4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da
TT

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

17 yaşındayken arkadaşını kaybeden ve bu olaydan çok etkilenerek dünyayı dolaşmaya başlayan Tom Turcich, köpeğiyle birlikte İstanbul’a geldi.
15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden özel izinle yürüyerek geçen Turcich, Karadeniz illeri üzerinden Gürcistan'a geçecek. Trakya'daki kahvehanelerde kendisine çay ve kahve ikram edildiğini söyleyen gezgin, bunu daha önce hiçbir yerde görmediğini belirtti. Ünlü film karakteri Forrest Gump'ı hatırlatan ABD'li gezginin İstanbul'daki yürüyüşü havadan da görüntülendi.
17 yaşındayken arkadaşını kaybeden ABD'li Tom Turcich, bu olaydan çok etkilenerek dünyayı yürüyerek dolaşmaya başladı. 4 yıl önce New Jersey'deki evinden yola çıkan 30 yaşındaki Turcich, bugüne kadar yürüyerek 32 ülke ve 26 bin kilometre yol katetti. Köpeği ve el arabasıyla İstanbul'a gelen gezgin, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü yaya olarak tek başına geçen ilk insan oldu. Köprüden geçerken çektiği videoda verilen izin için Türk hükümetine teşekkür eden Turcich, her gün yaklaşık 40 kilometre yürüdüğü yolculuğunu @theworldwalk isimli Instagram hesabında an be an paylaşıyor. Takipçi sayısı hızla artan gezgin, Karadeniz boyunca yürüyerek Gürcistan'a, oradan da Azerbaycan'a geçecek. Hedefinde her kıtada yürümek olan genç seyyah, Antarktika'da bile yürüdüğünü belirtti.
İstanbul'da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden özel izinle köpeğiyle birlikte yürüyerek geçen Tom Turcich, ardından Beykoz'a doğru yola koyuldu. Yolculuğuna 4 yıl önce başladığını söyleyen genç seyyah, “Bu yolculuğa 2 Nisan 2015'te, ABD New Jersey'deki evimden başladım. Yolumu 4 ay boyunca Meksika yönüne ve oradan aşağı 2 yıl boyunca Uruguay'a kadar çevirdim. Tüm bunlar, 17 yaşında bir arkadaşımın ölümünden sonra ortaya çıktı. Onun ölümü bana, benim de onun kadar çabuk ölebileceğimi ve hayattan en iyi şekilde faydalanmam gerektiğini fark ettirdi. Dünyayı yürüyerek dolaşmanın dünyayı görebilmek için en yavaş yöntem olduğunu düşündüm. Tüm o köyleri tek tek geçerek, dünyanın aslında gerçekten nasıl bir yer olduğunu görebilecektim” dedi.

Bugüne kadar yaklaşık 26 bin kilometre yol katederek 32 ülkeden geçtiğini kaydeden Tom Turcich, “Sadece yürüyerek Orta ve Güney Amerika'yı gördüm. Geçen yıl Danimarka'dan İspanya'ya kadar yürüdüm. Oradan Fas'a geçip Cezayir'i, Tunus'u, yukarıda İtalya'yı geçip Türkiye'ye geldim. Yolum buradan Moğolistan'a kadar gidiyor. Bütün kıtalara ulaşmak istedim. Yolculuğumun ilk ayağı Amerika ülkelerine inmek oldu. Kuzey ve Güney Amerika, ardından Antarktika'ya gittim. Planım sonrasında Avrupa'ya uçup biraz Afrika'da bulunmak, oradan Asya ve Asya'dan Avustralya'ya geçmek. Bütün kıtalara ulaşmak istiyorum. Fakat bunun diğer bir yanı, ABD pasaportuyla doğduğum için şanslıyım, çünkü güçlü bir pasaport. Rotamı, mümkün olan en az vizeye göre oluşturdum. Cezayir'de vizeye ihtiyaç duydum. Özbekistan için de vizeye ihtiyacım var. Ama bunu en kolay şekilde, kağıt işleriyle uğraşmadan yapmak istiyorum” diye konuştu.
Antarktika'da bile yürüyen ve bu yolculuğundan oldukça etkilendiğini belirten gezgin, “Aslında Antarktika'da tam olarak Güney Kutbu'na yürüdüm gibi değil de, daha çok bir gemi yolculuğu gibi oldu. Tabii oradaki biraz yürüyorsunuz. Yine de harikaydı. Sanki yabancı bir gezegen gibiydi. Bilim yok, insanlık yoktu. Etrafta suya atlayan penguenleri ve kambur balinaları görüyorsunuz. Bambaşka bir gezegen gibi. Çok etkileyiciydi” ifadesini kullandı.
Yürüyüşü sırasında olumsuz hava şartlarıyla nasıl başa çıktığını anlatan Turcich, “Yürüyüşümün çoğunu, kış şartlarından kaçınacak şekilde planladım. Amerika'daki iki yılıma kuzeyden yaz mevsiminde başladım. Orta Amerika'da mevsim şartları zaten tamamen yaz. Arjantin, Uruguay ve Şili'ye vardığımda da orada yaz mevsimiydi. İlk iki yılım tamamen yaz şartlarında geçti. Sonrasında Savannah'ın evraklarını tamamlayıp yolculuğumun ikinci ayağı olan Avrupa'ya uçmak için eve döndüğümde, Güney Amerika'da yakalandığım bir bakteri nedeniyle ciddi hastalık geçirdim. Yaklaşık 22 kilo kaybettim ve 1 ay kadar hastanede kaldım. Neredeyse 1 yıl devam edemedim. Mart ayında Danimarka'da tekrar başladığımda biraz kara yakalandım ama bir sonraki kış Kuzey Afrika'daydım ve orada kar yoktu. Fakat bu kış Türkiye üzerinden Gürcistan ve Azerbaycan'a yürüyorum. Azerbaycan'a varışım Kasım, Aralık'ta olacak gibi. Çok soğuk olacak. Dolayısıyla bu kış ara vereceğim. Belki 3 aylığına, ailemin olduğu Hırvatistan'a dönerim. Çünkü kışın Kazakistan'a yürümek, gündüzlerin çok kısa olması ve aşırı soğuk gibi nedenlerle hiç mantıklı olmaz” dedi.

Yolculuğunu nasıl finanse ettiği konusunda bilgi veren maceracı, “Uzun zaman para biriktirdim. 8 yıl kadar bunu yaptım. Üniversitede psikoloji-felsefe bitirdim. 25 yaşıma geldiğimde yeterince para biriktirmiştim. Arjantin'e kadar 2 yıllığına bunu başlatabileceğimi düşündüm. Evimden ayrılmadan hemen önce yerel gazetelere ilan verdim ve Philedelphia Sign firması bana ulaşarak sponsor olmak istedi. Böylelikle bir sponsorum oldu. Fotoğrafçılık ve yazarlık da yapıyorum. Fakat bu çok para gerektirmeyen, gerçekten basit bir yaşam. Çoğu zaman kamp yapıyorum ve sadece yemek için para harcamam gerekiyor. Çok ucuz bir yaşam tarzı ve para biriktirmek de kolay oluyor” şeklinde konuştu.
Kamp yaparken güvenlik sorunu yaşayıp yaşamadığı sorusuna yanıt veren Tom Turcich, “Geceleri kamp yapma konusunda Avrupa'da, Türkiye'de ve hatta Afrika'da oldukça güvende hissettim. Fakat Orta Amerika, Meksika, kesinlikle yolculuğumun en tehlikeli kısmıydı. El Salvador dünyanın en tehlikeli ülkesi. El Salvador'a gittim ve orada bir çete savaşı vardı. Geceleri otelde kaldım. Tehlikeli olduğunu bildiğim yerlerde otelde kalıyorum” dedi.
Turcich, “Öte yandan, çok uzun zamandır kamp yapıyorum ve ağaçların arasında iyi saklanabiliyor, kimsenin kampımı görmediğinden emin oluyorum. Zaten kimse ağaçların içlerine kadar gelmiyor. Gelseler de benden korkup geri dönerlerdi. Güvenlik çok büyük bir sorun değil. Bunu çok uzun zamandır yapıyorum ve bununla rahatım” diyerek kamp konusunda yıllar boyunca edindiği tecrübeye dikkat çekti.
Türkiye'ye sınırından 3 hafta önce giriş yapan Tom Turcich, “Türkiye'ye geleli 3 hafta oldu. Sınırdan İstanbul'a kadar 1 hafta, 10 gün kadar sürdü. Boğaz Köprüsü'nden yürüyerek geçme izni almaya çalışırken İstanbul'da neredeyse 2 hafta geçirdim. Ayrıca bu izni alıp, köprüyü kendi başına geçen ilk insan oldum. Bu inanılmazdı. İstanbul'dayken Ayasofya'yı görme, 2 hafta boyunca turist olarak kalma ve böylesine devasa bir şehri keşfetme imkanı buldum. Şimdiye kadar gerçekten çok güzeldi. Ülkenin batısındaki küçük köyleri çok beğendim. İstanbul'un en etkileyici yanı, bu kadar büyük bir şehir ve bu kadar çok insanın olmasıydı. Her gün arkadaşlarımla, arkadaşlarımın arkadaşlarıyla planlar yaptık. Her gün yeni bir yere gidiyordum ve her gün daha önce hiç görmediğim yeni bir şeyler vardı” dedi.
Türk insanını çok arkadaş canlısı bulduğunu söyleyen gezgin, “Türk insanı çok arkadaş canlısı. Ülkenin batısında, arazilerin arasındaki köylerde yürürken hep çok hoş karşılandım. İnsanlar her seferinde beni kahvehaneye götürüp çay, kahve ısmarladılar. Bunu başka bir yerde görmemiştim. Bu, yabancıların olduğu bir ortamda otururken hoş karşılandığınızı hissettiriyor. Çayı sevdim. Aslında kahve tercih ederim, ben bir kahve insanıyım. Türk kahvesini sevdim ama ikisini de içebilirim” diye konuştu.
Planındaki rota hakkında da bilgi veren Turcich, “Planım Karadeniz boyunca yürümek. Trabzon'u görmeyi gerçekten çok istiyorum. Oradaki manastır inanılmaz görünüyor. Karadeniz boyunca yürüyüşüm beni Gürcistan'a ve oradan Azerbaycan'a ulaştıracak. Bu yılı Bakü'de tamamlamayı hedefliyorum. Orada noktalayacağım. Yaz geldiğinde Kazakistan'da başlayıp oradan Özbekistan, Kırgızistan ve Moğolistan'a yürüyeceğim. Bu seneye olacak. Fakat şimdiki hedefim Türkiye'yi geçmek. Bu 1 buçuk ya da 2 ay alacak. Oldukça geniş bir ülke. Yolculuk sonunda bitecek. Bu 2 yıl, ya da 2 yıldan biraz daha uzun zaman sonunda olacak. Bittiğinde ne hissedeceğimi bilmiyorum, bu zor. Çünkü bunu yapmayı seviyorum. Her gün uyanıyorum ve bir amacım var, ‘Uyan, yürümek zorundasın' diyorum. Bu doğrudan ve yakın bir amaç. Fotoğraf çekmek, yazmak, bunlar daha çok dolaylı amaçlar. Her sabah uyanıyorum ve ‘Yürü' diyorum. Bu her gün oldukça tatmin edici oluyor. Günün sonunda o kadar yorgun oluyorum ki, sadece oturup dinleniyorum ve gece iyi bir uyku çekiyorum. Bu gerçekten iyi bir yaşam tarzı. Durmak istediğimde, bu zor olacak” dedi.
Yolculuğunun Tom Hanks'in başrolünü oynadığı ABD yapımı Forrest Gump filmine benzetilip benzetilmediği konusuna espriyle yanıt veren Turcich, “Evet, insanlar hep Forrest Gump benzetmesi yapıyor. O ABD'yi 3 kez yürüyerek kat etti. Ben ondan daha fazlasını yaptım. Ama onunkiyle aynı sakala sahip değilim” diye konuştu.
Köpeği, yoldaşı ve can dostu olan Savannah ile arasındaki güçlü bağın 4 yıl önce oluştuğunu anlatan Turcich, “Savannah 4 yaşında. Aslında bu yolculuğa onunla birlikte başlamadım. ABD'de 4 ay boyunca yürüdüm, kamp yaptım, tuhaf yerlerde uyudum. Uyurken etrafı dinleyen bir köpeğimin olması gerektiğini fark ettim. Austin, Teksas'tayken bir sahiplendirme merkezine gittim ve bana Savannah'ı getirdiler. Sokaktan gelmişti. Onu sahiplendim ve hep benimle oldu. Onu sahiplendiğimde küçük bir köpek yavrusuydu. Şimdi, ihtiyacımız olursa günde 60 kilometre yürüyebiliyor ve bu onun için hiçbir şey değil. Çok dost canlısıdır. Biz ABD'de köpeklere ve kedilere bayılırız. Benim içinse özellikle, rotamda hiç kimsem yok, sadece o ve ben varız ve o benim çocuğum gibi. Benim en iyi arkadaşım. Birbirimizin arkasını kolluyoruz, birbirimize iyi davranıyoruz. Ona bulabildikçe iyi yiyecekler veriyorum. Bence o da iyi bir hayat yaşıyor” dedi.
Yolculuğuna verdiği molada İHA'ya konuşan genç gezgin Tom Turcich, molasının bitmesinin ardından dostu Savannah ve el arabasıyla yeniden yola koyularak, İstanbul'un unutulmuş ormanları arasındaki ince yollarda gözden kayboldu.



Bilim insanları uzaylı arayışında çığır açan yeni bir yöntem keşfetti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Bilim insanları uzaylı arayışında çığır açan yeni bir yöntem keşfetti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Bilim insanları, başka dünyalarda yaşam bulmalarını sağlayacağını umdukları çığır açıcı yeni bir yöntem keşfetti.

Uzayda yaşam belirtileri bulmak için canlıların geride bıraktığı, "biyoimza" denen izleri aramak gerekiyor. Ancak bunları saptamak zor olabiliyor: Kullanılacak ekipmanın hem sinyalleri algılayacak kadar hassas hem de başka bir gezegene gönderilebilecek kadar küçük olması gerekiyor.

Yapay zekayla elektrik sinyallerini birleştiren Osaka Üniversitesi araştırmacıları, artık dünya dışı yaşamı bulmayı sağlayacak yeni bir yöntem keşfettiklerini düşünüyor. Ayrıca bu yöntemin, evrende yalnız olup olmadığımızı öğrenmek amacıyla başka gezegenlere gönderilebilecek kadar güçlü ve küçük olmasını umuyorlar.

Canlıları keşfedip onları cansız kimyasallar ve süreçlerden ayırmak için genellikle proteinlerin yapıtaşları amino asitler inceleniyor. Amino asitler aynı kimyasal formülü içerse de birbirlerinin aynadaki yansıması olan iki biçimde ortaya çıkıyor; canlılarda neredeyse hepsi L-form, şekerlerde ise D-formken, cansız süreçlerde her iki form da yakın miktarlarda üretiliyor.

Bilim insanları, bu farklı biçimleri ve birbirlerine oranlarını yaşamın varlığına işaret edebilecek bir biyoimza olarak kullanabileceklerine inanıyor. Ancak bunu fiilen gerçekleştirmek pek mümkün değil: Araştırmacıların, büyük molekül gruplarını elde etmesi gerekiyor ki bu, gezegenlerin çok uzak olması nedeniyle zor bir iş.

Araştırmacılar bu sorunun üstesinde gelmek için sinyalleri elektrik kullanarak saptamanın yollarını arıyor. Bu yöntemin daha basit olması, ölçüm sırasında titreşimlerden daha az etkilenmesi ve kimyasal reaktif kullanma ihtiyacını ortadan kaldırması bekleniyor.

Araştırmacılar artık bu çalışmalarda bir atılım yaptıklarını söylüyor.

Yeni çalışmada bilim insanları, son derece ince iki altın tel arasındaki boşluktan geçen moleküllerin ölçümünü yapmayı başardı. Bu teller arasından geçen akımın dalga formları, orada bulunan amino asit türüne göre farklılık gösteriyor ve böylece ekipman, geçen molekülleri sayarak bunları birbirinden ayırt etmeyi mümkün kılıyor.

Makalenin başyazarı Takahito Oshiro, "Nano-boşluk geçiş tekniğimizi yapay zekayla birleştirerek amino asitlerin L ve D formlarını yüzde 80'in üzerinde doğrulukla ayırt etmeyi başardık" diyor. 

Tek molekül düzeyinde amino asit kiralitesinin ilk kez ayırt edildiği bu çalışma, kimyasal algılama alanında temel bir ilerlemeyi temsil ediyor.

Araştırmacılar yöntemi Dünya'da elde edilen örneklerle test etti: Avustralya'daki Murchison meteoritinden alınan bir örnek ve Şili'deki Atacama Çölü'nden alınan toprak. Yöntem, geleneksel tekniklerle benzer şekilde işleyerek araştırmacıların örneklerdeki amino asitlerin bileşimini anlamasını sağladı.

Araştırmacılar, bu teknolojiyi kullanarak elektrikle çalışan ve uzaylı yaşamın izlerini tespit edebilen küçük cihazlar üretebilmeyi umuyor.

Çalışma, hakemli dergi Nature Communications'ta yayımlanan "Chiral discrimination of amino acids in meteorite and desert soil extracts via single-molecule nanogap conductance" (Tek molekül nano-boşluk iletkenliği yoluyla meteorit ve çöl toprağı örneklerinde amino asitlerin kiral ayrımı) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Ünlü oyuncudan gişede batan filmiyle ilgili itiraf

Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Ünlü oyuncudan gişede batan filmiyle ilgili itiraf

Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)

Yeni X-Men filminde Profesör Xavier'ı canlandıracak Christopher Abbott, Avcı Kraven'da (Kraven the Hunter) yaşadığı zorlu deneyimi anlattı.

Happy Sad Confused adlı podcast programına katılan oyuncu, Örümcek-Adam evreninden doğan 2024 yapımı filmde canlandırdığı Yabancı (The Foreigner) hakkında, "O filmde ne yaptığımı bilmiyorum" dedi.

Abbott, karakterinin hipnozla bağlantılı güçlerinin nasıl işlediğini bile anlamadığını itiraf etti:

Süper gücünün ne olduğunu anlamıyordum; neler olup bittiğini bilmiyordum. Gözlüklerimi çıkarıyorum, peki sonra ne oluyor? Bana kalırsa kimsenin buna doğru düzgün bir cevabı yoktu.

Oyuncu, çekimler sırasında da işlerin "iyi gitmediğini" düşündüğünü belirtti ve ekledi:

O filmde ne giydiğimi de bilmiyorum. Bunları zihnimin derinliklerine gömdüm sayılır... İnsan böyle böyle öğreniyor.

Avcı Kraven'da başrolü Aaron Taylor-Johnson üstlenmişti. Oyuncu, Marvel çizgi romanlarında uzun süredir Örümcek-Adam'ın başına bela olan ve filme adını veren avcıyı canlandırıyordu. 

Film, bir aslan saldırısının ardından babası tarafından ölüme terk edilen Sergei Kravinoff'un özel güçler kazanarak Avcı Kraven'a dönüşmesini anlatıyordu.

J. C. Chandor imzalı yapım, dünya genelinde yalnızca 60 milyon dolar hasılatla gişede başarısız oldu. Abbott ise şimdi başka bir süper kahraman projesinin kadrosunda: X-Men.

Ancak 40 yaşındaki Abbott, X-Men kadrosuyla birlikte D23 etkinliğinde sahneye çıktığında beklediği karşılığı bulamadığını söylüyor.

Geçen hafta The Cut'a konuşan Abbott, o anı şöyle anlatmıştı:

Sanırım sahneye oldukça hevesli bir şekilde çıkmaya başladım. Sonra oradaki pek çok kişinin kim olduğumu bilmediğini hissettim ve bir anda enerjim değişti.

X-Men, 5 Mayıs 2028'de vizyona girecek.

Independent Türkçe, Happy Sad Confused, GamesRadar, The Cut


Shyamalan'dan sürpriz prömiyer: Yeni filmine övgü bombardımanı

Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
TT

Shyamalan'dan sürpriz prömiyer: Yeni filmine övgü bombardımanı

Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)

M. Night Shyamalan, yeni gerilim filmi Benimle Kal'ın (Remain) dünya prömiyerini geçen hafta Los Angeles'taki Beyond Fest'te sürpriz bir gösterimle yaptı.

Sosyal medyadaki ilk yorumlarda başrol oyuncusu Jake Gyllenhaal'un performansı "inanılmaz" diye övülürken, filmin yönetmenin daha önce çektiği hiçbir yapıma benzemediği belirtiliyor.

Shyamalan'ın senaryosunu Nicholas Sparks'la birlikte yazdığı, doğaüstü unsurlar içeren romantik filmin şubatta vizyona girmesi planlanıyor. Altıncı His'in (The Sixth Sense) özel gösterimi için festivale gelen izleyiciler ise Benimle Kal'ı vizyona girmesinden aylar önce izleme fırsatı buldu.

Filmin resmi özetine göre Gyllenhaal, akut depresyon tedavisinin ardından yeni bir başlangıç yapmak isteyen New Yorklu mimar Tate Gordon'ı canlandırıyor. 

En yakın arkadaşına bir yazlık tasarlamak için Cape Cod'a giden Tate, kız kardeşinin yasını hâlâ tutarken özenle kurduğu düzeni altüst eden genç Wren'le (Phoebe Dynevor) tanışıyor.

İlk yorumlara bakılırsa Benimle Kal, Beyond Fest izleyicilerini etkilemiş.

FilmSpeak sunucusu ve eleştirmen Griffin Schiller'e göre filmde Shyamalan'ın "en içten ve samimi hali" görülüyor. Schiller, yapımı yönetmenin ilk dönem çalışmalarını hatırlatan "duygu dolu ve romantik" bir film diye niteledi.

Schiller'e göre Gyllenhaal, "Shyamalan için kusursuz bir başrol oyuncusu" ve "ölçülü ama duygu dolu" bir performans sergiliyor. Dynevor ise "büyüleyici".

Oyuncu ve sinemacı Luke Barnett da filmin gişede büyük başarı kazanacağını öngörerek şu değerlendirmeyi yaptı:

Benimle Kal ortalığı kasıp kavuracak. Sinemada izlerken hem korkutup hem eğlendiren filmleri kimsenin M. Night kadar iyi yapamadığını bir kez daha hatırlatıyor. İşaretler'in (Signs) mizahıyla Altıncı His'in sağlam kurulmuş, duygusal hayalet hikayesini birleştiriyor. İnsanı yerinden sıçratan pek çok an var. Vizyona girdiğinde büyük perdede, sesi sonuna kadar açılmış bir salonda izleyin.

Yazar ve komedyen Josh Levesque, filmi "hem ödünüzü koparan hem de yürek burkan" bir yapım diye tanımladı. AccordingToSeth adıyla paylaşım yapan eleştirmen ise Benimle Kal'ın, Shyamalan'ın bugüne kadar yaptığı hiçbir şeye benzemediğini söyledi:

Şimdiye kadarki en komik filmi ama aynı zamanda yürek burkan, iç ısıtan, korkutucu, romantik ve tek kelimeyle güzel.

Avengers serisinin yönetmeniyle aynı adı taşıyan yazar Joe Russo da övgüsünü şu sözlerle dile getirdi:

M. Night Shyamalan'ın Benimle Kal'ı, son 10 yıldaki çalışmalarının doruk noktası; üstelik bunları kendi parasıyla finanse ettiğini de unutmayın. Kendini 'ilginç bir şef' diye tanımlayan yönetmen, doğru malzemeleri arıyordu. Onları burada bulmuş. İşaretler ve Köy'den (The Village) bu yana yaptığı en iyi iş.

Yazar Will Landman, filmin festivalde yarattığı etkiyi anlattığı paylaşımında şöyle yazdı:

Beyond Fest'te izleyicileri coşturan Benimle Kal'ı o zamandan beri aklımdan çıkaramıyorum. Shyamalan bu filmde başka deneysel yönetmenleri hatırlatan tercihler yapıyor; insanların filmi görecek olması beni çok heyecanlandırıyor. Planların kompozisyonu, kariyerindeki en iyi örnekler arasında ve her tercih son derece bilinçli görünüyor.

Filmi ilk izleyenlerden bir başkası, Alfred Hitchcock klasiği Ölüm Korkusu'yla (Vertigo) karşılaştırma yaptı:

Benimle Kal, M. Night Shyamalan'ın kendi Ölüm Korkusu'su. Eski formuna tam anlamıyla dönmüş. Shyamalan'dan bildiğimiz ve beklediğimiz kitsch unsurları korurken Hitchcock'a hiç olmadığı kadar yaklaşıyor.

Sosyal medyada paylaşılan bir diğer yorumda ise şu ifadeler yer aldı:

Bunu öylesine söylemiyorum: M. Night Shyamalan'ın yeni filmi Benimle Kal bir başyapıt. Altıncı His'le birlikte iki filmlik bir gösterim için kusursuz bir seçim. Tek başına da dokunaklı, korkutucu ve güzel bir film.

İzleyiciyi hazırlıksız yakalayan bu sürpriz, Shyamalan'ın tarzına uygun bir hamleydi. İlk yorumlar da şubattaki vizyon tarihine kadar sürecek bekleyişi hayranları için biraz daha zorlaştıracak gibi görünüyor.

Benimle Kal, Türkiye'de 5 Şubat 2027'de vizyona girecek. 

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, GamesRadar