Sudan: Seçimler ve görüşler

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
TT

Sudan: Seçimler ve görüşler

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir (Reuters)

*Mustafa el-Fekki
Sudan’da yaşananlardan bahsetmek istiyorum. Çünkü bu Arap Afrika ülkesi, Araplar ve Afrikalılar arasında bir köprüyü temsil eden geniş bir alanı kaplıyor.
Sudan'ı takip edenler, bu ülkenin zengin bir mirasa sahip olduğuna, aynı zamanda Arap komşusu Mısır ile olumlu ve olumsuz bir çatışma halinde yaşadığına ve İngiltere’nin de son 2 yüzyıldır bu ilişkide bir taraf olarak yer aldığına tanık olacak.
Sonuç olarak Mısır’ın Sudan ile olumsuz görüntüsü, tarihsel açıdan İngilizlerin iki ülkede de egemen olduğu dönemle ilişkilendiriliyor. Aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerde, Nil Nehri ve kıtanın merkezindeki kaynakların perspektifinden bakarsak, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya, Sudan’daki çocuklarına ve torunlarıyla bağlantı kurulabilir.
Bu iki ülke, aynı zamanda aralarında ortak bir kültürel miras olan Nubi etnisitesini de barındırıyor.
Burada Mısırlılar ve Sudanlıların hissettiği heyecanlı duygular ve kullandığı ünlü ifadeler arasında takılı kalmak istemiyorum. Sudan’ın yakın tarihindeki önemli olaylara odaklanarak objektif bir görüş doğrultusunda ilerleyeceğim.
Bu çerçevede Kral I. Faruk’un, Mısır ve Sudan Kralıyken, Temmuz "1952 Devrimi" sırasında her şeyin değiştiğini hatırlamak yeterli.
Belki şu anda Sudan devletinin gelişiminde bazı dönüm noktaları aracılığıyla dönüşüm unsurlarına tanık oluyoruz;
İlk olarak; Modern Sudan tarihinin en büyük dönüşümü, Mısır abasından kurtulması ve Temmuz 1952’deki Mısır devrimi sonrasında bağımsızlığına kavuşmasıydı. Sudanlılar, vitrindeki devrim lideri Muhammed Necib ile gerçek lider Cemal Abdunnasır arasında çıkan çatışmalardan derin endişe duyuyordu.
Sudan halkının çoğunluğu, (annesi Sudanlı olduğu ve güneyin kanı damarlarında aktığı söylenene kadar) hayatının uzun yıllarını Sudan’da geçirmiş, yaş olarak en büyük ve Sudan’a en yakın bir lidere yöneldi. Kendisini bir örtü olarak kullanan bir grup subay karşısında mağlup olmuş iyi bir lider olan Necib, o dönemde taraf almaya karar verdi. Daha sonra yıllarca hapis ve sürgün hayatına tanık oldu. 1956 yılının ilk günü, Sudan’ın bağımsızlığına tanık oldu. Sudan’ın bu dönüşümüne o dönemde birçok insan şaşırmıştı. Federal parti lideri İsmail el-Ezheri, Mısır ile birliğe duyduğu sadakatten ülkesinin bağımsızlığının sadakatine yöneldi. Abdunnasır ise, Sudan'la değil Suriye ile birleşmeyi istiyor ve Mısır’ın bağımsızlığını kutluyordu.
İki ülke arasındaki ilişkiler ise, Hartum’un bağımsızlığından Nisan 2019’da Ömer el-Beşir’in devrilmesine kadar iniş ve çıkışlara tanık oldu.
İkinci olarak; Sudan, çoklu sistemler ve ardışık hükümetlerden geçti. (Mısır ve Sudan arasındaki tartışmalı sınır üçgeni olan) Halayeb ve Shalateen sorununu gündeme getiren Abdullah Halil hükümeti, 1956 yılında Nil Suyu Anlaşması’nın imzalanmasına rağmen Hartum’un bu anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler’e (BM) şikayet edene kadar, Mısır-Sudan ilişkilerinde çok tecrübesizdi. Daha sonra Mısır ile belirsiz ilişkilere sahip İbrahim Abud iktidara geldi. Sudan halkı, 11 Ekim 1964 yılında sivil bir isyanla onu devirene kadar yönetimde kaldı. Ardından Sudan arenasına geleneksel partiler hakim olmaya başladı.
El-Ensar ve el-Hatmiyye ile Beytu-l Mehdi ve Beytu-l el-Mirgani grupları arasındaki çatışma alevlendi. İmam el-Hadi el-Mehdi öldürüldü ve yerine Başbakan olarak Sadık el-Mehdi geçti. Kendisi, Oxford Üniversitesi’nde okumuş büyük bir Afrikalı Arap entelektüeldi.
Sadık el-Mehdi herkes tarafından büyük dedesi İmam Mehdi’nin (Muhammed Ahmed) tarihi konumunun bir uzantısı olarak görülüyordu. Yirmili yaşlarındaki Sadık, Cafer Muhammed el-Numeyri askeri bir darbeyle başa geçene kadar iktidarda kaldı. Bu dönemde ise Kahire ve Hartum arasındaki ilişkilerde farklı bir sayfa da açılmış oldu.
Üçüncü olarak; Sudan ardarda demokratik ve askeri yönetim dönemleri yaşadı. Muhtemelen bu durum, başta Ömer el-Beşir ve rejiminin devrilmesi sonrasında Sudan’ı yöneten egemen konseylerde eşitliğe kapı araladı.
Ulusal bir rol üstlenen Muhammed Ahmed (Mehdi), İngiliz subay George Gordon’un suikastında tarihi bir rol oynamıştı. Serendib adasında sürgünde olan Mısırlı bir liderle bu İngiliz subayı takas etmek istemesi dolayısıyla daha sonra olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Sürgünde olan bu isim ise Mısır ordusundaki Ahmed Arabi Paşa’ydı. Bu dönemde Sudan ile Mısır arasındaki ilişkilerin bir iyileşme sürecine ve hatta refah düzeyine tanık olduğunu itiraf etmeliyim. Bu durum, neredeyse 15 yıl süren Numeyri döneminde de görüldü. Numeyri, 1985 yılında sivil bir darbeyle devrilene kadar müttefiki Kahire ile ılımlı politikalar yürüttü. Ardından Abdurrahman Suvar el-Zeheb, iktidara geçerek, bir yıl sonra seçime gitme taahhüdünde bulundu. Suvar el-Zeheb, ülkede demokrasiyi etkinleştirmeye çalıştı. Numeyri’nin, devrilmesi sonrasında Kahire’de yaşadığını da not olarak ekleyebiliriz.
Mısır’da dönemin Cumhurbaşkanı Mübarek, eski müttefiki Muhammed Numeyri’yi Sudan yargısına teslim etmeyi kabul etmemişti. Cumhurbaşkanlığı yıllarının sonunda da eski Sudan lideriyle şahsen ilgilendi.
Dördüncü olarak; Burada Ömer el-Beşir’in, rejiminin ve yönetiminde olduğu İslami Cephe’nin hatalarından söz ederken, Sudan’ın gerçek bir zorbalığa tanık olduğunu bilimsel ve tarafsız bir şekilde belirtmekteyim. Zira Güney Sudan’ın ayrılması, Beşir rejimi için yeterli bir özet olur. Hala Güney lideri John Garang’ın bana şahsen “ayrılmak istemediğini” söylediğini hatırlıyorum. Ancak o, Hristiyan bir güneylinin de Müslüman bir kuzeyli gibi devlet başkanı olabileceği birleşik ve demokratik Sudan istiyordu. Eğer bu cümlede bir yanlışlık varsa, kuzeyin tamamen Müslüman olduğu bilgisi olabilir, güneyin tamamının da Afrika’da büyük bir yüzölçümüne sahip birleşik Sudan devletinde tamamen Hristiyan olmaması gibi.
Bu birleşik devlet, tüm komşu halklarının gıda ambarı olarak tanımlanıyordu. Ancak yöneticilerin şiddeti, siyasi çatışmanın hataları ve kamuda ardı ardına yaşanan bölünmelerin neden olduğu bir baskıyla karşı karşıya kalındı ve Ömer el-Beşir döneminde Sudan, Mısır’a karşı açık şekilde düşmanca bir tavır aldı. Numeyri, Bağdat zirvesinde Mısır ile ilişkileri kesme kararlarını kabul etmezken, Ömer el-Beşir ise politikalarının çoğunda Kahire ile çatışmak için yarıştı. Hatta iki erkek kardeş arasında karşılıklı anlaşmazlığa neden olmak için Halayeb ve Shalateen sorununa yatırım yaptı. Sınır sorununu yeniden BM’ye taşıdı. Aynı şekilde Mısır’ın Batı Asya’daki, Körfez bölgesindeki düşmanlarıyla ve Fars devletiyle ittifakı kabul etti. Politikalarında Mısır’a ve tarihine olan nefretini dile getirdi.
Kahireli yetkililer, çeşitli dönemlerde Beşir'i yatıştırmaya ve ona yaklaşmaya çalışsalar da Sudan’ın yavaş yavaş Mısır’dan uzaklaşmasına olanak tanıdı. Hatta Hedasi (Nahda) Barajı görüşmeleri sırasında Hartum’un tavrı, Mısırlıların beklediğinin aksine Kahire’ye karşıydı.
Mısır’ın 1989 yılında Sudan’daki devrime yönelik memnuniyeti iyi biliniyor. Ben de o dönemin bir görgü tanığıyım. Ama daha sonra Beşir ve onunla birlikte Hasan el-Turabi’nin davranışları da hayal kırıklığına neden oldu. Şu an Ömer el-Beşir’in hatalarından bahsettiğimde ona karşı olduğum yönünde kişisel bir tavrı açığa vurmuyorum. 2011 yılında bu pozisyona seçilmem halinde ülkesinin Arap Birliği’ne üyeliğini dondurmakla tehdit ettiğinde, Arap Birliği Genel Sekreteri olarak adaylığıma itiraz etmesi öncesinde de hayatına dair çok şey söyledim.
Açık şekilde yazıyorum; Sudan’ın yeni bir rejimde direnç kazanmasını umuyorum. Aynı zamanda askeri veya sivil herkesin tarih bilinci, özgürlük tutkusu, Arap, Afrikalı ve İslami oluşumlarla birlik içinde tüm Arap ve Afrika halklarından birini memnun etmesini arzu ediyorum.
*Independent Arabia'da yayınlanan makale



Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?


Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) bugün, SDG'nin Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzilerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alması sonucu Halep'te bir Suriye askerinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ajans daha sonra, SDG'nin Halep'in el-Meydan mahallesindeki konut binalarını bombalaması sonucu 3 sivilin öldüğünü ve birçok kişinin yaralandığını bildirdi.

SDG ise Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Şeyh Maksud mahallesini keşif uçağıyla hedef aldığını ve mahalle sakinlerinden birinin öldüğünü açıkladı.

cdfvgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 10 Mart'ta Şam'da SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın SDG Lideri Mazlum Abdi ile imzalanması sırasında (EPA)

Geçen ay Halep'te SDG ile Suriye hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Suriye hükümeti, SDG'yi Halep'te hükümetin iç güvenlik güçlerine saldırmakla suçlarken, SDG ise Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını iddia etti.

10 Mart'ta SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma uyarınca, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar Suriye devletine entegre etmeyi kabul etti.

SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki son çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin Şam'da bir araya gelerek aralarındaki askeri entegrasyonu görüşmelerinden iki gün sonra meydana geldi.


Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
TT

Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)

Suudi Arabistan, Güney Yemen’deki son gelişmelere karşı yüksek düzeyde bir ihtiyat ve sakin bir yaklaşım sergiledi. Analistler, bu yaklaşımın, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü ele geçirmesine rağmen, Yemen hükümeti veya Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile herhangi bir koordinasyon sağlanmaması sonrası gösterildiğini belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Riyad’da Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarından isimleri kabul etmesini (Bunlar arasında Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ve Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura da yer aldı), Suudi Arabistan’ın Yemen’deki karmaşık durumu yönetirken izlediği akıllı ve temkinli politikanın somut bir örneği olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Yemen’deki son gelişmelere karşı izlediği ihtiyatlı ve kapsayıcı politikasını sürdürdü. Bin Sakr, “Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Merhum Kral Abdulaziz döneminden itibaren ihtiyat ve bilgelik temelinde bir dış politika izliyor. Bu anlayış, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarıyla yaptığı görüşmede de ortaya çıktı” dedi.

Bin Sakr, Suudi yaklaşımını şöyle açıkladı: “Taraflar doğru yola döndüklerinde ve Suudi çağrılarına yanıt verdiklerinde, Prens Halid ve Suudi yönetimi onları kucaklayarak ihtiyat ve kapsayıcılık ilkelerini uyguladı. Bu yaklaşım, Suudi yönetiminin temel değerlerini ve etik anlayışını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’e sadece komşu olduğu için değil, iki halk arasındaki ortak gelenekler ve sosyal bağlar nedeniyle de özel önem veriyor.”

Gelişmeler çerçevesinde, 3 Aralık’ta GGK, doğu eyaletlerine askeri konvoylar göndererek Seyun’daki Birinci Askerî Bölge Karargâhı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil olmak üzere bazı kilit kurumları kontrol altına aldı. GGK güçleri ayrıca Mukalla ve el-Mehra’da da konuşlandı; ancak buralarda çatışma yaşanmadı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak amacıyla Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet, GGK güçlerinin Aden ve doğudaki ilgili vilayetlere geri çekilmesini ve Vatan Kalkanı Güçleri’nin söz konusu bölgelere yerleşmesini talep etti.

vfgbhyj
Durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak için Hadramut'u ziyaret eden Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani (X)

27 Aralık’ta Halid bin Selman, ‘Yemen’deki Halkımıza’ başlıklı bir mesaj yayımladı. Mesajında güneyin davasının adaletini anlattı, güvenli güney vilayetlerinin boşuna çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı ve Yemen’in karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında olunmasını istedi. Ayrıca fırsat kollayan güçlerin Yemen ve bölgedeki hedeflerine ulaşmalarına izin verilmemesi çağrısında bulundu.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki siyasi yapıda düşmanı olmadığını ve tüm tarafların tutumlarını anladığını belirterek, bunun Riyad’ı Yemen’deki çatışmaların çözümünde hem kapsayıcı hem de arabulucu bir rol üstlenmeye uygun kıldığını söyledi.

Bin Sakr, “Yemen’deki durumun iki ana boyutu var: Birincisi Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin korunması, ikincisi ise Yemen’in istikrarının ve refahının sağlanması” dedi.

frgt
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura ile yaptığı görüşmede (Ebu Zura'nın X hesabı)

Son günlerde meşru hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun hava desteğiyle birlikte Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü yeniden sağladı. GGK’ye bağlı güçler ise sınırlı çatışmaların ardından kendi bölgelerine çekildi.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyine yönelik yapıcı tutumunu ve tarafların görüşlerine açık yaklaşımını, ‘Yemen’de uzun vadeli istikrarın sağlanması sürecinin bir parçası’ olarak nitelendirdi.

Bin Sakr, “Yemen birliğinin mevcut entegrasyon yapısında bazı sorunların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu nedenle güneyin taleplerini makul çözümlerle karşılamak, Suudi stratejisinin bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Yemen’deki istikrarı tehdit eden dış müdahalelerin önünü kesmeyi ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik çıkarlarını korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik tutumunun net olduğunu, amacın ülkenin tüm bileşenleriyle birlikte Yemen’in güvenliğini ve istikrarını sağlamak olduğunu belirtti. El-Habbas, Riyad’ın Yemen’in güneyindeki gelişmelerle ilgili yaklaşımını değerlendirirken, “Yemen, Suudi Arabistan için stratejik bir alan. Burada yaşananlar, doğrudan Suudi ulusal güvenliğini etkiliyor” dedi.

xscdfvgbhyju
Mukalla şehrine konuşlandırılan Vatan Kalkanı Güçleri (Reuters)

El-Habbas, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliği ve istikrarını desteklemeye kararlı olduğunu ve tüm ulusal bileşenler arasında eşit mesafede durduğunu vurguladı.

El-Habbas’a göre, Riyad’ın yakın bir tarihte düzenleyeceği Güney Diyalog Konferansı’na, tüm ilgili güney güçlerinin, hatta GGK’nin de katılacak olması, Suudi Arabistan’ın sorumlu ve kapsayıcı yaklaşımının açık bir göstergesi. Bu yaklaşım, güney meselesinin kaderinin zorla dayatma veya askeri darbe yoluyla değil; diyalog ve diplomatik süreç yoluyla belirlenmesini sağlıyor.