4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da
TT

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

4 yıldır dünyayı yürüyerek dolaşan Amerikalı İstanbul'da

17 yaşındayken arkadaşını kaybeden ve bu olaydan çok etkilenerek dünyayı dolaşmaya başlayan Tom Turcich, köpeğiyle birlikte İstanbul’a geldi.
15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden özel izinle yürüyerek geçen Turcich, Karadeniz illeri üzerinden Gürcistan'a geçecek. Trakya'daki kahvehanelerde kendisine çay ve kahve ikram edildiğini söyleyen gezgin, bunu daha önce hiçbir yerde görmediğini belirtti. Ünlü film karakteri Forrest Gump'ı hatırlatan ABD'li gezginin İstanbul'daki yürüyüşü havadan da görüntülendi.
17 yaşındayken arkadaşını kaybeden ABD'li Tom Turcich, bu olaydan çok etkilenerek dünyayı yürüyerek dolaşmaya başladı. 4 yıl önce New Jersey'deki evinden yola çıkan 30 yaşındaki Turcich, bugüne kadar yürüyerek 32 ülke ve 26 bin kilometre yol katetti. Köpeği ve el arabasıyla İstanbul'a gelen gezgin, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nü yaya olarak tek başına geçen ilk insan oldu. Köprüden geçerken çektiği videoda verilen izin için Türk hükümetine teşekkür eden Turcich, her gün yaklaşık 40 kilometre yürüdüğü yolculuğunu @theworldwalk isimli Instagram hesabında an be an paylaşıyor. Takipçi sayısı hızla artan gezgin, Karadeniz boyunca yürüyerek Gürcistan'a, oradan da Azerbaycan'a geçecek. Hedefinde her kıtada yürümek olan genç seyyah, Antarktika'da bile yürüdüğünü belirtti.
İstanbul'da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden özel izinle köpeğiyle birlikte yürüyerek geçen Tom Turcich, ardından Beykoz'a doğru yola koyuldu. Yolculuğuna 4 yıl önce başladığını söyleyen genç seyyah, “Bu yolculuğa 2 Nisan 2015'te, ABD New Jersey'deki evimden başladım. Yolumu 4 ay boyunca Meksika yönüne ve oradan aşağı 2 yıl boyunca Uruguay'a kadar çevirdim. Tüm bunlar, 17 yaşında bir arkadaşımın ölümünden sonra ortaya çıktı. Onun ölümü bana, benim de onun kadar çabuk ölebileceğimi ve hayattan en iyi şekilde faydalanmam gerektiğini fark ettirdi. Dünyayı yürüyerek dolaşmanın dünyayı görebilmek için en yavaş yöntem olduğunu düşündüm. Tüm o köyleri tek tek geçerek, dünyanın aslında gerçekten nasıl bir yer olduğunu görebilecektim” dedi.

Bugüne kadar yaklaşık 26 bin kilometre yol katederek 32 ülkeden geçtiğini kaydeden Tom Turcich, “Sadece yürüyerek Orta ve Güney Amerika'yı gördüm. Geçen yıl Danimarka'dan İspanya'ya kadar yürüdüm. Oradan Fas'a geçip Cezayir'i, Tunus'u, yukarıda İtalya'yı geçip Türkiye'ye geldim. Yolum buradan Moğolistan'a kadar gidiyor. Bütün kıtalara ulaşmak istedim. Yolculuğumun ilk ayağı Amerika ülkelerine inmek oldu. Kuzey ve Güney Amerika, ardından Antarktika'ya gittim. Planım sonrasında Avrupa'ya uçup biraz Afrika'da bulunmak, oradan Asya ve Asya'dan Avustralya'ya geçmek. Bütün kıtalara ulaşmak istiyorum. Fakat bunun diğer bir yanı, ABD pasaportuyla doğduğum için şanslıyım, çünkü güçlü bir pasaport. Rotamı, mümkün olan en az vizeye göre oluşturdum. Cezayir'de vizeye ihtiyaç duydum. Özbekistan için de vizeye ihtiyacım var. Ama bunu en kolay şekilde, kağıt işleriyle uğraşmadan yapmak istiyorum” diye konuştu.
Antarktika'da bile yürüyen ve bu yolculuğundan oldukça etkilendiğini belirten gezgin, “Aslında Antarktika'da tam olarak Güney Kutbu'na yürüdüm gibi değil de, daha çok bir gemi yolculuğu gibi oldu. Tabii oradaki biraz yürüyorsunuz. Yine de harikaydı. Sanki yabancı bir gezegen gibiydi. Bilim yok, insanlık yoktu. Etrafta suya atlayan penguenleri ve kambur balinaları görüyorsunuz. Bambaşka bir gezegen gibi. Çok etkileyiciydi” ifadesini kullandı.
Yürüyüşü sırasında olumsuz hava şartlarıyla nasıl başa çıktığını anlatan Turcich, “Yürüyüşümün çoğunu, kış şartlarından kaçınacak şekilde planladım. Amerika'daki iki yılıma kuzeyden yaz mevsiminde başladım. Orta Amerika'da mevsim şartları zaten tamamen yaz. Arjantin, Uruguay ve Şili'ye vardığımda da orada yaz mevsimiydi. İlk iki yılım tamamen yaz şartlarında geçti. Sonrasında Savannah'ın evraklarını tamamlayıp yolculuğumun ikinci ayağı olan Avrupa'ya uçmak için eve döndüğümde, Güney Amerika'da yakalandığım bir bakteri nedeniyle ciddi hastalık geçirdim. Yaklaşık 22 kilo kaybettim ve 1 ay kadar hastanede kaldım. Neredeyse 1 yıl devam edemedim. Mart ayında Danimarka'da tekrar başladığımda biraz kara yakalandım ama bir sonraki kış Kuzey Afrika'daydım ve orada kar yoktu. Fakat bu kış Türkiye üzerinden Gürcistan ve Azerbaycan'a yürüyorum. Azerbaycan'a varışım Kasım, Aralık'ta olacak gibi. Çok soğuk olacak. Dolayısıyla bu kış ara vereceğim. Belki 3 aylığına, ailemin olduğu Hırvatistan'a dönerim. Çünkü kışın Kazakistan'a yürümek, gündüzlerin çok kısa olması ve aşırı soğuk gibi nedenlerle hiç mantıklı olmaz” dedi.

Yolculuğunu nasıl finanse ettiği konusunda bilgi veren maceracı, “Uzun zaman para biriktirdim. 8 yıl kadar bunu yaptım. Üniversitede psikoloji-felsefe bitirdim. 25 yaşıma geldiğimde yeterince para biriktirmiştim. Arjantin'e kadar 2 yıllığına bunu başlatabileceğimi düşündüm. Evimden ayrılmadan hemen önce yerel gazetelere ilan verdim ve Philedelphia Sign firması bana ulaşarak sponsor olmak istedi. Böylelikle bir sponsorum oldu. Fotoğrafçılık ve yazarlık da yapıyorum. Fakat bu çok para gerektirmeyen, gerçekten basit bir yaşam. Çoğu zaman kamp yapıyorum ve sadece yemek için para harcamam gerekiyor. Çok ucuz bir yaşam tarzı ve para biriktirmek de kolay oluyor” şeklinde konuştu.
Kamp yaparken güvenlik sorunu yaşayıp yaşamadığı sorusuna yanıt veren Tom Turcich, “Geceleri kamp yapma konusunda Avrupa'da, Türkiye'de ve hatta Afrika'da oldukça güvende hissettim. Fakat Orta Amerika, Meksika, kesinlikle yolculuğumun en tehlikeli kısmıydı. El Salvador dünyanın en tehlikeli ülkesi. El Salvador'a gittim ve orada bir çete savaşı vardı. Geceleri otelde kaldım. Tehlikeli olduğunu bildiğim yerlerde otelde kalıyorum” dedi.
Turcich, “Öte yandan, çok uzun zamandır kamp yapıyorum ve ağaçların arasında iyi saklanabiliyor, kimsenin kampımı görmediğinden emin oluyorum. Zaten kimse ağaçların içlerine kadar gelmiyor. Gelseler de benden korkup geri dönerlerdi. Güvenlik çok büyük bir sorun değil. Bunu çok uzun zamandır yapıyorum ve bununla rahatım” diyerek kamp konusunda yıllar boyunca edindiği tecrübeye dikkat çekti.
Türkiye'ye sınırından 3 hafta önce giriş yapan Tom Turcich, “Türkiye'ye geleli 3 hafta oldu. Sınırdan İstanbul'a kadar 1 hafta, 10 gün kadar sürdü. Boğaz Köprüsü'nden yürüyerek geçme izni almaya çalışırken İstanbul'da neredeyse 2 hafta geçirdim. Ayrıca bu izni alıp, köprüyü kendi başına geçen ilk insan oldum. Bu inanılmazdı. İstanbul'dayken Ayasofya'yı görme, 2 hafta boyunca turist olarak kalma ve böylesine devasa bir şehri keşfetme imkanı buldum. Şimdiye kadar gerçekten çok güzeldi. Ülkenin batısındaki küçük köyleri çok beğendim. İstanbul'un en etkileyici yanı, bu kadar büyük bir şehir ve bu kadar çok insanın olmasıydı. Her gün arkadaşlarımla, arkadaşlarımın arkadaşlarıyla planlar yaptık. Her gün yeni bir yere gidiyordum ve her gün daha önce hiç görmediğim yeni bir şeyler vardı” dedi.
Türk insanını çok arkadaş canlısı bulduğunu söyleyen gezgin, “Türk insanı çok arkadaş canlısı. Ülkenin batısında, arazilerin arasındaki köylerde yürürken hep çok hoş karşılandım. İnsanlar her seferinde beni kahvehaneye götürüp çay, kahve ısmarladılar. Bunu başka bir yerde görmemiştim. Bu, yabancıların olduğu bir ortamda otururken hoş karşılandığınızı hissettiriyor. Çayı sevdim. Aslında kahve tercih ederim, ben bir kahve insanıyım. Türk kahvesini sevdim ama ikisini de içebilirim” diye konuştu.
Planındaki rota hakkında da bilgi veren Turcich, “Planım Karadeniz boyunca yürümek. Trabzon'u görmeyi gerçekten çok istiyorum. Oradaki manastır inanılmaz görünüyor. Karadeniz boyunca yürüyüşüm beni Gürcistan'a ve oradan Azerbaycan'a ulaştıracak. Bu yılı Bakü'de tamamlamayı hedefliyorum. Orada noktalayacağım. Yaz geldiğinde Kazakistan'da başlayıp oradan Özbekistan, Kırgızistan ve Moğolistan'a yürüyeceğim. Bu seneye olacak. Fakat şimdiki hedefim Türkiye'yi geçmek. Bu 1 buçuk ya da 2 ay alacak. Oldukça geniş bir ülke. Yolculuk sonunda bitecek. Bu 2 yıl, ya da 2 yıldan biraz daha uzun zaman sonunda olacak. Bittiğinde ne hissedeceğimi bilmiyorum, bu zor. Çünkü bunu yapmayı seviyorum. Her gün uyanıyorum ve bir amacım var, ‘Uyan, yürümek zorundasın' diyorum. Bu doğrudan ve yakın bir amaç. Fotoğraf çekmek, yazmak, bunlar daha çok dolaylı amaçlar. Her sabah uyanıyorum ve ‘Yürü' diyorum. Bu her gün oldukça tatmin edici oluyor. Günün sonunda o kadar yorgun oluyorum ki, sadece oturup dinleniyorum ve gece iyi bir uyku çekiyorum. Bu gerçekten iyi bir yaşam tarzı. Durmak istediğimde, bu zor olacak” dedi.
Yolculuğunun Tom Hanks'in başrolünü oynadığı ABD yapımı Forrest Gump filmine benzetilip benzetilmediği konusuna espriyle yanıt veren Turcich, “Evet, insanlar hep Forrest Gump benzetmesi yapıyor. O ABD'yi 3 kez yürüyerek kat etti. Ben ondan daha fazlasını yaptım. Ama onunkiyle aynı sakala sahip değilim” diye konuştu.
Köpeği, yoldaşı ve can dostu olan Savannah ile arasındaki güçlü bağın 4 yıl önce oluştuğunu anlatan Turcich, “Savannah 4 yaşında. Aslında bu yolculuğa onunla birlikte başlamadım. ABD'de 4 ay boyunca yürüdüm, kamp yaptım, tuhaf yerlerde uyudum. Uyurken etrafı dinleyen bir köpeğimin olması gerektiğini fark ettim. Austin, Teksas'tayken bir sahiplendirme merkezine gittim ve bana Savannah'ı getirdiler. Sokaktan gelmişti. Onu sahiplendim ve hep benimle oldu. Onu sahiplendiğimde küçük bir köpek yavrusuydu. Şimdi, ihtiyacımız olursa günde 60 kilometre yürüyebiliyor ve bu onun için hiçbir şey değil. Çok dost canlısıdır. Biz ABD'de köpeklere ve kedilere bayılırız. Benim içinse özellikle, rotamda hiç kimsem yok, sadece o ve ben varız ve o benim çocuğum gibi. Benim en iyi arkadaşım. Birbirimizin arkasını kolluyoruz, birbirimize iyi davranıyoruz. Ona bulabildikçe iyi yiyecekler veriyorum. Bence o da iyi bir hayat yaşıyor” dedi.
Yolculuğuna verdiği molada İHA'ya konuşan genç gezgin Tom Turcich, molasının bitmesinin ardından dostu Savannah ve el arabasıyla yeniden yola koyularak, İstanbul'un unutulmuş ormanları arasındaki ince yollarda gözden kayboldu.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety