Rusya ve İsrail, Suriye'de güvenlik ve askeri iş birliği konularını görüştü

Rusya Devlet Başkanı Putin ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Putin ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu (AFP)
TT

Rusya ve İsrail, Suriye'de güvenlik ve askeri iş birliği konularını görüştü

Rusya Devlet Başkanı Putin ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Putin ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu (AFP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede, uluslararası terörizm tehdidi karşısında Rusya ile İsrail arasındaki güvenlik ve askeri iş birliğinin çok önemli olduğunu ifade etti. Netanyahu’nun kendisini gelecek yılın başında İsrail'de düzenlenecek Uluslararası Yahudi Soykırımı (Holokost) Kurbanlarını Anma Günü programına davet ettiğini ifade eden Putin, bu davete icabet edeceğini dile getirdi.
Putin, Netanyahu ile  Soçi'de, çarşamba günü, geniş çaplı görüşmelerde bulundu. İkili arasındaki görüşmede Suriye'de son gelişmelere ve olası gerginlikleri önlemek için bölgede iki taraf arasındaki koordinasyonu sağlama konuları ağırlıklı olarak görüşüldü. İran’ın Suriye’deki varlığı, iki ülke arasındaki ilişkiler ve Ortadoğu’daki mevcut durum da konuşulan konular arasındaydı.
Görüş ayrılıklar
Toplantıdan önce Kremlin, Moskova’nın Tel Aviv’le çeşitli alanlarda ikili iş birliğini güçlendirme arzusunda olduğunu vurgulayarak,  son dönemde iki taraf arasında görüş ayrılığına neden olan konulara atıfta bulunmaktan kaçındı. Netanyahu, Putin ile gerçekleştirilen görüşmelerden önce Rus medyasına yaptığı açıklamada, İran’ın Suriye’deki varlığını güçlendirmesine ilişkin artan endişelerini Putin’e aktardığını açıkladı. Netanyahu ayrıca Suriye hava sahasında istenmeyen olası bir gerginliği önlemek için iki ülke arasındaki askeri koordinasyonun devamlılığını konuşacaklarını dile getirdi. Netanyahu, İsrail ordusunun bölgede İran’a ve İran destekli örgütlere karşı eylem özgürlüğüne sahip olması gerektiğini ifade ederek ziyaretindeki asıl amacın bu konuyu dile getirmek olduğunu sözlerine ekledi. Kremlin bu konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı. Rusya cumhurbaşkanlığı kaynakları, daha önce İsrail ve Rusya arasında hava trafiğinin koordinasyonu ve İsrail uçaklarının harekete geçtiğini önceden bildiren bir mekanizma kurmuştu. Moskova iki ülkenin önceden benimsediği yöntemlere ve anlayışlara geri dönme ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Rus kaynakları; Tel Aviv’in, Suriye'deki tüm İsrail askeri hareketlerinin Rus tarafını "önceden" bilgilendirmek üzerine taraflar arasında bir anlaşma yapılmıştı. Ancak Tel Aviv bu anlaşmayı defalarca göz ardı etti.
Putin, ‘sıcak hatı’ tekrar kurmak istiyor
Eylül 2015’te Suriye’ye doğrudan Rus askeri müdahalesinin başlamasından birkaç hafta sonra Rusya ve İsrail, Tel Aviv’deki IDF Komutanlığı ile Hmeymim üssündeki Rus askeri komutanlığı arasında "sıcak bir hat" kurduğunu açıkladı. Putin, İsrail tarafıyla bu koordinasyonu tekrar kurmak istiyor. Moskova, İsrail’in güvenlik taleplerini anladığını defalarca dile getirse de Tel Aviv, Rus askerî harekâtını sürekli görmezden geldi. Rus kaynaklarına göre, Putin İsrail tarafıyla bu koordinasyonu yeniden kurmak istiyor. Netanyahu, bu amaçla, Putin ile görüşmeden önce Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile bir görüşme gerçekleştirdi. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi direktörü ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Netanyahu’ya ziyaretinde eşlik etti. İsrail başbakanı, Rusya Devlet Başkanı ile kurduğu temasının Suriye'de İsrail ve Rusya arasındaki "neredeyse kaçınılmaz" olan çatışmayı önlediğini söyledi. İsrail Başbakanı Rus basınına verdiği demeçte, "Bu koordinasyonun kurulabilmesinin tek nedeni Putin ile aramızdaki karşılıklı saygı. Her iki tarafta saygı çerçevesinde konuları tüm açıklığı ile konuşuyor.”
“Ya çarpışırız ya da koordineli bir şekilde çalışırız”
Netanyahu, İran’ın Suriye’deki nüfuz alnını genişletmesi sebebiyle İsrail güvenliğinin tehlikede olduğunu Putin’e defalarca anlattığını söyledi. Netanyahu, “İran, ordusunu arka bahçemize yerleştirmeye, roketleri, İHA’ları ve savaş uçaklarını sınırımıza yaklaştırmaya çalışıyor. Başkan Putin'e sordum: Yerimizde olsanız ne yapardınız? Buna asla izin vermeyeceğinizi biliyorum ve ben de asla izin vermeyeceğim. Suriye’de bulunduğumuz sürece önümüzde iki seçeneğimiz var: Ya çarpışırız ya da koordineli bir şekilde çalışırız. Rusya ile askeri iş birliğine gitme kararı İsrail'in en önemli başarılarından biridir. İlk olarak, İran'ın nükleer silah edinme girişimlerine ve bölgemizdeki, özellikle de Suriye'deki nüfuzunun yayılmasına karşı uluslararası bir cephenin kurulması gerekir. Rusya ile kurulacak koordinasyon İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma girişimlerine karşı mücadele edebilme imkanını doğuracak. Bunlar çok takdire şayan adımlar, bu bağlamda özellikle Başkan Putin ile olan ikili ilişkilerimizi de takdir ediyorum” açıklamalarında bulundu.
Tüm bunlara rağmen İran ile İsrail arasında bariz bir anlaşmazlık meydana geldi. Netanyahu "İran’ın Suriye’deki varlığının sona erdirilmesi her iki tarafın ortak amacıdır” dedi. Moskova ise İran’ın Suriye’den çekilmesi meselesinin Suriye’de sağlanacak kapsamlı bir siyasi anlaşmaya bağlı olduğunu söylüyor. Moskova, İran’ın Suriye’deki varlığının meşru olduğu görüşünde, çünkü İran Suriye rejiminin talebi doğrultusunda Suriye’de bulunuyor.
Bununla birlikte Netanyahu Rusya’yı kendi tarafına çekmek istiyor, çünkü Moskova’nın İsrail karşısındaki pozisyonu sabit değil. İsrail Başbakanı düzenlediği bir basın toplantısında İran'ın, Rusya'nın geleceğine karşı tehdit oluşturduğunu ve aşırılık yanlısı eylemlerinin bulunduğunu ileri sürdü.  Benyamin Netanyahu, Ruslarla yaptıkları anlaşmaların Tahran tarafından alt üst edilebileceğini iddia etti.
Ürdün Vadisi'ni ilhak etme vaadi ilişkileri gerebilir
Netanyahu'nun, seçimleri kazanması halinde Ürdün Vadisi'ni ilhak etme vaadi görüşmelerde yeni bir ihtilaf konusu olması bekleniyor. Taraflar arasında ihtilaf noktalarının mevcut olması Netanyahu'nun, İsrail seçimleri öncesinde Kremlin'den açık bir destek almasını engellemedi. Rus kaynakları, İsrail başbakanının Putin ile ilişkilerinin kuvvetli olduğunu her fırsatta göstermeye çalıştığını söyledi. Netanyahu’nun bunu yapmasının nedenlerinden biri de İsrail’deki Rusya Yahudilerinin desteğini alabilmek.



İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.