ABD’nin karanlık tarihiyle yüzleşmesi neden bu kadar sürdü?

Hamilton ile Burr arasındaki mücadeleyi gösteren resim Smithsonian Ulusal Posta Müzesi’nde sergileniyor. (AP)
Hamilton ile Burr arasındaki mücadeleyi gösteren resim Smithsonian Ulusal Posta Müzesi’nde sergileniyor. (AP)
TT

ABD’nin karanlık tarihiyle yüzleşmesi neden bu kadar sürdü?

Hamilton ile Burr arasındaki mücadeleyi gösteren resim Smithsonian Ulusal Posta Müzesi’nde sergileniyor. (AP)
Hamilton ile Burr arasındaki mücadeleyi gösteren resim Smithsonian Ulusal Posta Müzesi’nde sergileniyor. (AP)

Andrew Buncombe
Sherri Burr, Broadway oyunlarının ünlü bir kötü karakteri ile neredeyse kesin bir aile bağlantısı olduğunu öğrendi.
Yıllarca süren arşiv araştırmasından sonra DNA testine başvuran Afrika kökenli Amerikalı Hukuk Profesörü, Aaron Burr ailesine mensup olabileceğini keşfetti. Beyaz tenli Burr, ABD’nin üçüncü Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Fakat ününü daha çok ABD’nin kurucu babalarından olan Alexander Hamilton’ı 1804 yılında tabanca ile yapılan bir düelloda öldürmesinden alıyor. Bu sahne Lin-Manuel Miranda’nın beklenmedik derecede başarı ede eden büyük müzikali ile ölümsüzleştirildi.
Büyük dedesinin güneşli bir hafta sonu tatilinde Hamilton’ı öldürmesinin üzerinden 215 yıl, Aaron Burr Derneği’nin Burr’un hizmetindeki siyah bir kadından iki çocuk sahibi olduğunu resmî olarak kabul etmesinin üzerinden de 12 ay geçti. Sherri Burr, Başkan Yardımcısı’nın evlilik dışı dünyaya gelen en az iki çocuktan biri olan John Pierre Burr’un büstünün açılışı için Philadelphia’da toplanan 60 kişilik bir gruba katıldı.
New Mexico Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan ve ‘Karmaşık Bir Yaşam: Virginia’da Özgür Siyahlar, 1619-1865’ adlı bir kitap çıkaran Burr o güne dair şu ifadeleri kullandı:
“Güzel bir öğlendi. Büstü kutsamak için bir papaz geldi. John Pierre’in bir adalet kahramanı olması ve kölelerin kurtarılması için tünel yolu hareketini desteklemesinden dolayı içimi mutluluk kaplamıştı.”
ABD bu yıl, Virgina eyaletinin Jamestown kenti kıyılarına 20 Afrikalı kölenin demirlediği günün 400’üncü yıl dönümünü kutluyor. Bu 20 kişi okyanus aşırı gerçekleştirilen ve tahminlere göre 12 milyondan fazla kişiyi etkileyen bir kaçırma operasyonunda doğrudan ABD’ye gönderilen 380 bin kişinin ilk kısmını oluşturuyordu. Philadelphia eyaletinin batı banliyölerindeki Eden Mezarlıkları’nda gerçekleştirilen tören ülke tarihinin kasvetli dönemleri ile yüzleşmek için verdiği mücadele hakkında önemli bir işaret veriyor.
Topluluğa Burr’un soyundan gelen hem beyazlardan hem de siyahlardan oluşan bir topluk katıldı. Torunlarına, köleliğin kötülüğüne, zulmüne ve insanlık dışı durumuna tanık olma fırsatı verildi. ABD bu kölelik sistemini kullanarak bağımsızlığını kazandı, güçlendi ve bir konum elde etti. Bu konum, kendisi de Sally Hemings adlı bir Afrikalıdan çocuklar dünyaya getiren bir köle sahibi olan Thomas Jefferson’a, 1776 yılında, “İnsanlar eşit yaratılıyor ancak buna göre muamele edilmiyor” açıklamasını yapması için fırsat tanıdı.
Aaron Burr Derneği’ne başkanlık eden beyaz tenli Stuart Johnson, katıldığı büst açılış töreninde “İnsanın, kölelik sisteminin kötülüğünün farkına varması için çok zeki veya bilgili olmasına gerek yok. Bu sistemin ortadan kaldırılması kanlı ve korkunç bir iç savaş gerektirdi” diye konuştu.
Ancak çok az kişi böyle bir itirafa ve açık bir tarihî hesaplaşmaya hazır. Kaliforniya eyaletinden ABD Senatörü olan ve önümüzdeki başkanlık seçimleri için Demokrat Parti’den aday olmaya çalışan Afrika kökenli Kamala Harris, temkinli bir şekilde kölelik dönemine dair tazminat incelemesi yapılmasını desteklediğini belirterek “Biz 200 yıldan uzun süre boyunca kölelik yaşadık. Neredeyse bir asır Jim Crow yasaları ile yönetildik. Ayrıcalık ve etnik ayrımcılık yasal iki şeydi. Kabul etmemiz gerekir ki başlangıç, herkes için eşit bir düzlemde olmadı” ifadelerini kullandı. Ancak güçlü bir tepki ile karşılaştı.
Bu tartışmalar, ülkenin sıkıntılarla dolu bir süreçten geçtiği bir zamanda ön plana çıkıyor. Donald Trump’ın kendisinden önceki bazı başkanlara göre ne kadar ırkçı olduğuna bakılmaksızın ırkçı söylemi açıkça kullanmaya daha meyilli olduğu görülüyor. En üst liderin yaptığı açıklamaların sosyal medyanın dev gücü ile birleşmesi, bu görüşleri paylaşan ancak daha önce belki açıklamayan pek çokları için teşvik edici bir etken oldu.
İnsan yüklü İngiliz savaş gemisi White Lion’un demirlediği Jamestown şehrine 50 mil uzaklıktaki Norfolk Devlet Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Cassandra Newby-Alexander ise konuya dair şu değerlendirmede bulunuyor:
“Önceden daha üstü kapalı bir dil duyardık. Şimdi ise çok daha doğrudan konuşuluyor. Bu tür bir ırkçılığı teşvik etmeyi hedefleyen belirli bir adım sistemi uygulanıyor. Ama ben bunun nüfusun sadece üçte birini etkileyeceğine inanıyorum. Beyaz tenli olup böylesi bir nefret söyleminden memnun olmayan insanların sayısı durumu kabul edenlerinkinden fazla.”
ABD’yi geçmişini kabul etmemeye iten -ki böyle bir tavrı benimseyen tek ülke değil- temel etkenlerden biri yazar Rachel Swarns’ın ifadesine göre ‘zorlu bir mazi’ olmasıdır. Kölelik sisteminin benimsenmesinden sonra bir iç savaş yaşandı ve bu savaş, Charleston Kilisesi katili Dylann Roof gibi psikolojisi bozuk ırkçılara ilham verdi. İki yüzyıllık bu sürecin ardından yeniden yapılanma döneminde reform hareketi kasıtlı olarak başarısız oldu. Daha sonra Jim Crow rejimi başladı ve siyahlar yine ikinci sınıf vatandaş durumuna getirildi. Yargısız idama, cinayete, belirli bölgelerde yaşama ve hatta oy verme hakkından mahrumiyete maruz bırakıldı.
Azınlıkları Georgia eyaletinde oy hakkından mahrum etmek için yapılan girişimler halen devam ederken ceza sistemi, beyaza karşı tam anlamıyla ayrıcalıklı muamelede bulunuyor. Üç sene önce merkezi Alabama eyaletinde bulunan Adalette Eşitlik Girişimi, yargısız idam mağdurlarının anısını sonsuz kılmak için bir müze kurma planını duyurdu. Girişim’e göre bu şekilde ölen Afrika asıllı Amerikalıların sayısı dört bin. Bu kimseler 1877-1950 yılları arasında, çoğunlukla büyük kalabalıklar önünde öldürüldü.
‘Amerikan Halısı İplikleri: Michelle Obama’nın Siyah, Beyaz ve Çok Irklı Atalarının Hikâyesi’ adlı kitabın yazarı Swarns şu ifadeleri kullanıyor:
“Bu, zorlu bir tarihtir. Özellikle de Amerikalılar için oldukça zor. Zira kendimize anlattığımız hikâyeye aykırı. Bildiğiniz üzere kendimize, bir herkes için özgürlük ve adalet hikâyesi anlatıyoruz. Köleliği bizden tamamen bağımsız bir konu olarak düşünmenin çok daha kolay olduğuna inanıyorum. Yani sıkıcı tarih kitaplarındaki anlatılar gibi uzun bir süre önce yaşandı ve bugün bizimle hiçbir bağlantısı yok. Genellikle arkamıza bakmaktan kaçınmamızla biliniriz. Kölelik sisteminin bu ilkeler hakkında dersler veren bir ülkede oynadığı önemli rolün anlaşılması, kamusal düzeyde oldukça zordur. Özel olarak ise bence insanlar için de zor.”
Swarns’ın ortaya çıkardığı durumlardan biri de şu:
Başkent Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ni kuran Cizvit Papaları da köle edindiler. Üniversitenin 2017 yılında yayınladığı raporu ABD’deki birçok üniversiteyi, kölelik sisteminin zenginleşme üzerindeki katkısını düşünmeye itti. Bu adımı Oxford, Glasgow, Bristol ve East London  gibi birçok İngiliz üniversitesi izledi.
Bu senenin başlarında Georgetown Üniversitesi öğrencileri, kurumun 1838 yılında borçlarını ödemek için sattığı 272 kölenin torunlarının yararlanacağı bir fonun kurulmasına katkı sağlamak amacıyla daha fazla öğrenim ücreti verilmesi için oy kullandı.
New York Times gazetesinin hissedarı ve New York Üniversitesi gazetecilik bölümü yardımcı profesörü olan yazar Swarns, böylesine girişimlerin kendisine 2017 yılında Charlottesville şehrinde neo-Nazi yürüyüşüne benzer olayların yaşattığı hayal kırıklığı ölçüsünde umut aşıladığını söyledi. Yazar, bu yarılma ve kölelik mirasının gelgitler arasındaki çözümünde gösterilen ilerlemenin de aynı şekilde ABD tarihinin bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.
Swarens sözlerinin devamında şunları söyledi:
 “Gerçek şu ki hamurumuz tüm bunlarla yoğruldu. Bu bizim kimliğimiz. Hakkında konuştuğumuz her şey, yani güzel, teşvik edici ve korkutucu olan tüm durumlar aslında bize bir şeyler anlatıyor. Ancak iyimser olmalıyım ki konuya dair konuşmaların arttığını düşünüyorum. Mesela Temsilciler Meclisi, başkan adaylarının bahsettiği şu kölelik dönemine dair tazminat incelemesi meselesini tartıştı. Bununla birlikte aynı zamanda El Paso’daki gibi (geçen ay Walmart ticaret merkezinde ateş açarak 20’den fazla kişiye suikast yapmakla suçlanan) ya da Pittsburg’daki gibi (Ekim 2018’de Hayat Ağacı kilisesinde ateş açıp 11 kişinin ölümüne sebep olmakla suçlanan) insanlarımız da var. Bugün böyle bir karmaşa içerisindeyiz.”
Atlanta’daki Emory Üniversitesi Afro-Amerikan Çalışmaları Profesörü Carol Anderson, beyaz ırktan bazı Amerikalıların Afrika asıllı ilk ve tek ABD Başkanı Barack Obama’nın seçilmesinden sonra verdiği tepkiyi yazdı. Ona göre Çay Partisi Hareketi eylemcilerinin yeniden ortaya çıkması ve Kongre’nin faaliyetlerinin engellenmesi, iç savaşa ve anayasanın köleliği resmî olarak bitiren on üçüncü değişiklik kararına dayanan bir yöntemin parçası.
Anderson, ‘Beyazın Öfkesi’ adlı kitabında şu ifadelere yer verdi: 
Irkçılık gediği hakkında dile getirilmeyen gerçek şu ki Afrika asıllı Amerikalılar ne zaman bir ilerleme kaydetse beyazlar kasıtlı bir gerilemeye sebep olmak için tepki gösteriyor. Mesela iç savaşın bitip de yeniden yapılanmanın başlamasından sonra Jim Crow dönemi başladı. Yüksek Mahkeme’nin ‘Brown v. Board of Education’ davasındaki kararının ardından güneydeki okullar kapatıldı. 1965 yılındaki oy hakkı yasasına yönelik kanlı muhalefet ise Güney Stratejisi ve ‘uyuşturucuya karşı savaş’ adı verilen şey üzerinden üstü kapalı yeni bir tepki doğurdu. Bu tepki, milyonlarca siyahın oy hakkını elinden alırken Richard Nixon ve Ronald Reagan’ın Beyaz Saray’a girmesine yardımcı oldu.”
Anderson’ın Independent’a yaptığı açıklamalara göre ABD şu an seçmen tabanını genişletmek ve çeşitlendirmek isteyen eyaletler ve azınlık seçmen sayılarını daraltmak için oy hakkını kısıtlamaya çalışan eyaletler şeklinde bölünmüş durumda.
Anderson’ın ifadesine göre, “ABD’nin geçmişini kabullenmemesindeki en büyük sorun birçok insanın herhangi bir suç işlediklerini düşünmüyor oluşu. Bazıları ise neler yaşandığını bilmemeyi tercih ediyor. ‘Tepelerdeki görkemli ütopya’ imajını korumaya ihtiyaç duyduğunuzda bu hikâye ile örtüşmeyecek şekilde kölelerin satışı, terbiyesi ve bir mal gibi etiketlenmesi ile örülü yıllar beliriyor”.
Bazı Amerikalılar, 1619 yılındaki olayların asla anılmaması gerektiğine inanıyor. New York Times dergisi, köleleştirilen ilk Afrikalılar ve onların gelişini izleyen tarihe özel bir sayı hazırlamayı planladığını duyurduğunda gazeteyi ırkçı gerilimi körüklemekle suçlayan sesler yükseldi.
Trump’ın yakın bir müttefiki olan eski Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich, Twitter üzerinden şu mesajı yayınladı:
“New York Times’ın uyguladığı 1619 projesinin ‘Beyinlerinizi yıkamak için kullanmak istediğimiz propaganda’ sloganını kullanması gerekir.”
Bununla birlikte ABD Üçüncü Başkan Yardımcısı ile olan ilişkisini ortaya çıkaran New Mexicolu akademisyen-yazar Burr, bunun tersini söylüyor:
 “Amerikalılar, söz konusu dönemde ve şimdi yaşananlar hakkında yeterince konuşamıyor. İnsanlar kölelikten bahsetmiyor çünkü geçmişi eşelemek, sorumluluk almak istemiyorlar. Afrika kökenli olanların tüm yaşadıkları ve sonrasında olanlar detaylandırılmalı ve analiz edilmelidir. 400’üncü yıl dönümü hikâyesinden haberdar olacak kişi sayısı ne kadar olursa olsun halen yetersiz. Etkinlik hakkındaki konuşmaların sayısı da her halükârda beklenenin altında.”



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.