Suudi Arabistanlı-Alman Raşa Hayyat, çift kimliklilik ve anavatana dönüş hakkında bir roman yazdı

Suudi Arabistanlı-Alman roman yazarı Raşa Hayat (Actes Sud)
Suudi Arabistanlı-Alman roman yazarı Raşa Hayat (Actes Sud)
TT

Suudi Arabistanlı-Alman Raşa Hayyat, çift kimliklilik ve anavatana dönüş hakkında bir roman yazdı

Suudi Arabistanlı-Alman roman yazarı Raşa Hayat (Actes Sud)
Suudi Arabistanlı-Alman roman yazarı Raşa Hayat (Actes Sud)

* Abduh Vazin
Suudi Arabistanlı-Alman yazar Raşa Hayat’ın Almanca kaleme aldığı ilk romanı ‘Çünkü Biz Uzun Zamandır Başka Bir Yerdeyiz’ (Dumont Yayınevi), bir sürpriz etkisi uyandırıyor. Bu kitap, Tayyib Salih’in ‘Kuzeye Göç Mevsimi’ ve Süheyl İdris’in ‘Latin Mahallesi’ adlı romanı ile görünürlüğünün zirvesine ulaşmış Doğu-Batı çatışmasını konu alan roman türü bağlamında değerlendirebilir. Bununla birlikte Hayat’ın romanı, bu medeniyet çatışmasını tamamen farklı bir yaklaşımla ele alarak buna bir de ideolojik söylemden uzak bir şekilde kişisel varoluşsal eğilimi de ekliyor. Bu çatışmaya yönelik bu yeni yaklaşım, Batı’nın birçok Arap göçmen için gönüllü bir sürgün yeri haline gelmesi ve romancıların ve şairlerin sürgünde oldukları yerin dilini benimseyerek bu dili, düşüncelerini ifade etmek için alternatif bir araç haline getirmesinden sonra meydana gelen dönüşümün özelliklerini ortaya koyan bağımsız bir araştırmaya ihtiyaç duyabilir. 
Raşa Hayat’ın romanı, Alman okurlara hitap etmekle kalmadı ve Fransızcaya da tercüme edildi. Fransızca baskısı yakın zamanda ‘Öteki Yerimiz’ kısa adıyla Paris’te yayımlandı (Actes Sud Yayınevi, 2019) ve böylece Fransız ve büyük bir kesimi Arap olan Frankofon okurların da okuyabilecekleri bir hale geldi. Isabelle Liber’in ortaya koyduğu Fransızca tercüme oldukça iyi ve akıcı bulundu. Şaşırtıcı bir şekilde Fransız gazeteciler ve okurlar tarafından kayda değer bir ilgi gördü. Nitekim hakkında Le Monde, Liberation, Lire gibi gazete ve dergiler ile L’Express internet sitesi ve daha birçok yerde sayısız  makale kaleme alındı. Bir ilk romanın bu kadar ilgi görmesi ender karşılaşılan bir durumdur. Bu ilgiyi teşvik eden şey, belki de romanın konu ettiği meselenin güncelliğidir.
Roman, çift veya bölünmüş kimlik meselesini ele alıyor. Bu mesele, Batı çevrelerinde meydana gelen ve yer değiştirme, zorunlu göç ve sığınma selinin kökleştirdiği yeni bir kültürel olgudur. Romancı Hayat, bu meseleyi derinlikli, basit, estetik bir şekilde ve yüksek tekniklerle ele almayı başarmış. Zira kendisi, kişisel durumundan dolayı bu durumu yakından yaşadı.
Roman kahramanı Leyla’yı kendine benzeterek baba tarafından Suudi, anne tarafından Alman kimliği arasında dağılmış bir genç kız olarak kendi zihnini meşgul eden düşünceleri ona giydirdi. Ancak genç yazar anavatanına dönmeyerek Almanya’da kalmayı ve Almanca yazmayı tercih ederken kendisi gibi genç olan kahramanı Almanya’dan göç ederek Suudi Arabistan’da yaşamayı ve orada yeni bir hayata başlamayı seçiyor. Yazar, seçmediği kaderi kahramanına giydirerek  onun üzerinden dönüş tecrübesini hayal dünyasında veya roman kurgusu ile deniyor.
Anlatıcı Basil

Raşa Hayat’ın romanının Fransızca tercümesi (Actes Sud)
Kitapta, romanın kahramanı Leyla’nın kardeşi, 30'lu yaşlardaki Basil konuşuyor. Basil de kız kardeşi gibi Suudi-Alman kimlikleri arasında ikili bir durum yaşıyor. Suudi Arabistan baba ve dede yurdu, Almanya ise anne yurdu. Baba Tarık, Almanya’da tıp eğitimi aldığı sırada Barbara’ya âşık olarak onunla evleniyor. Bu iki kardeş, Almanya’da doğuyor ancak çok geçmeden babaları ve Alman anneleri ile birlikte Suudi Arabistan’a, aile memleketi Cidde’ye dönüyorlar. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını orada geçirerek Suudi gelenekleri ve asıl ailenin şemsiyesi altında yetişiyorlar. Bununla birlikte bir süre sonra anne yurduna dönüyorlar. Babalarının ölümü onları Almanya’nın Rur bölgesinde yaşamak zorunda bırakıyor ve Cidde’deki yaşamlarından tamamen farklı yeni bir hayata başlıyorlar.
Almanca Arapçanın, Alman toplumunun adetleri de Suudi toplumunun adetlerinin ve annenin ailesi de babanın ailesinin yerini alıyor. Çok da uzun olmayan bir süre içerisinde Basil ve Leyla, Alman vatandaşı oluyor ama Suudi geçmişe özlem, hatta Suudi bir kimlik ve görünüş ile...
Evet, oldukça esmer değiller ancak Leyla’da bir Arap güzelliği, Basil’de de Arap özellikleri göze çarpıyor. Baba artık yok belki ama iki kardeş de anneleri ile yaşıyor. Bu farklılık, okulda ve toplumda eğlence konusu oluyor. Bu eğlence, çift kimlikli olmalarına rağmen bir miktar ırkçılık da barındırıyor. Burada bir kültürel zenginlik ve çoğulculuk belirtisi olması beklenen çift kimliklilik, içsel, varoluşsal ve entelektüel bir çatışma hali doğuruyor. Nitekim taşınan iki kimlik, birbirine yakın olmayıp aksine medeniyet, din ve toplum bakımından oldukça uzak...
Bununla beraber Basil ve Leyla, yeni gerçekliklerine kapılıyor ve İslam ve İslamcılara dair yüzleştikleri sorulara rağmen Alman olarak yaşamayı tercih ediyorlar. Hamburg’daki üniversite hayatı sırasında Basil ve Leyla âşık oluyor. Ancak Basil, kendisinden farklı olan sevgilisi Julie ile bir gelecek planlamanın zor olduğunun farkına varıyor. Alman genç Alex’e âşık olan Leyla ise ilişkilerinin sosyal ve kültürel sorunlardan kurtulamayacağını fark ediyor. Bu ikilinin ilişkisi, Basil ile Julie’nin ilişkisinin uğradığı sonla başarısız oluyor.
Almanya’dan ayrılış
Özgüvenli ve güçlü bir kişilik olan genç Leyla, çocukluk ve baba yurduna duyulan özlem ve anne yurdunda hissedilen garipseme veya yarı garipseme hali arasında acılı bir iç çatışma ile boğuştuktan sonra Almanya’dan göç etmeye karar veriyor. Önce Arapça eğitimi almak üzere Kahire’ye, sonra da yaklaşık yirmi yıllık ayrılıktan sonra Cidde’ye gidiyor. Amacı orada evlenerek bir aile kurmak. Leyla, geleneksel bir biçimde ancak tam bir gönül rahatlığı ile evleniyor. Annesi Barbara, Leyla’nın Almanya’daki hayatına yıllardır uyum sağlayamadığını iyi bilmesine rağmen kızının bu yaptığını kabullenmiyor. Kendisinin âşık olduğu bir Suudi genç ile evlenip ondan çocuk doğurduğunu ve Cidde’de birkaç yıl boyunca rahat bir hayat sürdüğünü de unutmuyor. Ama kızının kendisinin tanımadığı bir Suudi genç ile olan evlilik törenine katılmak üzere Cidde’ye gitmeyi de reddediyor.
Basil ise sevdiği kız kardeşinin düğününde bulunmak istiyor. Bunun yanı sıra baba toprağına yolculuk etmeyi ve geçmişini hatırlamayı tam bir merakla arzuluyor. Basil, Cidde’de tıpkı Arapça gibi neredeyse unuttuğu ailesini görüyor ve onlarla İngilizce konuşmak zorunda kalıyor. Kardeşinin eşi ile, yani İngiltere’de mühendislik eğitimi alan damadıyla tanışıyor ve onun kökenlerini muhafaza etmekle birlikte modern bir hayata ayak uyduran, seçkin bir genç olduğu kanaatine varıyor. Onun şahsında köklülük ile modernliği bir araya getiren Cidde şehrini buluyor. Leyla, eşini kardeşi Basil’e tanıtırken şu ifadeyi kullanıyor:
“Bizden biri. O da iki yarıma ayrılmış durumda.”
Nitekim damat da hem Suudi hem de İngiliz uyruğu taşıyor.

Almanca aslı ile roman (Youtube)
Babanın Cidde’deki ailesi, Basil ve Leyla’yı büyük bir memnuniyetle karşılıyor ve gerçekten yakın olduklarını, onları kendilerine yabancı bulmadıklarını hissettiriyor. Basil, geçmişinden bazı kesitler ve gelenek-görenekleri anımsıyor. Ama yine de ilk kökenlerinin iç dünyasında uyumuş haldeyken uyandığını hisseden kız kardeşinin aksine Almanya’daki hayatında ısrarcı oluyor. Basil, kız kardeşini, özgür bir Batılı kadınken muhafazakâr geleneklere boyun eğen bir kadına dönüşme halini tecrübe etmek üzere geride bırakarak Almanya’ya dönüyor. Leyla ise katlandığı çift kimlik yükünden gerçekten de kurtulmayı başararak şöyle diyor:
“Ben burada mutluyum. Yetmez mi?”.
Cidde şehrinin geçirdiği dönüşümler
Romancı, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinden aşina olduğu Cidde şehrine kapsamlı ve panoramik bir bakış atıyor ve şehir halkının adetlerine ve yerel kültürlerine uzanan gelişim ve modernleşmeye ışık tutuyor. Sanat, sinema ve modern hayat da dahil olmak üzere şehirde meydana gelen havanın bir kısmını betimliyor ancak İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırma Kurumu'nu (Emr-i Bi’l-Maruf Nehy-i Ani’l-Münker) ve yüksek sesle konuşan bir ergen grubun bir restorana nasıl baskın yapar gibi girdiğini de belirtmekten geri durmuyor. Bunun yanı sıra Suudi gençliğinin, değişim ve gelecek için yeni bir ufuk arayışı isteği karşısında hissettiği duyguları da dile getiriyor.
Yazar, eksik de olsa neredeyse kendisinin resmini ortaya koyan kahramanı üzerinden Almanya ile Suudi Arabistan arasında yaşadığı farklılığı keşfediyor. Görmezden gelinemeyecek bu farklılıktan hareketle çift kimlik sorununu, bir diğer deyişle orada doğup burada yetişme denklemini yaşayan kişinin kimliği meselesini ortaya kkoyuyor. Böyle bir kişi, doğduğu ile büyüyüp yetiştiği yerlere bağlılık konusunda şaşırıp kalır.
Bu, Suudi Arabistanlı-Alman yazar Raşa Hayat’ın ilk kitabı olsa da ifade, teknik ve dil bakımından epey olgun, derinlikli ve bilinçli bir roman. Üstelik garipseme, sosyoloji ve siyasete dair sağlam bir kültürü yansıtıyor.
1978 doğumlu olan yazar, Bonn Üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat, Alman dili ve edebiyatı ve felsefe eğitimi aldı. 2005 yılından beri Hamburg’da yaşayıyor. Yazarlık ve çeviri alanlarında çalışmalar yürütüyor. Anavatanı Suudi Arabistan’ın durumu, kültürü ve edebiyatı hakkında sürekli olarak bilgi ediniyor. Kendisine ait internet sitesinde roman yazarı Reca Alem’in bir fotoğrafını paylaşıyor...



Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
TT

Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)

İnsanların çok büyük bir bölümünün neden sağlak olduğu nihayet tespit edildi. Bilim insanları bu eğilimin ellerden ziyade bacaklarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Dünyanın her yerinde insanların yaklaşık yüzde 90'ı sağ elini, geri kalan yüzde 10'u ise sol elini kullanıyor.

Evrimsel biyologlar ve nörobilimciler onlarca yıldır bu eğilimi açıklamaya çalışsa da kesin bir sonuca ulaşamıyordu. Beyin yapısı, genetik veya kültürler arası farklar bu durumu açıklayamadığı gibi, diğer primatlarda da bir elin diğerine kıyasla bu kadar yoğun tercih edildiği bir örnek yok.

Oxford Üniversitesi'nden araştırmacılar bu soru işaretini gidermek adına 41 ayrı maymun ve insansı maymun türüne ait 2 bin 25 bireyin el tercihi verilerini inceleyerek bunları insanlarınkiyle karşılaştırdı.

İstatistiksel bir model kullanan ekip, bir elin daha baskın bir şekilde tercih edilmesiyle ilgili önde gelen teorilere odaklanarak işe başladı. Bunlar arasında beslenme, yaşam alanı, vücut kütlesi, sosyal yapılar, alet kullanımı ve hareket biçimi gibi faktörler yer alıyordu.

Bu teorilerin her birine dair istatistiklerde insanlar, diğer primatlara kıyasla epey uçta yer aldı. Yani diğer primatlarda popülasyon geneli bir el tercihi görülmezken, insanlarda yüksek oranda sağ el eğilimi vardı.

Bilim insanları bu farklılığın nedenini açıklaması amacıyla modellerine iki faktörü daha ekledi: beyin büyüklüğü ve kol-bacak oranı. İnsanların bacaklarının, kollarına göre daha uzun olması iki ayak üzerinde yürümesinden kaynaklandığı için bu etken çalışmaya dahil edildi.

Araştırmacılar bu iki özelliği hesaba kattıktan sonra insanlar el tercihinde istisna olmaktan çıktı. 

Bulguları hakemli dergi PLOS Biology'de yayımlanan çalışmaya göre sağ ele yönelik baskın eğilim, büyük beyinler ve uzun bacaklardan kaynaklanıyor. 

Makalenin ortak yazarı Thomas Püsche, "Bu, insanlardaki el tercihine ilişkin başlıca hipotezlerin birçoğunu tek bir çerçevede test eden ilk çalışma. Sonuçlarımız, bunun muhtemelen bizi insan yapan temel özelliklerden bazılarıyla, özellikle iki ayak üstünde yürüme ve daha büyük beyinlerin evrimiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor:

Birçok primat türüne bakarak, el tercihinin hangi yönlerinin eski ve ortak olduğunu ve hangilerinin yalnızca insana özgü olduğunu anlamaya başlayabiliriz.

Araştırmacılar sağ el tercihinin iki aşamada gerçekleştiğini tahmin ediyor. İlk olarak iki ayak üzerinde yürümeye başlayınca ellerini hareket etmek için kullanma ihtiyacı ortadan kalktı. 

Bu durum muhtemelen ellerin, eşya taşıma ve alet kullanımı gibi yeni işlevler edinerek evrimleşmesini sağladı.

Bununla birlikte insan beyninin gelişip büyümesi sonucu sağ ele yönelik tercihin iyice güçlendiği düşünülüyor.

Bilim insanları ayrıca Ardipithecus ve Australopithecus gibi daha eski hominin türlerinde sağ el tercihinin çok daha zayıf olduğunu ancak Homo cinsinin ortaya çıkmasıyla bunun arttığını tespit etti. Bu eğilim Homo erectus ve Neandertallerde giderek artarken modern insanlarda (Homo sapiens) doruk noktasına ulaştı.

Öte yandan "hobbit" diye bilinen Homo floresiensis'in burada bir istisna olduğu göze çarpıyor. Daha küçük beyinli bu insan türünde el tercihi diğerlerine göre pek baskın değildi. Araştırmacılar bu duruma, türün tamamen iki ayak üstünde yürümek yerine tırmanarak da hareket etmesinin yol açtığını düşünüyor.

Bulgular, insanlardaki sağ ele yönelik baskın eğilimin, evrimlerinin kritik dönüm noktalarıyla ve çevreyle etkileşime girme biçimleriyle yakın bir ilişkisi olduğuna işaret ediyor.

Bilim insanları daha sonraki çalışmalarda sağlaklığın bu kadar kalıcılaşmasında kültürlerin etkisi olup olmadığını ve solaklığın neden hâlâ varlığını sürdürdüğünü araştırmayı planlıyor. 

Independent Türkçe, Popular Science, Interesting Engineering, PLOS Biology


James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
TT

James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)

James Cameron, Avatar serisinin 4. ve 5. filmlerini çok daha verimli bir üretim süreciyle hayata geçirmeyi planlıyor. 

Empire Film Podcast'e konuşan ünlü yönetmen, serinin prodüksiyon sürecinin son derece maliyetli olduğunu hatırlattı. "Yeni teknolojiler kullanarak bu filmlerin üretim sürecini daha verimli hale getirmenin yollarını arıyoruz" diyen Cameron ekledi: 

Çünkü mevcut süreç hem çok maliyetli hem de çok uzun sürüyor.

Kanadalı yönetmenin hedefi net: 

Süreyi yarıya düşürmek, maliyeti de üçte iki oranında azaltmak.

Cameron, bu hedefe ulaşmak için yaklaşık bir yıl sürecek bir hazırlık dönemi planlıyor.

Hayranlarda yapay zeka tedirginliği

Cameron'ın "yeni teknolojiler" vurgusu, bazı hayranlar arasında projenin üretiminde üretken yapay zeka kullanılabileceğine dair endişelere yol açtı. 

Sosyal medyada birçok kullanıcı, 71 yaşındaki yönetmenin bu adımının yapay zeka teknolojilerine kapı aralayabileceğinden kaygı duyduğunu dile getirdi.

Yeni yol haritası

Serinin üçüncü filmi Avatar: Ateş ve Kül (Avatar: Fire and Ash), gişede 1,48 milyar dolar hasılat elde ederek başarılı bir performans sergilese de Disney'in daha yüksek beklentileri olduğu biliniyordu. 

400 milyon dolarlık devasa yapım bütçesi ve eklenen yüz milyonlarca dolarlık küresel pazarlama gideri göz önüne alındığında, stüdyonun serinin "maliyet-performans" dengesini iyileştirmek istediği aşikar.

Cameron daha önce, serinin geleceğiyle ilgili şeffaf davranacağını belirtmiş ve Ateş ve Kül'ün ardından Disney'in devam etmeme kararı alması durumunda, planladığı hikaye detaylarını bir basın toplantısıyla hayranlara bizzat kendisinin anlatacağını söylemişti. Ancak başarılı gişe sonuçlarının ardından, 4. filmin çekilmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Filmin oyuncularından Sigourney Weaver da "İnsanlık adına söyleyecek çok önemli iki hikayemiz daha var, umarım bunları hayata geçirebiliriz" diyerek devam filmlerine olan inancını dile getirdi.

Rekor hasılatlar

Avatar, dünya genelinde her filmiyle 1 milyar dolar barajını aşmayı başaran tek sinema serisi olma unvanını koruyor. 

Serinin 2009 yapımı ilk filmi 2,7 milyar dolar, Avatar: Suyun Yolu (Avatar: The Way of Water) ise 2,4 milyar dolar hasılat elde etmişti.

Avatar 4'ün 21 Aralık 2029'da, Avatar 5'in ise 19 Aralık 2031'de vizyona girmesi planlanıyor.

Şu ana kadar 4. filmin sadece üçte birlik kısmı çekilebildi ve serinin finali için kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Cameron'ın bu "maliyet düşürme" stratejisinin, 2029'a kadar sinema teknolojilerinde nasıl bir devrim yaratacağı merakla bekleniyor.

Independent Türkçe, GamesRadar, Variety, Empire, Entertainment Weekly 


HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
TT

HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)

HBO'nun merakla beklenen yeni Harry Potter dizisinde önemli bir değişiklik yaşanıyor. Dizinin ilk sezonunda Ginny Weasley karakterini canlandıran genç oyuncu Gracie Cochrane, ailesinin yaptığı resmi açıklamaya göre ikinci sezon için projeye geri dönmeyecek.

"Zorlu bir karar"

İlk sezon çekimleri yeni tamamlanmışken gelen bu haber, dizinin hayranlarını şaşırttı. Cochrane ve ailesi, ayrılıkla ilgili yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Beklenmedik durumlar nedeniyle Gracie, ilk sezonun ardından Ginny Weasley rolünden zor bir kararla ayrıldı. Harry Potter dünyasında geçirdiği zaman gerçekten harikaydı; unutulmaz bir deneyim yaşamasına vesile olan Lucy Bevan'a ve tüm yapım ekibine içten şükranlarını sunar. Gracie, gelecekte onu bekleyen yeni fırsatlar için çok heyecanlı.

HBO da oyuncunun kararını desteklediğini açıklayarak, "Gracie Cochrane ve ailesinin ikinci sezon için dönmeme kararını destekliyor, ilk sezondaki emeği için kendisine teşekkür ediyoruz. Gracie ve ailesine en iyi dileklerimizi sunuyoruz" ifadelerini kullandı.

"Felsefe Taşı" Noel'de ekranlarda

J.K. Rowling'in ünlü kitap serisinden uyarlanan dizinin ikinci sezon onayı bu ayın başında verilmişti. Yeni bölümlerin çekimlerine sonbaharda başlanması planlanıyor.

Francesca Gardiner'ın dizi sorumlusu ve yürütücü yapımcı görevini üstlendiği projenin ilk sezonu olan Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone), Noel döneminde HBO Max'te izleyiciyle buluşacak. 

İlk sezonun çekimleri Londra yakınlarındaki Leavesden Stüdyoları'nda tamamlanırken, ikinci sezon için ön hazırlık çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor.

Çocuk oyuncular sözkonusu olduğunda yeniden oyuncu seçimi son derece hassas bir sürece dönüşüyor. Harry Potter dünyasının büyüklüğü ve Ginny Weasley karakterinin hikayenin ilerleyen bölümlerindeki kilit rolü nedeniyle bu değişiklik hayranlar tarafından yakından takip ediliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety