Fransa'dan Lübnan reformlarına şartlı destek: Beyrut, bu son şansı değerlendirebilecek mi?

Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin 20 Eylül 2019’da Paris’te Elysee Sarayı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinden bir kare (AFP)
Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin 20 Eylül 2019’da Paris’te Elysee Sarayı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinden bir kare (AFP)
TT

Fransa'dan Lübnan reformlarına şartlı destek: Beyrut, bu son şansı değerlendirebilecek mi?

Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin 20 Eylül 2019’da Paris’te Elysee Sarayı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinden bir kare (AFP)
Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin 20 Eylül 2019’da Paris’te Elysee Sarayı’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinden bir kare (AFP)

Denise Rahme Fahri
Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Fransa'nın Lübnan'a verdiği desteği bir kez daha yineletmeyi başarırken, Paris’e yaptığı ziyaret sırasında, hükümetinin ekonomik ve siyasi zorluklarla başa çıkması için belki de son olan yeni bir şans daha elde etti.
Reform şartı
Sıcak karşılama ve toplantıların kalitesiyle kendini gösteren Fransız desteği, Lübnan siyasi ve ekonomik reformlarının Kasım 2019'un ortalarında yapılması planlanan Sedir (CEDRE) Konferansı çalışmalarını takip etmekle görevlendirilen Stratejik Komite toplantısı tarihine kadar iki ay içinde uygulanmasını şart koşuyor. Hariri ve danışma ekibi, Fransa’daki toplantılar sırasında çalışma mekanizması ve ilk toplantı tarihini belirlediler.
Samimi diyaloglar
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ndeki (UNIFIL) katılımıyla Lübnan’ın güvenliğini ve istikrarını desteklediğini ve aynı zamanda Lübnan ordusu ile Fransız ordusunun işbirliği yaptığını söyledi.
Macron’dan bir ilk
İsrail ile Hizbullah arasındaki gerginliğe müdahale ettiğini ilk kez dile getiren Macron, taraflara kendilerine hakim olmaları çağrısında bulundu. Indepenedent Arabia’ya değerlendirmelerde bulunan diplomatik kaynaklar, Lübnan-İsrail sınırında meydana gelen güvenlik gelişmelerinden ve beraberindeki gerginliğin ardından Macron’un diplomatik kanallardan İran ile irtibata geçerek, Hizbullah'a müdahale etmesini istediğini belirtti.  Aynı kaynaklar, Macron’un talebine İran'ın verdiği cevabın, ‘Tahran'ın Lübnan'a müdahale etmediği’ şeklinde olduğunu aktardı.
Kaynaklar, ayrıca Macron’un Fransa'nın Beyrut Büyükelçisi’ne Hizbullah’ın eski dış ilişkiler yetkilisi Ammar el-Musevi aracılığıyla Hizbullah ile temas kurması ve olası bir gerginlikten kaçınılması talebinde bulunan bir mesaj iletmesi talimatı verdiğini belirtti.
Diplomatik kaynaklar, Macron’un görüşme sırasında Başbakan Hariri'den devletin güçlü olmasını ve kararlarının Hizbullah tarafından kontrol edilememesini istediğini kaydetti. Ayrıca Macron’un Hariri'yi meşru askeri kurumların rolünü güçlendirmeye çağırdığını ve Lübnan hükümetinin Hizbullah’ın elinde gibi görünmemesi gerektiğini söylediğini aktardı.
400 milyon euroluk kredi
Lübnan Başbakanı Hariri, 2018’de Roma’da yapılan konferanstaki bir anlaşmaya uymadığı için kendisine kızgın olan Fransa’yı ikna etmeyi ve Fransa'dan Lübnan donanması için gerekli firkateynin alımı için kredi almayı başardı. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Lübnanlı mevkidaşı İlyas Ebu Saab’dan Fransa’yı kızgınlığının nedeni olan İtalya ile yapılan anlaşmanın gidişatıyla ilgili bilgi almıştı.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Lübnan Başbakanı Hariri ile yaptığı ortak basın toplantısında, Roma Konferansı’nda Lübnan'la daha önce varılan anlaşmalar olduğunu hatırlattı.
Sorun, Fransa’dan beş ya da altı fırkateyn alınması için kredi sağlanma anlaşmasıyla çözüldü. Lübnan’ın Ekim ayında başlayacak olan açık denizde petrol ve doğalgaz arama çalışmaları yapmak ve deniz sınırında güveliği sağlamak için bir takım ekipmanlara ihtiyacı vardı. Fransa, Lübnan’a bir kısmı söz konusu ekipmanlar ile iç güvenlik güçleri için gerekli ekipmanlar ve helikopterlerin satın alımında kullanılacak, 400 milyon euroluk kredi verecek.
Şartlı destek
Hariri, Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire ve Fransız şirketlerinden çok sayıda temsilci ile gerçekleştirdiği Paris görüşmelerinde, Sedir Konferansı’nı desteklemek amacıyla konferansta kararlaştırılan reformları gerçekleştirme taahhüdü karşılığında Lübnan’da yatırımlar yapılmasını teşvik edecek yeni bir destek daha aldı.
Independent Arabia’nın edindiği bilgilere göre Macron, Hariri'ye, “Reformları ne kadar çabuk gerçekleştirirsen o kadar çok yatırım çekersin” dedi. Macron, özellikle elektrik sektörü ve yönetim yapısına yönelik gerekli reformların yanı sıra bağışçı ülkelerin taahhütlerini yerine getirmelerini sağlayacak diğer adımlara odaklandı.
Bir buçuk saati aşan görüşmede Hariri, Macron'a Büyük Lübnan’ın 100’üncü yıl dönümü nedeniyle yapacağı, ancak birçok kez ertelenen ziyaretini ne zaman gerçekleştireceğini sordu. Diplomatik kaynaklar ise ziyaretin Macron’un Beyrut'un neye mal olduğunu açıklamadan önce gerçekleşmeyeceğini öne sürdü.
Macron, Hariri’nin sözünü tutacağına inanıyor
Cumhurbaşkanı Macron, Elysee Sarayı’ndaki ortak basın açıklamasında, “Başbakan Hariri'nin verdiği sözleri tutacağına inanıyorum. O da bunu biliyor” şeklinde konuştu.
Hariri ise açıklamasında, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararı 13 yıldır sınır güvenliğini sağlıyor” dedi. Ekonomideki çatlakla ilgili olarak ise, “Çalışma şeklimize devam edebiliriz. Hükümetin performansını iyileştirmek ve yolsuzlukla mücadele etmek için reformlar yapması gerekiyor” diye konuştu.
Son fırsat
Fransa kararlılığını sürdürse de asıl zorluk, Hariri'nin yükümlülüklerini yerine getirebilmesi gerçeğinin altında yatıyor. Zira Hariri, Lübnan’ın karşı karşıya kaldığı zorlu ve hassas siyasi ve ekonomik güçlüklerle baş etmek zorunda.
Lübnan Başbakanı Hariri, yatırımın ön şartı olan güvenlik ve istikrarı sağlamak için gerekli garantileri sağlayabilecek mi? Bağışçı ülkelerin güvenini kazanmak için gereken reformları hayata geçirmeyi başarabilecek mi? Yoksa bu son fırsat da ellerinden kayıp gidecek mi?



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.