Stalin dönemine ait toplu mezar, nasıl Rusya Hafıza Savaşı'nın mücadele alanına dönüştü

House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
TT

Stalin dönemine ait toplu mezar, nasıl Rusya Hafıza Savaşı'nın mücadele alanına dönüştü

House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)

Oliver Carroll
17 Ağustos tarihinde, yani dokuz günlük kazı faaliyetinin yedinci gününde kazıcılar, buldukları on altı iskeletten sonuncusunu çuval içerisine yerleştirdi ve bu sevimsiz bulgularını yerel yönetim yetkilisine teslim etmeye hazırlandı. Bu yetkili hiç şüphesiz bundan daha yeni cinayet suçlarına ait kanıtları incelemeye alışkın bir adamdı.
Yerli Karelyan ormanı olarak bilinen yerde yüksek ve güzel çam ağaçlarının oluşturduğu on dikdörtgen oymanın üzerine yükseltilmiş. En aşağısına, yeni sürülmüş toprağın yalnızca birkaç metre uzağına, çoğunlukla bir toplu mezarın varlığına işaret eden ahşap haçlar, çiçekler ve oyuk demir vidalar konmuş.
6 bin 241 kurbanın, ateş açılarak idam edildiğine ve 1937-38 yılları arasında, yani Stalin dönemindeki büyük temizlik hareketi olan bilinen dönemin doruk noktasında buraya gömüldüklerine inanılıyor. Bununla birlikte bu bölge ve buraya atılan kurbanlar, on yıllar boyunca devletin gizlediği bir sır olarak kaldı. Gerçek tam anlamıyla ancak 90’lı yıllarda, Sovyetler Birliği İçişleri Halk Komiserliği’ne ait gizli arşive kısa süreli erişim ve eylemci araştırmacıların sarf ettiği yoğun çabalar sayesinde ortaya çıktı.
O dönemde toplu mezara Sandarmokh adı verilmekle yetinildi ve girişine şu basit mesajın yazıldığı bir anıt işareti kondu: “Ey İnsanlar! Birbirinizi öldürmeyin!”. 1997 yılında halka kapılarını açtığından bu yana mekân, ölülerin yakınlarının ağladığı anıtsal bir yer haline geldi.
En azından ulusal kazıcıların geldiği ana kadar.
Kremlin tarafından finanse edilen Tarihî Askerî Rus Birliği adındaki bir kuruluşun liderliğindeki kazı ekibi, şu noktanın kanıtlanması için geldi: Kalıntılar sadece Sovyet baskısına kurban gidenlere ait değildi. Ya da en azından sadece onlara ait olmayıp aralarında, bölge 1942-44 yılları arasında henüz işgal altındayken Finlandiyalı askerler tarafından yakalanıp öldürülen Sovyet askerleri de bulunuyordu.
Finlerin Sandarmokh’taki idamlarla ilişkili olduğuna dair çok delil ortaya konamazken Josef Stalin’in kurbanlarının belgelendirilmesi istendiğinde bunun tam tersi bir durum yaşanıyor. Kazıcıların çalışmaları ise tartışmalara sebep olan iki tarihçi Sergey Virgin ile Yuri Kilin’in ortaya attığı zayıf teorilere dayanıyor.  Virgin ile Kilin’in mantığı genel olarak şunu söylüyor: Finler aynı kampları Sovyet savaş esirlerini tutuklamak için kullanıyorlarsa onları, Sovyetlerin idamlar için kullandığı bu yeri Sovyet esirleri idam etmek için kullanmaktan ne alıkoyabilir?
Tarihî Askerî Rus Birliği’ne bağlı kazı ekibinin başkanı Sergey Virgin, Sandarmokh’ta düzenlenen bir basın toplantısı sırasında ekibine yönelik, tarihî gerçekleri bulandırmak için geldikleri yönündeki suçlamaları kabul etmedi. Açıklamasının devamında bunun tam tersinin doğru olduğunu, zira elemanlarının tarihî bir teoriyi test etmek üzere yerel kültür bakanlığından bir davet aldıklarını belirtti. Sözlerini ispatlamak içinse Bakan Yardımcısı Sergey Soloviyev’in yazdığı bir mektubu gösterdi.
Ancak Memorial İnsan Hakları Örgütü’ne bağlı gözlemci Yelena Kondrahina tarafından hızlı bir şekilde fotoğrafı çekilen mektup, istenenden daha fazlasını ortaya çıkardı.
Mektupta, “Yabancı güçler, Stalin zulmünden Rusya karşıtı propaganda hedefleri doğrultusunda faydalanıyor. Sandarmokh bölgesinde yaşanan olaylara dair çok sayıda soru işareti, Rusya’nın dünyadaki imajını zedeliyor ve bu, hükümet karşıtı güçler için destekleyici bir etkene dönüşüyor” ifadesi yer alıyor.
Bununla birlikte hükümetin ortaya çıkan bu tutumu, yetkililerin Sandarmokh’u Rus Hafıza Savaşı kapsamında bir mücadele alanı olarak incelediğini söyleyen eylemciler ve tarihçiler için beklenmedik bir şey değildi.
Yolları 90’lı yıllarda toplu mezarın bulunduğu yere açılan üç araştırmacıdan biri olan İrina Flige ise Independent’a yaptığı açıklamada kendisinin, Sandarmokh hakkında öne sürülen ‘delice, marjinal ve ilkel’ teorilerin aşamalı olarak normalleşmesine tanık olduğunu dile getirdi. Flige’nin değerlendirmesine göre, “Şu an yaşanan şey, mezarın suç niteliği taşıyacak şekilde tahrip edilmesidir. Bu ahmaklar, sadece tarihî verileri değil yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda çocuklarına ve torunlarına ait cesetleri ortaya çıkarıyorlar”.
Şüphe yok ki kazıcıların arkalarında bıraktıkları kargaşa, Flige ve araştırmacı arkadaşlarını yolun sonunda Onega Gölü’nün kuzey kıyısı yakınlarındaki mezarın bulunduğu yere ulaştıran titiz araştırmanın ustalığı ile uyuşmuyor.
Bulmacanın ilk parçası, 1989 yılındaki siyasi reform programı Perestroyka’nın uygulanması sırasında ortaya çıktı. O dönemde Leningrad şehrindeki bir yerel gazete, yakın zamanlarda üzerindeki sır perdesinin kaldırıldığı idamların listesini yayınladı. Listeler incelenirken ölümlerin Kasım 1937’nin başında yaklaşık 1000 sayı artması, Flige ile arkadaşlarının dikkatini çekti ve bu artışı, hedefli bir sürecin sonucu olarak varsaydılar.
Bu teori, 1937 yılında İçişleri Halk Komiserliği’nin çıkardığı ve Rusya’nın uzak kuzeyindeki kötü bir üne sahip Slovetsky reformist kampında tutuklu bulunan 1825 kişinin idam emrini içeren bağımsız bir belge ile doğrulandı. Solovetsky idamları, üç defa gerçekleşti ve ilk 1111 kurbanın kaderi, Sandarmokh mezarlığına gömülmekle son buldu.
Sonra 1937-38 yılları arasında gizli belgelerin Sandarmokh’a işaret etmek için kullandığı bir ifade ile bu ‘Ayı Dağı’nın yakınındaki yer’, Stalin zulmüne kurban giden başkaları için düzenli bir adres haline geldi.
Her zaman olduğu gibi Stalin’in cellatları daha sonra birbirlerine sırt döndü. İçişleri Halk Komiserliği’nin 1939 yılında karanlık Sandarmokh operasyonlarından sorumlu müdürü Mihail Matviyev, yetkiyi kötüye kullanmak suçlamasıyla tutuklandı. Astlarının ikisi ise idam edildi.
Matvivey’in sorgulama esnasındaki ifadesi ise bulmacanın ikinci temel parçasını meydana çıkardı.
Bu parça ile birlikte Sandarmokh ve idam yöntemlerine dair önemli birçok gerçek gün yüzüne çıktı. Sözgelimi kurbanları peş peşe öldürmek için çukurlara götürme biçimi, her bir kurbanın kendilerine oldukça yakın bir mesafeden ateş açılmadan önce çukurda karınları üzerine uzanmaları yönündeki emir, yetkili Matviyev’in bu tür idamlardan çok sayıda uyguladığı ve günde genelde 400’ü bulduğu şeklindeki bilgiler bu gelişme ile birlikte elde edildi.
Araştırmacılar, Matviyev’in ifadesinde ayrıca mezarların yerlerine dair önemli kanıtlara da ulaştı. Edinilen bilgiler, Medvejyegorsk şehrinden yaklaşık 17 km’lik (11 mile denk geliyor) mesafeye ve yaklaşık yöne (Bovinitz şehrinin batı yolu) işaret ediyor.
Flige, Karelyan bölgesindeki ormanları taramaya başlayan ekibin içerisindeydi ama 1997 yılında içi oyulmuş sembolik dikdörtgen yükseltileri bulan ilk kişi ekip arkadaşı Yuri Dmitriyev oldu. Dmitriyev, neredeyse ilk kazı girişiminde bir kurşun deliği bulunan bir kafatası buldu. O yılın ilerleyen zamanlarında bir savcı, onun Sandarmokh’un bir toplu mezar sakladığı yönündeki çıkarımına onay verdi.
Devletin Sandarmokh’a yönelik politikası, zamanla değişti. Devlet başlangıçta anıt yerin açılmasında kilit bir rol oynadı. Bu bağlamda Stalin’in büyük temizlik döneminin başlangıcının yıldönümünde kendisini temsil etmek üzere üst düzey heyetler gönderdi. Ayrıca etkinlik masraflarını üstlendi, anmaya dönük kitaplar yayınladı ve uluslararası heyetlerin yolculuk masraflarını karşıladı.
Ancak 2014 yılında Kırım yarımadası topraklarının ele geçirilmesinden sonra Karelya’da yeni bir durum ortaya çıktı.
Öncelikle üyeleri ağustos ayındaki anma törenlerine etkin bir şekilde katılan Ukraynalı heyetler, artık katılım daveti almaz oldular. Ertesi yıl yetkililer, Dmitriyev’in ağzını kapadı. 2016 yılından itibaren de devlet, olayları tamamen görmezden geldi.
Aralık 2016’da Yuri Dmitriyev, delilik suçlaması ve çocuk pornografisi üretme şüphesi ile tutuklandı. Kendisine yöneltilen suçlamalar ciddiydi ancak arkadaşları ve meslektaşları, bu suçlamaları uydurma olarak kabul etti ve onun bir eylemci olarak yürüttüğü faaliyetlerle ilişkilendirdi. Nisan 2018’te dava hâkimi, bu görüşü benimsedi ve tüm beklentilerin aksine onu beraat ettirdi. Bununla birlikte yetkililer, karara itiraz ettiler ve başarılı da oldular. Zira özgürlüğü bir haftadan fazla sürmeyen Dmitriyev, şu an ikinci yargılamanın başlamasını bekliyor.
Dmitriyev’in ilk kez tutuklandığı zaman Sergey Virgin ve Yuri Kilin’in Finlere dair teorileri güçlü bir şekilde öne çıkmaya başladı.
Memorial İnsan Hakları Örgütü Moskova Şubesi Temsilcisi İrina Galkova, Virgin’in 2017 yılında Petrozavodsk şehrinde düzenlediği bir konferansı hatırlayarak şu ifadeleri dile getiriyor: “O zaman araştırmacıların odasındaki üniformalı adamların yoğun varlığından ötürü şoka uğradım. Bu kişiler, Rusya Federal Güvenlik Servisi ve askerî birimlere bağlı resmi tarihçilerdi. Virgin’in Kızıl Ordu’ya dair teorisini de ilk kez bu konferansta duydum. Yerli akademisyenler, işittikleri karşısında çok öfkelendi. Biz ise o zaman konuyu anlamamıştık. Zannettik ki bu adam aptalın teki, hiçbir şeyi doğru dürüst bilmiyor. Ama belki de üzücü gerçek şuydu ki o bilmesi gerekenden fazlasını biliyordu.”
Sergey Virgin, kendisi ile Petrozavodsk Üniversitesi’ndeki ofisinde yapılan bir görüşmede kendisinin güvenlik servisi ya da yetkililer ile şüpheli herhangi bir bağlantısı olduğunu kabul etmedi ve elbette işinde iyi herhangi bir tarihçi gibi devlet arşivine erişim gücüne dayandığını, bununla birlikte bu gücün güvenlik servisi ile etkileşimin sınırları olduğunu söyledi ve ‘çoğunlukla’ Rus Devleti için ‘hassas’ konulara değinen çalışmalarını savundu.
Araştırmacının Sandarmokh’a dair tartışmalı teorisini savunarak kendisinin, ‘genellikle’ Stalin zulmünün kurbanlarını içeren kabirlerin yer aldığı Sandormokh’ta siyasi bir baskının yapılmasının inkârı ile ilgilenmediğini söylemesi şüphe uyandırdı. Bir sonraki cümlesi ise bu korkunun büyüklüğüne dair net bir itirazı içerdi. Ona göre çukurların yarısından fazlası ‘boş’ ve 6500 bedenin bu bölgeye gömülmesi de ‘imkânsız’; bir diğer deyişle gerçekler, ‘siyasileştirmeye’ kurban gitti ve ölümlerin sayısı da ‘abartıldı’.
Virgin, Batı medyasının Rusya’ya karşı bir ‘basın savaşı başlattığını’ söyleyerek, “Tarihin boşluk taşımaması gerekir. Eylemciler, başka bir görüşe alan açmaksızın Sandarmokh’u tekellerine almakla hata etti” ifadelerini dile getirdi.
Sandarmokh’ta kazıcıların aletlerini toplayıp çukurları doldurmasından birkaç gün sonra ziyaretçiler mekâna geri döndü. Bu ziyaretçilerden bir kısmı turist olarak yanlarında kameralar, kitaplar ve akıllı telefonlar taşıyorken diğer bir kısmı ise çiçekler ve daha ağır bir yükle geliyor.
65 yaşındaki Peter Nazarov, “Dedemi ziyaret ediyorum. Kasım 1937’de diğerleri gibi gecenin bir yarısı tutuklandı ve İçişleri Halk Komiserliği görevlileri tarafından siyah bir arabanın içerisinde götürüldü” şeklinde konuştu.
Peter’in dedesi olan Yerel Tarım Kooperatifi Müdürü Mihail Nazarov, Sovyet Devleti’ne karşı düzenlenen bir darbeye katılmakla suçlandı. Daha sonra üç kişilik bir komisyon, onun suçlu olduğuna hükmetti ve Mart 1938’te Sandarmokh’ta mermilere hedef oldu.
Peter Nazarov, konuya ilişkin şu yorumda bulunuyor: “Herhangi bir anlaşmazlığın veya medya savaşının varlığını anlayamıyorum. En azından tövbe edilip üzerinde düşünülse.”



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.