BMGK, Saudi Aramco'ya yapılan saldırı karşısında kınamanın haricinde ne yapabilir?

(AFP)
(AFP)
TT

BMGK, Saudi Aramco'ya yapılan saldırı karşısında kınamanın haricinde ne yapabilir?

(AFP)
(AFP)

İnci Mecdi
ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Kelly Craft, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Yemen konulu bu haftaki oturumunda, ABD’nin, Saudi Aramco şirketine ait Abkayk (Abqaiq) ve Hurays (Khurais) petrol tesislerini hedef alan saldırıyı kınadığını söyledi.
Saldırıları, ‘çok endişe verici’ olarak nitelendiren Craft, bunun ‘küresel enerji kaynaklarına doğrudan saldırı’ olduğunu vurguladı.
Saudi Aramco’ya ait dünyanın en büyük petrol rafinerisi Abkayk ile ülkenin ikinci büyük petrol sahası Hurays’ı hedef alan saldırı, yalnızca Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik değil, aynı zamanda küresel enerji kaynaklarının güvenliğine yönelik bir saldırı olarak görüldü.
BMGK oturumunda, 14 Eylül’de gerçekleşen saldırıyla ilgili kınama açıklamaları gelse de, saldırı geniş biçimde tartışılmadı.
Bu olay karşısında harekete geçilmesi için gözler 193 üye ülke heyetinin katılımıyla New York’ta başlayan BM 74. Genel Kurulu’na çevrildi.
BMGK’nın tutumu
Medyada yer alan haberlere göre üst düzey bir ABD’li yetkili, BMGK’dan, ABD’nin yaptığı saldırılar nedeniyle İran’a yanıt verilmesini istedi.
AFP’de yer alan haberde, isminin açıklanmasını istemeyen ABD’li yetkili, “BMGK’nın bu konuda rol oynayabileceğini düşünüyoruz” ifadesini kullanarak, BMGK’nın uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditlerle mücadele etmek üzere kurulduğuna dikkat çekti.
Yetkili, saldırının bu kapsama girdiğini söyleyerek, BMGK’dan ne tür bir hamle beklendiğini belirtmedi.
ABD, saldırıda hedef alınan bölgeye yakınlıkları nedeniyle İran’ı kendi topraklarından veya Irak üzerinde saldırıyı düzenlemekle suçladı. İran ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti.
Tahran destekli Husi grubu, Suudi Arabistan ile aralarındaki 4 yıldır süren çatışmayı gerekçe göstererek, saldırının sorumluluğunu üstlendi.
Independent Arabia’ya demeç veren Mısır’ın BM Daimi Temsilcisi Muhammed İdris, “Körfez'deki mesele BMGK’da çeşitli boyutlarda ele alındı. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin geri çekilmesinden bu yana durmuş olan nükleer anlaşma boyutunun yanı sıra her tarafın belli bir çıkarı ve vizyonu var. Bir bütün olarak Körfez bölgesi ve Yemen’de istikrar boyutunun yanı sıra ABD tarafının yanıtıyla ilgili başka bir boyut var” dedi.
Uluslararası topluluğun saldırıyı kınadığını hatırlatan İdris, “Elbette, kanıtlar ve olayın koşullarını belgelemek için zorlayan taraflar var. Ancak buna cevap verme noktasına gelince her üyenin farklı vizyonu olacak. Böylesi büyük ve karmaşık durumlar karşısında bu olağandır. Dolayısıyla konseyde görüşme olmaz ve hemen bir prosedür üzerinde fikir birliğine varılır” yorumunda bulundu.
Saudi Aramco’ya ait iki petrol tesisinin hedef alındığı saldırıların kökeni ve koşullarını araştırmak üzere ABD de dahil olmak üzere birçok uluslararası aktör çaba yürütüyor.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Husi milislerin iddia ettiği gibi saldırının Yemen'den kaynaklanmadığını belirten soruşturmaya katılması için BM ve uluslararası uzmanların davet edileceğini açıklamıştı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, Veliaht Prens ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, soruşturmaya katılmak üzere Suudi Arabistan’a uzman göndereceğini ifade etmişti.
Yaptırımlar için fikir birliği gerekli
Mısır’ın BM Daimi Temsilcisi Muhammed İdris, “İran’ın saldırıya katılımının kanıtlanması halinde, İran’a yaptırım uygulanması mümkün ancak bu konseyin daimi olan ve olmayan üyelerinin anlaşmasına bağlı. Bununla birlikte, Ortadoğu ve Filistin davası dahil birçok durumda olduğu gibi bir daimi üyenin veto hakkı kullanması da mümkün” diyerek, veto hakkı bulunan Rusya ve Çin’e işaret etti.
İdris, Fransa ve İngiltere’nin İran’ı korumasının muhtemel olduğunun da altını çizdi.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hua Chunying, saldırının ardından yaptığı açıklamada, ilgili taraflara bölgesel tansiyonu artıracak hareketlerden kaçınma çağrısında bulunarak, kesin bir soruşturma yapılmadan saldırı için birini suçlamanın sorumsuzca olacağını vurgulamıştı.
Chunying, “Çin’in konumu, çatışmayı genişletme veya tırmandırma adımlarına karşı çıkmaktır” diye konuşmuştu.
Benzer şekilde Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi  Vassily Nebenzia da, saldırıdan kimin sorumlu olduğu konusunda, “Sonuçlara hemen atlamayalım. Elimizde net bir tablo yok” uyarısında bulunmuştu.
Küresel enerji topluluğu için bir test
Washington Enstitüsü'nden Michael Knights'a göre bu büyüklükte bir saldırı, çok ciddi diplomatik ve askeri sonuçlar doğurabilir.
Knights, istihbarat servislerinin büyük bir kısmının, dünyanın en önemli enerji sahasının doğrudan İran veya ajanları tarafından gelişmiş silahlarla vurulduğu sonucuna varması halinde, bu sonuç sadece Riyad ve Washington’u değil, Suudi petrolüne bağlı Çin de dahil tüm küresel enerji topluluğuna karşı bir tehdit oluşturacağını söyledi.
Michael Knights’a göre İranlı güvenlik yetkilileri, ABD ve Suudi Arabistan’ın kararlılığını test etmeyi sürdürmeye karar vermiş olabilir.
Knights, 12 Mayıs’ta Fuceyra limanında 4 gemiye sabotaj düzenlenmesi, 14 Mayıs’ta Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı ham petrol boru hattının hedef alınması, 14 Haziran’da Hürmüz Boğazı’nda iki petrol tankerine saldırılması ve 20 Haziran’da Hürmüz Boğazı üzerinde ABD'ye ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürülmesi gibi İran rejiminin eylemlerine gerçek bir misilleme ile yanıt verilmediğinin altını çizdi.
Suudi Arabistan’ın Rusya ve Çin’e etkisi
İran, ABD ve Avrupa’yı, bu tür saldırıları azaltma ve son zamanlarda hızlanan nükleer faaliyetlerin durdurulması karşılığında kendisine yönelik yaptırımların hafifletilmesine zorlamaya çalışabilir.
Eğer bu şekildeyse, İran Aramco olayının bütün dengeleri değiştirmek yerine etkisini güçlendireceğini düşünüyor olabilir.
Michael Knights, caydırıcı güç olan askeri müdahale seçeneğinin dışlanmaması gerektiğini söyleyerek, Suudi Arabistan’ın, BMGK’dan acil oturum talep etmek için Rusya ve Çin’le olan etkisini kullanması gerektiğini ve resmi makam tarafından desteklenen diplomatik suçlamaya ihtiyacı olduğunu aktardı.
ABD’li uzman, Suudi Arabistan’ın, söz konusu toplantıda yalnızca İran'ın davranışını kınayan bir karar çıkmasını değil, Tahran'a uygulanan yaptırımların uygulanmasına ilişkin uluslararası tedbirleri güçlendirilmesini sağlaması gerektiğine dikkat çekti.
Knights değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı;
“Bu önlemler, İran rejiminin silah kaçakçılığı ve füze geliştirme programlarını hedeflemeli ve BMGK’nın 2231 tarihli kararı 2021 tarihinde sona erdiğinde İran silah satışlarını yasaklayan bir takip mekanizması içermelidir. ABD, ayrıca Körfez'deki enerji ve deniz güvenliğinin yanı sıra nükleer anlaşmayı genişletmeye odaklı çalışma grupları oluşturma konusunda Avrupa’nın direktifleri önündeki alanı daha büyütebilir.”



Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.


İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor
TT

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran, bugün ABD ve İsrail’le savaşı sona erdirmek için diplomatik yolu çözüm seçeneği olarak görmeye devam etti. Bu tutum, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları durdurma önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen sürdü. Trump ise ABD’li müzakerecilerin önümüzdeki günlerde İran’la yeni görüşmeler gerçekleştirmesini beklediğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın boğazı yeniden açmak için öne sürdüğü şartların “açık” olduğunu belirterek krizi yalnızca “müzakere yoluyla varılacak bir çözümün” sona erdirebileceğini söyledi. Arakçi, arabulucuların şu ana kadar İran’a ABD’nin öneriyi resmen reddettiğine dair herhangi bir bildirimde bulunmadığını ifade etti. Buna karşılık Trump, İran’ın uğradığı kayıplar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu söyledi.

Diplomatik girişimler, İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi’nin savaşın “kritik ve belirleyici” olarak nitelendirdiği bir aşamaya girdiği sırada devam ediyor. Bu süreçte ABD’nin ekonomik ablukası sürerken Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği aksıyor ve çatışmanın bölgesel etkileri genişliyor.


BM dışındaki dünya sahnesinde oynanan büyük oyun

Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
TT

BM dışındaki dünya sahnesinde oynanan büyük oyun

Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)

Refik Huri

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ziyareti, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu’nun üzerine çevrilen spot ışıklarını adeta gölgede bıraktı. Esasen New York’taki bu uluslararası sonbahar sezonu geleneksel olarak iki farklı sahneye ev sahipliği yapar: Biri, dünya sorunları üzerinde son derece kısıtlı bir etkiye sahip olan o en yüksek kürsüden nutukların atıldığı sahne; diğeri ise pratik çıkarların belirlendiği, yetkililer arasındaki kapalı kapılar ardındaki diplomasi trafiği. BM’nin efsanevi Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ün şu sözü, aslında oturumların çoğunu özetler nitelikte: “BM’nin amacı insanlığı cennete götürmek değil, cehennemden kurtarmaktır.”

Ancak BM’nin en çok çuvalladığı alan tam da bu görev oldu. Dünya bugün savaşların, krizlerin ve çatışmaların cehenneminde boğulurken BM Güvenlik Konseyi insanlığı kurtarmakta aciz kalıyor. Peki neden? Çünkü asıl sorun, veto yetkisine sahip büyük güçlerin anlaşmazlığında ve ardından yine onların anlaşmasında yatıyor. Anlaşamadıklarında hiçbir sorunu çözecek karar çıkaramıyorlar; anlaştıklarında ise İkinci Dünya Savaşı’nın galip müttefiklerince kendi hegemonyalarına hizmet etmek üzere kurulan BM Güvenlik Konseyi ve diğer BM organlarının yapısında gerekli reformların yapılmasına geçit vermiyorlar. 1945’ten bu yana dünya o kadar değişti ki... Fakat büyük güçlerin bu uluslararası örgütün yönetimindeki tahakkümünden tek bir harf bile eksilmedi.

Bugün dünyada, Ian Bremmer’ın Foreign Policy’deki ifadesiyle ‘üç ayrı sistem’ hüküm sürüyor: Birincisi, hâlâ ‘ABD hegemonyası’ altındaki küresel güvenlik sistemi. İkincisi, ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Avrupa Birliği (AB), Japonya ve Hindistan’ın paydaş olduğu çok kutuplu küresel ekonomik sistem. Üçüncüsü ise günlük hayatımızın neredeyse her alanına hükmeden yeni güç: küresel dijital sistem. Artık teknoloji devleri; ekonomi, güvenlik ve kültürel politikaların belirlenmesinde hükümetlerden çok daha etkili, bu şirketlerin yıldızları ise devlet liderlerinden çok daha popüler. Gelgelelim BM’deki oyunun kuralları hâlâ olduğu gibi duruyor.

Hangi kurallar mı? BM Şartı’nda yazılı olanlar değil; tam aksine o şartın dışına çıkılırken yine o şartın bu ihlallere alet edildiği kurallar... Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta, Husilerin Yemen’deki meşru yönetime karşı yürüttüğü savaşta ve Suudi Arabistan’ı bombalama eylemlerinde hiçbir pratik rolü bulunmuyor. Hizbullah’ın Gazze ve İran’a destek amacıyla İsrail ile girdiği savaşın yönetiminde, bu savaşın yol açtığı İsrail işgalinde ve Lübnan yönetiminin İbrani devletiyle müzakere arayışlarında da yok. İsrail tarafından yerle bir edildikten sonra Gazze’nin geleceğinin düzenlenmesinde veya diğer birçok savaş ve çatışmada da keza öyle...

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ukrayna’da bir çözüme ulaşmak için Rusya ile müzakereleri ABD yürütüyor. Pakistan ve Katar, ABD ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde arabuluculuk yapıyor. ABD, BM Güvenlik Konseyi’ni Lübnan’ın güneyindeki UNIFIL misyonunu sonlandırmaya zorlarken, Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerde hami rolünü üstleniyor. Gazze’deki çözüm süreçlerini yöneten merci BM Güvenlik Konseyi değil, Başkan Donald Trump’ın icat ettiği Barış Kurulu oluyor. Yemen’deki savaşı bitirecek bir anlaşma içinse birden fazla arabulucu mekik diplomasisi dokuyor.

Fransız Liberation gazetesinin, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Genel Kurul’daki konuşmasını ‘orman kanunları karşısında BM’nin varlığına yönelik bir savunma’ olarak nitelendirmesi son derece manidar. Keza Trump’ın, devlet başkanlarını karşılama konusundaki tüm Amerikan protokol teamüllerini çiğneyip, Beyaz Saray’daki o ihtişamlı ikinci karşılamadan önce Şi’yi bizzat havaalanında karşılamaya gitmesi de öyle... Nitekim bugün dünyadaki büyük oyun, en güçlü iki güç ve en büyük iki ekonomi arasında oynanmakta: ABD ve Çin.

İngiliz tarihçi Niall Ferguson, Grek şair Eshilos’un “Tilki çok şey bilir, fakat kirpi tek ama hayati bir şey bilir” dizesine atıfta bulunarak şöyle der: “Bugünün dünyasında iki süper güç var: ABD ve Çin. ABD tilkidir, Çin ise kirpi.” Amerikan politikası dağınık ve pek çok farklı düzlemde hareket ederken, Çin politikası her şeyi hiç değişmeyen, bütüncül ve tek bir iç vizyona bağlar.

Gerçekte ABD ile Çin arasındaki oyun oldukça karmaşıktır: Rekabetten bir parça, çatışmadan bir parça ve Trump doktrininde Stanley Hoffmann’ın deyimiyle ‘büyük güçler arasındaki o örtülü suç ortaklığından’ bir parça... Şi Cinping, iki süper güç arasında bir savaşın patlak verme ihtimalini göz ardı ediyor ve Tukidides Tuzağı’nın aşılmasından bahsediyor. Evrensel bir çatışmanın ortasındaymış gibi davranan Trump’ı ise Jessica Chen Weiss, ABD’nin düştüğü ‘Çin Tuzağı’ konusunda uyarıyor: “İçeride bir konsensüs sağlamadan, yerel hükümetlerin ve toplumların ne istediğini takdir etmeden, sırf Çin’in dünyadaki nüfuzunu kırma dürtüsüyle hareket etme tuzağı...”

Bir yanda ülkesini nereye götürdüğünü çok iyi bilen, akıl hocası Deng Şiaoping’in “Taşları hissederek nehri geç” tavsiyesini uygulayan ve artık onun ikinci öğüdü olan “Gücünü gizle, vaktini bekle” ilkesine bağlı kalmak zorunda olmadığını düşünen dingin, Makyavelist bir Çin Devlet Başkanı... Diğer yanda ise gürültücü, geveze, narsist, savaşla barışı birbirine karıştıran ve Beyaz Saray’a gelip gitmiş tüm başkanlar arasında eşi benzeri olmayan bir ABD Başkanı... İkisinin arasında ise Şi ile müttefik, Trump’a açık, Ukrayna’da uzun soluklu bir savaş yürüten ve Avrupa’daki NATO’yu tehdit eden kurnaz bir Rus: Vladimir Putin. Dünya da BM’nin sorunları ve çaresizliği de işte bu üçünün ellerine kalmış durumda.