülkesi tarafından bombalandığının işaretlerini verdi.
The Times of İsrael'in aktardığına göre Netanyahu, Pazartesi günü yaptığı konuşmada, “Yahudi devleti ne zaman ve nerede ihtiyaç duyulursa askeri olarak hareket etmeye devam edecek” dedi.
Netanyahu, Kiev’deki basın toplantısında, Irak’ta bulunan askeri karargâhlara yönelik son saldırılara ilişkin, “İran hiçbir yerde dokunulmazlığa sahip değil. Gerektiği yerde onlara karşı hareket edeceğiz ve hâlihazırda bilfiil hareket ediyoruz” dedi.
Netanyahu’nun bu yöndeki açıklamaları, Eylül ayında seçimlere hazırlanan İsrail sokaklarındaki söylemlerin artmaya başladığı bir zamanda geldi. Netanyahu daha önceki seçimde de Suriye’deki İran mevzilerine yönelik saldırıları üstlenen açıklamalarda bulunmuştu.
İsrail’in güvenliğini koruma kapsamında yapılan ABD-Rusya uzlaşması artık Irak’ı da kapsıyor. Ancak şu soruların cevabı henüz verilmiş değil; Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Rus uçağının Akdeniz’de düşürülmesi nedeniyle Putin’e halen kızgınken, Suriye'de İran'a karşı kurulan Tel Aviv-Moskova işbirliği ne zamana kadar sürecek? Ayrıca Irak’ta konuşlanan ABD kuvvetlerine rağmen Washington’un yaktığı yeşil ışık ile Irak’taki İran mevzilerinin hedef alınması arasındaki denge ne zamana kadar korunabilecek?



İsrail önceliklerini değiştiriyor: İran mı, Hizbullah mı öncelikli hedef?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
TT

İsrail önceliklerini değiştiriyor: İran mı, Hizbullah mı öncelikli hedef?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)

Emel Şehade

Lübnan ve İran cephelerinde yaşanan hızlı gelişmeler, İsrail güvenlik kurumlarını acil danışma toplantıları düzenlemeye itti. Bu toplantılarda, çeşitli cepheler arasındaki önceliklerin yeniden düzenlenmesine karar verildi. Son 24 saatte İsrail'in gündemini Lübnan cephesi meşgul ediyor. Güvenlik onayı alınması ve takvimin belirlenmesi halinde Lübnan'a kaçınılmaz bir saldırı yapılacağı konuşulurken, İran'ın merkezi arena haline geleceği yönündeki tahminler artıyor.

Mesajlaşmalar

Bu toplantılar, İsrail'in ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri aracılığıyla Tahran'a gönderdiği, gerginlik istemediğini ve İran'ın iç durumunu saldırı için kullanmayacağını belirten mesajların açıklanmasından 24 saat sonra gerçekleşti. Ancak bir güvenlik yetkilisi, İranlıların mesajlara yanıt vererek İsrail'e inanmadıklarını ve Tel Aviv'in İran'da yanlış hesap yapma korkusuyla bu mesajları gönderdiğini, İsrail'in durumu istismar ederek Tahran'ın kontrolü kaybettiği sonucuna varacağını ve bu fırsatı saldırı için değerlendireceğini ima ettiklerini söyledikten sonra İsrail'in İran'a yönelik tutumunu değiştirdiğini söyledi.

Bu yanıt, İsrailli karar alıcıları önceliklerini yeniden düzenlemeye itti ve İran artık listenin en başında yer alıyor. Yapılacak olan herhangi bir değişiklik, sahadaki gelişmelere göre belirlenecek.

İki olası senaryo

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre son 24 saatte diğer cepheleri domine eden Lübnan cephesi geri çekildi ve İsrail'de şimdi iki senaryo konuşuluyor. Birinci senaryo, çok sayıda güvenlik ve askeri yetkilinin tercih ettiği senaryo. Bu senaryoda, İsrail ordusu, İran'a saldırmadan önce Hizbullah'ı zayıflatmak için güçlü ve yaygın saldırılar düzenleyecek ve böylece İran'ın, İran'a yapılan saldırıya yanıt olarak kendi inisiyatifiyle veya Tahran'ın emriyle İsrail hedeflerine karşı herhangi bir eylemde bulunma yeteneğini felce uğratacak.

İkinci senaryo ise, istihbarat raporları ve İranlı yetkililerin açıklamaları ve tehditlerine dayanan diğer bilgilere göre İran'ın İsrail'e önleyici bir saldırı düzenlemesinden korkulduğu için önce İran'a saldırılması. Her iki senaryoda da Lübnan hedef alınmaktadır ve İsrail'de saldırının sadece zaman meselesi olduğu konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok.

Bu gelişmeler, ‘mekanizma’ komitesinin toplantısı ve Tel Aviv'in, güvenlik ve askeri yetkililer arasında en yüksek sesli olanların Lübnan'a bir saldırının kaçınılmaz olduğunu iddia etmelerine rağmen, komitenin herhangi bir sivil temsilciden arındırılması ve Hizbullah'ı silahsızlandırma ve zayıflatma yollarıyla sınırlı kalması konusunda ısrarcı olmasıyla eş zamanlı yaşandı.

Sınırlı, yerel bir operasyon

İsrail, Lübnan'ın ordusu tarafından güney bölgesini silahsızlandırma hedefine ulaştığına dair herhangi bir açıklamada bulunmasını önceden engelleyip bu tür açıklamaların ve değerlendirmelerin gerçekçi olmadığını savundu. Tel Aviv, Hizbullah'ın aslında silahsızlandırılmadığını ve hatta altyapısını yeniden inşa etmeye başladığını iddia ediyor.

İsrail Hava Kuvvetleri, İran'a olası bir saldırı için hazırlık yaparken ve İsrail'in çok sayıda balistik füzeye maruz kalması ihtimaline karşı hava savunma hazırlığını güçlendirirken, ordu, Lübnan için hazırladığı ve İsrail kabinesine sunduğu çeşitli savaş planları çerçevesinde, uygulama emirlerinin çıkarılmasını bekleyen savunma ve saldırı için askeri birimlerinin hazırlıklarını tamamladığını duyurdu. Planlar, sınırlı askeri baskıdan daha geniş seçeneklere kadar uzanıyor.

Bir İsrailli güvenlik yetkilisi, siyasi ilerleme olmaması durumunda, diplomatik çabaların sonuç vermemesi halinde ordunun daha geniş bir saldırı senaryosuna geçme olasılığına da hazırlandığını doğruladı. Herhangi bir hamlenin zamanlamasını belirleyen merkezi faktörlerden biri, Washington ile koordinasyon düzeyi olacak.

Artık sınırlama yok

İsrail'in Lübnan veya İran ile olası bir savaşa hazırlık kapsamında, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve İç Cephe Komutanı Rafi Milo’nun yanı sıra yerel yönetim başkanları ve güvenlik ve acil durum hizmetleri yetkililerinin katılımıyla ‘İç Cephe Liderleri’ başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansa Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de katıldı.

Yeni stratejisinin temel referans noktası olarak “sürpriz savaş” senaryosunu benimsediğini açıklayan Zamir, ordunun tutumunu açıkladı ve sınırlarını tehdit eden her türlü unsuru önleyeceğini, karar verilmesi halinde çok büyük çaplı operasyonlar yürütmeye hazır olduğunu vurgulayarak, sınırlama politikasının devamını kabul etmeyeceklerini belirtti.

Zamir, konferansta yaptığı konuşmada askeri yönetimin Hizbullah'ın zayıflamasını Lübnan hükümetinin onu silahsızlandırmasına ve siyasi bir çözüme doğru ilerlemesine olanak sağlayacak bir koşul olarak gördüğünü söyledi.

Çeşitli cephelerdeki önceliklerin tartışıldığı bir oturumda Zamir, “Çeşitli gelişmelere nasıl hazırlanacağımızı ve nasıl tepki vereceğimizi biliyoruz. Sürprizlere hazırlıklıyız ve savaşa hazır olmak bizim pusulamızdır” dedi.

Lübnan hükümetine karşı medya kampanyası

Öte yandan İsrail ordusu, İsrail'e göre ateşkesin uygulanması ve Hizbullah'ın silahlarının imha edilmesi için gerekli her şeyi yapmayan Lübnan hükümetine karşı ‘farkındalık artırıcı medya kampanyası’ başlatmaya hazırlanıyor.

İsrail’de hazırlanan bir rapora göre medya kampanyası, Lübnan halkına ve uluslararası topluma Lübnan hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, Hizbullah'ın ise kendini savunma amaçlı değil saldırı amaçlı binlerce roket ve silah sistemine sahip silahlı bir örgüt olarak kaldığını göstermeyi amaçlıyor.

İsrail'de, İsrail ordusunun savaşı yeniden başlatarak Hizbullah'a karşı harekete geçmek istemediği ve Tel Aviv'in bu görevi Lübnan ordusunun üstlenmesini tercih ettiği söyleniyor.

Ancak aynı zamanda İsrail ordusu, son haftalarda Hizbullah'ın gücünü zayıflatmak amacıyla, öncelikle İsrail'in iç cephesine büyük çaplı saldırılar düzenleme yeteneğini ortadan kaldırmak, liderlerini hedef almak ve Lübnan genelindeki silah depolarını ve üslerini vurmak için harekete geçmeye hazırlandığını söylüyor.

Ne farklı yapılabilirdi?

İsrailli eski İstihbarat Şefi Hayman, İran rejimi de dahil olmak üzere Hizbullah nedeniyle Lübnan'ı neredeyse savaşa sürükleyen ciddi gerginliklere yol açan birkaç faktör olduğu değerlendirmesinde bulundu. Hayman, İran ile yaşanan 12 günlük savaşın ardından İran rejiminin biraz toparlandığını ve Hizbullah'a 1 milyar dolarlık devasa bir yardım göndermeye başladığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın planına göre tüm bu parayı göndermeye devam etme imkânı yok, ancak İran ekonomisine odaklanmak isterse, bu da onun konumunu zayıflatacak.

İkinci sorun ise uluslararası ortak eylem eksikliğiydi. Hizbullah'ın yenilgisinden sonra, ABD'nin ve Lübnan hükümetinin baskın, mevcut ve müdahil olduğunu, sonra bunun azaldığını gördük ve şimdi Lübnan hükümetine verilen uyarı süresi dolduğuna göre yeni bir diplomasi dalgası görebiliriz.

Hayman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Litani Nehri'nin kuzeyinde hala olumsuz bir eğilim var, ancak Litani'nin güneyinde mükemmel bir iş çıkarıldı.”

Hayman’a göre Hizbullah’ın seçkin gücü Rıdvan Gücü sınır yakınlarındaki bölgede kara manevraları yapma kapasitesine sahip değil, ancak kuzeyde bazı endişeler söz konusu. Hayman, eğer Lübnan'a karşı harekete geçmek zorunda kalırlarsa kendilerine ‘Savaşta, manevralarda ve ateş açmada neyi farklı yapacağız ve ertesi gün neyi farklı yapacağız?’ sorusunu sormaları gerektiğini belirterek “Bunun anahtarı, Lübnan hükümetinde ve Lübnan ordusunun güçlendirilmesinde yatıyor, çünkü harekete geçmeye ilgisi ve yeteneği olan tek güçler bunlar” yorumunda bulundu.


Lübnan, Hizbullah'ın silahlarına yönelik yasağı zımnen uzattı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
TT

Lübnan, Hizbullah'ın silahlarına yönelik yasağı zımnen uzattı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)

Lübnan, Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ilk aşamasının uygulanması için son tarihi zımnen (dolaylı olarak) uzattı. Ordu dün, ilk aşamanın hedeflerinin sahada etkili ve somut bir şekilde gerçekleştirilmesinin ardından planın ileri bir aşamaya girdiğini vurguladı. Litani Nehri'nin güneyinde, İsrail'in işgal ettiği topraklar ve bölgeler hariç, kendi yetkisi altına giren bölgeler üzerindeki kontrolünü genişleterek, “bu bölgedeki çalışmalar, patlamamış mühimmat ve tüneller imha edilene kadar devam edecek” dedi.

Ordunun raporu geniş siyasi destek görürken, kabine orduya Litani Nehri'nin kuzeyinden silahların çekilmesi için ayrıntılı bir plan geliştirmesi konusunda ek bir süre daha verdi ve bu süreyi gelecek şubat ayının başına kadar uzattı.

İsrail ise Lübnan ordusunun başarılarını sorguladı ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ofisi, Lübnan hükümeti ve ordusunun Hizbullah'ı silahsızlandırma çabalarının "cesaret verici bir başlangıç ​​ancak tamamen yetersiz" olduğunu ifade etti.


Washington'un yardımı askıya almasının ardından Somali ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
TT

Washington'un yardımı askıya almasının ardından Somali ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)

Somali ile Amerika arasındaki ilişkiler, Washington'un tonlarca gıda yardımının akıbeti konusunda çıkan anlaşmazlık üzerine Mogadişu hükümetine daha fazla yardım sağlamayı durdurma niyetini açıklamasının ardından en düşük seviyesine ulaştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Dış Yardımdan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı X platformunda yaptığı bir paylaşımda, Somali hükümet yetkililerinin Washington tarafından finanse edilen Dünya Gıda Programı'na ait bir depoyu tahrip ettiğini ve bağışçılar tarafından savunmasız Somalililer için sağlanan gıda yardımına yasadışı olarak el koyduğunu belirtti.

Bu nedenle Washington'un Somali'ye yardımını askıya alacağını ifade etti. Bu yardımın değeri henüz bilinmiyor.

Somali Dışişleri Bakanlığı dün, ABD'den gelen yardımın çalındığı iddialarını yalanlayarak, yardımın hala Dünya Gıda Programı'nın elinde olduğunu açıkladı.

Bakanlık, Blue Warehouse (Mavi Depo) olarak bilinen ana yardım deposunun bulunduğu Mogadişu liman bölgesinde genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Bakanlık, bu çalışmaların “insani yardımların depolanması, yönetimi veya dağıtımını etkilemediğini” ifade etti.

 Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed, Mogadişu'da başkanlık sarayındaki ofisinde Reuters'e verdiği röportaj sırasında (Arşiv-Reuters)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed, Mogadişu'da başkanlık sarayındaki ofisinde Reuters'e verdiği röportaj sırasında (Arşiv-Reuters)

Dünya Gıda Programı sözcüsü, liman yetkililerinin Mavi Depo'yu yıktığını ve programın sorunu çözmek ve yardımların güvenli bir şekilde depolanmasını sağlamak için yetkililerle iş birliği yaptığını söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ajansın çarşamba günü gördüğü Mogadişu Liman İdaresi tarafından düzenlenen teslimat belgesinde, Dünya Gıda Programı'nın daha önce Mavi Depo'dan başka bir depoya aktarılan gıda maddelerini teslim aldığı belirtiliyor. Belge, Somali'deki bir WFP yetkilisi tarafından imzalanmış görünüyor ve laboratuvar testleri gıdaların insan tüketimine uygun olduğunu doğruladıktan sonra programın gıdaların nihai teslimatını onaylayacağına dair el yazısı bir not içeriyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, yardımların yeniden başlamasının Somali hükümetinin sorumluluk alması ve durumu düzeltmek için adımlar atmasına bağlı olacağını ifade etti.