11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?
TT

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

Ahmed Mustafa
11 Eylül Komisyonu raporuna göre New York ve Washington'a yapılan saldırıların beyni Usame bin Ladin değil, Kuveyt’te büyüyen, ABD’de okuyan, Katar’da yaşayan ve çalışan Pakistan asıllı mühendis Halid Şeyh Muhammed’di.
11 Eylül saldırılarının arkasındaki başlıca isimlerden önce 1980'lerin sonlarında El Kaide'nin kurulmasından 2001 yılının sonbaharındaki saldırıya kadar kaydettiği terör gelişimine hızlı bir şekilde göz atmak faydalı olabilir. Öncelikle El Kaide lideri Usame bin Ladin'le ilgili bilgiler paylaşmak istiyorum.
Lawrence Wright’ın kaleme aldığı ‘The Looming Tower: Al-Qaeda and the Road to 9/11’ (Hayalet Kuleler: El-Kaide ve 11 Eylül Yolu) kitabının ilk iki bölümünde Usame bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından temsil ettiği terörün kaynağını özetliyor. Modern terörizmin ana teorisyeni olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) yöneticilerinden Mısırlı Seyyid Kutub hakkındaki ilk bölüm, ‘Şehit’ başlığını taşıyor. ‘İkinci Adam’ başlıklı bir sonraki bölüm ise Pakistan, Sudan ve Afganistan'da Usame bin Ladin’den daha fazla etkiye sahip olan ve şuan uluslararası terör örgütü liderliğine geçiş yapan El Kaide lideri Mısırlı Eymen ez-Zevahiri’den bahsediyor.
Zevahiri, Mısır'daki Cemaat-i İslamiye'nin lideri Ömer Abdurrahman (11 Eylül saldırılarının ardından ABD’de yargılanarak hapse girdi ve burada öldü) ile Usame bin Ladin'i kapmak ve onu İhvan’ın ilk liderlerinden Abdullah Azzam’dan uzaklaştırmak için rekabet halindeydi.
Müslüman Kardeşler çatısı altından hem terörist hem de cihatçı gruplar çıkarken sadece Seyyid Kutub'un sert terör ideolojisinden değil, aynı zamanda kendilerini İhvan’a bağlayan toplumsal, ailevi ve örgütsel ilişkilerden de etkilendiler.
El Kaide liderleri arasındaki Mısırlıların amacı başlangıçta Mısır’daki iktidarı terörist eylemlerle zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmaktı. Bunun için 1990’ların ilk yarısında Hasan el-Turabi himayesi ve Kurtuluş Hükümeti koruması altında Sudan’da bulunan Usame bin Ladin ve örgütünü Mısır’ı hedef almak için kullandılar. Fakat 1990'ların sonunda Mısır’ın Luksor şehrinde turistlerin hedef alındığı saldırıdan sonra Zevahiri, Bin Ladin'i El Kaide terörünü ABD yönlendirmesi için anlaşmayı duyurdu.
Bu ilan, Suudi yetkililer tarafından görmezden gelinen Bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinden sonra rotasını bu ülkeye çevirmek ve cihatçı eylemlerini ABD ve Batı’ya kaydırmak istediği bir döneme denk geldi. Eymen ez-Zevahiri ise Mısır’ı hedef alan eylemlerden vazgeçerek bu yaklaşımın samimi bir teorisyeni oldu.
Böylece 1998 yılında Nairobi ve Darüsselam’daki ABD elçilikleri ile 2000 yılında Aden limanında demirli ABD Donanması’na ait USS Cole savaş gemisini hedef alan intihar saldırıları düzenlendi. Ancak en büyük intihar saldırısının planı, Bin Ladin ve yardımcısı Ebu Hafs El-Mısri’nin önderlik ettiği dar bir ekip tarafından hazırlanıyordu.
Halid Şeyh Muhammed halen Guantanamo’da tutuluyor
1965 yılında Pakistan’ın Belucistan Eyaleti’nde doğan Halid Şeyh Muhammed, tıpkı 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin hava uçurmaya çalışan yeğeni Remzi Yusuf gibi Pakistan’dan ailesiyle birlikte Kuveyt’e gitti. Bununla birlikte Halid Şeyh Muhammed, çeşitli terör eylemlerinden sorumlu tutulan Ammar el-Beluşi’nin de amcasıdır. ABD tarafından yapılan soruşturma belgelerine göre Halid Şeyh Muhammed, 16 yaşında okuldayken İhvan’a katıldı. 1983 üniversite eğitimi almak üzere ABD’ye gitti ve 1986 yılında mezun oldu. Daha sonra erkek kardeşlerinin o sırada Sovyet işgaline karşı mücadele eden ‘Afgan mücahidlerinin’ kamplarına katıldıkları Peşaver'e taşındı.
Peşaver’de Abdullah Azzam ile birlikte çalışan Halid Şeyh Muhammed daha sonra El Kaide’ye dönüşen Arap Afganları ile tanıştı. 1993 yılında evlendi ve ailesiyle birlikte Katar'a taşındı. Burada Katar Genel Enerji ve Şu Şirketi’nde (QEWC) işe başladı. Şirketin başında ise o dönem 11 Eylül saldırıları sırasında Katar İçişleri Bakanı Abdullah bin Halid bin Hamad Al Sani bulunuyordu.
Katar’dan ayrılan Halid Şeyh Muhammed, 2003 yılında Pakistan'da birçok kez tutuklanıp sorgulandı. Bu tutuklamaların nedenlerinden biride 1994 yılında başarısızlıkla sonuçlanan Bojinka Planı’ydı. Daha sonra birçok görev için ABD’nin dört bir yanına gitti.
1994 yılı sonunda yeğeni Remzi Yusuf ile birlikte Asya'dan ABD’ye uçuşlar düzenleyen ABD ticari uçaklarına yönelik eylem gerçekleştirmek üzere Katar'dan Filipinler'e geçti. O yıllarda terör eylemleri için biri Katarlı bir işadamı kimliği olmak üzere 40’ın üzerinde sahte kimlik kullanıyordu.
ABD soruşturmalarındaki bazı raporlar, 1995 yılında Mısır merkezli bir hayır kurumu için çalıştığını gösteren sahte belgelerle Bosna'ya gittiğini gösteriyor. Bu da Katar vatandaşlığının tüm bu eylemlerini kolaylaştırdığına işaret ediyor.
Bush yönetimi döneminde terörle mücadele koordinatörü olan Richard Clarke iki yıl önce New York Daily News’de, Şeyh Muhammed’in 1996 yılında kendisini 1993’teki Ticaret Merkezi’ne yönelik bombalı saldırı girişimi ve 1995’teki Manila’da gerçekleşen terör eyleminde üstlendiği rol nedeniyle arayan ABD’li yetkililere yakalanmamak için Katar pasaportuyla nasıl kaçtığına ilişkin bir makale kaleme aldı. Clarke makalesinde Halid Şeyh Muhammed'in 11 Eylül saldırıları, Bali’deki bombalı saldırılar, ABD’li gazeteci Daniel Pearl’ün öldürülmesi ve diğer terör eylemlerindeki rolüne vurgu yaparak: “Eğer Katarlılar, 1996 yılında istediğimiz gibi onu bize teslim etselerdi, bugün dünya farklı bir yer olurdu” ifadelerini kullandı.
Halid Şeyh Muhammed ile Bin Ladin Katar'da yaptıkları görüşmelerde Asya’dan ABD’ye uçan uçaklarla ilgili planından bahsetti. Ardından 1996 yılında saldırılar için gerçek planlar yapmaya başlamak üzere Afganistan'a taşındı.
Ebu Hafs el-Mısri
Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) ve Federal Araştırma Bürosu (FBI) ile diğer devlet kurumları gibi ABD’li resmi kaynaklardan edinilen bilgilere göre gerçek adı Muhammed Atıf olan Ebu Hafsa el-Mısri, ABD’nin Kasım 2001’de Afganistan’a düzenlediği hava saldırısındaki ölümüne kadar Usame bin Ladin’in yardımcılığını ve El Kaide’nin askeri komutanlığını yürüttü. Atıf, 1996 yılında Victoria Gölü'nde boğularak ölen Mısırlı El Kaide liderlerinden Ebu Ubeyde el-Benşiri’nin halefiydi. 1950’lilerin ortalarında Mısır’ın el-Minufiye şehrinde doğdu. Atıf’ın doğduğu yıllara ilişkin ABD soruşturmalarındaki raporlarda farklılıklar bulunuyor. Askerlik görevini Mısır Hava Kuvvetleri’nde yapan Ebu Hafs el-Mısri daha sonra polis memuru olarak çalıştı. İslami Cihad üyesiydi ve Arap Afganlara katıldı. 1980'lerin sonunda El Kaide'nin kuruluşunda Bin Ladin ve Zevahiri’nin yanında yer aldı. Kızı Pakistan’da El Cezire kanalının muhabiri Ahmed Muvaffak Zeydan’ın katıldığı bir düğünle Bin Ladin’in oğlu ile evlendi. Düğünün bir kısmı Katar merkezli kanal tarafından yayınladı.
Muhammed Atıf, 11 Eylül saldırılarının iki numarasıydı. Halid Şeyh Muhammed'in fikir babası ve planlayıcısı olduğu New York ve Washington'a yönelik hava saldırıları düzenleyen intihar timinin organizatörü ve eğitimcisi Muhammed Atıf oldu.
FBI soruşturmasındaki bilgilere göre Atıf, 1995 yılında kendisine Brezilya'da bir görev vermesinin ardından, 1997'de Afganistan'daki Tora Bora adlı dağlık bölgede Bin Ladin'e Halid Şeyh Muhammed'le tanıştı.
Muhammed Atıf, 1990’ların ilk yarısında Sudan’daki El Kaide liderliğine uçak kaçırma olayının etkisiz olacağına dair bir çalışma hazırladı. Atıf’a göre bu mahkumların serbest bırakılması karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasının müzakere edilmesini amaçlayan bir süreçti ve zarar veya yıkıma neden olmayacaktı.
ABD’nin Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerinin bombalanmasından sadece üç ay önce 1998 yılında, Afgan alimlerinden Bin Ladin’in ABD’li sivillere yönelik saldırılarını haklı çıkaran bir fetva çıkardı. Böylece saldırılardan bunları sebebi olarak görülen ABD sorumlu tutuldu.
ABD merkezli çeşitli araştırmaların dayandığı aynı kaynaklara göre Usame bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarının intihar timinin başında Mısırlı Muhammed Atta’nın olmasına karar vermesinin ardından Atıf,  intihar timinin eğitiminin yanı sıra lojistik ve finansal desteğiyle ilgilendi.
Timdeki 20’inci intihar bombacısı olan Remzi bin eş-Şeybe ABD'ye giriş için vize alamayınca Atıf Şeybe’ye, time para göndermesi ve onlarla şifreli iletişim kurması talimatı verdi.
ABD’nin 11 Eylül saldırılarına ilişkin soruşturma komisyonunun raporu, Ebu Hafs el-Mısri’nin merkezi rolünü ifade etmiyor olabilir. Ancak, ABD merkezli soruşturmalar ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgiler, Atıf’ın El Kaide’nin kuruluşundaki rolü ile Bin Ladin ve Halid Şeyh Muhammed ile olan ilişkisini açıkça gösteriyor.
İntihar Bombacıları Timi
Bin Ladin, Halid Şeyh Muhammed ve Muhammed Atıf’ın anlaşmasına göre intihar bombacısı tim başlangıçta 20 kişiden oluşuyordu. Bu 20 kişi, Saldırıda kullanılan dört uçaktan her biri için 5’er kişi olarak ayrıldı. Uçakların ikisi New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ni, biri ABD Savunma Bakanlığı’nı (Pentagon) ve biri de Capitol Hill veya Beyaz Sarayı hedef alacaktı. Son uçağın asıl amacı öğrenilemedi. Çünkü Pennsylvania'ya indi ve içinde intihar timinden diğer uçaklardaki gibi 5 değil, 4 kişi vardı.
Timin lideri Muhammed Atta’ydı. 20’inci intihar bombacısı Remzi bin eş-Şeybe vize alamıştı ve yerine geçmesi gereken Zekeriya Musevi de saldırıya yetişemedi. Çünkü o Lübnanlı Ziyad el-Cerrah’ın yedeğiydi.
CIA’ye göre, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan saldırılarda yer alan 19 intihar bombacısının adları ise şöyle:
33 yaşındaki Mısırlı Muhammed Muhammed el-Emir İvad es-Seyyid Atta (Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’ne çarpan ilk uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Abdulaziz Abdurrahman Muhammed el-Ömeri
25 yaşındaki Suudi Saddam bin Muhammed Abdurrahman es-Sekami
28 yaşındaki Suudi Valid Muhammed Abdurrahman eş-Şehri
22 yaşındaki Suudi Velid Muhammed Abdullah eş-Şehri
23 yaşındaki BAE’li Mervan Yusuf eş-Şehi (Dünya Ticaret Merkezi’nin Güney Kulesi’ne çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Ahmed Salih Said el-Gamidi
24 yaşındaki BAE’li Fayiz Raşid Beni Hamad
20 yaşındaki Suudi Hamza Salih Ahmed el-Gamidi
22 yaşındaki Suudi Muhanned Muhammed Fayiz eş-Şehri
29 yaşındaki Suudi Hani Salih Hasan Hancur (Pentagon’a çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
26 yaşındaki Suudi Halid bin Muhammed bin Abdullah el-Mahdar
24 yaşındaki Suudi MAcid Mevkid Meşan bin Ganim el-Harbi
25 yaşındaki Suudi Nevvaf bin Muhammed Salim el-Hazmi
20 yaşındaki Suudi Salim Muhammed Salim el-Hazmi
26 yaşındaki Lübnanlı Ziyad Semir Cerrah (Pensilvanya’ya düşen uçaktaki timin lideri)
23 yaşındaki Suudi Ahmed Abdullah Abdurrahman el-Naami
20 yaşındaki Suudi Ahmed İbrahim el-Haznavi
21 yaşındaki Suudi Said Abdullah Ali Süleyman el-Gamidi
ABD’ye vize alamadığı için timin 20’inci üyesi olamayan Yemenli Remzi bin eş-Şeybe, Fas asıllı Fransa vatandaşı Zekeriya Musevi ve Lübnan vatandaşı Ziyad Cerrah Guantanamo'da hapse atıldı.



ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC