11 Eylül saldırıları… İslam âlemindeki iç savaş ve ülkelerin, kuruluşların ve örgütlerin büyük kayıpları

11 Eylül saldırıları… İslam âlemindeki iç savaş ve ülkelerin, kuruluşların ve örgütlerin büyük kayıpları
TT

11 Eylül saldırıları… İslam âlemindeki iç savaş ve ülkelerin, kuruluşların ve örgütlerin büyük kayıpları

11 Eylül saldırıları… İslam âlemindeki iç savaş ve ülkelerin, kuruluşların ve örgütlerin büyük kayıpları

Mustafa el-Ensari
El Kaide Örgütü halen gerçekleştirmiş olduğu 11 Eylül saldırıları ile İslam’a hizmet ettiğini iddia ederek böbürlenmeye devam ediyor. Oysa kaynaklar, örgütün “Hz. Muhammed’in davetinin düşmanlarından olan Haçlılara, Siyonistlere ve onların müttefiklerine karşı gerçekleştirdiğini” iddia ettiği saldırıların İslam’ın ve Müslümanların imajına ciddi ahlaki ve maddi zararlar verdiği konusunda hemfikir.
Örgütün eski lideri Usame bin Ladin, Katar merkezli el-Cezire televizyonunda yayınlanan bir kayıtta, “ABD’nin bugün tattığı şey, bizim onlarca yıldır tattığımızın sadece küçük bir parçasıdır” dedi. Ayrıca adamları tarafından gerçekleştirilenin bir fetih ve zafer olduğunu belirterek, 80 yıldan bu yana halkına karşı saldırılarda bulunan kimselerden intikam aldığını söyledi. Bununla birlikte rakamlar ve istatistikler Bin Ladin’in söylediklerinin aksini gösteriyordu. Bu saldırılar gerek İslam devletlerine gerekse de İslami örgütlere ve kurumlara çok büyük zararlar verdi. Bunlardan ilki, örgüt mensuplarını barındıran Afganistan Talibanı’ydı. Ayrıca ABD’de ve dünyada, onların davasını desteklediği iddia edilen Müslümanlardan bahsetmiyorum bile.
Müslümanların maruz kaldığı zararlarına ilişkin CIA değerlendirmesi
CIA, 11 Eylül olayları ile ABD’de yaşayan Müslümanlara verilen devasa zararların boyutunu ortaya koydu. İnternet sitesi üzerinden yayınladığı 15 Temmuz 2003 tarihli bir raporda, devlet politikalarının ABD’deki Müslümanlara karşı önemli bir ayrımcılık kaynağı haline geldiği, terörle mücadele yasasının yetkililer tarafından denetimlerin benzeri görülmemiş bir şekilde genişletilmesini sağladığı ve herhangi bir kanıt sunulmaksızın şahısların suç sayılan eylemlere karıştıklarının iddia edildiği kaydedildi.
Rapor kapsamında, 50 bin ila 70 bin arasında göçmenin ABD Göçmenlik Bürosu'na zorunlu kayıt yaptırdığı, 8 bin kadar Müslüman ve Arap'ın sorgulandığı, Ağustos 2002 itibariyle 738 kişinin tutuklandığı ve bu kişilerin gerek sözlü gerekse de fiziksel istismar gibi kötü ve ayrılıkçı muamelelere maruz kaldığı ifade ediliyor.
Öte yandan El Kaide’nin eylemlerinden zarar görenler sadece ABD’deki Müslümanlar değildi. Nitekim Independent Arabia'nın, ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin ‘terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin dini mensubiyetine dair verilerinden’ aktardığına göre, son 5 yılda gerçekleştirilen saldırılarda ölenlerin yüzde 82 ila 97'sini Müslümanlar oluşturuyor. Ayrıca bu verilere göre Müslümanlar, diğerlerine nazaran söz konusu saldırılara karşı en çok savunmasız olan kimseler olarak kaydediliyor. Bu eylemlerin bütünü her ne kadar El Kaide tarafından gerçekleştirilmemiş olsa da, prensipleri ve ilkeleri en nihayetinde ona kadar uzanıyor. Nitekim bu kanlı yarışa katılan DEAŞ örgütü, onun bir parçasıydı.
Aralarında el-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in de bulunduğu İslam âlimleri, El Kaide’den ve benzeri diğer örgütlerden en çok Müslümanların zarar gördüğünü belirtiyorlar. İslam bayrağı altında ağır suçların işlendiği terör eylemleriyle, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Müslümanların hedef alındığına dair kesin kanıtlar var. "Allahu Ekber" nidalarıyla birlikte Müslümanların başları kesildi ve İslam dininin bu olduğu lanse edildi. Tüm bunlar, El Kaide’nin fitne bahanesi altında haklı çıkarmaya çalıştığı eylemleriyle pratikte ne yaptığını açık bir şekilde gösteriyor.
Uluslararası İslam Âlimleri Birliği Başkanı Moritanyalı Şeyh Abdullah bin Bayyah, terörizm fitnesinin insanların gözünde İslam’ın imajını bozduğunu, oysa şeriatın amaçlarından birinin bu imajı iyileştirmek olduğunu söyledi. Bununla birlikte gerçekleştirilen terör eylemleriyle masum insanların öldürüldüğünü, gerek İslam âlemindeki gerekse de dünya üzerindeki saygın yerlerin tahrip edildiğini ve Müslüman ülkelerin işgal edildiğini dile getirdi.
Şeyh Abdullah bin Bayyah, Usame bin Ladin ve halefi Zevahiri’nin sözleriyle El Kaide'nin eylemlerini halkı çıkarmak üzere dile getirdiği bahanelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu;
“Şeriat adaletsizliği ve zulmü reddeder. Adalet ve eşitlik bizim inancımızın bir parçasıdır. Bu, terörizmin dayandığı gerekçeyi ortadan kaldırıyor. Terörizm bütün dünyaya zarar verdi. Bunların başında da İslam âlemi geliyor. Çünkü Müslümanlar hem kurban oldular hem de suçlu.”
Moritanya'daki Müslüman Toplumlarda Barışı Destekleme Forumu'nun kurucusu Şeyh Abdullah bin Bayyah, barış çağrısında bulunuyor ve terörizmin sadece samimi ve etkili bir uluslararası dayanışma yoluyla ortadan kaldırılabileceğini söylüyor. Ayrıca bu dayanışmanın anlamının, ‘üzerinde ittifak edilen araçlarla ve ittifak edilen temel prensipler doğrultusunda, üzerinde uzlaşılan hedeflere doğru ilerlemek’ olduğunu ifade ediyor.
Masum kurbanlar
Suudi araştırmacı Dr. Muhammed es-Selumi, bu olayların hayır kurumları üzerindeki etkilerini, “Teröre Karşı küresel Savaşın Masum Kurbanları” ve “Yardım Sektörü ve Terör İddiaları” kitaplarıyla izliyor. Ayrıca Eylül saldırılarının ardından 17 ülkedeki 150 İslami kurumu ziyaret ettikten sonra yazmış olduğu yaklaşık 500 sayfalık bir kitapla, yaşananların İslami yardım çalışmalarına verdiği zararları anlatıyor.
Yaşananların büyük olumsuz etkilerinin olduğunu belirten es-Selumi şunları söylüyor;
“Bu olayların, Arap ve Müslüman dünyasındaki yardım çalışmaları üzerinde ciddi olumsuz yansımaları oldu. Bu savaşın kurbanlarının ortak paydası ‘insani ve dini’ eylemdir. Bu yüzyılın başında yaşananların en büyük mağdurlarının, gerek programları ve gerekse de faaliyetleri, fonları ve çalışanlarıyla birlikte İslami yardım ve eğitim kurumları olduğu görüldü. Bu İslami kurumlar, 11 Eylül saldırılarının ardından, gerek faaliyetlerinin askıya alınması gerekse de varlıklarının dondurulması ve delile dayanmayan bazı asılsız suçlamalar yoluyla ortadan kalktı. 10 hayır kurumu olaylardan kısa bir süre sonra terör listesine eklendi. Bu kurumlar: Mukaddes Topraklar Vakfı (ABD), Haremeyn Vakfı’nın Bosna ve Somali'deki iki şubesi, Dünya Yardımlaşma Vakfı (ABD),  Küresel Merhamet Vakfı (ABD), Aksa Vakfı (Almanya ve Avrupa), Filistin Yardımlaşma Vakfı (Fransa), Interpal (İngiltere), Filistin Derneği (Avusturya), Sanabel Yardımlaşma ve Kalkınma Derneği (Lübnan) ve Yeşil İklim Fonu’dur (Pakistan).”
11 Eylül saldırılarının ardından kapatılan Suudi Haremeyn Vakfı’nın çalışmalarına göz atıldığı takdirde bu olayların yardım kuruluşlarına verdiği zararının ne ölçüde olduğunun görülebileceğini ifade eden es-Selumi sözlerini şöyle sürdürdü;
“Haremeyn Vakfı, bazı eski ABD hükümet yetkilileri tarafından United Way benzeri bir kuruluş olarak nitelendirildi. Vakıf, 1988'de Pakistan'ın Karaçi kentinde çalışmalarına başladı ve 1991 yılında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı ana merkez olarak belirleyerek çalışmalarını sürdürdü. Haremeyin Vakfı kapatıldıktan sonra el-Hayat Gazetesi tarafından 6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan bir rapora göre vakıf, kuruluşundan bu yana insani yardım çalışmaları kapsamında bir milyardan fazla Suudi riyali (1 dolar= 3.75 riyal) tutarında harcama yaptı. Filistin halkına ve Suudi Arabistan'daki fakirlere yardım konusunda önemli bir rol oynadı. Vakıf 1992-2002 yılları arasında 1200 cami inşa etti, 2002-2001 döneminde 25 milyon öğün verdi ve 1992-2001 yılları arasında yaklaşık 100 bin kurban dağıttı.”
“ABD’de yayınlanan bir rapor, Haremeyn Vakfı’nın yardım, davet, eğitim, cami ve sosyal bakım evleri inşası ve yetimlerin sahiplenilmesi gibi bir dizi alanda faaliyet gösteren İslami hayır kurumlarından biri olduğu teyit ediliyor. Öte yandan vakıf, Afganistan, Keşmir, Çeçenistan, Kosova, Bosna Hersek ve birçok bölgedeki krizlerde büyük katkılarda bulundu. Raporda, vakfın yıllık faaliyetleri kaydediliyor ve İslam kültürünü yaymaya istekli bir kuruluş olarak nitelendiriliyor. Vakfın söz konusu faaliyetleri arasında, 13 milyon İslami kitap basımı, açılan 6 internet sitesi, görevlendirilen 3 binden fazla davetçi, inşa edilen 1100’den fazla cami, okul ve İslami kültür merkezi ve İslam'a davet çağrısı kapsamında gönderilen 350 binden fazla mesaj yer alıyor.”
Afganistan'da bombalamalar ve dünya üzerindeki kaynakların kurutulması
Roketler ve uçaklar Tora Bora dağlarını bombalarken, çeşitli hükümetler, bombardımanların etkisiyle ve cihad çağrılarıyla taşınan fikirlerle mücadele etmek amacıyla sıkı güvenlik uygulamalarına başvurdu. Kuzey Afrika'daki yardım çalışmaları ve selefi davet de bu uygulamalardan ve suçlamalardan nasipsiz kalmadı. İslami tebliğ çalışmaları dünyanın her yerinde terörizm şeklinde taftalanarak hedef haline getirildi.
Teröre karşı yürütülen savaş, 11 Eylül saldırganlarının düşündüğünün aksine İslam’ın ve Müslümanların imajını çarpıttı. Kazablanka saldırılarının ardından Fas’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkede İslami referanslar doğrultusunda hareket eden partiler yasaklandı. Selefi Çağrı örgütü ve mensupları yaşananlar dolayısıyla ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Ayrıca Novakşot’taki İmam Üniversitesi’nin çalışmaları donduruldu. Onlarca Kuran kursu kapatıldı ve güvenlik operasyonlar kapsamında Selefi Çağrı mensubu olan yüzlerce kişi tutuklandı.
Faslı siyasi analist İdris el-Kenburi, o sıra Fas’ta terörle mücadele yasasının Meclis'ten geçmesinin ABD’nin 11 Eylül saldırılarının ardından benimsediği güvenlik stratejisiyle ilişkili olduğunu söyledi. Kenburi, bu kapsamda, davetçilere, cami hatiplerine ve Selefi Çağrı mensuplarına yönelik güvenlik operasyonlarının gerçekleştirildiğini, camilerin, ibadet yerlerinin ve Kuran kurslarının sıkı bir şekilde denetlendiğini ve bu bağlamda planların oluşturulduğunu belirtti. Ayrıca ordu tarafından yayınlanan bir notayla, personel ve çalışanların sakal bırakmasının ve başörtüsü takmasının yasaklandığını kaydetti.
İslami hareketlerin ve eğilimlerin, siyasi organların en büyük endişesi haline geldiğini belirterek devam eden el-Kenburi, o dönemde ülkede başlatılan kampanyaların özellikle farklı dini akımların üyelerini hedef aldığını söyledi. Ayrıca hükümetin o sıra Selefi Çağrı’ya karşı yürüttüğü kampanyalar ile birlikte ülkede artık ‘birlikte yaşama’ aşamasından ‘çatışma’ aşamasına geçildiğini dile getirdi.
Öte yandan 11 Eylül saldırılarının tetiklediği savaş Moritanyalı gençler arasında büyük bir öfke dalgası meydana getirdi. Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden araştırmacı Friedrich, 11 Eylül saldırılarından sonra Batı’nın önderlik ettiği terörle mücadelenin, Muaviye Veled Seyyid Ahmed et-Tayi rejimi karşıtı olan savaşçıları harekete geçirmek için kuvvetli bir unsur olduğunu söyledi. Friedrich, İmam Selefi’nin şu sözlerini buna delil olarak getirdi: “Moritanya rejimi, terörle mücadele pazarı aracılığıyla aşırılıkçılığın azaltılmasından ziyade artmasına katkıda bulunuyor. Terörizmle savaşan insanlar, terörizmin doğuşuna sebep oluyorlar.”
Bununla birlikte araştırmacı, 11 Eylül sonrası dönemde devlet kontrolünde olmayan camilerin, okulların ve kapatılması ve 35 kadar Müslüman hâkimin ve imamların tutuklanmasıyla neticelenen operasyonlar gibi terörle mücadele kapsamında yürütülen kampanyaların bazı görünümlerini dile getirdi. Ayrıca söz konusu rakamın, Moritanya standartlarına göre oldukça büyük bir rakam olduğunu belirtti.
Arap Dünyasındaki Laik Çalışmalar ve Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı olan Mahmud Caber ise Afrika'da terörist grupların ve el-Kaide’nin varlığının, kıtadaki çatışmaların ve huzursuzluğun istihdam edilmesi aracılığıyla Afrika’daki Müslüman unsurlar arasında aşırılıkçılığı yayma sürecinin bir parçası olduğunu söyledi. Ayrıca 11 Eylül’de yaşananların Faslı Selefi örgütler arasında niteliksel bir sapmaya sebep olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Radikalizm radikalizmi doğurdu
Fas'ta bulunan Abdulmelik es-Sadi Üniversitesi'nde din felsefesi alanında görevli öğretim üyesi olan Dr. Ahmed Buud, söz konusu saldırıların İslam’a etkilerini ‘savunmacı bir pozisyon belirleme, suçlamaları def etmeye çalışma ve İslamofobi gibi terörizmi körükleyen İslam karşıtı afetlerin ortaya çıkması’ olarak özetliyor.
Hiç kimsenin 11 Eylül saldırılarının gerek Batı’daki Müslümanlar gerekse de İslam ülkeleri üzerindeki etkilerini inkâr edemeyeceğini belirten olan Dr. Ahmed Buud, önemli gördüğü birkaç noktayı şöyle dile getiriyor:
“Öncelikle bu olayların İslam’ı temsil etmediğinin bilinmesi gerekiyor. Bunlar Kur'an naslarının ve Hz. Peygamber'in sünnetinin aşırı bir yorumudur. Bu tür radikal eylemler her ne kadar daha öncede meydana gelmiş olsa da, hiçbirinin etkisi 11 Eylül saldırılarında olduğu kadar büyük olmadı.  Ayrıca, bu olayların ABD’nin Müslüman dünyasına karşı güttüğü politikaya cevap olarak geldiğini unutmamalıyız. Öyle ki, aşırılıkçılık aşırılıkçılıkla karşılandı. Bu olayların ardından bir dizi İslami örgütün ve kuruluşun, gerek ülke içerisinden gerekse de dışarıdan gelen “radikal” suçlamasını def etmek için literatürlerini gözden geçirmek zorunda kaldıklarını görüyoruz.”
Peygamber’e hakaret
Bu saldırının sebep olduğu bir diğer olgu olarak İslomofobi’ye dikkat çeken Dr. Ahmed Buud, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu olaylardan sonra İslamofobik bir söylem işitmeye başladık. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) kadın ve çocukların katili olan eli kanlı biri olarak lanse edildi. Bununla birlikte İslam dininin öldürme ve terör dini olduğu söylendi. Bu tür konuşmalar sadece Batı’da değil, Doğu medyasında da yer almaya başladı. Bundan dolayı insanlar gerek İslami olan gerekse de İslam’la herhangi bir şekilde ilgisi bulunan her şeyden nefret eder oldular. Batı’daki Müslümanlara yönelik uygulanan birtakım kısıtlamalara tanık olduk.”
Şubat 2002’de Amerikan Değerler Enstitüsü tarafından yayınlanan ve 60 ABD’li aydının hazırladığı “Hangi temelde savaşıyoruz?” bildirisini buna örnek olarak gösterebiliriz. Söz konusu entelektüeller, bu bildirileriyle, ABD’nin bazı Müslüman ülkelere karşı açtığı savaşı haklı çıkarmaya çalıştılar. Suudi entelektüeller daha sonra buna cevap olarak, “Hangi temelde bir arada yaşıyoruz” başlığıyla bir bildiri yayınladılar.
İslam kendini savunma pozisyonuna çekildi
Dr. Buud, saldırılar sonrasında genel bir savunmacı tutumun hâkim olduğunu kaydettiği açıklamalarına şöyle devam etti:

“Batı'da İslam'ı terörizm lekesinden temizlemeye çalışan birtakım düşünürler çıktı ve İslam'ın hoşgörü ve barış dini olduğunu vurguladılar. Burada İngiliz dinler tarihçisi Karen Armstrong'un, "Hz.Muhammed Bir Batılının Gözünden Son Peygamber'in Hayatı" ve ABD’li Carl Ernst'in “Hz. Muhammed'in Yolunda” isimli kitaplarını zikredebiliriz. Müslümanlar ve Müslümanlara sempati duyan kimseler, İslam’ın ölçülerinin açıklanması gibi temel bir mesele üzerinde kafa yordular, fakat savunmacı bir mantık ile… Bu aşamada ilk olarak, söz konusu suçlamalarla uğraşmak yerine İslam’ın ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve diğer birtakım alanlar bakımından sunmuş olduğu alternatifler konuşuldu.”
İslam içerisindeki iç savaş
Arap dünyasındaki siyasetçilere göre 11 Eylül saldırılarının ve sonrasında yaşananların verdiği en büyük zarar, İslam içerisinde bir iç savaşın ilk kıvılcımlarını çakması ve Arap dünyasındaki mezhepsel ve dini bölünmelerin derinleşmesi oldu.
Ülkesini Kudüs'ün koruyucusu olarak kabul ederek bu mefhumu siyasi ve dini tutumuna taşıyan Ürdün Kralı Abdullah bin el-Hüseyin, tüm dünya ülkelerinin ılımlılıkla aşırılıkçılık arasında yaşanan bir savaşa tanık olduğunu dile getirerek, “Bugün İslam içerisinde de bir iç savaş var.  Ne yazık ki, biz Araplar ve Müslümanlar henüz bu durumun ciddiyetinin farkına varmadık” ifadelerini kullanmıştı.
Bununla birlikte 2014 yılında AFP’nin yayınladığı olduğu bir haberde Kral Hüseyin’in şu sözleri yer alıyordu:
“Bu aşırılıkçı tutum İslam’la sınırlı değil. Bilakis İsrail siyasi arenasında da bunun karşılığı var. İslami aşırılıkçılığın karşılığı olarak Siyonist bir radikal tutum var. Aşırılıkçılıkla mücadele etmek isteyen tüm bölgesel ve uluslararası tarafların meselenin sadece İslami radikalizm ile ilgili olan boyutunu görmemesi lazım. Bilakis tüm taraflarda aşırılıkçılığın mevcut olduğunun itiraf edilmesi gerekiyor.”
Ürdün Kralı, Arap Baharı'ndan önce bile ‘Şii Hilali’ adını verdiği tehlikeye ve ‘İran'ın Şam ve Sana’da alınan kararlar üzerindeki hâkimiyetine’ ilişkin uyarılarda bulunmasıyla biliniyor. Bunun bölge ülkeleri içinde mezhepsel gerginliği kışkırtmak için bir tehdit olduğunu dile getiren Kral Hüseyin, söz konusu tehdidin Sünni ayağını el-Kaide’nin, Şii ayağını ise Hizbullah’ın oluşturduğunu belirtmişti.
TERÖRLE SAVAŞARAK GEÇEN 18 YILIN ARDINDAN ABD VE ORTADOĞU
11 EYLÜL SALDIRILARIN YIL DÖNÜMÜNDE ABD'NİN KABİL BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDE PATLAMA
USAME BİN LADİN, 11 EYLÜL SALDIRILANDI NEDEN SUUDİ ARABİSTANLILARI TERCİH ETTİ?



İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.


İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor
TT

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran, bugün ABD ve İsrail’le savaşı sona erdirmek için diplomatik yolu çözüm seçeneği olarak görmeye devam etti. Bu tutum, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları durdurma önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen sürdü. Trump ise ABD’li müzakerecilerin önümüzdeki günlerde İran’la yeni görüşmeler gerçekleştirmesini beklediğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın boğazı yeniden açmak için öne sürdüğü şartların “açık” olduğunu belirterek krizi yalnızca “müzakere yoluyla varılacak bir çözümün” sona erdirebileceğini söyledi. Arakçi, arabulucuların şu ana kadar İran’a ABD’nin öneriyi resmen reddettiğine dair herhangi bir bildirimde bulunmadığını ifade etti. Buna karşılık Trump, İran’ın uğradığı kayıplar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu söyledi.

Diplomatik girişimler, İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi’nin savaşın “kritik ve belirleyici” olarak nitelendirdiği bir aşamaya girdiği sırada devam ediyor. Bu süreçte ABD’nin ekonomik ablukası sürerken Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği aksıyor ve çatışmanın bölgesel etkileri genişliyor.