11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?
TT

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

Ahmed Mustafa
11 Eylül Komisyonu raporuna göre New York ve Washington'a yapılan saldırıların beyni Usame bin Ladin değil, Kuveyt’te büyüyen, ABD’de okuyan, Katar’da yaşayan ve çalışan Pakistan asıllı mühendis Halid Şeyh Muhammed’di.
11 Eylül saldırılarının arkasındaki başlıca isimlerden önce 1980'lerin sonlarında El Kaide'nin kurulmasından 2001 yılının sonbaharındaki saldırıya kadar kaydettiği terör gelişimine hızlı bir şekilde göz atmak faydalı olabilir. Öncelikle El Kaide lideri Usame bin Ladin'le ilgili bilgiler paylaşmak istiyorum.
Lawrence Wright’ın kaleme aldığı ‘The Looming Tower: Al-Qaeda and the Road to 9/11’ (Hayalet Kuleler: El-Kaide ve 11 Eylül Yolu) kitabının ilk iki bölümünde Usame bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından temsil ettiği terörün kaynağını özetliyor. Modern terörizmin ana teorisyeni olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) yöneticilerinden Mısırlı Seyyid Kutub hakkındaki ilk bölüm, ‘Şehit’ başlığını taşıyor. ‘İkinci Adam’ başlıklı bir sonraki bölüm ise Pakistan, Sudan ve Afganistan'da Usame bin Ladin’den daha fazla etkiye sahip olan ve şuan uluslararası terör örgütü liderliğine geçiş yapan El Kaide lideri Mısırlı Eymen ez-Zevahiri’den bahsediyor.
Zevahiri, Mısır'daki Cemaat-i İslamiye'nin lideri Ömer Abdurrahman (11 Eylül saldırılarının ardından ABD’de yargılanarak hapse girdi ve burada öldü) ile Usame bin Ladin'i kapmak ve onu İhvan’ın ilk liderlerinden Abdullah Azzam’dan uzaklaştırmak için rekabet halindeydi.
Müslüman Kardeşler çatısı altından hem terörist hem de cihatçı gruplar çıkarken sadece Seyyid Kutub'un sert terör ideolojisinden değil, aynı zamanda kendilerini İhvan’a bağlayan toplumsal, ailevi ve örgütsel ilişkilerden de etkilendiler.
El Kaide liderleri arasındaki Mısırlıların amacı başlangıçta Mısır’daki iktidarı terörist eylemlerle zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmaktı. Bunun için 1990’ların ilk yarısında Hasan el-Turabi himayesi ve Kurtuluş Hükümeti koruması altında Sudan’da bulunan Usame bin Ladin ve örgütünü Mısır’ı hedef almak için kullandılar. Fakat 1990'ların sonunda Mısır’ın Luksor şehrinde turistlerin hedef alındığı saldırıdan sonra Zevahiri, Bin Ladin'i El Kaide terörünü ABD yönlendirmesi için anlaşmayı duyurdu.
Bu ilan, Suudi yetkililer tarafından görmezden gelinen Bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinden sonra rotasını bu ülkeye çevirmek ve cihatçı eylemlerini ABD ve Batı’ya kaydırmak istediği bir döneme denk geldi. Eymen ez-Zevahiri ise Mısır’ı hedef alan eylemlerden vazgeçerek bu yaklaşımın samimi bir teorisyeni oldu.
Böylece 1998 yılında Nairobi ve Darüsselam’daki ABD elçilikleri ile 2000 yılında Aden limanında demirli ABD Donanması’na ait USS Cole savaş gemisini hedef alan intihar saldırıları düzenlendi. Ancak en büyük intihar saldırısının planı, Bin Ladin ve yardımcısı Ebu Hafs El-Mısri’nin önderlik ettiği dar bir ekip tarafından hazırlanıyordu.
Halid Şeyh Muhammed halen Guantanamo’da tutuluyor
1965 yılında Pakistan’ın Belucistan Eyaleti’nde doğan Halid Şeyh Muhammed, tıpkı 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin hava uçurmaya çalışan yeğeni Remzi Yusuf gibi Pakistan’dan ailesiyle birlikte Kuveyt’e gitti. Bununla birlikte Halid Şeyh Muhammed, çeşitli terör eylemlerinden sorumlu tutulan Ammar el-Beluşi’nin de amcasıdır. ABD tarafından yapılan soruşturma belgelerine göre Halid Şeyh Muhammed, 16 yaşında okuldayken İhvan’a katıldı. 1983 üniversite eğitimi almak üzere ABD’ye gitti ve 1986 yılında mezun oldu. Daha sonra erkek kardeşlerinin o sırada Sovyet işgaline karşı mücadele eden ‘Afgan mücahidlerinin’ kamplarına katıldıkları Peşaver'e taşındı.
Peşaver’de Abdullah Azzam ile birlikte çalışan Halid Şeyh Muhammed daha sonra El Kaide’ye dönüşen Arap Afganları ile tanıştı. 1993 yılında evlendi ve ailesiyle birlikte Katar'a taşındı. Burada Katar Genel Enerji ve Şu Şirketi’nde (QEWC) işe başladı. Şirketin başında ise o dönem 11 Eylül saldırıları sırasında Katar İçişleri Bakanı Abdullah bin Halid bin Hamad Al Sani bulunuyordu.
Katar’dan ayrılan Halid Şeyh Muhammed, 2003 yılında Pakistan'da birçok kez tutuklanıp sorgulandı. Bu tutuklamaların nedenlerinden biride 1994 yılında başarısızlıkla sonuçlanan Bojinka Planı’ydı. Daha sonra birçok görev için ABD’nin dört bir yanına gitti.
1994 yılı sonunda yeğeni Remzi Yusuf ile birlikte Asya'dan ABD’ye uçuşlar düzenleyen ABD ticari uçaklarına yönelik eylem gerçekleştirmek üzere Katar'dan Filipinler'e geçti. O yıllarda terör eylemleri için biri Katarlı bir işadamı kimliği olmak üzere 40’ın üzerinde sahte kimlik kullanıyordu.
ABD soruşturmalarındaki bazı raporlar, 1995 yılında Mısır merkezli bir hayır kurumu için çalıştığını gösteren sahte belgelerle Bosna'ya gittiğini gösteriyor. Bu da Katar vatandaşlığının tüm bu eylemlerini kolaylaştırdığına işaret ediyor.
Bush yönetimi döneminde terörle mücadele koordinatörü olan Richard Clarke iki yıl önce New York Daily News’de, Şeyh Muhammed’in 1996 yılında kendisini 1993’teki Ticaret Merkezi’ne yönelik bombalı saldırı girişimi ve 1995’teki Manila’da gerçekleşen terör eyleminde üstlendiği rol nedeniyle arayan ABD’li yetkililere yakalanmamak için Katar pasaportuyla nasıl kaçtığına ilişkin bir makale kaleme aldı. Clarke makalesinde Halid Şeyh Muhammed'in 11 Eylül saldırıları, Bali’deki bombalı saldırılar, ABD’li gazeteci Daniel Pearl’ün öldürülmesi ve diğer terör eylemlerindeki rolüne vurgu yaparak: “Eğer Katarlılar, 1996 yılında istediğimiz gibi onu bize teslim etselerdi, bugün dünya farklı bir yer olurdu” ifadelerini kullandı.
Halid Şeyh Muhammed ile Bin Ladin Katar'da yaptıkları görüşmelerde Asya’dan ABD’ye uçan uçaklarla ilgili planından bahsetti. Ardından 1996 yılında saldırılar için gerçek planlar yapmaya başlamak üzere Afganistan'a taşındı.
Ebu Hafs el-Mısri
Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) ve Federal Araştırma Bürosu (FBI) ile diğer devlet kurumları gibi ABD’li resmi kaynaklardan edinilen bilgilere göre gerçek adı Muhammed Atıf olan Ebu Hafsa el-Mısri, ABD’nin Kasım 2001’de Afganistan’a düzenlediği hava saldırısındaki ölümüne kadar Usame bin Ladin’in yardımcılığını ve El Kaide’nin askeri komutanlığını yürüttü. Atıf, 1996 yılında Victoria Gölü'nde boğularak ölen Mısırlı El Kaide liderlerinden Ebu Ubeyde el-Benşiri’nin halefiydi. 1950’lilerin ortalarında Mısır’ın el-Minufiye şehrinde doğdu. Atıf’ın doğduğu yıllara ilişkin ABD soruşturmalarındaki raporlarda farklılıklar bulunuyor. Askerlik görevini Mısır Hava Kuvvetleri’nde yapan Ebu Hafs el-Mısri daha sonra polis memuru olarak çalıştı. İslami Cihad üyesiydi ve Arap Afganlara katıldı. 1980'lerin sonunda El Kaide'nin kuruluşunda Bin Ladin ve Zevahiri’nin yanında yer aldı. Kızı Pakistan’da El Cezire kanalının muhabiri Ahmed Muvaffak Zeydan’ın katıldığı bir düğünle Bin Ladin’in oğlu ile evlendi. Düğünün bir kısmı Katar merkezli kanal tarafından yayınladı.
Muhammed Atıf, 11 Eylül saldırılarının iki numarasıydı. Halid Şeyh Muhammed'in fikir babası ve planlayıcısı olduğu New York ve Washington'a yönelik hava saldırıları düzenleyen intihar timinin organizatörü ve eğitimcisi Muhammed Atıf oldu.
FBI soruşturmasındaki bilgilere göre Atıf, 1995 yılında kendisine Brezilya'da bir görev vermesinin ardından, 1997'de Afganistan'daki Tora Bora adlı dağlık bölgede Bin Ladin'e Halid Şeyh Muhammed'le tanıştı.
Muhammed Atıf, 1990’ların ilk yarısında Sudan’daki El Kaide liderliğine uçak kaçırma olayının etkisiz olacağına dair bir çalışma hazırladı. Atıf’a göre bu mahkumların serbest bırakılması karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasının müzakere edilmesini amaçlayan bir süreçti ve zarar veya yıkıma neden olmayacaktı.
ABD’nin Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerinin bombalanmasından sadece üç ay önce 1998 yılında, Afgan alimlerinden Bin Ladin’in ABD’li sivillere yönelik saldırılarını haklı çıkaran bir fetva çıkardı. Böylece saldırılardan bunları sebebi olarak görülen ABD sorumlu tutuldu.
ABD merkezli çeşitli araştırmaların dayandığı aynı kaynaklara göre Usame bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarının intihar timinin başında Mısırlı Muhammed Atta’nın olmasına karar vermesinin ardından Atıf,  intihar timinin eğitiminin yanı sıra lojistik ve finansal desteğiyle ilgilendi.
Timdeki 20’inci intihar bombacısı olan Remzi bin eş-Şeybe ABD'ye giriş için vize alamayınca Atıf Şeybe’ye, time para göndermesi ve onlarla şifreli iletişim kurması talimatı verdi.
ABD’nin 11 Eylül saldırılarına ilişkin soruşturma komisyonunun raporu, Ebu Hafs el-Mısri’nin merkezi rolünü ifade etmiyor olabilir. Ancak, ABD merkezli soruşturmalar ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgiler, Atıf’ın El Kaide’nin kuruluşundaki rolü ile Bin Ladin ve Halid Şeyh Muhammed ile olan ilişkisini açıkça gösteriyor.
İntihar Bombacıları Timi
Bin Ladin, Halid Şeyh Muhammed ve Muhammed Atıf’ın anlaşmasına göre intihar bombacısı tim başlangıçta 20 kişiden oluşuyordu. Bu 20 kişi, Saldırıda kullanılan dört uçaktan her biri için 5’er kişi olarak ayrıldı. Uçakların ikisi New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ni, biri ABD Savunma Bakanlığı’nı (Pentagon) ve biri de Capitol Hill veya Beyaz Sarayı hedef alacaktı. Son uçağın asıl amacı öğrenilemedi. Çünkü Pennsylvania'ya indi ve içinde intihar timinden diğer uçaklardaki gibi 5 değil, 4 kişi vardı.
Timin lideri Muhammed Atta’ydı. 20’inci intihar bombacısı Remzi bin eş-Şeybe vize alamıştı ve yerine geçmesi gereken Zekeriya Musevi de saldırıya yetişemedi. Çünkü o Lübnanlı Ziyad el-Cerrah’ın yedeğiydi.
CIA’ye göre, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan saldırılarda yer alan 19 intihar bombacısının adları ise şöyle:
33 yaşındaki Mısırlı Muhammed Muhammed el-Emir İvad es-Seyyid Atta (Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’ne çarpan ilk uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Abdulaziz Abdurrahman Muhammed el-Ömeri
25 yaşındaki Suudi Saddam bin Muhammed Abdurrahman es-Sekami
28 yaşındaki Suudi Valid Muhammed Abdurrahman eş-Şehri
22 yaşındaki Suudi Velid Muhammed Abdullah eş-Şehri
23 yaşındaki BAE’li Mervan Yusuf eş-Şehi (Dünya Ticaret Merkezi’nin Güney Kulesi’ne çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Ahmed Salih Said el-Gamidi
24 yaşındaki BAE’li Fayiz Raşid Beni Hamad
20 yaşındaki Suudi Hamza Salih Ahmed el-Gamidi
22 yaşındaki Suudi Muhanned Muhammed Fayiz eş-Şehri
29 yaşındaki Suudi Hani Salih Hasan Hancur (Pentagon’a çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
26 yaşındaki Suudi Halid bin Muhammed bin Abdullah el-Mahdar
24 yaşındaki Suudi MAcid Mevkid Meşan bin Ganim el-Harbi
25 yaşındaki Suudi Nevvaf bin Muhammed Salim el-Hazmi
20 yaşındaki Suudi Salim Muhammed Salim el-Hazmi
26 yaşındaki Lübnanlı Ziyad Semir Cerrah (Pensilvanya’ya düşen uçaktaki timin lideri)
23 yaşındaki Suudi Ahmed Abdullah Abdurrahman el-Naami
20 yaşındaki Suudi Ahmed İbrahim el-Haznavi
21 yaşındaki Suudi Said Abdullah Ali Süleyman el-Gamidi
ABD’ye vize alamadığı için timin 20’inci üyesi olamayan Yemenli Remzi bin eş-Şeybe, Fas asıllı Fransa vatandaşı Zekeriya Musevi ve Lübnan vatandaşı Ziyad Cerrah Guantanamo'da hapse atıldı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.