Kerame savaşında İsrail uçaklarını neden kullanamadı?

Kerame savaşında İsrail uçaklarını neden kullanamadı?
TT

Kerame savaşında İsrail uçaklarını neden kullanamadı?

Kerame savaşında İsrail uçaklarını neden kullanamadı?

Ürdün Başbakanı, Savunma Bakanı ve Kraliyet Mahkemesi Başkanı Zeyd bin Şakir’in dul eşi Nevzad es-Sati, gelecek ay yayınlanacak ‘Silahtan açılıma: Zeyd Bin Şakir’ adlı kitabının ikinci bölümünde, 1968 yılında İsrail’le yapılan Kerame savaşında neler yaşandığını anlatıyor. Nevzad es-Sati Kerame savaşının kazanılmasının asıl sebebini şöyle anlatıyor:
“Zeyd’e göre Kerame savaşının kazanılmasının ana nedenlerinden biri, İsrail hava kuvvetlerinin savaşa girememesiydi. Savaş sırasında İsrail uçaklarının bulutlu bir hava nedeniyle savaşa giremediği algısının aksine Zeyd’in farklı bir görüşü vardı. Zeyd, bulutların hava kuvvetlerinin kullanımını engellemediğini; bilakis asıl sebebin, Ürdün ve İsrail zırhlılarının hızlı bir şekilde birbirine kenetlenmeleri olduğunu ifade ediyor. İsrail hava kuvvetleri saldırmış olsaydı, İsrail zırhlıları da bu saldırılardan etkileneceklerdi. İsrail, Ürdün cephaneliğinin 1967 savaşında imha edilmesinin ardından tankların kendilerine karşı koymasını beklemiyordu.”
Bu bölümde ayrıca Arap ordusunun bir parçası olan ve sıra Ürdün’de bulunan Suudi kuvvetlerinin Ölü Deniz'in güneyinde İsrailliler ile karşı karşıya geldikleri, burada pek çok şehit verdikleri ve bu durumun Ürdünlülerin Kerame köyündeki İsrail kuvvetleriyle savaşmalarını sağladığı anlatılıyor.
Kral Hüseyin’in en yakınlarından biri olan Emir Zeyd bin Şakir’in anılarının ikinci bölümünde şunlar yer alıyor:
1967 yılında yaşanan yenilginin ardından Zeyd ve yoldaşlarının, moralleri yeniden düzeltmek gibi çeşitli görevleri vardı. Kral Hüseyin, savaştaki tutumundan dolayı Ürdün ile ABD arasında oluşan boşluğun gölgesinde silahlı kuvvetleri yeniden silahlandırma arayışına girdi. Öte yandan silahlı kuvvetlerin sınır koruma ve iç güvenlik görevlerini yerine getirmeleri için tekrar konuşlandırılmaları gerekiyordu. Bunlar herkes için ağır olan görevlerdi. Kral Hüseyin o günlerde önemli bir konuşma yaptı. Arapların, bilhassa Filistinlilerin işgale direnmek istediklerini söyledi ve işgale karşı girişilecek operasyonlar için üs olarak Ürdün’ün kapılarının açık olduğunu belirtti. Ürdün'ün, Filistinli direniş hareketinden direnişçilerin İsrail ile savaşmak üzere işgal topraklarına geçmeleri için bir geçiş yolu olmasını umuyorduk. İsraillilerle savaşmak ve ülkelerini kurtarmak isteyen çok sayıda insan geldi. Ürdün'de yasaklı siyasi partiler vardı. Ülke kapıları açıldığında, bu kişilerin bir kısmı da (bu partilerin üyeleri) ülkeye girdiler ve her Filistinlinin işgalle direnişe katılmasına izin veren Ürdün’ün kararından faydalandılar.
Başlangıçta Arap ordusu ile koordineli olarak hareket eden fedailer İsrail'i rahatsız etmeyi başardılar. Zeyd bin Şakir’in anlatımına göre “Kerame köyü, işgale direnmek isteyen Filistinli kardeşlerimiz için önemli bir üs haline geldi.” Filistinliler birtakım faaliyetlerde bulundular. Silahlı kuvvetler olarak nehri geçinceye kadar onları toplarla ve makineli tüfeklerle destekledik. Ürdün, İsrail’in Amman’a düzenlediği baskınlarla bu desteğin bedelini ödedi. Fedailer görevlerini yerine getirip geri dönerken, onlar geçinceye dek ateş açarak destek oluyorduk. Bunun ardından İsrailliler bu büyük üssü yok etmek için büyük bir operasyon başlatmaya karar verdiler.
Haziran 1967 ve Mart 1968 arasında çok sayıda çatışma oldu. Bu çatışmaların en şiddetlisi 15 Şubat 1968'de gerçekleşti. İsrail, İrbid ve kuzeyde bulunan el-Gavr bölgelerinde yaklaşık 15 köyü bombaladı. Aralarında Binbaşı Mansur Kirşan’ın da bulunduğu pek çok Ürdünlü asker şehit oldu. 19 Mart 1968 Salı akşamı Askeri İstihbarat Başkanı Gazi Arabiyat, ordu komutanlarına önemli bir rapor sundu. Raporda, İsrail saldırısının 12 Mart Perşembe sabahı (yani 48 saat içerisinde) gerçekleştirileceği kaydedilmişti. Bunun ardından savaş hazırlıkları hızlandırıldı. Bu dönemde Zeyd, orduyu savaşa hazırlamada önemli bir rol oynadı. Kerame savaşının arifesinde askerler arasında dolaşan Zeyd onlara şöyle hitap ediyordu:
“Suriye ve Mısır'dan savaş uçaklarının gelmesini beklemeyeceğiz. Hiç kimseden yardım gelmeyecek. Askerler olarak vatanımızı nasıl savunduğumuzu gösterme zamanı geldi. Önümüzde Allah’a olan iman ve O’na olan teslimiyetimiz var.”
Çarşamba günü Zeyd, Arap ordusu komutanlarından Meşhur Hadisa ile birlikte İsrail’le olan temas hatlarına ziyarette bulundu ve savaşın yakın olduğundan emin oldu.
Zeyd daha sonra savaştan bir gün önceki gözlemlerini şöyle anlatıyor:
“Bütün Ürdün vadisini gezdik ve Kerame’den geçtik. Filistinli kardeşlerimizin hendekler kazdıklarını gördük. Nehrin batısında İsrail askerlerinin hareket halinde olduklarını gözledik. Topları, zırhlı araçları ve büyük mekanizmaları burada konuşlandırıyorlardı. İsraillilerin Ürdün'e karşı askeri bir operasyon yürütme niyetinde oldukları açık bir şekilde görülüyordu. Düşmanlarını (bizi) aldatmaya yönelik herhangi bir şekilde kamufle yahut gizlenme çabaları söz konusu değildi. Hareket etmek için güneşin batışını ve karanlığı beklemiyorlardı. Aylar öncesinde kazandıkları zaferden ötürü kibirlendikleri görünüyordu. Biz subaylar gördüğümüz bu manzara karşısında ya onların deli olduğunu ya da Ürdün ordusunun gücünden haberdar olmadıklarını düşünüyorduk. İsrail saldırısının yaklaşmakta olduğunu anladık. Bana bağlı olan tabur komutanlarıyla bir araya geldim ve son hazırlıkları yaptık.”
Gerçekten de savaştan bir gün önce temas hatlarını ziyaret eden Zeyd bin Şakir ve Meşhur Hadisa’nın hazırlamış oldukları raporlar doğru çıktı. İsrail ordusu perşembe günü sabah saat 05:00'de saldırıya geçti.
Aynı gün telefon çaldı. Arayan   Genelkurmay Başkanı Amir Hamaş’tı ve Zeyd’e savaşın başladığını haber veriyordu. Daha sonra Zeyd, Aid er-Redvan ile birlikte Ürdün kuvvetleri komutanlığının yer aldığı es-Salt Dağları’na doğru yol çıktı. Aid er-Redvan bu olayı şöyle anlatıyor:
“Yolda, mühimmat taşıyan ve Zerka’dan gelen araçları gördük. İsrail tarafından bombalanıyorlardı. Ebu Şakir benden araçtan inmemi ve bizimle beraber gelen diğer araca binmemi istedi. Silahlı kuvvetlere ulaşmaları için onları doğru yola yönlendirdi ve sonrasında Meşhur Hadisa ile savaşı idare edeceği için komutanlık merkezine gitmek üzere yola koyuldu.”
Ürdün kuvvetleri, Amman ve es-Salt’a giden geçitleri kontrol eden bir piyade birliğinden ibaretti. Birlik, geçitlere dağılmış 3 tugaydan oluşuyor ve ellerinde toplarla birlikte basit piyade silahları bulunuyordu. Ayrıca Zeyd’in komutanlığında bulunan 60. Zırhlı Tugay ve ellerinde kanaslar bulunan özel kuvvetler birliği vardı. Filistinli fedailer ise Kerame bölgesinde bulunuyorlardı.
Zeyd savaşın genel gidişatını şöyle anlatıyor:
 “Zırhlı araçlar ve piyadelerle gelen İsrail ordusu 3 ayrı yoldan ilerlemeye çalıştı. Kudüs-Amman ana yolu üzerinden ilerlemeye çalıştıkları ilk eksende başarısız oldular. Burada bulunan tanklar İsraillilerin geçişine izin vermediler. Fakat Eriha’dan Güney Şuna’ya uzanan Kral Hüseyin Köprüsü bölgesinden geçmeyi başardılar. Birliklerinin çoğu buradan geçti. Ayrıca birliklerden biri Prens Muhammed Köprüsü üzerinden Ürdün Nehri'ni geçti. Zırhlı kuvvetlerimizi ve topçuları konuşlandırdık. İsraillilerin planları hakkında kesin beklentilerimiz vardı. Herhangi bir sürprizle karşılaşmadık. Bununla birlikte İsrail, Ölü Deniz'in güneyinde bulunan Gavr es-Safi bölgesine saldırı düzenledi. Burada bulunan Suudi birlikleriyle karşı karşıya geldiler. Bu durum bizim Kerame’de savaşmamıza olanak sağladı. Suudiler bu savaşta pek çok şehit verdiler.”
İsrail, Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla ateşkes talep etti
Saldırı, topçu destekli tankların saldırılarıyla başladı. Sonrasında zırhlı araçlarla piyadeler devreye girdi. Savaş sabah saat 5:30'dan öğlen 11.00’a kadar devam etti. İsrail, Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla geri çekilmek için ateşkes talep etti. Kral, savaş alanından bütünüyle çekilmeleri ve nehrin arka tarafına geri dönmelerini şart koştu. Savaş bir süre daha devam etti ve saat 12:30 gibi geri çekilmeye başladılar. Onları nehri geçene kadar takip ettik. Akşam saat 20.00’da çatışmalar sona erdi. Savaş alanında hiç kimsenin kalmadığından veya pusuya yatmadıklarından emin olmak zorundaydık. Saat 23.00’a kadar bölgeyi taradık ve kimseyi bulamadık. Ürdün topraklarında hiçbir düşman unsurunun kalmadığından emin olmak oldukça dikkat gerektiriyordu.
Savaşta Zeyd’in yanında bulunan er-Redvam zaferin ilk işaretlerini şöyle anlatıyor:
“Savaşın başlamasından birkaç saat sonra zaferin ilk ışıkları görünmeye başladı. Ebu Şakir komutanlık merkezinde daha fazla bekleyemedi ve araçla Şuayb Vadisi’ne yöneldik. Buradaki birliklerin başında Kasib Safuk vardı. Filistinli örgütlerin Kerame savaşında oynadıkları sınırlı role rağmen Zeyd onlar için daha müsamahakâr değerlendirmelerde bulundu. Onların hareket edecek alanlarının olmadığını ve hafif silahları bulunan piyadelerden oluştuklarını söyledi. Ellerinde zırhlı araçlar ve ağır silahlar olmaksızın İsrail kuvvetlerine karşı koymalarının çok zor olduğunu belirtti.”
İsrailliler tarihlerinde ilk defa askerlerinin cesetlerini savaş alanında bıraktılar
İsrailliler savaşın neticesinde çok büyük kayıplar verdiler ve tarihlerinde ilk defa askerlerinin cesetlerini, tanklarını, ağır makinelerini ve ciplerini savaş alanında bıraktılar. Ürdün tarafından 85 şehit vardı. Zeyd, savaşın çok çetin geçtiğini ve yaklaşık 15 saat sürdüğünü söylüyor. Ürdün silahlı kuvvetlerinin savaşın ardından morallerinin arttığını ve kendilerine olan güvenlerini yeniden kazandıklarını dile getiren Zeyd, 1967 yılındaki küçük düşürücü yenilginin elbisesinin çıkarıldığını söylüyor. Ayrıca Kerame savaşının ardından şuna kesin bir şekilde kanaat getirdiklerini belirtiyor: “Savaşlar duygusal söylemler ve hitaplar ile kazanılmaz. Ancak planlı bir hareket, hazırlık ve kararlılık ile kazanılır.”
1967 savaşı ile Kerame savaşı arasında askerlerin moral bakımından çok farklı olduklarını anlatan topçu birliği komutanlarından Fadıl Fahid şunları söylüyor:
“Subaylar ve askerler 1967 savaşından dolayı şüphe içindeydiler. Kerame savaşında ise üzerlerindeki utancı yıkamak için bir fırsat buldular. Zeyd’in talimatıyla birlikte 24 kişi benim tugayıma nakledildi. Benimle birlikte savaşa girdiler ve bu askerlerden 18’i şehit oldu. Kerame savaşının öncesinde Zeyd ile birlikte el-Gavr’daki askerlerini ziyarete gittik. Onlarla birlikte oturup ‘asker çayı’ içtik. Burada subay Arif Muhammed ve Muhammed es-Saad ile tanıştım. Her ikisi de savaşta şehit oldu. Burada tanıştığım gençlerin büyük bir kısmının şehit olması beni çok etkiledi. Onları kaybetmenin üzüntüsü zafer sevincini gölgeliyordu.”
Gerçekten savaşı kazandık mı, İsrail ateşkes mi istedi?
Zeyd ve General Meşhur Hadisa 22 Mart Cuma günü gece saat 1.30’da eve geldiler. Zeyd benden akşam yemeği hazırlamamı istedi. Ona evde hazır hiçbir şey olmadığını söyledim. Öyleyse kendilerine yumurta pişirmemi istedi. Onlara yumurtalı patates yaptım. Savaş hakkında konuştukları sırada bende yanlarında bulunuyordum. Hissettiği sevinçle duyduklarından bir türlü emin olamayan biri gibi sürekli konuşmaları bölüyor ve “Gerçekten savaşı kazandık mı, İsrail ateşkes mi istedi?” diye soruyordum. Bana bunların doğru olduğunu söylediklerinde sevinçten ağlamaya başladım. Zafer haberini duyduğuma inanamadım. Buna kim inanırdı ki! Artık İsraillilerle karşı karşıya gelebilecek bir Arap ordusu vardı. Zafer sevincine rağmen yaşanan kayıplardan ve verilen şehitlerden ötürü Zeyd ve Meşhur oldukça üzgündüler. İlk kez Zeyd’in ağladığını gördüm. Savaştan sonra cumartesi günü eve döndü. Askeri üniformasını giyerken bana baktı ve şöyle dedi: “Bugün, dünkü görevimden daha zor bir görev beni bekliyor. Şehit ailelerine şahsi olarak haber vereceğim.” Sonra gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
Zeyd’e göre Kerame savaşının kazanılmasının ana nedenlerinden biri, İsrail hava kuvvetlerinin savaşa girememesiydi. Savaş sırasında İsrail uçaklarının katılımını engelleyen bulutlu bir hava olduğu algısının aksine Zeyd’in farklı bir görüşü vardı. Zeyd, bulutların hava kuvvetlerinin kullanımını engellemediğini, bilakis asıl sebebin Ürdün ve İsrail zırhlılarının hızlı bir şekilde birbirine kenetlenmeleri olduğunu ifade ediyor. İsrail hava kuvvetleri saldırmış olsaydı, İsrail zırhlıları da bu saldırılardan etkileneceklerdi. İsrail, Ürdün cephaneliğinin 1967 savaşında imha edilmesinin ardından tankların kendilerine karşı koymasını beklemiyordu.
Kral Hüseyin'in Abdunnasır'a uyarısı Mısır'ı 1967 Arap-İsrail Savaşı'nın pençesinden kurtaramadı



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.