Sudan: Seçimler ve görüşler

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
TT

Sudan: Seçimler ve görüşler

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)

*Mustafa el-Fekki
Sudan’da yaşananlardan bahsetmek istiyorum. Çünkü bu Arap Afrika ülkesi, Araplar ve Afrikalılar arasında bir köprüyü temsil eden geniş bir alanı kaplıyor.
Sudan'ı takip edenler, bu ülkenin zengin bir mirasa sahip olduğuna, aynı zamanda Arap komşusu Mısır ile olumlu ve olumsuz bir çatışma halinde yaşadığına ve İngiltere’nin de son 2 yüzyıldır bu ilişkide bir taraf olarak yer aldığına tanık olacak.
Sonuç olarak Mısır’ın Sudan ile olumsuz görüntüsü, tarihsel açıdan İngilizlerin iki ülkede de egemen olduğu dönemle ilişkilendiriliyor. Aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerde, Nil Nehri ve kıtanın merkezindeki kaynakların perspektifinden bakarsak, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya, Sudan’daki çocuklarına ve torunlarıyla bağlantı kurulabilir.
Bu iki ülke, aynı zamanda aralarında ortak bir kültürel miras olan Nubi etnisitesini de barındırıyor.
Burada Mısırlılar ve Sudanlıların hissettiği heyecanlı duygular ve kullandığı ünlü ifadeler arasında takılı kalmak istemiyorum. Sudan’ın yakın tarihindeki önemli olaylara odaklanarak objektif bir görüş doğrultusunda ilerleyeceğim.
Bu çerçevede Kral I. Faruk’un, Mısır ve Sudan Kralıyken, Temmuz "1952 Devrimi" sırasında her şeyin değiştiğini hatırlamak yeterli.
Belki şu anda Sudan devletinin gelişiminde bazı dönüm noktaları aracılığıyla dönüşüm unsurlarına tanık oluyoruz;
İlk olarak; Modern Sudan tarihinin en büyük dönüşümü, Mısır abasından kurtulması ve Temmuz 1952’deki Mısır devrimi sonrasında bağımsızlığına kavuşmasıydı. Sudanlılar, vitrindeki devrim lideri Muhammed Necib ile gerçek lider Cemal Abdunnasır arasında çıkan çatışmalardan derin endişe duyuyordu.
Sudan halkının çoğunluğu, (annesi Sudanlı olduğu ve güneyin kanı damarlarında aktığı söylenene kadar) hayatının uzun yıllarını Sudan’da geçirmiş, yaş olarak en büyük ve Sudan’a en yakın bir lidere yöneldi. Kendisini bir örtü olarak kullanan bir grup subay karşısında mağlup olmuş iyi bir lider olan Necib, o dönemde taraf almaya karar verdi. Daha sonra yıllarca hapis ve sürgün hayatına tanık oldu. 1956 yılının ilk günü, Sudan’ın bağımsızlığına tanık oldu. Sudan’ın bu dönüşümüne o dönemde birçok insan şaşırmıştı. Federal parti lideri İsmail el-Ezheri, Mısır ile birliğe duyduğu sadakatten ülkesinin bağımsızlığının sadakatine yöneldi. Abdunnasır ise, Sudan'la değil Suriye ile birleşmeyi istiyor ve Mısır’ın bağımsızlığını kutluyordu.
İki ülke arasındaki ilişkiler ise, Hartum’un bağımsızlığından Nisan 2019’da Ömer el-Beşir’in devrilmesine kadar iniş ve çıkışlara tanık oldu.
İkinci olarak; Sudan, çoklu sistemler ve ardışık hükümetlerden geçti. (Mısır ve Sudan arasındaki tartışmalı sınır üçgeni olan) Halayeb ve Shalateen sorununu gündeme getiren Abdullah Halil hükümeti, 1956 yılında Nil Suyu Anlaşması’nın imzalanmasına rağmen Hartum’un bu anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler’e (BM) şikayet edene kadar, Mısır-Sudan ilişkilerinde çok tecrübesizdi. Daha sonra Mısır ile belirsiz ilişkilere sahip İbrahim Abud iktidara geldi. Sudan halkı, 11 Ekim 1964 yılında sivil bir isyanla onu devirene kadar yönetimde kaldı. Ardından Sudan arenasına geleneksel partiler hakim olmaya başladı.
El-Ensar ve el-Hatmiyye ile Beytu-l Mehdi ve Beytu-l el-Mirgani grupları arasındaki çatışma alevlendi. İmam el-Hadi el-Mehdi öldürüldü ve yerine Başbakan olarak Sadık el-Mehdi geçti. Kendisi, Oxford Üniversitesi’nde okumuş büyük bir Afrikalı Arap entelektüeldi.
Sadık el-Mehdi herkes tarafından büyük dedesi İmam Mehdi’nin (Muhammed Ahmed) tarihi konumunun bir uzantısı olarak görülüyordu. Yirmili yaşlarındaki Sadık, Cafer Muhammed el-Numeyri askeri bir darbeyle başa geçene kadar iktidarda kaldı. Bu dönemde ise Kahire ve Hartum arasındaki ilişkilerde farklı bir sayfa da açılmış oldu.
Üçüncü olarak; Sudan ardarda demokratik ve askeri yönetim dönemleri yaşadı. Muhtemelen bu durum, başta Ömer el-Beşir ve rejiminin devrilmesi sonrasında Sudan’ı yöneten egemen konseylerde eşitliğe kapı araladı.
Ulusal bir rol üstlenen Muhammed Ahmed (Mehdi), İngiliz subay George Gordon’un suikastında tarihi bir rol oynamıştı. Serendib adasında sürgünde olan Mısırlı bir liderle bu İngiliz subayı takas etmek istemesi dolayısıyla daha sonra olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Sürgünde olan bu isim ise Mısır ordusundaki Ahmed Arabi Paşa’ydı. Bu dönemde Sudan ile Mısır arasındaki ilişkilerin bir iyileşme sürecine ve hatta refah düzeyine tanık olduğunu itiraf etmeliyim. Bu durum, neredeyse 15 yıl süren Numeyri döneminde de görüldü. Numeyri, 1985 yılında sivil bir darbeyle devrilene kadar müttefiki Kahire ile ılımlı politikalar yürüttü. Ardından Abdurrahman Suvar el-Zeheb, iktidara geçerek, bir yıl sonra seçime gitme taahhüdünde bulundu. Suvar el-Zeheb, ülkede demokrasiyi etkinleştirmeye çalıştı. Numeyri’nin, devrilmesi sonrasında Kahire’de yaşadığını da not olarak ekleyebiliriz.
Mısır’da dönemin Cumhurbaşkanı Mübarek, eski müttefiki Muhammed Numeyri’yi Sudan yargısına teslim etmeyi kabul etmemişti. Cumhurbaşkanlığı yıllarının sonunda da eski Sudan lideriyle şahsen ilgilendi.
Dördüncü olarak; Burada Ömer el-Beşir’in, rejiminin ve yönetiminde olduğu İslami Cephe’nin hatalarından söz ederken, Sudan’ın gerçek bir zorbalığa tanık olduğunu bilimsel ve tarafsız bir şekilde belirtmekteyim. Zira Güney Sudan’ın ayrılması, Beşir rejimi için yeterli bir özet olur. Hala Güney lideri John Garang’ın bana şahsen “ayrılmak istemediğini” söylediğini hatırlıyorum. Ancak o, Hristiyan bir güneylinin de Müslüman bir kuzeyli gibi devlet başkanı olabileceği birleşik ve demokratik Sudan istiyordu. Eğer bu cümlede bir yanlışlık varsa, kuzeyin tamamen Müslüman olduğu bilgisi olabilir, güneyin tamamının da Afrika’da büyük bir yüzölçümüne sahip birleşik Sudan devletinde tamamen Hristiyan olmaması gibi.
Bu birleşik devlet, tüm komşu halklarının gıda ambarı olarak tanımlanıyordu. Ancak yöneticilerin şiddeti, siyasi çatışmanın hataları ve kamuda ardı ardına yaşanan bölünmelerin neden olduğu bir baskıyla karşı karşıya kalındı ve Ömer el-Beşir döneminde Sudan, Mısır’a karşı açık şekilde düşmanca bir tavır aldı. Numeyri, Bağdat zirvesinde Mısır ile ilişkileri kesme kararlarını kabul etmezken, Ömer el-Beşir ise politikalarının çoğunda Kahire ile çatışmak için yarıştı. Hatta iki erkek kardeş arasında karşılıklı anlaşmazlığa neden olmak için Halayeb ve Shalateen sorununa yatırım yaptı. Sınır sorununu yeniden BM’ye taşıdı. Aynı şekilde Mısır’ın Batı Asya’daki, Körfez bölgesindeki düşmanlarıyla ve Fars devletiyle ittifakı kabul etti. Politikalarında Mısır’a ve tarihine olan nefretini dile getirdi.
Kahireli yetkililer, çeşitli dönemlerde Beşir'i yatıştırmaya ve ona yaklaşmaya çalışsalar da Sudan’ın yavaş yavaş Mısır’dan uzaklaşmasına olanak tanıdı. Hatta Hedasi (Nahda) Barajı görüşmeleri sırasında Hartum’un tavrı, Mısırlıların beklediğinin aksine Kahire’ye karşıydı.
Mısır’ın 1989 yılında Sudan’daki devrime yönelik memnuniyeti iyi biliniyor. Ben de o dönemin bir görgü tanığıyım. Ama daha sonra Beşir ve onunla birlikte Hasan el-Turabi’nin davranışları da hayal kırıklığına neden oldu. Şu an Ömer el-Beşir’in hatalarından bahsettiğimde ona karşı olduğum yönünde kişisel bir tavrı açığa vurmuyorum. 2011 yılında bu pozisyona seçilmem halinde ülkesinin Arap Birliği’ne üyeliğini dondurmakla tehdit ettiğinde, Arap Birliği Genel Sekreteri olarak adaylığıma itiraz etmesi öncesinde de hayatına dair çok şey söyledim.
Açık şekilde yazıyorum; Sudan’ın yeni bir rejimde direnç kazanmasını umuyorum. Aynı zamanda askeri veya sivil herkesin tarih bilinci, özgürlük tutkusu, Arap, Afrikalı ve İslami oluşumlarla birlik içinde tüm Arap ve Afrika halklarından birini memnun etmesini arzu ediyorum.
*Independent Arabia'da yayınlanan makale



Halep nefesini tuttu en kötüsüne hazırlanıyor

Halep'te Suriye ordusu ile SDG arasında yeniden başlayan çatışmaların ardından bir grup sivil, çantalarını ve eşyalarını yanlarına alarak kaçarken, 7 Ocak 2026 (Reuters)
Halep'te Suriye ordusu ile SDG arasında yeniden başlayan çatışmaların ardından bir grup sivil, çantalarını ve eşyalarını yanlarına alarak kaçarken, 7 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Halep nefesini tuttu en kötüsüne hazırlanıyor

Halep'te Suriye ordusu ile SDG arasında yeniden başlayan çatışmaların ardından bir grup sivil, çantalarını ve eşyalarını yanlarına alarak kaçarken, 7 Ocak 2026 (Reuters)
Halep'te Suriye ordusu ile SDG arasında yeniden başlayan çatışmaların ardından bir grup sivil, çantalarını ve eşyalarını yanlarına alarak kaçarken, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Suriye’nin Halep kenti, iki gün boyunca ara sıra çıkan çatışmalar, ateşkes söylentileriyle kesintiye uğrayan sakinlik ve silahlı unsurların geri çekilmesine ilişkin anlaşma gibi gelgitlerin ardından, ordu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında en kötüsünün yaşanacağı endişesiyle nefesini tutup beklemeye başladı.

Suriye hükümeti, sivillerin etkisiz hale getirilmesini ve silahlı grupların Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini talep etti. Dün yaptığı açıklamada ülkenin tüm topraklarında devletin egemenliğinin genişletilmesi gerektiğini vurgulayan hükümet, ‘Suriye devletinin güvenliği sağlamak ve halkı korumak konusunda tek sorumluluk sahibi olduğunun’ altını çizdi. İçişleri Bakanlığı, SDG'nin topçu saldırısı sonucu Halep'teki iç güvenlik güçlerinden üç üyenin yaralandığını bildirdi.

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, dün yerel saatle 15:00'ten itibaren Halep şehrinin kuzeyindeki iki bölgede sokağa çıkma yasağı ilan ederken Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki tüm SDG askeri mevzilerinin ‘ordu için meşru askeri hedefler haline geldiğini’ teyit etti.

Öte yandan Suriye Sivil Savunması dün, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 3 bin sivili tahliye ettiğini duyurdu. Sivil Savunma, resmi platformlarında yayınladığı bir gönderide, tahliyenin SDG'nin birkaç mahalleyi sürekli bombalamasının ardından şehirdeki insani duruma yanıt olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.


Zubeydi “vatana ihanet” suçlamasıyla görevden alındı

Dün Aden'deki bir kontrol noktasında askeri bir aracın etrafında toplanan güvenlik güçleri (Reuters)
Dün Aden'deki bir kontrol noktasında askeri bir aracın etrafında toplanan güvenlik güçleri (Reuters)
TT

Zubeydi “vatana ihanet” suçlamasıyla görevden alındı

Dün Aden'deki bir kontrol noktasında askeri bir aracın etrafında toplanan güvenlik güçleri (Reuters)
Dün Aden'deki bir kontrol noktasında askeri bir aracın etrafında toplanan güvenlik güçleri (Reuters)

Yemen dün, siyaset ve güvenlik düzeyinde, Başkanlık Konseyi’nin Aydarus ez-Zubeydi’yi konsey üyeliğinden uzaklaştırdığını ve ‘vatana ihanet’ suçlamasıyla savcılığa sevk ettiğini açıklanmasının ardından, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle yeni bir kararlılık aşamasına girdi. Bu karar, egemen karar alma sürecinin birliğini tehdit eden ve güney ve doğu illerinde silahlı kaosa yol açan askeri ve güvenlik eylemleri nedeniyle alındı.

Reşad el-Alimi liderliğindeki Yemen Başkanlık Konseyi, mevcut aşamada askeri ve güvenlik düzeyindeki kararlarda ikilemin kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, devlet kurumları çerçevesi dışında faaliyet gösteren silahlı grupların yasaklandığını, sivillerin ve kamu tesislerinin korunacağını ve istisnasız olarak hukukun üstünlüğünün uygulanacağını teyit etti.

Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Zubeydi'nin Riyad'da Güney Geçiş Konseyi (GGK) liderleriyle yapılan toplantıya katılmadığını ve geçici başkent Aden ve çevresindeki birlikleri ve silahları memleketi ed-Dali iline naklettikten sonra bilinmeyen bir yere kaçtığını açıkladı. Bu durum, koalisyonun ed-Dali'de toplanan bu güçleri hedef alan sınırlı bir saldırı düzenlemesine neden oldu.

Yemenli yetkililer, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mehrami'nin emirleri doğrultusunda kapsamlı bir gece sokağa çıkma yasağı ve silahlı araçların hareketinin askıya alınacağını duyurdu.

Hadramut'ta ise Vali Salim el-Hanbaşi, sivilleri tehdit etmek ve güvenliği bozmak için GGK güçleriyle iş birliği yaptığı veya bu güçlere karıştığı kanıtlanan bazı askeri ve güvenlik birimi yetkililerini görevden aldı.


Suriye hükümeti: Halep'teki önlemler, güvenliği sağlamayı ve her türlü silahlı faaliyeti önlemeyi amaçlıyor

İnsanlar eşyalarını taşıyarak 7 Ocak 2026'da Halep'ten kaçıyor (EPA)
İnsanlar eşyalarını taşıyarak 7 Ocak 2026'da Halep'ten kaçıyor (EPA)
TT

Suriye hükümeti: Halep'teki önlemler, güvenliği sağlamayı ve her türlü silahlı faaliyeti önlemeyi amaçlıyor

İnsanlar eşyalarını taşıyarak 7 Ocak 2026'da Halep'ten kaçıyor (EPA)
İnsanlar eşyalarını taşıyarak 7 Ocak 2026'da Halep'ten kaçıyor (EPA)

Suriye hükümeti dün yaptığı açıklamada, Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin çevresinde alınan önlemlerin, güvenlik sağlamak ve yerleşim bölgelerinde silahlı faaliyetlerin önlenmesi veya bu bölgelerin pazarlık kozu olarak kullanılmasının engellenmesi çabalarının bir parçası olduğunu belirtti.

Dün erken saatlerde, Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, ordu ile Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında çatışmaların yeniden başlaması üzerine, yerel saatle 15:00'ten itibaren Halep'in kuzeyindeki iki bölgede sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Suriye Demokratik Güçleri, sakinlerinin çoğunluğunun Kürtlerden oluştuğu Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde bulunduklarını yalanladı.

Suriye hükümeti, SDG'nin Halep şehrinde askeri varlığının olmadığını doğrulamasının “şehrin güvenlik ve askeri işlerinde herhangi bir rol veya müdahaleyi tamamen reddettiğini açıkça kabul ettiği ve Suriye devletinin güvenliği sağlama ve halkı koruma konusunda tek sorumluluk sahibi olduğunu teyit ettiği” şeklinde bir açıklama yaptı.

 7 Ocak 2026'da Suriye'nin Halep kentinden kucağındaki çocuğuyla kaçan bir anne (EPA)7 Ocak 2026'da Suriye'nin Halep kentinden kucağındaki çocuğuyla kaçan bir anne (EPA)

Suriye hükümeti, devletin “silahlı grupların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini terk etmeleri talebini yinelediğini ve sivillerin siyasi veya medyatik tartışmalardan tamamen uzak tutulmasını istediğini” belirtti. Açıklamada ayrıca şunlar da belirtildi: “Suriye devleti, gerilimi artırabilecek ve durumu istikrarsızlaştırabilecek kışkırtıcı söylemleri reddediyor ve Halep'teki duruma yaklaşımın devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü ilkesine dayalı olması gerektiğini vurguluyor.”

Suriye devlet televizyonu El-Ihbariye dün günü erken saatlerde, Halep valiliği yürütme ofisi üyesine atıfta bulunarak, ordu ile SDG arasında yeniden başlayan çatışmaların ortasında, şu ana kadar on binlerce sivilin Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinden tahliye edildiğini bildirdi.

Suriye yetkilisi, SDG'yi sivilleri “canlı kalkan olarak kullanarak” bölgeden ayrılmalarını engellemeye çalışmakla suçladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı, Ordu Harekat Komutanlığı'nın Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini kapalı askeri bölgeler ilan ettiğini ve sivillere SDG mevzilerinden uzak durmaları çağrısında bulunduğunu bildirmişti.

Ordu Harekat Komutanlığı, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki tüm SDG askeri mevzilerinin, “örgütün Halep şehrinin mahallelerine yönelik önemli saldırısının ardından Suriye Arap Ordusu için meşru askeri hedefler” olduğunu belirtti.

 7 Ocak 2026'da eşyalarını taşıyarak Halep'ten kaçan insanlar (EPA)7 Ocak 2026'da eşyalarını taşıyarak Halep'ten kaçan insanlar (EPA)

Suriye hükümet güçleri ile SDG arasındaki çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin devlet kurumlarına entegrasyonunu görüşmek üzere Şam'da bir araya gelmelerinden birkaç gün sonra Halep'te yeniden başladı.

Her iki taraf da şiddetin sorumluluğunu birbirlerine yükledi.

Suriye İçişleri Bakanlığı, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yapılan topçu saldırısı sonucu Halep'teki iç güvenlik güçlerinden 3 kişinin yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre geçen ay Halep'te SDG ile hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Her iki taraf da şiddetin sorumluluğunu birbirlerine yükledi.

10 Mart'ta, Suriye'nin kuzeydoğusunun büyük bir bölümünü kontrol eden SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşma uyarınca SDG, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar devlet kurumlarına entegre etmeyi kabul etti, ancak iki taraf anlaşmanın uygulanmasında çok az ilerleme kaydetti.