İranlı milislerin hegemonyası ve Irak

Necef’teki merkezlerinde güç gösterisi yapan Haşdi Şabi unsurları (EPA)
Necef’teki merkezlerinde güç gösterisi yapan Haşdi Şabi unsurları (EPA)
TT

İranlı milislerin hegemonyası ve Irak

Necef’teki merkezlerinde güç gösterisi yapan Haşdi Şabi unsurları (EPA)
Necef’teki merkezlerinde güç gösterisi yapan Haşdi Şabi unsurları (EPA)

Irak’ta Haşdi Şabi’nin yeniden gündeme gelmesi, Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Muhendis’in örgüt bünyesinde hava gücü kurma kararını kamuoyuna duyurmasıyla mümkün oldu.
Irak Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Enver Hama, daha sonra bu kararı yalanladı. Haşdi Şabi, 23 Haziran 2014'te Irak’ın Şii dini lideri Ayetullah Ali Sistani’nin fetvasıyla, DEAŞ’a karşı mücadele için Iraklı farklı milis güçlerinin bir araya gelmesiyle kuruldu.
Şii mezhep gruplarına bağlı silahlı yapının sadece terörle mücadelenin bir sonucu olmadığını söylemek mümkün. Bilakis bu yapı, Irak’ın geleceğinde dini mezhepsel bakış açısını silah gücü ile korumak ve çağdaş Irak devlet sisteminin ayrılmaz bir parçası haline getirme vizyonunu taşıyor.
Görünüşe göre Haşdi Şabi, sahada bölgesel ve uluslararası çatışmalara karışan bölgesel bir milis gücü görüntüsü vermeye başlıyor. Haşdi Şabi’nin bu siyasi ve dini görüntüsü yeni değil. Bilakis ülkelerine karşı mücadele içinde olan Iraklılar tarafından Bedir Örgütü’nün kurulduğu 1980’lere kadar uzanır. Bu tarihi tecrübe, Haşdi Şabi’yi Irak denkleminde kilit bir aktör yapan ve 67 silahlı milis grubunu yarı resmi bir askeri kuvvete dönüştüren mezhepsel sadakatin ulusal düşüncenin üstünde olduğu gerçeğini yansıtıyordu.
Bunun da ötesinde, Velayet-i Fakih ile düğümlü olan milis gruplar, bugün, İran’ın ABD ve Suudi Arabistan ile olan çatışmasında önemli bir rol oynuyor. Nitekim Mayıs’ta Suudi Arabistan’ı hedef alan insansız hava araçlarının (İHA) Irak’tan havalandığı iddia edilmişti. Aynı şekilde Haziran’da Bahreyn'in Bağdat Büyükelçilik binasına İran destekli silahlı gruplarca baskın düzenlenmesi bu yarı resmi milis grupların, yukarıda zikredilen taraflar arasındaki çatışmalarda bilfiil yer aldığının kanıtı mahiyetindedir.
Tahran’da Irak, Suriye ve Yemen’deki milis grupların liderleri ile toplantı
Tahran’da 19 Temmuz’da İran dini lideri Ali Hamaney ve beraberindeki üst düzey devlet yetkilileri ile Irak, Suriye ve Yemen’deki milis grupların liderleri arasında düzenlenen toplantı, İran’a askeri olarak bağlı olan bu silahlı grupların bölgedeki rollerini açıklayan en belirgin işaret niteliğindedir. Irak basınında iki tarafı bir araya getiren toplantıyla ilgili aktarılan haberlere göre görüşmede, İsrail’in Irak ve Suriye’ye yönelik saldırılarına karşılık verme yöntemleri konuşuldu. Toplantıda ayrıca saldırıların Yemen’e de sıçrama uyarısının yapılması, Lübnan Hizbullah’ının bu ayın başında İsrail’e verdiği sistematik karşılıkla bağlantısı olabilir.
İran’dan ABD’ye mesaj
Haşdi Şabi isminin bölgedeki çatışmalarla anılmasının, İran’a yönelik ABD yaptırımları ve iki taraf arasında beliren askeri çatışma sinyallerinin ardından geldiği, su götürmez bir gerçek. Zira ABD’nin 2015 tarihli nükleer anlaşmadan tek taraflı çekildiğini duyurmasını izleyen süreçte, Washington-Tahran hattında savaş mı çıkacak sorusu birçok kez gündeme geldi. 19 Mayıs akşamı Yeşil Bölge'de ABD Büyükelçiliği’nin katyuşa füzesi ile hedef alınmasının temel amacı ise Washington’a Tahran’a saldırması halinde bölgedeki bütün askeri ‘kollarıyla’ bu saldırıya katılacakları mesajının bir ifadesiydi. Yani diğer bir deyişle savaş ikiniz arasında değil bölgeyi de içine alacak şekilde kapsayacağı anlamına geliyordu.
Devrim Muhafızları ve İran’ın Ortadoğu’daki stratejik çatışma hususundaki görüşlerini yansıtan bu politika, Haşdi Şabi yöneticilerinin ABD ile ilgili açıklamalarında yer alan ideolojik seferberlikle aynı kapıya çıkıyor. Bu yöndeki açıklamalardan biri de daha önce Haşdi Şabi çatısı altında yer alan Asaib Ehli Hak Hareketi’nin askeri sözcüsü Cevad et-Talibavi’den yapılmıştı. Talibavi, “Haşdi Şabi ve Amerikalılar arasında hiçbir anlaşma yok. Bizimle onlar arasında sadece kan var. Aramızda sadece düşmanlık var” ifadelerini kullandı.
Bu politika aynı zamanda Haşdi Şabi’nin yeni Irak devleti içinde sağlam bir etki oluşturan ve bizzat Irak devletinin de gücünü aşabilecek bölgesel rol oynayan yeni bir konumlandırmayı dayatmayı hedefliyor. Bir başka ifadeyle Haşdi Şabi’nin Irak ordusunun bir parçası haline getirilmesi, yeni bir etki alanı yaratmak ve örgüte yasal statü vererek, ülkenin yasal ve kurumsal meşruiyetinin İran şemsiyesi altında kalmaya devam etmesinin önünü açmaktan başka bir anlam ifade etmiyordu.
26 Kasım 2016'da Irak Parlamentosu’nda Haşdi Şabi'yi ordunun bir parçası haline gelmesini öngören yasa tasarısı, çoğunluğu oluşturan Şii vekillerin oylarıyla kabul edildi. Irak Güçler Birliği Koalisyonu o dönem bu tasarıya anayasanın 9’uncu maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle karşı çıkmış ve kararın ‘ulusal birlikteliğin dinamitlenmesi’ anlamına geleceğini kaydetmişti. Anayasanın 9. maddesi, Irak ordusu dışında herhangi bir milis grubunun oluşturulmasını kesin bir dille reddediyor.
Kabul edilen yasa Haşdi Şabi’yi açık bir biçimde ordunun yanında ‘yedek güç’ olarak tanımlıyor. Yine aynı yasaya göre Haşdi Şabi’nin yürürlükte bulunan askeri kanunlara tabi olduğu ve örgüt içinde siyasi çalışmalara izin verilmeyeceği belirtiliyor. Ancak Haşdi Şabi; yönetimi, çatısı altındaki grupları ve birlikleriyle yasada yer alan maddeleri uygulaması bir kenara, Irak Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı unvanıyla Irak’ın eski Başbakanı Haydar el-İbadi’nin 11.03.2018 tarihinde yayınladığı 57 numaralı kararnameye dahi riayet etmedi. Söz konusu kararname, ülke genelinde tepki çekmiş ve İbadi, ABD’nin ajandasını uygulamak ve şehitlerin kanına ihanet etmekle suçlanmıştı.
Haşdi Şabi’nin yetkisini artırmak için atılan adım
Bugün yaşananları daha iyi anlayabilmek, Irak içerisinde yaşanan çatışmaların doğasını daha iyi kavramak ve bu çatışmalar ile İran’ın Ortadoğu’ya yönelik gelecek tasavvuru arasındaki bağlantıyı daha iyi kurabilmek adına 11.01.2018 tarihine dönmek gerekir. Yeni Irak'ta silah ve politika arasındaki müphem halkalardan birini temsil eden bu tarihte Haşdi Şabi’den bazı isimleri de bünyesinde bulunduran Bedir Örgütü’nün Genel Sekreteri Hadi el-Amiri, 15 partiye ilave olarak Fetih Koalisyonu’nu kurdu. Bu da Şii Haşdi Şabi milislerinin Irak’ta etkisini artırma konusunda yeni bir aşamaya geçtiği anlamına geliyordu.
Aynı zamanda bu, İran Devrim Muhafızları’nın siyasi ve dini açıdan bölgedeki mevcut çatışmaların temelini oluşturan Velayet-i Fakih gölgesi altındaki bu milislerden bir ağ kurduğu, milislerin gücüne ve devlete gerçek anlamda katılımını sağlamaya odaklandığı demek oluyor.
İran Devrim Muhafızları görünüşe göre bu konuda Lübnan Hizbullah’ı tecrübesinden faydalanıyor. Hizbullah, halihazırda Lübnan’da yasal bir zeminde siyasi sürece ortak olan düzenli bir ordudur. Bu durum, örgüte, ülkenin zayıf ordusuna karşı sahada üstünlük sağlıyor.
Irak’ta Haşdi Şabi çatısı altındaki Asaib Ehli Hak, Hizbullah El Nuceba, Seraya El Horasani ve Hizbullah Tugayları’nın yanı sıra sayıca en fazla olan Bedir Örgütü, askeri eğitim ve mali fon hususunda Devrim Muhafızları’na dayanıyor. Ancak bu örgütler dini açıdan Humeyni’nin kurucusu olduğu Velayet-i Fakih ideolojisine bağlılar.
Bu milislerin dışında başka silahlı örgütler de bulunuyor. Örneğin Ali es-Sistani’ye bağlı, Irak ordusu tarafından eğitilen ve saflarında yüzde 15 ila 20 civarında Sünni unsurların bulunduğu Ali Ekber Tugayı ve Abbas Tugayı bunlar arasında yer alır. Ayrıca daha önce feshedilen Mukteda es-Sadr liderliğindeki Seraya es-Selam vardı.
10 maddelik kararname
Mukteda es-Sadr’ın fesih kararı ve Abdulmehdi’nin milislerin düzenli orduya katılması yönünde yayınladığı kararnameye rağmen silahlı milis grupların orduya katılımı hususu belirsizliğini koruyor. 2016’da kabul edilen ve 10 maddeden oluşan yasaya işaret etmiştik. Fakat Abdulmehdi buna ek yapma zorunluluğunu gördü. Nitekim Abdulmehdi, Temmuz başında yayınladığı kararnamede, Şii milis gücü Haşdi Şabi’ye bağlı ‘tüm ekonomik büro ve askeri kontrol noktalarının’ kapatılması talimatı vermişti. 10 maddelik kararnamede, ‘Haşdi Şabi’nin Başkomutanın emirleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiği ve DEAŞ ile mücadele döneminde kullanılan tüm isimlerin terk edilerek, yerine ‘bölük, tugay, alay’ gibi askeri tanımların kullanılacağı’ ifade edildi. Abdulmehdi ayrıca Haşdi Şabi güçlerine ülkedeki tüm bürolarını kapatması için 31 Temmuz’a kadar süre vermişti.
Washington Yakın Doğu Enstitüsü'nün askeri ve güvenlik programının kıdemli araştırmacısı Dr. Michael Knights, Ağustos’ta yayınladığı çalışmasında, Bedir milislerinin, halihazırda Irak ordusunda kayıtlı 18 ila 22 bin askeri silah altına aldığını belirtti. Söz konusu sayıyı belirleme noktasında devletin milis örgütlerdeki savaşçı sayısı hakkında yaptığı araştırma çabalarına dayandığını ifade etti. Milis örgütlerin çatısı altındaki savaşçı sayısı ve bilgilerinin araştırılması hususu, 2018-2019 yıllarında Iraklı siyasi güçler arasında yaşanan güvenlik tartışmalarının ardından geldi.
Haşdi Şabi’nin rolü, Ebu Mehdi el-Muhendis’in 21 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, açık bir şekilde görülebiliyor. Muhendis, örgüt üslerine yönelik saldırıların, İsrail-ABD ortaklığında gerçekleştiğini öne sürmüştü. Asaib (Ehli Hak) lideri Kays el-Hazali, açıklamaya destek vermiş ve Muhendis için ‘Haşdi Şabi’nin Irak düşmanlarına cevap verme gücüne sahip temsilcisi’ nitelemesinde bulunmuştu.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA