​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
TT

​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)

İngiltere bugün istihbarat servisi içerisindeki İsrailli bir ajanın ismini açıkladı. Bu olayın yıllarca gizli tutulduğu belirtiliyor. Resmi belgeler, söz konusu ajanın isminin istihbaratta üst rütbeye sahip ve Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi'nde (şimdiki Savunma Bakanlığı) çalışmış olan Cyril Hector Abraham Wybrew olduğunu ortaya koyuyor.
Belgelere göre ajan, İngiliz yönetimi sırasında Filistin'de bir istihbarat subayı olarak görev yaptı ve söz konusu dönemden bu yana İsraillilerle ile ilişki içindeydi. Yapılan değerlendirmeler söz konusu durumun çok daha önce fark edilmiş olması gerektiği yönünde. Zira İsrail’in istihbarat servislerindeki bir ajan aracılığıyla İngilizlerden bilgi toplamaya çalışmasının nadir rastlanan bir durum olduğu belirtiliyor.
Söz konusu ajanın dosyası, MI5 istihbarat servisine ait casusluğa karşı mücadele dosyalarından sadece biri. İngiliz hükümeti, Londra'daki Ulusal Arşiv’de saklı olan dosyayı bugün gün yüzüne çıkarıyor.
Wybrew’in dosyası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu'da istihbarat subayı olarak yaptığı faaliyetleri içeriyor. Dosya, Wybrew’in İngiltere’nin Ortadoğu’daki İstihbarat Merkezi olan “Arap Büro”nun Yafa (Filistin) şubesinden sorumlu olduğu bilgisini içeriyor. Arap Büro, bilgi toplamak ve ajan ağı kurmak için İngiliz hükümeti tarafından 1939’da kurulan bir istihbarat servisiydi.
Arap Büro’nun elemanları aslen birden fazla İngiliz istihbarat servisine, özellikle de "MI5" ve “MI6”ya mensuptu. Wybrew’in dosyasında 1942'de Filistin'de “mali usulsüzlüklere” bulaştığı ve bir Yahudi casus şebekesiyle bağı olduğu şüphesiyle sorgulandığı bilgisi yer alıyor. Wybrew, hakkındaki suçlamalar düşürülerek 1943 yılında görevden ayrılmasaydı neredeyse askeri mahkemede yargılanacaktı.
12 Eylül 1942 tarihli bir tutanakta Wybrew’in Yafa’daki istihbarat bürosunda çalıştığı dönemde üç Yahudi tarafından yönetilen bir Yahudi istihbarat teşkilatına fon aktarmak için bazı kişilerle iş birliği yaptığı bilgisi de yer alıyor. Söz konusu üç Yahudi’nin isimleri tutanaktan silinmiş durumda. Tutanakta Wybrew’in güvenlik ihlali sebebiyle İngiliz emniyet birimlerinin kendisini sorgulayacağını ve ofisinin aranacağını 14 gün önceden haber aldığı ve böylece soruşturma öncesi hazırlık yaptığı ileri sürüldü.
Wybrew’in aleyhindeki "ciddi suçlamaların" çoğunu reddetti ve casusluk amacıyla kurulan Yahudi örgütünün kurulması sırasında olağan görevini yerine getirdiğini aktardı. Wybrew, kurulmasında görev aldığı Yahudi örgütün İngiliz istihbaratına yardımcı olacak bilgiler sunacağını iddia etti.
 
İngiliz Arap Bürosu (SIME) tarafından yayımlanan raporda Lübnan'ın başkenti Beyrut'a kadar geniş çapta faaliyet gösteren Yahudi bir kişi de dahil Yafa’da Wipro ile bağlantısı bulunan geniş insan ağı hakkında bilgiler yer alıyor. Wybrew’in geniş bigi ağında ayrıca yıllarca Yafa’da yaşayan ve görevi İngilizler için çalışan "Arapları incelemek" olan Lübnanlı Maronit de vardı.
Wybrew, 1943’te Filistin’de görevinden ayrıldıktan sonra 1946’da Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladı. Hakkındaki Yahudi istihbarat örgütü ile iş birliği içerisinde olmak ve mali usulsüzlüklere bulaşmak gibi suçlamalar sebebiyle görevinden ayrılmasına rağmen istihbarat servislerindeki görevine nasıl geri döndüğü ise bilinmiyor.
İstihbarat belgelerine göre Wybrew ile ilgili şüpheler, İngiliz istihbarat ajansı MI6’nın gizli raporlarının ortaya çıkmasından sonra oluştu. Ardından söz konusu gizli raporların sızdığı kaynağın araştırılmasına karar verildi. 1 Kasım 1949 tarihli bir belgede söz konusu raporların İsraillilere sızdırılması konusunda soruşturulma yürütüldüğü bilgisi yer aldı. Belgelerin sızdığı kaynağın İngiliz istihbaratının iki bölümünden biri olabileceği düşünülüyor. Bunlardan birincisi MI6, ikincisi ise Ortak İstihbarat Dairesi. İstihbarat belgeleri, Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki Kayıt Bürosu'nun A2 Bölümünden sorumlu olan Cyril Hector Abraham Wybrew’den iki sebepten dolayı şüpheleniliyor. Bunardan ilki Samuel Landman’ın kızı Naima (tanınmış bir İsrail istihbarat ajanı) ve Jacques Padua (Yahudi İstihbarat Ajansı yararına Avrupa’daki Yahudi terör örgütlerine sızdığından şüpheleniliyor) ile temas halinde olduğundan şüphelenildi. İkincisi, yabancı bir gücün eline geçtiği bilinen belgelere ulaşma imkanına sahip olması. Yabancı güç ile İsrail İstihbaratına atıfta bulunuluyor. Belgede, istihbarat teşkilatları bu gibi şüphelerden yola çıkarak Wybrew’in konuşmalarını dinlemek, temasa geçtiği kişiler ve faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için adli izin istiyorlar.
Wybrew’in dosyasında istihbarat ajanları ve İsraillilerle olan temaslarını izlemekle görevli olan polisin "özel şubesi" tarafından hazırlanan çok sayıda rapor yer alıyor. Raporlarda Wybrew’in telefon görüşmesi tutanakları, mesaj metinleri ve tesadüfen bile olsa yolda karşılaştığı kişilerin bilgileri yer alıyor. Raporlarda aynı şekilde Londra'da bindiği taksilerin şoförlerinin de bilgisi bulunuyor.
26 Mayıs 1950 tarihli bir rapora göre İngiliz istihbarat servisleri Wybrew hakkında soruşturma yapılmasını talep etti. İsrailli üç istihbarat elemanı ile temas halinde olduğu ortaya çıkmasına rağmen Wybrew Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki görevine devam etti. Wybrew’in istihbarat sevisindeki görevinde bırakılmasına gerekçe olarak Wipron’un insan ağının bu şekilde daha kolay ortaya çıkarılabileceği gösteriliyor. Böylelikle ister ofiste ister evinde olsun her nereye giderse gitsin Wybrew’in insan ağı hakkında bilgi edinilebilecekti. Bu bağlamda Wybrew soruşturması için görevlendirilen istihbarat subaylarının Wipron hakkında bir tür ırkçılığı andıran raporlar hazırlamalarının ilginç bir durum olduğu belirtiliyor. Wybrew’in soruşturmasını yürüten bir istihbarat elemanı 11 Mayıs 1950 tarihli bir raporda şu ifadelere yer verdİ:
 “Cyril 6: 50’de ofisinden ayrıldı ve Great Cumberland Caddesi’ne doğru yürüdü. Bu sırada bir adam onu durdurdu ve biraz konuştular. Daha sonra ellerindeki kartları değiştirdiler ve her ikisi de bu kartlara notlar aldı. Daha sonra ayrıldılar. Söz konusu kişi 50 yaşlarında, yaklaşık 1.70 boylarında, şişman, büyük yuvarlak bir yüze sahip, büyük kulakları ve küçük gözleri olan, gamalı haç takan birisiydi. Görüntüsü bir Yahudiyi andırıyor ve yabancı aksanla konuşuyordu.”
Rapor, emniyette özel ofisi olan Dr. Storer’in imzasını taşıyor. Raporda kullanılan "Gamalı haç" terimi bugün kullanılsaydı Yahudilere karşı ırkçılık suçlamaları ile karşı karşıya kalınmasına sebebiyet verebilirdi.
Şüpheli casusları izlemek üzere görevlendirilen ajanların hazırladığı raporlar, casusun hareketleri, tanıştığı kişiler, geçmişleri, çalıştıkları şirketler, seyahat ettikleri arabalar ve trenler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.  
Wybrew’in soruşturması sırasında ilginç bir olayla karşı karşıya kalındı. Ortak İstihbarat Dairesi’nde görev yapan bir emniyet mensubu, Wybrew’in evinin bulunduğu bölgede bazı şüphelilerin olduğunu haber vermek için Londra Polis Teşkilatı’nı aradı. Ancak daha sonra Wybrew’in evinin etrafındakilerin emniyet mensupları olduğu anlaşıldı.
9 Haziran 1950'deki telefon dinleme tutanaklarında bir kadının Wybrew’i aradığı ve ona arkadaşı Jack Padua'nın bir mektubunu vermek istediğini söylediği bilgisi yer alıyor. Ardından buluşmak için yer belirledikleri belirtiliyor.
Bugün süren casusluk davalarında Wybrew’e ne olacağı ise bilinmezliğini koruyor.



Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
TT

Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Çarşamba akşamı ülkeyi vuran iki güçlü depremin bilançosunun en az 164 ölü ve 971 yaralıya yükseldiğini duyurdu.

Rodríguez günün erken saatlerinde ulusa sesleniş konuşmasında, “Şu ana kadar elimizdeki bilgilere göre 32 kişi hayatını kaybetti ve 700’den fazla kişi yaralandı” demiş, ancak başkente yakın ve en ağır hasarı alan bölgelerden biri olduğunu belirttiği La Guaira eyaletine ilişkin henüz net verilerin bulunmadığını ifade etmişti.

Rodríguez, yaptığı açıklamada, büyüklükleri 7,2 ve 7,5 olarak ölçülen iki güçlü depremin ardından meydana gelen 20 artçı sarsıntının başkent Karakas’ta çok sayıda binanın çökmesine neden olduğunu ve başkente hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı’nın altyapıda oluşan ciddi hasar nedeniyle kapatıldığını söyledi.

dfvdfvfd
Arama-kurtarma ekipleri, Venezuela'nın kuzey-orta kesimini vuran ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki ardışık depremin ardından Karakas'ta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Chacao Belediye Başkanı ise Karakas’ta gece boyunca çalışan arama-kurtarma ekiplerinin hâlâ enkaz altında mahsur kalan ve hayatta olduğu düşünülen kişilerin seslerini duyduğunu açıkladı.

Gustavo Duque, Instagram üzerinden yayımladığı videoda, “Şükürler olsun ki hayatta olan insanların seslerini duyuyoruz ve onları kurtaracağız” dedi. Duque, şu ana kadar 23 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığını ve kurtarılanların yerel sağlık merkezlerinde tedavi altına alındığını belirtti.

Ayrıca Almanya Jeolojik Araştırmalar Merkezi (GFZ), bugün internet sitesindeki verileri güncelleyerek Çarşamba günü Venezuela’yı vuran iki güçlü depremden ikincisine ilişkin bilgileri revize etti. Kurum, bugün 7,43 büyüklüğünde yeni bir deprem kaydedilmediğini bildirdi.

Duque, “Kurtarabileceğimiz son kişiyi de kurtarana kadar bölgeden ayrılmayacağız. Bunu başaracağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

1900’den bu yana en güçlü depremlerden biri

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) verilerine göre, söz konusu iki deprem Venezuela’da son yüzyıldan uzun bir süredir meydana gelen en güçlü depremler arasında yer alıyor.

USGS kayıtlarına göre 29 Ekim 1900’de, Karakas’ın kuzeydoğusunda Venezuela açıklarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ciddi hasara yol açmıştı.

dfghyju
Venezuela'nın Barinas eyaleti milletvekili Wilmer Azuaje'nin resmî Instagram hesabında yayımlanan görüntüde, Simon Bolivar Havalimanı'nın bazı bölümlerinin insanların üzerine çöktüğü anlar yer alıyor. (AFP)

Kuruma göre Karakas’taki binaların yıkılmasına neden olan ve komşu Kolombiya’da da hissedilen depremler, birbirinden yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki iki farklı noktada ve farklı derinliklerde, yalnızca bir dakika arayla meydana geldi.

Çifte depremin ardından Karakas’ın kuzeyindeki La Guaira bölgesindeki birçok bina ağır hasar gördü. AFP muhabiri, elektrik kesintisinin yaşandığı bölgede çok sayıda kişinin karanlıkta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştığını aktardı.

sdvferg
Venezuela'nın La Guaira kentinde meydana gelen depremlerin ardından yaralanan kişiler, sahra hastanesinde tedavi görüyor. (Reuters)

Yetkililer, depremin merkez üssünün ülkenin Karayip kıyısındaki Morón kasabasının batısında, Karakas’ın yaklaşık 168 kilometre batısında ve 13 kilometre derinlikte bulunduğunu açıkladı.

Kurtarma çalışmaları sürerken şok hâkim

Karakas’ta sarsıntıdan etkilenen birçok binadan vatandaşlar tahliye edilirken, çok sayıda kişi güvenlik gerekçesiyle geceyi dışarıda geçirdi.

Bazı binaların duvarlarının tamamen çökmesi sonucu evlerin içindeki eşyalar sokaktan görülebilir hâle geldi. Başkentin restoran ve ticari faaliyetleriyle bilinen iki semtinde yoğun toz bulutları yükseldiği gözlendi.

778ıkı89l
Depremin ardından Venezuela'nın başkenti Karakas'ta hasarın görüldüğü bir sokak. (AFP)

Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, depremin birçok eyalette hissedildiğini belirterek, Karakas’ın Altamira bölgesinde ev ve binaların çökmesi nedeniyle “endişe verici durumlar” yaşandığını söyledi.

Vatandaşlara binalardan uzak durmaları çağrısında bulunan Cabello, artçı sarsıntıların hasarlı yapılarda yeni yıkımlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Devlet televizyonuna konuşan Cabello, “Bazı insanların panik yaşadığını biliyoruz. Ancak yardım ve kurtarma çalışmalarını devreye sokmak ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için belirlenen prosedürler doğrultusunda hareket ediyoruz” dedi.

ty55j6uk7
Karakas’ın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısındaki La Guaira eyaletine bağlı Catia La Mar’da meydana gelen depremin ardından, hasar gören bir binanın yakınında enkaz arasında duran insanlar görülüyor. (AFP)

Cabello ayrıca, “Çocuklar ve yaşlılar konusunda son derece dikkatli olun. Kimsenin zarar görmediğinden emin olmak için yakınlarınızla iletişim kurun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Virgin Adaları için tsunami uyarısı yayımladı. Dominik Cumhuriyeti yetkilileri de ada için benzer bir uyarı yayınlarken, Porto Riko için daha önce yapılan tsunami uyarısı kısa süre sonra kaldırıldı.


İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
TT

İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)

İran dün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerde yeniden denetimlere başlamasını ABD ile varılacak nihai anlaşmaya bağladı. Bu açıklama, Washington'ın Tahran ile nükleer denetim konusunda uzlaşıya varıldığını teyit etmesine karşın geldi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uygulama düzenlemelerinin tamamlanmasının ardından denetimlerin’kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini’ söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran'ın şu an nükleer tesislerini erişime açmaya yönelik herhangi bir planının bulunmadığını belirterek bu meselelerin yalnızca nihai bir anlaşma çerçevesinde ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik adımların atılmasının ardından ele alınacağını vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın denetimleri kabul ettiğini açıkladı. Fox News'e verdiği röportajda ABD’li müfettişlerin İran’daki nükleer tesisleri incelemek üzere UAEA müfettişlerine eşlik edeceğini belirtti. Tahran'ın ayrıca Washington'a Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulamayı düşünmediğini bildirdiğini de aktaran Trump, bunun aksinin kanıtlanması halinde müzakerelerin derhal sona erdirileceği uyarısında bulundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İslamabad’da varılan mutabakatı ‘ABD’nin yenilgisinin ilanı’ olarak nitelendirdi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) toplantısında konuşan Kalibaf, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin İran açısından İran'daki savaşın bitirilmesi kadar önem taşıdığını söyledi.

Pakistan ise nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı düzenlemelerine ilişkin müzakerelerin sürdürülmesi amacıyla teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu.