Japonya ve Güney Kore arasında yeniden alevlenen krizin temelinde hangi sebepler yatıyor?

Tokyo’da bir kadın Japonya ve Güney Kore bayrakları önünde yürüdüğü esnada (Arşiv- AP)
Tokyo’da bir kadın Japonya ve Güney Kore bayrakları önünde yürüdüğü esnada (Arşiv- AP)
TT

Japonya ve Güney Kore arasında yeniden alevlenen krizin temelinde hangi sebepler yatıyor?

Tokyo’da bir kadın Japonya ve Güney Kore bayrakları önünde yürüdüğü esnada (Arşiv- AP)
Tokyo’da bir kadın Japonya ve Güney Kore bayrakları önünde yürüdüğü esnada (Arşiv- AP)

Güney Kore’nin, Uluslararası Olimpiyat Komitesine (IOC) gönderdiği mektupta, Japonya'nın imparatorluk dönemine ait Yükselen Güneş Bayrağı’nın 2020 Tokyo Olimpiyatları müsabakalarında kullanılmaması talebi, iki taraf arasındaki tarihi krizi yeniden alevlendirdi.
Güney Kore Kültür, Spor ve Turizm Bakanı Park Yang Woo, IOC’ye yazdığı mektupta, Avrupalılar için Nazilerin gamalı haç sembolü ne anlama geliyorsa, Yükselen Güneş Bayrağı'nın da Kore, Çin ve birçok Asya ülkesi aynı şeyleri çağrıştırdığını, tarihi acıları ve yaraları hatırlattığını ifade etti.
Japonya’nın 1910-1945 arasında Kore Yarımadası'nı sömürgeleştirmesi iki ülke ilişkilerine gölge düşürmüş, Güney Kore Yüksek Mahkemesi’nin geçen yılın sonuna doğru aldığı kararla iki ülke arasındaki kriz güvenlik ve ticari işbirliğine uzanmıştı. Söz konusu mahkeme kararında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon firmalarca zorunlu işçi olarak çalıştırılan Güney Koreliler’e tazminat ödenmesi yönünde hüküm verilmişti. Japonya karara itiraz ederek, bu meselenin 1965 yılında ilişkilerin normalleşmesi adına yapılan anlaşmalarda çözüme kavuştuğunu belirtti. Güney Kore makamları bunun üzerine geçen ay Japonya ile istihbarat paylaşımını öngören anlaşmadan tek taraflı çekildiğini ilan etmiş ardından Japonya da Güney Kore’yi imtiyazlı ticaret statüsündeki ülkeler listesinden çıkardığını açıklamıştı.
İlişkilerdeki kriz aynı zamanda iki taraf arasındaki seyahati de vurdu. Nitekim bir Japon havayolu şirketi geçen hafta Güney Kore'ye yapılan bazı uçuşları durduracağını duyurmuştu.
Bu ayın başında Güney Kore’nin Japonya büyükelçiliğine Korelileri avlamakla tehdit eden bir mektup gönderilmesi tansiyonu yine tırmandırdı. Mektubun içinde mermiye bezeyen bir cismin de bulunduğu ve mektupta, "Bir tüfek buldum ve Korelileri avlıyorum" ifadelerinin yazdığı belirtilmişti.
Güney Kore'nin, 2. Dünya Savaşı'nda Japon ordusunun seks kölesi yaptığı kadınları temsil eden bir heykeli Busan kentindeki Japonya Konsolosluğu önüne yerleştirmesi Japonya'yı kızdırmış, Tokyo yönetimi, Güney Kore Büyükelçisi ve Konsolosunu geri çağırmıştı.
Sömürgecilik yılları
İki ülke arasında gelişen tüm bu çatışmaların temeli 1910 yılında atıldı.
Güney Kore ve Japonya arasında imzalanan ve Kore İmparatoru’nun tüm yetkilerinden feragat ettiğini belirten anlaşmanın ardından Japonya, 29 Ağustos 1910 yılında Güney Kore’yi ilhak etti. Kore’nin işgali 35 yıl sürdü. 2. Dünya Savaşında Japon İmparatoru’nun düşüşüyle beraber Kore toprakları uluslararası güçlere teslim edildi. Japonya, 1910’da ilk olarak Güney Kore'nin Dokdo adasını işgal etti. Bu dönemde Japon yöneticileri sömürge altındaki Korelilerin kültürünü yok etme hamlesinde bulunarak Japoncanın öğretilmesini zorunlu hale getirdi.
‘Teselli kadınları’
İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon askerlerin seks kölesi haline getirdiği Güney Koreli kadınlar iki ülke arasında yıllardır süregelen krizin kaynağıdır.
AFP’de yer alan habere göre, birçok tarihçi, bu hususta çoğu Kore’den olmak üzere Çin, Endonezya ve diğer Asya ülkelerinden 200 bin kadının Japon ordusu tarafından istismar edildiğine işaret ediyor.
Aralık 2015’te Japonya bu konuda bir adım atarak Güney Kore’den özür diledi ve iki taraf arasında yapılan anlaşması uyarınca Japon tarafı kurbanlar için oluşturulan Güney Kore idaresindeki devlet fonuna 1 milyar yen (7.5 milyon Euro) ödemeyi kabul etti. Ancak daha önce görevden alınan Eski Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-hye döneminde imzalanan anlaşma birçok çevrenin tepkisine neden oldu.
Güney Kore’nin mevcut Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in, seçim kampanyasında anlaşmayı yeniden gözden geçirecekleri vaadinde bulunmuş akabinde bu konunun incelemesi için özel bir ekip kurmuştu.
Ekibin daha sonra yayınladığı raporda, müzakerelerin kurbanların görüşlerine danışılmadan gerçekleştirildiği belirtildi.
Güney Kore Dışişleri Bakanlığı, anlaşmayı ‘incitici’ diye niteleyerek kurbanlardan özür diledi.
Güney Kore’nin yeni yönetimi Japonya ile anlaşmadan tahakkuk eden meblağın devamını istemediğini, bugüne dek alınanların olduğu gibi teslim edileceğini ve Japonların bu meseleyi maddi tazminatla çözdükleri fikrine kapılmamaları gerektiğini ifade etmişti.
Zorunlu işçi olarak çalıştırılan Güney Koreliler’in tazminatı
Güney Kore Yüksek Mahkemesi’nin geçen yılın sonuna doğru aldığı kararda, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon firmalarca zorunlu işçi olarak çalıştırılan Güney Koreliler’e tazminat ödenmesi yönünde hüküm verildi. Japonya karara itiraz ederek, bu meselenin 1965 yılında ilişkilerin normalleşmesi adına yapılan anlaşmalarda çözüme kavuştuğunu belirtti. Bu konuda ABD’nin de desteğini alan Japonya tarafı, iki taraf arasında imzalanan San Francisco Barış Antlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle ilişkilerin normalleştiğini ve tazminatların söz konusu olmadığını savunuyor.
Aralarında Japon hukukçularının da bulunduğu birçok hukuk insanı, devletlerarası imzalanan anlaşmaların bazı kişilerin tazminat talebini engelleyemeyeceğine dikkati çekiyor.
Güney Kore'deki iki mahkemenin verdiği karar da hukukçuların dediklerini teyit ediyor. Temmuz 2013’te Güney Kore'de bir alt mahkeme İkinci Dünya Savaşı döneminde 10 Güney Kore vatandaşını zorla çalıştırdığı gerekçesiyle Nippon Kok Kömürü ve Mühendislik Şirketi, Nippon Çelik Şirketi, Mitsubishi Ağır Sanayi Şirketi ve Sumitomo Metal Şirketi aleyhine tazminat davaları açtı. Güney Kore Yüksek Mahkemesi, 26 Temmuz tarihinde alt mahkemenin aldığı kararı onayarak 10 Güney Kore vatandaşını zorla çalıştırdığı gerekçesiyle söz konusu şirketleri tazminat ödemeye mahkum etti.
Güney Koreli tarihçilere göre, savaş döneminde yaklaşık yaklaşık 300 Japon şirketi 1.2 milyon Koreliyi işçi olarak çalışmaya zorladı.
Japonya Dışişleri Bakanı Taro Kono, Temmuz’da Güney Kore'ye iki ülke arasındaki ihtilafı çözmek üzere tarafsız bir ülkenin de dahil olacağı görüşme teklifinde bulunmuş, teklife cevap verilmesi için de bir gün süre tanımıştı. Seul hükümeti bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Kono, Güney Kore'nin Tokyo Büyükelçisi Nam Gwan-pyo'yu Dışişleri Bakanlığına çağırdı.
Kono, Büyükelçi ile görüşmesinde Güney Kore ile 1965'te diplomatik ilişkilerin normalleşmesi için yürütülen görüşmelerin ardından imzalanan anlaşmayla, bu ülkeye aktarılan hibe, bağış ve kredilerin "savaş tazminatı" niteliğinde olduğunu ve anlaşmayla tazminat konusunun kapandığını ileri sürdü.
1965 anlaşması
Güney Kore’nin eski askeri lideri General Park Chung-hee döneminde imzalanan 1965 anlaşması, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini öngörüyor. Bu anlaşmanın en önemli şartı Japonya’nın Kore’yi işgal yıllarında yaptığı eylemlerden dolayı özür dilemesi ve mağdurlara zararlarının tazmin edilmesiydi. Japonya bu uzlaşmanın savaş zamanı uygulamalarına dair tüm ekonomik hak iddialarını düşürdüğünü savunuyor.
Anlaşmanın imzalandığı dönemde Kore halkı büyük tepki göstermiş ve protesto gösterileri düzenlemişti. 1990’lı yıllarda ülkede yapılan reformlar sonucu vatandaşlar bir kez daha bu konuyla ilgili eleştirilerini yüksek sesle dillendirme imkanına kavuştu. Bu çerçevede bir grup Koreli vatandaş 1992’de Japonya büyükelçiliği önünde haftalık protesto eylemleri düzenliyordu.
2015’te yapılan bir anlaşmayla Japonya 1 milyar yen tazminat ödemeyi kabul etti. 2017’de göreve gelen Moon Jae-in ise konuyu yeniden gözden geçireceğini açıklayarak iki taraf arasındaki tansiyonu tırmandırdı.
Ticaret anlaşmazlığı
İki taraf arasındaki diplomatik anlaşmazlıklar doğal olarak ticari ilişkileri de etkiledi.
Japonya, temmuz başında aldığı kararla, Güney Kore'den florlanmış polimid, hidrojen florid ve resist maddelerinin ithalatının, bireysel izne bağlı hale getirileceğini bildirdi. Tokyo bundan önce de Güney Kore'ye satılan yüksek teknoloji malzemelerinin ihracat kontrollerinin sıkılaştırma kararı aldı.
Güney Koreli yetkililer, kısıtlamanın uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek, Japonya'yı Dünya Ticaret Örgütü'ne şikayet edeceklerini açıkladı.
Güney Kore Ticaret Bakanı Yoo Myunghee, Çarşamba günkü açıklamasında, Japonya'nın iletkenlerin ve dijital ekranların üretiminde kullanılan 3 maddenin Güney Kore'ye satışına kısıtlama getiren kararına karşı Dünya Ticaret Örgütüne (DTÖ) başvurduklarını duyurdu.
İki ülke de, Kore’nin kurtuluşunun 70’inci yıldönümü ve Japonya ile ilişkilerin normalleşmesinin 50’inci yıldönümünü olan 2015 yılında tarihi meseleleri çözüme kavuşturma fırsatını kaçırdı.
İhtilaflı Liancourt Kayalıkları
Günye Kore ve Japonya arasındaki bir diğer tartışma konusu ise “Liancourt Kayalıkları” olarak da bilinen Japon Denizi’nde bulunan takımadalar. Güney Kore’nin "Dokdo", Japonların ise "Takeşima" olarak adlandırdıkları takımadalar uzun zamandır iki ülke arasında egemenlik tartışmalarına konu oluyor.
Bu bölgede doğalgaz rezervlerinin olduğu biliniyor. Güney Kore’ye bağlı sınır koruma birlikleri 1954’ten bu yana adalarda bulunuyor.



Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
TT

Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)

Sırbistan'da, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın otel projesiyle ilgili dava başladı. 

Sırbistan Kültür Bakanı Nikola Selakovic, Kültür Bakanlığı Sekreteri Slavica Jelaca, Sırp Kültür Anıtları Koruma Enstitüsü Başkan Vekili Goran Vasic ve Belgrad Kültür Enstitüsü Müdür Vekili Aleksandar Ivanovic, çarşamba günü mahkemeye çıktı. 

4 yetkili de görevi kötüye kullanma ve belgede sahtecilikle suçlanıyor. 

Selakovic'in avukatı Vladimir Djukanovic, müvekkilinin otel projesinden kişisel kazanç elde etmediğini ve suçlamaların asılsız olduğunu savundu: 

Zarar gören tek taraf Sırbistan Cumhuriyeti oldu, ABD'yle ilişkilerimizi iyileştirebilecek kazançlı bir anlaşma yok edildi.

BBC'nin aktardığına göre sanıklar, suçlu bulunmaları halinde üçer yıl hapis cezası alabilir. Diğer yandan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, böyle bir karar verilmesi durumunda yetkililer hakkında af çıkaracağını söylemişti.

Protestocular, mahkeme binasının önünde toplanarak "Hırsızlar!" sloganlarıyla otel projesinde yer alan yetkililere tepki gösterdi. 

Eylemcilerden öğrenci Dimitrije Radojevic, davayı "Hepimiz için bir sınav" diye niteledi.

 Selakovic ve diğer üç sanık, haklarındaki suçlamaları reddetti. Duruşma 15 Nisan'a ertelendi.

Sözkonusu isimler hakkındaki iddianame, Organize Suçlardan Sorumlu Kamu Başsavcılığı'nın internet sitesinde aralıkta yayımlanmıştı. 

Bunun üzerine Kushner'ın firması Affinity Partners hızlıca bir açıklama yayımlayarak Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin iptal edildiğini duyurmuştu.

Lüks otel Trump markasını taşıyacağı için projede Cumhuriyetçi liderin oğulları Eric ve Donald Jr. tarafından yönetilen Trump Organization da yer alıyordu.

Kushner'ın iki yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı projenin 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı, kültürel koruma statüsüne sahip eski Genelkurmaylık binasının yer aldığı bölgede yapılması öngörülüyordu.

Vucic, bölgenin kültürel koruma statüsünü 2024'te kaldırmıştı. Ayrıca Kushner'ın firması Affinity Partners'la 99 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştı. Bunun ardından ülkede büyük protestolar patlak vermişti. 

Cumhurbaşkanının liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi, çoğunluğu elinde bulundurduğu Parlamento'da geçen yıl kasımda geçirdiği yasayla inşaatın önünü açmıştı. 

Hükümetin bu hamlesine muhalefetten de sert tepkiler gelmişti. Merkez sol Özgür ve Adalet Parti'den parlamenter Marinika Tepić, hükümeti "Donald Trump'ı memnun etmek uğruna ülke tarihini yok etmekle" suçlamıştı.

Independent Türkçe, BBC, Times of Israel


Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)

Birleşik Krallık'ın (BK) eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson'ın Jeffrey Epstein'le bağlantıları, İşçi Partisi'ni sarsmaya devam ediyor.  

Başbakan Keir Starmer'ın, Parlamento'da dün düzenlenen oturumda Mandelson'ı büyükelçi olarak atamadan önce siyasetçinin Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylemesi şok etkisi yarattı. 

İşçi Partisi lideri Starmer, Mandelson hakkında "Büyükelçi olarak atanmasından önce ve görev süresi boyunca Epstein'le ilişkisi sorulduğunda ekibime defalarca yalan söyledi" dedi.

Mandelson'ı büyükelçi olarak atadığı için pişmanlık duyduğunu dile getiren Starmer, "O zaman bugün bildiklerimi bilseydim, hükümetin yakınından bile geçemezdi" dedi.

"Her şey bitti"

Guardian'ın analizinde, Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen Mandelson'ı büyükelçi olarak ataması nedeniyle Starmer'ın koltuğunu kaybedebileceği yazılıyor. 

Eskiden Starmer'a yakın olan fakat adının paylaşılmamasını isteyen bir parlamenter, oturuma dair "Atmosferin değiştiğini hissedebiliyordunuz, ortam kararmaya başlamıştı" diyor. 

Başka bir parlamenter de "Bu savunulamaz bir şey. Peter'ın Epstein'le ilişkisini bilmelerine rağmen yine de onu göreve getirdiler" ifadelerini kullanıyor ve ekliyor: 

Keir bunu itiraf ettiği anda her şey bitti.

Eski bir bakan da "Yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi, ne kadar erken olursa o kadar iyi" diyerek, Starmer'ın geleceğinin tehlikede olduğunu vurguluyor. 

Starmer, Mandelson'ı atarken, Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerindeki görevinin yanı sıra 2004-2008'de Avrupa Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi olmasının, Donald Trump yönetimiyle ilişkileri yürütmek için onu ideal bir isim kıldığını savunmuştu. 

BBC'nin Newsnight programına katılan İşçi Partili Barry Gardiner, Starmer'ın istifa ihtimaline dair şunları söyledi: 

Bence ülkenin çıkarları için neyin en iyi olduğunu detaylıca düşünmesi gerek.

2020'deki İşçi Partisi liderlik yarışında Starmer'a rakip olan Rebecca Long-Bailey de Mandelson'ın atanmasının "felaket bir karar" olduğunu söyleyerek, başbakanın "yanıtlaması gereken büyük sorularla" karşı karşıya kaldığını ekledi.

Mandelson'ın Epstein'le bağlantıları

ABD'de yürütülen Epstein davasıyla ilgili 9 Eylül'de ortaya çıkan yazışmalarda, Mandelson'ın Epstein'e gönderdiği doğum günü mesajında, iş insanından "En iyi dostum" diye bahsettiği görülmüştü. Bunun ardından Starmer'ın talimatıyla, 10 Şubat 2025'te başladığı büyükelçilik görevinden 11 Eylül 2025'te alınmıştı. 

Geçen hafta yayımlanan belgelerde, 72 yaşındaki siyasetçinin Epstein'den 75 bin dolar civarında ödeme aldığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca Epstein'in, Mandelson'ın eşinin osteopati eğitimi için yaklaşık 10 bin sterlin (yaklaşık 592 bin TL) ödeme yaptığı da görülmüştü. 

Mandelson ise bu paraları aldığını hatırlamadığını savunmuş, belgelerin gerçekliğinin araştıracağını söylemişti. 

Mandelson geçen hafta İşçi Partisi'nden, 3 Şubat'ta da Lordlar Kamarası'ndan istifa etmişti. 

frgthy
Son dava belgelerinde Epstein'le Mandelson'un birlikte görüldüğü kareler de paylaşıldı (ABD Temsilciler Meclisi)

Kamu görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Mandelson'ın, ekonomik olarak zor durumdaki Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere destek sağlamak amacıyla planlanan 500 milyar euroluk kurtarma fonuna ilişkin bazı bilgileri Epstein'e sızdırdığı da yeni belgelerdeki iddialar arasında. 

Buna ek olarak Mandelson'ın 2008-2009 finansal krizi sırasında Londra yönetiminin para politikalarına dair hassas bilgileri Epstein'le paylaştığı da savunuluyor. 

Epstein hakkında reşit olmayan kızlara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla 2005'te soruşturma başlatılmıştı. İş insanı, 2008'de mahkemeyle yaptığı anlaşma kapsamında "fuhuşa teşvik" suçunu kabul etmiş, karşılığında 18 aylığına açık cezaevine gönderilmişti. Haftada 6 gün, günde 12 saat ofisine gitmek için izin alan Epstein, 13 ay sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakılmıştı. 

"Mandelson ülkemize ihanet etti"

Mandelson ve Epstein arasındaki yazışmaların bu döneme denk gelmesi ve Britanyalı siyasetçinin, hapse girip çıktıktan sonra da iş insanıyla ilişkisini sürdürmesi dikkat çekiyor. 

Başbakan Starmer, Mandelson'ın Epstein'le ilişkisinin detaylarının ve iş insanıyla hassas bilgileri paylaşmasının "son derece öfkelendirici" olduğunu belirterek şunları söyledi: 

Mandelson ülkemize, parlamentomuza ve partime ihanet etti.

Starmer, Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması öncesinde yapılan güvenlik soruşturması hakkındaki belgelerin en kısa zamanda yayımlanacağını taahhüt ederken, dokümanlarda ulusal güvenlik ve uluslararası ilişkileri etkileyebilecek unsurların kapsam dışında tutulacağını söyledi. 

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN, Reuters


Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
TT

Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)

Geçen ay Minneapolis sokaklarında federal ajanların iki ABD vatandaşını vurarak öldürmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, göçmenlik konusundaki sert önlemlerinde "biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebileceğini" itiraf etti.

Çarşamba günü yayımlanan, Trump'ın Super Bowl öncesinde NBC News'ten Tom Llamas'a verdiği röportajdan bir kesitte başkan, İç Güvenlik Bakanlığı'nın ülke genelinde protestolara yol açan Minnesota'daki geniş kapsamlı göçmenlik operasyonuna değindi.

Minneapolis'ten ne ders çıkardığı sorulunca Trump, "Belki biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebiliriz diye düşündüm. Ama yine de sert olmak zorundayız. Gerçekten tehlikeli suçlularla uğraşıyoruz" dedi.

Trump yönetimi Minnesota'da "kötülerin en kötüsü"nün peşinde olduğunu iddia ederken, üç çocuk annesi Renee Good ve yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti, operasyonda öldürülmüştü.

37 yaşındaki Good, 7 Ocak'ta arabasının direksiyonunda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yine 37 yaşındaki Pretti ise 24 Ocak'ta Sınır Devriyesi ajanlarıyla girdiği arbede sırasında açılan ateş sonucu ölmüştü.

Trump yönetimi her iki olayı da meşru müdafaa olarak nitelendirdi ancak bu gerekçe sorgulanıyor.

İç Güvenlik Bakanlığı'na göre Minnesota'daki federal ajanlar son haftalarda binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Minnesota Star Tribune'un yakın tarihli bir haberine göre, Minnesota'daki bir federal binada tutulanlar, yiyecek ve tıbbi bakımdan mahrum bırakılma da dahil insanlık dışı koşulları anlattı.

Minnesota'daki karışıklık ortamında, Trump'ın sınır sorumlusu Tom Homan çarşamba günü erken saatlerde 700 federal ajanın Minnesota'dan çekileceğini ve eyalette yaklaşık 2 bin görevlinin kalacağını duyurdu.

Homan, "çekilmenin kamu güvenliği tehditlerinin topluma geri salınmasını önlemek için ilçe hapishaneleri ve ICE arasında yasal bir şekilde koordinasyonu artırma" konusunda eyalet ve yerel yetkililerle yapılan "verimli görüşmelerin" sonucu olduğunu söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz, X'te Homan'ın duyurusunun "doğru yönde bir adım olduğunu ancak güçlerin daha hızlı ve daha fazla çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Walz ayrıca Good ve Pretti'nin öldürülmesiyle ilgili eyalet öncülüğünde soruşturulma çağrısında bulundu.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, kalan 2 bin ajanı gerekçe göstererek, çekilmenin "gerilimi azaltma anlamına gelmediğini" savundu. İç Güvenlik Bakanlığı'nın Minnesota'daki operasyonunun "sakinlerle işletmeler için felaket olduğunu ve derhal sona ermesi gerektiğini" söyledi.

Independent Türkçe