Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Kebaşi Şarku’l Avsat’a konuştu: Bir hukuk devleti kurmak için çalışıyoruz

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Kebaşi Şarku’l Avsat’a konuştu: Bir hukuk devleti kurmak için çalışıyoruz
TT

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Kebaşi Şarku’l Avsat’a konuştu: Bir hukuk devleti kurmak için çalışıyoruz

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Kebaşi Şarku’l Avsat’a konuştu: Bir hukuk devleti kurmak için çalışıyoruz

Sudan Egemenlik Konseyi Üyesi General Şemseddin el-Kebaşi, son birkaç gündür Port Sudan kentinde yaşanan ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan kabileler arasındaki çatışmalardan sonra şehirde tanık olunan güvenlik durumunun kötüleşmesinden dahili ve harici unsurları suçladı. Söz konusu çevrelerin kim olduğunda dair herhangi bir açıklamada bulunmayan Kebaşi, Sudan’ın ana limanı olarak kabul edilen bu şehirdeki güvenlik durumunun kötüleşmesinden faydalanan birtakım çevrelerin olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Askeri Geçiş Konseyi (AGK) eski Sözcüsü Kebaşi, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, usule ilişkin bir hatanın hükümetin ilan edilmesinin gecikmesine yol açtığını söyledi. Ayrıca Egemenlik Konseyi’nin ordu, polis ve güvenlik güçlerinin liderlik organını görevden alarak, düzenli güçleri yeniden yapılandırmaya başladığını vurguladı. Oturma eylemini dağıtma operasyonları sırasında yaşanan suçlara ilişkin Egemenlik Konseyi içerisindeki askeri bileşenlerin de yargı önüne çıkmaya hazır olduğunu ifade eden Kebaşi, “Suçlamaların egemenlik konseyindeki ordu mensuplarını içerecek şekilde genişlemesinin, bizim için bir sakıncası yok. Çünkü hiç kimse kanunun üstünde bir pozisyona sahip değil. Aynı zamanda devrimin sloganlarından biri olan hukuk ve adalet devleti kurmak istiyoruz. Biz asker olmanın öncesinde birer vatandaşız. Diğer vatandaşlar için geçerli olan bütün durumlar bizim için de geçerli” dedi.
Taşkın ve sel felaketleriyle ilgili açıklamalarda bulunan Kebaşi, bu felaketlerden etkilenen insanlara ulaşmak ve neticelerinin üstesinden gelmek için tüm hızlarıyla çalıştıklarını dile getirerek, “Hasar çok büyük. Ancak ülkenin doğal afet bölgesi ilan edilmesi aşamasına gelmemesini umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.
İşte Şarku'l Avsat'ın Kebaşi ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;
-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), adayların isimlerini başbakana teslim etti. İsimler konusunda size danışmaları gerektiğini söylediniz. Bununla ne kastettiniz?

Anayasa Bildirisi ekli olan zaman çizelgesine göre bakanların atamalarının bugün yapılması ve iki gün içerisinde onaylanması için Egemenlik Konseyi’ne teslim edilmesi gerekiyordu. 31 Ağustos’ta bakanların yemin etmeleri gerekiyor. Bununla birlikte geçiş dönemine ilişkin imzalanan belgelerde, bakanlıklar ve bakanlara ilişkin ÖDBG ile ordu arasında istişare yapılmasını ve sonrasında bu isimlerin başbakana teslim edilmesini içeren bir hüküm var. Maalesef özgürlük ve değişim koalisyonu bu aşamayı atladı ve isimleri başbakana teslim etti. Fakat geçte olsa durumu anladı ve önceki gün akşam saatlerinde bakanlar listesini bize teslim etti. Şimdi bu önerileri inceliyoruz. İstişareyle görevlendirilen heyetleriyle bir araya geleceğiz. İstişareleri en kısa sürede sonlandırıp, listeleri başbakana teslim etmeyi umuyoruz.
-Egemenlik Konseyi adına mı yoksa konseyin bileşeni olan ordu adına mı konuşuyorsunuz?
Konseydeki askeri bileşenin adına konuşuyorum. Öte yandan Anayasa Bildirisi’ndeki istişareye ilişkin hüküm, sivilleri değil askerileri ilgilendiriyor.
-Bu, konseyde ordu ile siviller arasında bir kaynaşma olmadığı anlamına geliyor. Bu durum konseyin iki bileşeni arasında bazı sorunlara yol açmaz mı?
Durum anlattığınız gibi değil. Bakanlıklar herkes içindir, sadece ÖDBG için değil. İstişare ve bağımsızlık güvencesi bu aşamada askeri bileşenin sorumluluğundadır.  Fakat isimlerin kesin bir şekilde onaylanması, reddedilmesi veya başbakanla birlikte listelerde bazı düzenlemelerin yapılması, Egemenlik Konseyi’nin sorumluluğundadır. Bakanlara ilişkin yapılan istişare, yalnızca askeri bileşeni ilgilendiren diğer bir aşamadır. Bu aşamanın ardından iki ayrı bileşenden söz etmeyeceğiz. Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte ortada sadece ‘Egemenlik Konseyi’ olacak.
-Askeri makamların geçici iktidar organlarında görevlendirilecek adaylar hakkındaki güvenlik soruşturmasından tam olarak ne kastediyorsunuz?
Yürütme organı, bakanlıklar veya diğer hassas pozisyonlara ilişkin aday gösterilen kimselerin güvenlik soruşturmasından geçmesi rutin bir işlemdir. Bu adaylardan herhangi birinin söz konusu kamu görevleri için herhangi bir güvenlik sorunu teşkil etmesi halinde, konsey, bu ismi kesinlikle reddedecektir.
-Eski rejimin muhalifler aleyhinde düzenlediği güvenlik dosyalarını mı kastediyorsunuz?
Güvenlik soruşturmasının rejime muhalefetle ya da adayın üsteleneceği işle herhangi bir ilgisi yok. Bu tamamen ilgili ismi güvenlik bakımından ehil olup olmamasıyla ilgili.
-Egemenlik Konseyi içerisinde görev dağılımı yapıldı mı?
Egemenlik Konseyi’nin oluşumu tamamlandı ve bilfiil göreve başladı. Konseyin işleyişini düzenleyen yönetmelik hakkında başladığımız görüşmeler, dün sona erdi. Bu doğrultuda komiteler oluşturulacak, görevleri belirlenecek ve Başbakan ile koordineli bir şekilde çalışmalara başlanacak.
-Savunma ve içişleri bakanlarının kim olacağı belirlendi mi?
Savunma Bakanı olarak General Cemal Ömer’i aday göstermeye karar verdik. İçişleri Bakanı hakkında da yakın zamanda uzlaşacağız.
-İçişleri Bakanlığı için adı geçen kimseler var mı?
Hayır. Fakat yakın zamanda açıklanacak.
-Anayasal Bildiri’nin ve siyasi anlaşmanın yorumunda bazı görüş ayrılıkları yaşandı. Bu meselelerden biri de yargıtay başkanının ve başsavcının atamasına ilişkindi. Ancak konsey üyelerinden biri bu atamaların Egemenlik Konseyi tarafından yapılması hususunda uzlaşıldığını söyledi. Bu konu ne söyleyebilirsiniz?
Yargıtay başkanının ve başsavcının atamasına ilişkin mekanizmalar kurduk. Adaylar Yüksek Yargı Konseyi ve Savcılık komitesi tarafından seçilecekti. Bu konseyler şu anda mevcut değil. Söz konusu atamaların askeri konseyin yetkisi dahilinde yapılması için özgürlük ve değişim koalisyonu ile uzlaşıya varmıştık. Bize birçok aday gösterdikleri doğru, fakat bununla birlikte karşılıklı kabul ve ret durumları 17 Ağustos anlaşmasının imzalanmasının öncesinde bu atamaların yapılmasına engel oldu. İstişareler halen devam ediyor.
-Yargıtay başkanının ve başsavcının Egemenlik Konseyi tarafından atanmasına ilişkin Anayasa Bildirisi metninde yapılacak düzenlemelere ilişkin bir uzlaşıya vardınız mı?
Yorum yok.
-Vatandaşların korunmasından sorumlu olmanız itibariyle Port Sudan şehrinde yaşanan çatışmalara ilişkin size yöneltilen birtakım suçlamalar var? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Port Sudan şehrindeki durum olması gerektiği gibi değil. Bu sadece iki kabile arasındaki bir çatışma değil. Tahminimize göre ortada daha büyük bir mesele var. Allah’tan ölenlerin şehadetlerini kabul etmesini ve yararlılara acil şifalar vermesini diliyoruz. 1980'lerde buna benzer bir çatışma yaşanmıştı. Fakat şu an Port Sudan şehrinde yaşananlar, sadece kabile çatışmasından ibaret değil. Nitekim çatışmada kullanılan mekanizmalar ve meselenin dahili ve harici boyutları bunu gösteriyor. İki kabile olan bitenin kurbanıdır.  Burada yaşananlar doğrudan ülkedeki durumu da etkiler. Dolayısıyla şehirde yaşanan çatışmalar, planlanmış bir operasyon dahilinde gerçekleşti. Durumu kontrol altına almak  için büyük çaba sarf ediliyor. Taraflar arasında sulh bildirgesinin imzalanması sırasında orada hazır bulunduk. İç uzlaşı geleneğinin parçası olan bir oturum düzenledik. Maalesef bu uzlaşı ihlal edildi. Bunun hemen ardından Egemenlik Konseyi tarafından gerekli önemler alındı, çatışmaya son verildi ve çatışmanın asıl sebeplerine odaklanıldı. Kabileler arasındaki çatışmaları aşan bir meselenin bulunduğu kanaatindeyiz. Bu önemli şehirde, neler olup bittiğine yoğunlaşmamız gerekiyor.
Eski Askeri Konsey’in veya Egemenlik Konseyi’nin ve henüz tamamlanmamış olan yürütme organının bu konudaki eksikliklerine gelince, burada herhangi noksaniyet bulunduğunu düşünmüyorum. Egemenlik Konseyi, askeri yetkililer, aşiret liderleri, toplumun kanaat önderleri ve özgürlük ve değişim koalisyonu liderleri, krizin üstesinden gelmek için büyük çabalar sarf ediyorlar. Fakat Devlet Güvenlik Komitesi’nin tahminleri, yeterince iyi olmayabilir ve bu durumun devletin prestijine bir zarar vermesi mümkün. Bu nedenle vali ve emniyet müdürü görevden alındı ve yerlerine başkaları atandı. Konsey, yeni valiye olağanüstü hal durumunu tam olarak uygulaması yönünde talimat verdi. İşlerin daha iyiye gideceğini düşünüyoruz.
-Peki, söz konusu çatışmaları körükleyen iç ve dış unsurların neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Gerek ülke içerisinde gerekse de dışarıda, gözünü şehre dikmiş olan pek çok taraf var. Zira Port Sudan, ülkenin ekonomik kapısıdır. Dolayısıyla kentin hedeflemesi bir tesadüf değil. Söz konusu iki kabile ise bu kapsamda kullanıldı. Ülkedeki durumun kötüye gitmesini isteyen ve üzerinde uzlaşılan hususlara muhalefet eden taraflar var. Bundan dolayı vatanı pahasına bile olsa devrimi sonlandırmak amacıyla çalışıyorlar. Zamanı geldiğinde bu tarafların kimler olduğu açıklanacak.
-Çatışmanın yeniden patlak verdiği söyleniyor?
Bundan emin değilim. Birtakım durumlar varsa bile büyük bir olay derecesine ulaşmamıştır. Her iki kabileden olan bireyler düzeyinde vuku bulan birtakım ihlaller var. Bu fitnenin en kısa zamanda son bulmasını umuyoruz.
-Sel ve yoğun yağışlar gibi büyük zorluklarla karşı karşıyasınız ve bu felaketler karşısında yavaş hareket etmekle suçlanıyorsunuz. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Pek çok bölge yaşanan sel felaketinden etkilendi. Derhal acil durum komitesi oluşturduk ve peşi sıra toplantılar yaptık. Pek çok önem ve tedbir aldık. Fakat yağışlar beklenenin üzerindeydi. Bundan dolayı çok büyük hasarlar meydana geldi. Başbakan felaketlerden etkilenen bölgeleri ziyaret etti. Egemenlik Konseyi de ilgili kurumlar, bu tür felaketlerin önlenmesine yönelik çalışmalara başlamaları için talimatlar verdi.
-Krizin kötüleşmesi halinde ülkeyi ‘felaket bölgesi’ olarak ilan etmeyi düşünüyor musunuz?
Zarar her ne kadar büyük olsa da durumun bu raddeye varmayacağını umut ediyoruz.
-Selden kaynaklanan hasarlarla ilgili resmi istatistikler var mı?
Şu an bu istatistiklere sahip değilim, fakat ilgili kuruluşların elinde bu tür istatistikler mevcut.
-Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki lüks otomobiller konusu gündeme geldi. Vatandaşlar fakirlikten mustaripken, yetkililerin lüks arabalara bindiğinden bahsediliyor.
Egemenlik Konseyi üyelerine tahsis edilen 11 araç zaten mevcuttu. Şu anda veya askeri konsey döneminde alınmadılar. Bu araçlar konsey üyelerinin şahsi kullanımları için tahsis edilmedi. Bilakis bunlar, üyelerin görevlerini yerine getirmeleri için tahsis edilen resmi araçlardır. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki arabalar konusunda herhangi bir bilgim yok. Ülkede yaşanan mevcut koşullardan dolayı araba ithal etmeyeceğiz. Önceki rejimden geriye kalan araçlar kullanılacak.
-Maliye Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki kamu mallarında yetki sahibi mi? Yoksa söz konusu mallar Egemenlik Konseyi’nin denetiminde mi?
Bakanlar Kurulu, Egemenlik Konseyi’nden ayrı bir organdır. Her iki organında kendi sekretaryası var. Kamu malları, Maliye Bakanlığı'nın yetki alanı içerisinde yer alıyor. Yeni sistemde işleri yeniden aslına döndüreceğiz. Dolayısıyla Maliye Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı veya başka bir yerdeki kamu mallarından sorumlu olacak.
-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi'ni imzalayan ve imzalanmayan silahlı hareketlerle kim müzakerelerde bulunacak?
Çeşitli kurumlarıyla birlikte geçici hükümet en temel önceliğinin barış meselesi olduğunu belirttik. Bu sebeple askeri konsey olarak en temel kaygımız, özgürlük ve değişim koalisyonu ile anlaşma yapmaktı. Silahlı hareketlerin çoğuyla temaslarda bulunduk ve kendileriyle asgari düzeyde uzlaşı sağladık. Çad ve Güney Sudan’da Abdulaziz el-Helu, Akar, Minavi ve Cibril İbrahim ile bir araya geldik.
-Bir uzlaşıya varıldığı takdirde silahlı hareketlere bağlı savaşçıların düzenli güçlere katılması gibi bir durum söz konusu mu? Bu savaşçılara nasıl bir muamelede bulunacaksınız?
Bu mesele, silahlı hareketler ile gerçekleştirilecek müzakerelerde kararlaştırılacak. Silahlı hareketlerde yer alan kardeşlerimizle bir araya geleceğiz ve kendileriyle bir uzlaşıya vararak buna bağlı kalacağız.
-Askeri konseyin oturma eyleminin gerçekleştirildiği bölgede yaşanan katliamdan sorumlu olduğunu düşünen geniş bir kesim var.  Bağımsız bir soruşturma komitesi oluşturulmasını kabul ettiniz. Komite tarafından suçlu bulunursanız ne yapacaksınız?
Şu an oturma eylemi hakkında yorum yapmayacağım. Bakanlar Kurulu’nun oluşturulmasının ardından bir ay içerisinde tertip edilecek soruşturma komitesi, bu meseleyle ilgilenecek. Bu hususta herhangi bir sorun olacağını düşünmüyorum. Nitekim anayasal bildiride kaydedildiği üzere kimse kanunun üzerinde değil. Devrimin sloganlarından biri olan hukuk ve adalet devletini kurmak için çalışıyoruz. Bizler asker olmanın öncesinde herkes gibi birer vatandaşız.
-Oturma eyleminin dağıtılması operasyonu sırasında işlenen suçlara karışan kişilerin durumu ne oldu? Başsavcı tarafından oluşturulan soruşturma komitesi tarafından suçlu bulunan bu kişilerin mahkemesi neden henüz yapılmadı.
Kolombiya Bölgesi’ne yapılan operasyonun oturma eyleminin gerçekleştirildiği alana da sıçradığını tahmin ediyoruz. Bize göre planın uygulanmasında başarılı olunmadı. Nitekim bazı kimseler, belirlenen alanın dışına çıkmakla planda bir sapma yaşanmasına sebep olduklarını itiraf ettiler. İlk bulgular üst düzey bazı yetkililerin de aralarında bulunduğu bazı isimlerin olaylara karıştığını gösteriyor. Bu askeri düzeyde gerçekleştirilen soruşturmalar kapsamında ulaşılan bir sonuç. Başsavcı tarafından oluşturulan soruşturma komitesinin bulguları da bu meyanda.
-Olaylara karışan askerler şu an nerde? Tutuklandılar mı?
Evet, tutuklandılar ve kim oldukları biliniyor.
-Son darbe girişimi sırasında tutuklanan askerlerin mahkemesi ne durumda?
Bildiğim kadarıyla soruşturmalarda uzunca bir yol kat edildi ve kısa sürede tamamlanması bekleniyor. Darbe girişimine katılmadıkları tespit edilen bazı sabıklar serbest bırakıldı. Bütün askerler mahkemeye çıkarılacak, fakat akıbetlerinin ne olacağı henüz belli değil.



İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.


Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
TT

Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)

Sudan'ın batısındaki Kordofan bölgesinin en büyük şehri el Ubeyd, dün Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından gerçekleştirildiğine inanılan ve askeri ve hükümet binalarını hedef alan en büyük insansız hava aracı (İHA) saldırılarından birine maruz kaldı.

Yerel tanıklara göre iki saatten fazla süren saldırılar, bir askeri üssü, polis merkezini, bölgesel parlamentoyu, telekomünikasyon şirketi ofislerini ve belediye stadyumunun çevresini hedef aldı.

Şehir, ordunun kontrolü altında kalmaya devam ederken, HDK de şehri aylardır kuşatma altında tutuyor. El Ubeyd, stratejik bir ticaret yolu üzerinde yer alıyor ve önemli askeri tesisler içeriyor.

Yerel kaynaklar Şarku’l Avwsat'a, "uçaksavar savunmasının intihar dronlarının saldırısını püskürttüğünü ve birçoğunu düşürdüğünü" söyledi.

Hızlı Destek Kuvvetleri'ne ait İHA’lar son aylarda el Ubeyd şehrindeki askeri ve sivil tesisleri defalarca hedef alarak hem askeri personel hem de siviller arasında onlarca ölüm ve yaralanmaya neden oldu. Bu arada, Sudan Başbakanı Kamil Idris'in, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (IGAD) mevcut başkanı Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Gulle ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmede Sudan'ın örgüte ve Afrika Birliği'ne geri dönmesinin gerekliliğinin ele alındığı belirtildi.