Batı Şeria’daki sinema salonları: Eski bir anı, kayıp bir gelecek

Nablus’taki Granada Sineması’nın şimdiki hali (Salih Debbah)
Nablus’taki Granada Sineması’nın şimdiki hali (Salih Debbah)
TT

Batı Şeria’daki sinema salonları: Eski bir anı, kayıp bir gelecek

Nablus’taki Granada Sineması’nın şimdiki hali (Salih Debbah)
Nablus’taki Granada Sineması’nın şimdiki hali (Salih Debbah)

* Ragda Ateme
Sinema salonlarında film izlemeye yönelik ilgi azaldı. Buna ek olarak fikrî mülkiyet haklarını koruyan yasaların yokluğu ve modern teknoloji devrimi, Filistin’deki sinema salonlarının neredeyse tamamen ortadan kalkmasına yol açtı.
Sinema sevginin temelidir
“Elini ilk kez tutup aşkın sıcaklığını hissettiğim yer, 1960 yılında el-Asi Sineması idi. Sanatçı Abdulhalim Hafız ve Suad Hüsnü’nün oynadığı Kızlar ve Yaz filmi gösteriliyordu. Evlenmemizi bekleyememiştim. 1952 yılında açılan el-Asi Sineması, bizim o dönemde elimizde olan tek eğlence kaynağıydı. Hafızamda ona dair güzel fotoğraflar ve anılar taşıyorum. Ve bunlar hatıramdan hiç silinmedi, silinmeyecek de...”
Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus şehri sakinlerinden Hacı Lütfü Abdulvahid, gençlik yıllarını ve 50’li ve 60’lı yıllarda izlediği Mısırlı, Hint ve yabancı birçok filmi anlatmaya bu sözlerle başladı.

Nablus’taki Rivoly Sineması, ticari bir kuruluşa dönüşmüş durumda. (Independent Arabia)
80 yaşındaki Abdulvahid’in sözünü ettiği şehir merkezindeki El-Asi Sineması, barındırdığı tüm hatıralarla birlikte yıkılarak yerine Nablus Belediyesi yararına işletilen bir alışveriş merkezi inşa edildi. Abdulvahid konuşmasını şöyle sürdürdü:
“60’lı yıllarda sinemaya giderek bir film izlemek, büyük bir zevk ve gurur kaynağıydı. Suad Hüsnü, Rüşdü Ebaza ve diğerlerinin görmediği ABD'li  oyuncu Clint Eastwood’un filmlerinin varlığıyla övünüyorduk. Bizim zamanımızda sinemaya gitmek önemli bir konferansa katılmak gibiydi. Öyle ya; en şık kıyafetleri giyer, en güzel kokuları sıkar ve yanımızda atıştırmalık, kuruyemiş ve gazoz götürürdük. Ertesi günün sabahında filme giden gençler, hikâye anlatıcısı gibi olur ve filmi izleme şansına sahip olmayanlara hikâyeleri tüm ayrıntılarıyla anlatırdı. Hatırlıyorum; bilet fiyatı 5 ila 12 Ürdün kuruşu arasında değişiyordu. Her biletin ücretine göre özel bir yeri vardı. Bilet ne kadar pahalı olursa koltuk o kadar iyi olurdu. Nablus Belediyesi’ne bağlı görevlilerin sinema binasına girip de yıkıma hazırlık için ölçü aldıklarını gördüğümde vefat eden karımın kahkahalarının da yıkılacağını hissettim. Oradan her geçtiğimde tekrarlanan güzel anılarım da yıkılacaktı. Kaçış yok. İzleri kalmayınca onları da unutacağım.”

Sanatçı Abdullah Gassan’ın kataloğundaki Nablus Sineması’na özel kartlar ve makbuzlar (Independent Arabia)
Sinema, otopark olursa

El-Asi, 1987 yılına kadar Nablus şehrinde faaliyet gösteren üç sinema salonundan biri sayılıyor. Bu salonlar, ilk intifada sırasında kapılarını sonsuza dek kapatmak zorunda kaldı. Granada ve Rivoly sinemaları ticarî dükkanlara dönüşürken el-Asi Sineması kültürel ve sosyal etkinlikler salonu, ön bahçesi ise otopark haline getirildi. Eski sinema binası, 2016 yılı başına kadar bu şekilde kaldıktan sonra belediye tarafından sahiplerinden satın alınarak yıkıldı ve otoparka dönüştürüldü.
Yıkımın eşiğinde
Nablus Belediyesi'nden bir yetkilili Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“El-Asi sineması yıkıldı. Çünkü binası yıkılmanın eşiğindeydi. Bununla birlikte mekânın şehrin yararına olacak şekilde kullanılması istendi. Nablus Belediyesi, sinemanın ve üzerinde durduğu alanın büyük bir kısmına sahip. Şehir merkezinde stratejik bir yerde bulunan sinema binasını amaçsızca tutmak mantıklı değil. Üstelik mimari bir değer de taşımıyor. Önemi sadece insanların, sinemanın hayatlarında önemli bir rol oynadığı yıllarına dair hatıralarında gizli.”
Modern bir sinema
Nablus şehri, geçen asrın başlarından beri kendisini ön plana çıkaran sinemanın varlığı olmaksızın 22 yıl geçirdikten sonra Filistinli bir iş adamı 2009’da modern bir sinema açtı. Ancak bu sinema yıllık neredeyse 200 bin dolara varan büyük maddi zarardan dolayı 2019 yılında kapatıldı. Sinemada film izlemeye rağbetin azlığı ve bu filmlerin fikrî mülkiyet haklarını koruyan yasaların olmaması, yatırımcıları sinema salonları inşa etme fikrinden tamamen vazgeçmeye mecbur bıraktı.

Nablus şehrindeki el-Asi Sineması otoparka dönüştürüldü (Independent Arabia)
Hükümetin ve halkın ihmali

Batı Şeria’da ‘sinemaya gitme’ kültürü, son dönemlerde ortadan kayboluyor. Nitekim film gösterim salonları, Filistin’in birçok şehrinde aşamalı olarak kapılarını kapatarak düğün salonlarına, ticaret merkezlerine ve otoparklara dönüştü.
Independent Arabia’ya konuşan Filistinli yönetmen Saud Muhenna, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Şundan eminim ki ülkemizde hâlihazırda sinemaya yönelik artan ihmalin sebebi sinemanın kültürel ve toplumsal mesaj vermedeki rolünün ve öneminin bilinmiyor oluşudur. İnsanlığın geri kalanı gibi Filistinli gençler de diğer halkların kültürü ve tarihi hakkında bilgi edinmek için sinemayı takip eder ve sever. Filistin’de sinema salonlarının epey az olmasından dolayı gerçekten üzgünüm. Bu, film ve belgesel üretmeleri noktasında Filistinli yapımcıların ve film üreticilerinin cesaretini kırmada oldukça olumsuz bir rol oynuyor. Batı Şeria ve Gazze’deki yönetmenler ve sinema yapımcılarının tamamı zulüm görüyor ve resmî kurumlar tarafından ötekileştiriliyor.”
“İnanç yaratmak”
Filistinli yönetmen sözlerine şöyle devam ediyor:
“Bilindiği üzere gelişmiş ülkelerde sinema, bir gelir ve kültür kaynağıdır. Mısır, Hindistan ve hatta ABD gibi pek çok ülkenin ekonomisinin bir nevi sinemaya dayandığını düşünüyorum. Filistin sinemasına sahip olduğu şerefi ancak Filistin halkının farkındalığını artırmakla geri kazandırabiliriz. Onların içinde sinemanın bir kültür ve bilinçlendirme kanalı olduğuna ve yazarlık, tiyatro, fotoğrafçılık ve sanatın her alanında yetenekler yaratmaya kaynaklık ettiğine dair yeniden bir inanç oluşturmalıyız. Filistin Yönetimi ve Kültür Bakanlığı, sinemayı ve bu alanda çalışanları hiç desteklemiyor. Sansürcü rolüne bürünmek yerine Filistin üniversitelerinde sinema ve yönetmenlik eğitimi verme düşüncesine odaklanılması gerekir. Hem bu sektör halkı işgal ve kuşatma dünyasının dışına çıkarması bakımından bir eğlence ve avuntu penceresi oluşturmaktadır.”
Zirveden diplere
Filistin Ulusal Bilgi Merkezi, rakamlar ve isimlerle birlikte ilk sinema gösterim salonunun, 1908 yılında Batı Şeria’nın merkezindeki Kudüs'te Orkal adı ile kurulduğuna işaret ediyor. Bundan sonra Filistin’de sinema salonu kurma kültürü oluşmaya başladı ve 1930’lu yılların sonundan 50’li yılların başına kadar kayda değer bir şekilde yaygınl hale geldi. O kadar ki Filistin’in farklı şehirlerinde açılan sinema gösterim salonlarının sayısı 30’u aştı. Bugün ise sadece bir tane var. O da Batı Şeria’nın merkezinde, Ramallah’taki Filistin Kulesi Sineması.
Bu, sinemanın toplumsal ve kültürel bir olgu haline gelemediğini gösteriyor. Bunun sebebi ise Filistin’de siyaset ve güvenlik alanında on yıllardır istikrarın olmaması ve Filistinlilerin yaşadığı zorlu geçim koşullarıdır. Bu sebepler, sinemanın rolü ve önemini, toplumsal bilinç ile olan bağını gözlerden sildi. Bununla beraber filmler nadiren de olsa Filistinlilere sunulmaya devam ediyor. Nitekim kültür meselesi ile ilgilenen ve çeşitli film gösterimlerinde bulunan Filistinli merkezler ve dernekler var. Bunların başında da Kültür Sarayı, Şaşat Vakfı, Ramallah’taki İştar ve Kudüs’teki Yebus geliyor.



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.