​Modi Hindistan’ı Keşmir çıkmazına soktu

Keşmir'deki Hindistan askerleri (AP)
Keşmir'deki Hindistan askerleri (AP)
TT

​Modi Hindistan’ı Keşmir çıkmazına soktu

Keşmir'deki Hindistan askerleri (AP)
Keşmir'deki Hindistan askerleri (AP)

İhtilaflı Keşmir bölgesinin Hindistan’a bağlı kesiminin özel anayasal statüsünün kaldırılmasıyla bağlantılı olarak son dönemde Keşmir’deki Hint siyasi manevrası, birçok çevrede ve çeşitli düzeylerde jeopolitik ve diplomatik sarsıntılara neden oldu.
Yeni Delhi, uluslararası düzeyde diplomatik zorluklarla, aynı zamanda da Müslüman çoğunluğa sahip Cammu Keşmir’de iç huzursuzlukla karşı karşıya kalırken, hükümet ise sert bir muhalefetle karşılaştı.
Keşmir’deki durum hala değişkenliğini koruyarak, daha da kötüleşmeyle tehdit ediyor. Bölge, geçmişte onlarca yıldır devam eden Hindistan-Pakistan, Hindistan-Çin bölgesel anlaşmazlıkları nedeniyle tarihsel olarak en dengesiz bölgelerden biri oldu.
Geçen hafta boyunca Pakistan ve Çin, Hindistan’ın kararına güçlü bir tepki verirken, özellikle konu İslamabad tarafından Birleşmiş Milletler’e (BM) sunuldu. Ancak Hindistan, Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Cammu Keşmir’deki mevcut durum hakkında karar vermeye iten güçlü uluslararası girişimleri engellemeye çalıştı.
Hindistan Araştırma ve İzleme Kuruluşu’ndan Ashok Malik, “Hindistan, Pakistan-Çin stratejik ekseninden bir saldırıyla karşı karşıya. İslamabad’ın Çin’in doğrudan desteğiyle BMGK’nin kapılarını çalmaya devam etme niyetleri görmezden gelinemez. BMGK’nin bir sonraki sefer nasıl cevap vereceği, Keşmir’deki duruma bağlı olarak değişecektir. Yeni Delhi’nin sivillere karşı aşırı güç kullanımıyla Keşmir vadisindeki kamusal düzenin bozulması, Hindistan’ın uluslararası düzeydeki konumunu de zayıflatacaktır. Bölge sınırında Pakistan güçleriyle askeri gerginliklerin tırmanması, uluslararası barış ve güvenlik için açık bir tehdit olarak görülecektir. Bu durum, Hindistan’daki işlerde BMGK tarafından siyasi müdahale için bir bahane oluşturacaktır” ifadelerini kullandı. Bu nedenle Hindistan, Cammu Keşmir konusunu uluslararası standartlar uyarınca, artan yerel ve uluslararası baskı altında sunmaya çalışırken zor zamanlar yaşayacak.
Kısıtlamaları kaldırma
Milliyetçi Muhafazakar Narendra Modi hükümeti için ilk zorluk, Keşmir bölgesindeki durumu normalleştirmek ve kendisine uygulanan sıkı güvenlik kısıtlamalarını kaldırmak olarak görülüyor. Bu bölgedeki asıl durum, Hindistan hükümeti tarafından iletişim ve transferlerle ilgili kısıtlamaların kaldırılması sonrasında açık ve net bir görünüm kazanacak. Hükümet, bölge nüfusunun büyük çapta tepkilerden büyük bir endişe duyuyormuş gibi görünüyor. Bazı uzmanlar, Hindistan hükümetinin şu an nüfusun haklarının bastırılmasını önlemek için adımlar atarken, bölgenin güvenlik çıkarlarını dengelemek için dikkatli bir şekilde adımlar atması gerektiğini söylüyor. Bu çerçevede Hindistan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski bir çalışanı olan Prakash Menon, “Keşmir vadisinde, Hindistan’ın daha fazla toprağı sömürerek ve kimlikleri yok ederek Keşmir halkını bastırmak için olağan güç malzemelerini kullanmasına odaklanan kamuoyu söyleminin ışığında genel bir korku havası var” dedi.
Hindistan Anayasası’nın 370. Özel Statü Maddesi’nin iptali, Keşmir hususundaki hem iç hem de dış boyutlara sahip köklü değişikliklerle sonuçlandı. Bugün Yeni Delhi’nin Keşmir’de ve ana siyasi partilerde “ayrılıkçı” olarak nitelediği hitap, Keşmir meselesinin uyuyan bir sorun olmadığı, aksine nüfusun siyasi beklentilerini tek kelimeyle, yani “özgürlükle” yerine getirmeyle ilgili olduğu ana bir nokta etrafında dönüyor. Bu nedenle bazı analistler, Keşmir halkından son Hindistan kararına karşı direniş beklememenin gerçekçi olmadığını belirtiyor. Vadideki güvenlik durumu, tüm bölge nüfusunun ve bazıları çoktan silah almış gençlerin tepkisine bağlı. Bölgenin sıcak ve çalkantılı atmosferinden en iyi şekilde fayda sağlamak için kendisini doğal mekanında bulacak olan Pakistan tarafından da güçlü bir tepki beklenebilir.
Yeni Delhi’den bir savunma analisti olan Ajai Shukla, “Hindistan’ın Keşmir’deki siyasi kontrolü, 1990’ların başlarından itibaren kurulan Halk Direniş Hareketi’nde yaygın bir kutuplaşma ve şaşkınlığa neden oldu. Pakistan durumdan yararlandı, durumu alevlendirmek için daha fazla yakıt harcadı. Bu durum, devleti 1990’lı yıllarda yanan bir varile dönüştürdü. Benzer bir şiddet döngüsü, ilk etapta derinden bir hayal kırıklığı yaşayan Keşmir’deki Müslümanlar arasında yeniden alevlenmeye başladı” açıklamasında bulundu.
Güvenlik analisti Kanval Sibal, “Hindistan hükümeti, temelde mevcut güvensizlik döngüsünü kırmak için ne yapmamak istediğini değil, ne yapmak istediğini tasavvur etmelidir. Ayrıca Keşmir’in yaralarını siyasi bir üslupla, pratik ve açık bir yolla iyileştirmelidir. Bu yoldaki ilk adım, olumlu bir diyaloğa girmektir. Ama ekonomik düzeyde, Keşmir’deki geleneksel ticaret yollarını canlandırmak için bir kalkınma planı bulunmalıdır. Bu, mevcut durumda bir değişiklik sağlayabilir” dedi.
Pakistan’ın seçimleri
Bazı analistler, sivil mücadeleyle herhangi bir şiddet tırmanışının, bölgeyi sonsuz bir şiddet döngüsüne sürükleyebileceği görüşünde. Bu çerçevede Cammu Keşmir’den Northlines editörü Ratan Singh Gill, “Pakistan’ın Keşmir’deki yüksek sesleri, uluslararası düzeyde kullanma olasılığı yüksektir. İki ülke arasındaki sınırda yaşanan askeri tırmanış da kaldırılabilir. Daha sonra Hindistan, bölgedeki büyük siyasi beklentilerini ilan eden, Pakistan ile işlerinde birçok kaynak, zaman ve siyasi enerji harcamak zorunda kalacak” dedi.
Pakistan’ın tepkisine gelince bunun, ABD ve komşu Afganistan üzerinde önemli bir etkisi olacak. Gill’e göre, Pakistan’ın memnun kaldığı etki noktaları arasında, ABD’nin Afganistan’daki Taliban Hareketi ile devam eden görüşmelerini başarısızlığa uğratma yeteneği de bulunuyor.
Su krizi
Hindistan, Pakistan ile 1960 yılında imzalanan su anlaşması uyarınca su payını tam anlamıyla kullanmak istiyor. Hükümetin, bölgedeki su payını tam anlamıyla kullanma niyetini uygunsuz şekilde belirttiği ise unutulmamalı.
2013 yılında Keşmir’deki Kishanganga projesine dair bir dava çerçevsinde, Lahey’de uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Hindistan lehine sunulan bir dava sonrasında Hindistan hükümeti, Cammu Keşmir’deki hidroelektrik projelerinin uygulanmasını hızlandırmak istediğini belirtti. Hindistan, stratejik düzeyde büyük bir öneme sahip bu projeleri, Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol” girişimi olarak bilinen ve büyük ölçekli altyapı girişiminin bir parçası olan Çin- Pakistan ekonomik geçidini geliştirme hususundaki Çin çabaları çerçevesinde görüyor. Bazı kesimler tarafından ortaya koyulan soru ise şu; Bu durum, yeni uluslararası çatışmalara yol açar mı?
Çin itirazı
Çin’in itirazı, özellikle Keşmir’de Hindistan diplomasisi için bir deneme balonu olabilir.
Çin’in Keşmir’e yönelik asıl kaygısı, Çin’in doğusundaki Tibet bölgesiyle sınır olan ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin güneybatısındaki Ladakh bölgesinde olduğu kadar değil. Her ikisi de geniş bir Çin askeri varlığına sahip. Son yedi yılda Çin, Cammu Keşmir ve çevre bölgelerdeki durumu değiştirmek amacıyla diğer bölgesel oyunculardan daha fazla çaba sarf etti. Çin-Pakistan ekonomik koridorunun bir parçası olarak Çin ve Pakistan hükümetleri, Gilgit-Baltistan bölgesindeki tek taraflı askeri kullanıma sahip bazı durumlarda, birçok çift kullanımlı altyapı projesi ortaya koydu. Ayrı bir şekilde Tibet ve Sincan bölgelerinde militarizasyonuyla bu tampon bölgeler, tarihsel olarak ön cephelere dönüştü.
Stratejik uzman Vivek Mishra, “Hindistan’ın gelecek on yılda Ladakh bölgesindeki stratejik eylemleri, uygun kapasiteleri geliştirmeyi başardı. Bazı Çin yatırımları da risk altında olabilir. Çinliler, Hindistan’ın uzun vadede oyuncu olmayı tercih ettiğini biliyor. Mevcut durum, onları hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Ancak geleceğe dair imkanları önemsiyorlar” dedi.
Çin hükümete ait Global Times gazetesi, Hindistan’ın sınır meseleleri hususunda çok atılgan olduğunu ve bölgesel durumu da etkileyen mevcut durumu bozmaya çalıştığını duyurdu. Gazeteye göre Hindistan, çevre ülkelerin çıkarlarına meydan okumaya devam ediyor.
Gazetede yayınlanan bir makalede, Pakistan’ın anayasanın 370. maddenin iptali karşısında güçlü önlemler almamasının düşünülemediği belirtildi. Makalede “Hindistan’ın tüm bölgeyi ele geçirecek siyasi kaynaklara ve diğer araçlara sahip olduğunu görmüyoruz” ifadelerine yer verildi. Tanınmış bir Hint diplomat ve siyasi uzman olan Poonchuk Stupdan, “Çin, BMGK’de Hindistan’a karşı tam ağırlığını koyma hususunda kararlılığını dile getirdi. Yeni Delhi, şu anki krizin dördüncü boyutunda, yani Pekin’in Hindistan ile uzun ve tartışmalı bir sınırda yeni bir askeri cephe daha açabilme yeteneğini düşünecek vakte sahip olmayabilir. Nihayetinde Pekin, Yeni Delhi’yi Cammu Keşmir’deki mevcut iç siyasi durumu zorla değiştirerek, Çin’in egemen çıkarlarına meydan okumaya çalışmaklar suçladı” dedi.



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Arakçi, İran'da rejim değişikliğinin ‘yanılsama’ olduğunu yineledi... Hatemi, ABD ve İsrail'i uyardı

İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
TT

Arakçi, İran'da rejim değişikliğinin ‘yanılsama’ olduğunu yineledi... Hatemi, ABD ve İsrail'i uyardı

İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, İran’da rejim değişikliği ihtimalinin ‘bazılarının yaşadığı bir yanılsamadan ibaret olduğunu’ söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, ABD Başkanı Donald Trump’ı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ve Avrupa’yı, ülkede son dönemde patlak veren protestolarda ‘gerilimi körüklemek’ ve halkı ‘kışkırtmakla’ suçladı.

 Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Pezeşkiyan, söz konusu aktörlerin iç gelişmelere müdahale ederek toplumsal huzursuzluğu körüklediğini savundu.

Arakçi, CNN’e verdiği demeçte İran’ın güvenliğinin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, ülkesinin her türlü ‘terörist grupla’ mücadele etmeye hazır olduğunu belirtti. “Sistemimiz son derece sağlam ve temelleri o kadar güçlü ki, kişilerin değişmesi herhangi bir fark yaratmaz” diyen Arakçi, İran yönetiminin istikrarına dikkat çekti. Öte yandan İran’ın Mehr haber ajansı, Arakçi’nin, ülkesinin bölgede barış ve istikrarın korunması amacıyla bölge ülkeleriyle iş birliğine hazır olduğunu söylediğini aktardı. Arakçi ayrıca, İran’ın meşru çıkarlarını garanti altına alacak adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya açık olduğunu ifade etti.

Söz konusu açıklamalar, dün Türkiye’de gerçekleştirilen temasların ardından geldi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye’nin ABD ile yaşanan kriz konusunda arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu ilettiğini duyurmuştu.

Arakçi, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın, nükleer silaha erişimin engellenmesine yönelik güvenceler ile yaptırımların etkin biçimde kaldırılmasını içeren bir nükleer anlaşmaya hazır olduğunu kaydetti.

Arakçi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İran-Türkiye ikili ilişkileri ile ortak ilgi alanına giren bölgesel konular hakkında yapılan görüşmelerin her zaman verimli ve yapıcı geçtiğini belirtti.

Arakçi, “Bu görüşmeler sırasında İran’ın hiçbir zaman nükleer silah edinmeyi hedeflemediğini bir kez daha vurguladım. Ülkemiz, İran tarafının meşru çıkarlarını güvence altına alan, nükleer silaha sahip olunmamasına yönelik teminatlar içeren ve mevcut haliyle yaptırımların kaldırılmasını öngören adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya hazırdır” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’ın kendisine yönelik tehdit edilen bir askerî saldırıdan kaçınmak amacıyla bir anlaşma yapmak istediğine inandığını ifade etti. Tahran ise buna karşılık, füze kabiliyetlerinin müzakere konusu olmadığını yineledi.

İran ordusu yüksek alarm durumunda

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, ABD ve İsrail’i herhangi bir saldırı düzenlememeleri konusunda uyardı. Hatemi, Washington’un Körfez bölgesinde gerçekleştirdiği geniş çaplı askerî yığınaklar ışığında, İran Silahlı Kuvvetleri’nin en üst düzeyde alarma geçtiğini belirtti.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre Hatemi, “Düşman bir hata yaparsa, bundan şüphesiz kendi güvenliğiyle birlikte bölgenin ve Siyonist varlığın güvenliği de zarar görür” dedi. Hatemi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘savunma ve askerî hazırlık açısından en yüksek seviyede’ bulunduğunu vurguladı.

Hatemi ayrıca, ABD Başkanı’nın İran’ın olası Amerikan saldırılarından kaçınmak için bir anlaşma arayışında olabileceğine yönelik açıklamalarının ardından, ülkesinin nükleer teknolojisinin ‘yok edilemeyeceğini’ ifade etti. Hatemi, “İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer bilim ve teknolojisi, bu vatanın bilim insanları ve evlatları şehit edilse bile ortadan kaldırılamaz” diye konuştu.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak İranlı yetkililer, ülkede son dönemde yaşanan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği protestolara yönelik baskıların ardından artan gerilimi azaltabilecek taraflarla diplomatik temaslarını artırdı. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile Tahran arasında arabuluculuk girişiminde bulunan Türkiye’yi ziyaret ederken, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşme, Kremlin tarafından da doğrulandı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, son haftalarda İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Washington Ortadoğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve USS Abraham Lincoln uçak gemisini bölgeye gönderdi.


DMO, Bender Abbas'taki patlamanın ardından donanma komutanına suikast düzenlendiği iddialarını yalanladı

Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
TT

DMO, Bender Abbas'taki patlamanın ardından donanma komutanına suikast düzenlendiği iddialarını yalanladı

Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) bugün, güneydeki bir şehirde sekiz katlı binada meydana gelen ve nedeni henüz belirlenemeyen patlamanın ardından donanma komutanının öldürüldüğüne dair haberleri yalanladı.

İran devlet televizyonu, patlamanın sekiz katlı bir binada gerçekleştiğini, iki katın ve birkaç aracın yanı sıra bazı dükkanların zarar gördüğünü bildirdi. İtfaiye ekiplerinin olay yerinde müdahale için hazır bulunduğu kaydedildi.

İran medyası patlamayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirirken, bir yetkili basına bir kişinin hayatını kaybettiğini, 14 kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Patlamanın yaşandığı Bender Abbas, Umman Sultanlığı ile İran arasında stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerinde bulunuyor. Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte biri buradan geçiyor.

Olay, İran ve ABD arasındaki artan gerilim ortamında meydana geldi. Söz konusu gerilim, üç yıl aradan sonra ülkede patlak veren geniş çaplı protestolar ve Batı’nın İran’ın nükleer programına ilişkin endişeleriyle birleşiyor.

Öte yandan Tehran Times, itfaiye müdürünün açıklamasına dayandırdığı haberinde, Batı İran’daki Ahvaz kentinde bir binada meydana gelen gaz patlamasında dört kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Ülke genelinde aralık ayında patlak veren protestolar, ekonomik zorluklar nedeniyle başlamış ve İran rejimi için son yılların en büyük sınavlarından biri olarak kaydedilmişti.

İranlı bir yetkili, Reuters’a verdiği demeçte, protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 500 güvenlik görevlisinin bulunduğunu açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü İran’a doğru bir ‘filo’ hareket ettiğini duyurdu. Birçok kaynak, Trump’ın İran’a yönelik seçenekleri değerlendirdiğini, bunların arasında güvenlik güçlerine yönelik hedefli saldırıların da bulunduğunu bildirdi.

Bugün erken saatlerde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD, İsrail ve Avrupa liderlerini ülkesindeki ekonomik sorunları istismar etmekle, huzursuzluğu kışkırtmakla ve bazı kişilere ‘milleti parçalama’ imkânı sağlamakla suçladı.

ABD dün DMO’yu, Hürmüz Boğazı’nda iki gün sürecek mühimmatlı deniz tatbikatı düzenlemesinin ardından, ‘güvensiz hareketleri kabul etmeyeceği’ konusunda uyardı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın hızlı teknelerinin ABD savaş gemilerine çarpma riski taşıyan rotalarda hareket etmesi de dahil olmak üzere, güvensiz tatbikatlara tolerans göstermeyeceğini duyurdu.

CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, “ABD güçlerine, bölgesel ortaklara veya ticari gemilere yönelik herhangi bir güvensiz davranış, gerilimi artırarak istikrarı bozma riskini yükseltir” denildi.