Yeni Zelanda’da Nur Camii'ne düzenlenen saldırıya yönelik tartışma sürüyor

Christchurch katliamı için oluşturulan danışma komitesi üyesi Sundus Kuran (New York Times)
Christchurch katliamı için oluşturulan danışma komitesi üyesi Sundus Kuran (New York Times)
TT

Yeni Zelanda’da Nur Camii'ne düzenlenen saldırıya yönelik tartışma sürüyor

Christchurch katliamı için oluşturulan danışma komitesi üyesi Sundus Kuran (New York Times)
Christchurch katliamı için oluşturulan danışma komitesi üyesi Sundus Kuran (New York Times)

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, Christchurch şehrindeki Nur Camii'ne geçen mart ayında düzenlenen ve onlarca müslümanın öldüğü silahlı saldırıdan on gün sonra yaptığı açıklamada hükümetinin Kraliyet Soruşturma Komisyonu kuracağını duyurmuştu. Soruşturmayla tüm Yeni Zelanda vatandaşlarının, özellikle de ülkede  yaşayan Müslümanların saldırı sonrasında duyduğu endişelerin ele alınması ve olası bir saldırının önlenebilmesi için neler yapılması gerektiği hedefleniyordu. Peki, bu terör saldırısı önceden önlenebilir miydi?
Ardern, soruşturmada önceliğin yıllar boyunca ikinci plana itilmiş olan Müslüman topluluğa verileceğini bildirdi. Soruşturmada ilk önce Müslümanların görüşleri dinlenecekti. Ne var ki Müslümanlar gelinen noktada can güvenliklerinin korunması konusunda ümitlerini kaybetmiş durumda.
8 ay sürmesi beklenen soruşturma sürecinde önemli bir gelişme yaşandı. Komitedeki Müslüman üyeler, soruşturmayı yürütenler tarafından ikinci plana itildiklerini duyurdu. Oysa Müslümanlar, soruşturmaya katkı sağlamak için komiteye davet edilmişti.
Komitenin Müslüman üyeleri, soruşturma sürecinin başından beri kusurlu yürütüldüğünü öne sürdü. İddialara göre hükümet yetkilileri soruşturma kriterlerini tek başına belirledi ve Müslüman üyelerden herhangi bir görüş almadı. Zira Müslüman üyeler, her konuda soruşturma talebinde bulunamıyor. Örnek verilecek olursa; Müslüman üyeler camilere düzenlenen saldırıların öncesinde, emniyet güçlerinin Müslümanlara karşı gösterdikleri tutumu soruşturma konusu yapamıyorlar.
Komitenin bazı Müslüman üyeleri soruşturmada sürecinde hükümet yetkililerinin sunduğu delillere öncelik verildiğini aktardı. Yapılan açıklamalara göre hükümete bağlı üyeler katliamdan önceki dönemde de görevlerini ihmal etti. 35 üyeli İslam Danışma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşene kadar soruşturma iki aydan fazla bir süre boyunca aynı şekilde yürütüldü. İslam Danışma Komitesi'nin toplantısına katılan üyeler, toplantının içerikten yoksun olduğunu ve beklenen katkıyı vermediğini bildirdi.
Soruşturma sürecinde atılan tüm hatalı adımlar ve soruşturmanın bir yıl içerisinde gizli kapaklı bir şekilde yapılmak istenmesi, Müslümanların, komitedeki ve sosyal hayattaki adalete olan inançlarını zedeledi. Müslümanlar ayrıca hükümetin şeffaf politika benimsememesi sebebiyle endişeli. Danışma Komitesi üyesi ve Nur Camii'ne bağlı bir klinikte hemşire olarak görev yapan Sahara Ahmed,  açıklamasında şunları söyledi:
“Bu olay; sadece bir katil tarafından saldırıya uğrayıp basit bir şekilde öldürülebilmemizi değil, aynı zamanda soruşturmanın sonuçlarını dahi takip edemeyecek kadar etkisiz olduğumuzu bize göstermiş oldu.”
Nur Camii'nde 15 Mart’ta düzenlenen katliamın soruşturulması sürecinde kurulan İslam Danışma Komitesi’nin üyesi Sundus Kuran, "Kraliyet Araştırma Komitesi’nin bizim için çalıştığını söylüyorlar. Ancak henüz menfaatimiz doğrultusunda atılan bir adım göremedim" dedi.
Mültecilerin avukatlığını yapan ve komite üyesi olan Şeyma Arif de komitenin kendilerine güven vermediğini vurguladı. Şeyma Arif, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Araştırma Komitesi yeterince şeffaf değil. İnsanlar komiteye ve yürütmüş olduğu soruşturma sürecine güvenip güvenemeyeceklerini bilmiyor.”
Şeyma Arif’e göre komite son derece sembolik bir görev yürütüyor.
Yeni Zelanda'da yaşayan Müslümanların sayısı yaklaşık 46 bin. Bu da nüfusun yüzde birine tekabül ediyor. Ancak Müslümanlar eskiden beri siyasette veya kamusal alanda herhangibir temsil gücüne sahip değil.
Komisyon Sözcüsü Sia Aston yaptığı açıklamada araştırmacıların, Müslüman üyelerin görüşlerini dinlemeyi ve tavsiyelerini almayı arzuladığını söyledi. Sia Aston, “Saldırıda mağdur olan aileler ile diledikleri yer ve zamanda görüşmekten memnuniyet duyacağını” ifadesini kullandı.
İslam Danışma Komitesi, Kraliyet Araştırma Komitesi ile toplum arasında kurulan temasta yalnızca bir aracı pozisyonunda. Komitede alınan notlar, soruşturma sürecinde birkaç İslami kuruluş ile istişare edildiğini gösteriyor. Ancak şahıs düzeyinde gerçekleştirilen görüşmelerde görüşülen kişilerin büyük bir bölümünü hükümet yetkilileri, güvenlik görevlileri ve akademisyenler oluşturuyor.
İslam Danışma Komitesi üyesi olan hukuk öğrencisi Sundus Kuran, Kraliyet Soruşturma Komitesi’nin ilk önce Müslüman toplumla temasa geçmesi gerektiğini belirtti.
Sundus Kuran konuya dair şunları söyledi:
“Kraliyet Soruşturma Komitesi, faaliyetlerini Müslümanların menfaatleri doğrultusunda yürüttüğünü iddia ediyor. Ancak henüz bu doğrultuda atılmış bir adım göremedim. Bireyler olarak bu şekilde düşünmek en doğal hakkımız. Çünkü soruşturma süreci başladığından bu yana olan biteni anlamakta zorlanıyoruz. Bu yüzden hükümet yetkililerinden kafamızdaki soru işaretlerini gidermelerini istiyoruz.”
Sundus Kuran, temmuz ayının sonlarında, Nur Camii'ndeki geleneksel bir toplantı merkezinde ilk defa bir araya gelen 35 Müslüman arasındaydı. Gelenek haline gelen selamlaşmanın yapılmasının ardından Müslüman komite üyeleri, toplantı salonundan ayrılmak için hükümet yetkililerinden izin istedi. Gerekçe ise toplantıda konuşacakları konuları önceden kendi aralarında müzakere etmekti.
Müslüman üyeler tekrar salona girdiklerinde soruşturma sürecinde kendilerine biçilen rol hakkında birçok sorularının olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra sürece dair edindikleri tüm bilgilerin zaten kamuoyuna yansıyan bilgiler olduğunu, herhangi özel bir bilgi edinemediklerini aktardılar. Müslüman üyeler, komiteye katılıma amaçları ile ilgili sorular karşısında doyurucu cevaplar alamadıklarını ifade ettiler.
Sahara Ahmed duruma ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Bu olay; sadece bir katil tarafından saldırıya uğrayıp basit bir şekilde öldürülebilmemizi değil, aynı zamanda soruşturmanın sonuçlarını dahi takip edemeyecek kadar etkisiz olduğumuzu bize göstermiş oldu. Daha iyi organize edilmiş mahalle toplantılarına gitmişliğim var. Utanç verici bir gündü. Nur Camii'ne 15 Mart'ta düzenlenen katliam bir ihmalin sonucuydu.”
Analistlerin bir kısmına göre de söz konusu ihmalin tek sorumlusu hükümet yetkilileri. Bazılarına göre istihbarat birimleri de sorumlu. Zira Müslüman kanaat önderleri, ırkçılardan yoğun bir şekilde tehdit aldıklarını istihbarata bildirmişlerdi.
Yapılan değerlendirmeler ulusal güvenlik konularında bazı bilgilerin gizli tutulmasının normal olduğu yönünde. Aynı şekilde katliamın şüphelilerinin de adil bir şekilde yargılanması gerektiği kaydediliyor.



Bağdat, "istihbarat oyun alanı"... ve İran'ın son savaşı

Bağdat'ta Ramazan Bayramı kutlamaları sırasında cumartesi günü bir eğlence parkının yakınında Ketaib Hizbullah fraksiyonunun bayrağı (AFP)
Bağdat'ta Ramazan Bayramı kutlamaları sırasında cumartesi günü bir eğlence parkının yakınında Ketaib Hizbullah fraksiyonunun bayrağı (AFP)
TT

Bağdat, "istihbarat oyun alanı"... ve İran'ın son savaşı

Bağdat'ta Ramazan Bayramı kutlamaları sırasında cumartesi günü bir eğlence parkının yakınında Ketaib Hizbullah fraksiyonunun bayrağı (AFP)
Bağdat'ta Ramazan Bayramı kutlamaları sırasında cumartesi günü bir eğlence parkının yakınında Ketaib Hizbullah fraksiyonunun bayrağı (AFP)

İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasındaki savaşın tırmanmasıyla Bağdat bir "istihbarat oyun alanı" haline geldi. Kudüs Gücü subayları, Tahran'daki huzursuzluğu önlemek amacıyla yıpratma operasyonlarını yönetmek ve Devrim Muhafızları için alternatif bir operasyon merkezi kurmak üzere şehre akın etti.

İran ağları, Yüksek Lider Ali Hamaney'in suikastının ardından geçen günlerde hızla yeniden örgütlenerek, merkezi olmayan bir yapı benimsedi ve Irak fraksiyonları aracılığıyla faaliyet gösteren birbirine bağlı hücreler kullandı. Saldırılar Amerikan çıkarlarına, gözetleme ve iletişim sistemlerine odaklanırken, başkentte İranlılar, Amerikalılar ve Iraklı aktörler arasında bir casusluk savaşı yoğunlaştı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu savaş, Bağdat'taki Irak istihbarat servisine yapılan saldırıyla doruk noktasına ulaştı.

Buna karşılık, “Jurf al-Sakhr”, komuta ve kontrol merkezlerini hedef alan hassas saldırılara maruz kaldıktan sonra stratejik bir üsten güvenlik ve istihbarat yüküne dönüştü; bu saldırılar İran'ın konuşlanmasının doğasını ortaya çıkardı, milis gruplarını şaşkına çevirdi ve artan ifşa riskleri ile insan kayıpları karşısında saha önceliklerini yeniden belirlemelerine neden oldu.


Avrupa'nın İran saldırganlığına karşı Suudi Arabistan'la dayanışması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Avrupa'nın İran saldırganlığına karşı Suudi Arabistan'la dayanışması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)

Belçika, Yunanistan ve Hollanda, İran'ın tekrarlanan saldırıları karşısında Suudi Arabistan'la dayanışmalarını, egemenliğini ve güvenliğini korumaya yönelik önlemlerine desteklerini teyit ettiler.

Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre bu teyit bugün, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz'in Belçika Kralı Philippe, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile yaptığı telefon görüşmelerinde geldi.

Görüşmeler sırasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi, bölgedeki askeri gerilimin artması ve bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri ışığında son gelişmeleri ele aldı.

Hollanda Başbakanı da ülkesinin güvenlik ve istikrarı tehdit eden bu saldırıları kınadığını ifade etti.


Londra, İran büyükelçisini çağırdı

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dün Londra'da bir Yahudi örgütüne ait ambulanslara düzenlenen kundaklama saldırısının ardından bakanlar ve İngiliz Yahudileri Temsilciler Kurulu başkanıyla bir araya geldi (Reuters)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dün Londra'da bir Yahudi örgütüne ait ambulanslara düzenlenen kundaklama saldırısının ardından bakanlar ve İngiliz Yahudileri Temsilciler Kurulu başkanıyla bir araya geldi (Reuters)
TT

Londra, İran büyükelçisini çağırdı

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dün Londra'da bir Yahudi örgütüne ait ambulanslara düzenlenen kundaklama saldırısının ardından bakanlar ve İngiliz Yahudileri Temsilciler Kurulu başkanıyla bir araya geldi (Reuters)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dün Londra'da bir Yahudi örgütüne ait ambulanslara düzenlenen kundaklama saldırısının ardından bakanlar ve İngiliz Yahudileri Temsilciler Kurulu başkanıyla bir araya geldi (Reuters)

İngiltere Dışişleri Bakanlığı dün Londra'daki İran büyükelçisini çağırarak, Birleşik Krallık'ta ve dışında İran'ın “pervasız ve istikrarı bozan eylemlerini” kınadı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, büyükelçinin çağrılmasının, İranlı bir vatandaş ile İngiliz ve İran çifte vatandaşı bir kişiye İran'a “yardım sağladıkları şüphesiyle” suçlamaların yöneltilmesinin ardından gerçekleştiğini söyledi.

Londra'da iki kişi, perşembe günü Tahran adına Yahudi topluluğunu gözetlemekle suçlanarak mahkemeye çıkarıldı. Suçlamalar arasında bir sinagog gibi potansiyel hedeflerin izlenmesi de yer alıyordu.

Geçen yıl 9 Temmuz ile 15 Ağustos tarihleri arasında, yabancı bir istihbarat teşkilatına yardım edebilecek iletişim faaliyetlerine karışmakla suçlananlar arasında, İran asıllı İngiliz vatandaşı 40 yaşındaki Nimatullah Şahsevani ve İran vatandaşı Ali Rıza Feraseti (22) hakkında, yabancı bir istihbarat teşkilatına yardım edebilecek iletişim faaliyetlerine karıştıkları suçlaması yöneltildi.