​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
TT

​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)

İngiltere bugün istihbarat servisi içerisindeki İsrailli bir ajanın ismini açıkladı. Bu olayın yıllarca gizli tutulduğu belirtiliyor. Resmi belgeler, söz konusu ajanın isminin istihbaratta üst rütbeye sahip ve Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi'nde (şimdiki Savunma Bakanlığı) çalışmış olan Cyril Hector Abraham Wybrew olduğunu ortaya koyuyor.
Belgelere göre ajan, İngiliz yönetimi sırasında Filistin'de bir istihbarat subayı olarak görev yaptı ve söz konusu dönemden bu yana İsraillilerle ile ilişki içindeydi. Yapılan değerlendirmeler söz konusu durumun çok daha önce fark edilmiş olması gerektiği yönünde. Zira İsrail’in istihbarat servislerindeki bir ajan aracılığıyla İngilizlerden bilgi toplamaya çalışmasının nadir rastlanan bir durum olduğu belirtiliyor.
Söz konusu ajanın dosyası, MI5 istihbarat servisine ait casusluğa karşı mücadele dosyalarından sadece biri. İngiliz hükümeti, Londra'daki Ulusal Arşiv’de saklı olan dosyayı bugün gün yüzüne çıkarıyor.
Wybrew’in dosyası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu'da istihbarat subayı olarak yaptığı faaliyetleri içeriyor. Dosya, Wybrew’in İngiltere’nin Ortadoğu’daki İstihbarat Merkezi olan “Arap Büro”nun Yafa (Filistin) şubesinden sorumlu olduğu bilgisini içeriyor. Arap Büro, bilgi toplamak ve ajan ağı kurmak için İngiliz hükümeti tarafından 1939’da kurulan bir istihbarat servisiydi.
Arap Büro’nun elemanları aslen birden fazla İngiliz istihbarat servisine, özellikle de "MI5" ve “MI6”ya mensuptu. Wybrew’in dosyasında 1942'de Filistin'de “mali usulsüzlüklere” bulaştığı ve bir Yahudi casus şebekesiyle bağı olduğu şüphesiyle sorgulandığı bilgisi yer alıyor. Wybrew, hakkındaki suçlamalar düşürülerek 1943 yılında görevden ayrılmasaydı neredeyse askeri mahkemede yargılanacaktı.
12 Eylül 1942 tarihli bir tutanakta Wybrew’in Yafa’daki istihbarat bürosunda çalıştığı dönemde üç Yahudi tarafından yönetilen bir Yahudi istihbarat teşkilatına fon aktarmak için bazı kişilerle iş birliği yaptığı bilgisi de yer alıyor. Söz konusu üç Yahudi’nin isimleri tutanaktan silinmiş durumda. Tutanakta Wybrew’in güvenlik ihlali sebebiyle İngiliz emniyet birimlerinin kendisini sorgulayacağını ve ofisinin aranacağını 14 gün önceden haber aldığı ve böylece soruşturma öncesi hazırlık yaptığı ileri sürüldü.
Wybrew’in aleyhindeki "ciddi suçlamaların" çoğunu reddetti ve casusluk amacıyla kurulan Yahudi örgütünün kurulması sırasında olağan görevini yerine getirdiğini aktardı. Wybrew, kurulmasında görev aldığı Yahudi örgütün İngiliz istihbaratına yardımcı olacak bilgiler sunacağını iddia etti.
 
İngiliz Arap Bürosu (SIME) tarafından yayımlanan raporda Lübnan'ın başkenti Beyrut'a kadar geniş çapta faaliyet gösteren Yahudi bir kişi de dahil Yafa’da Wipro ile bağlantısı bulunan geniş insan ağı hakkında bilgiler yer alıyor. Wybrew’in geniş bigi ağında ayrıca yıllarca Yafa’da yaşayan ve görevi İngilizler için çalışan "Arapları incelemek" olan Lübnanlı Maronit de vardı.
Wybrew, 1943’te Filistin’de görevinden ayrıldıktan sonra 1946’da Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladı. Hakkındaki Yahudi istihbarat örgütü ile iş birliği içerisinde olmak ve mali usulsüzlüklere bulaşmak gibi suçlamalar sebebiyle görevinden ayrılmasına rağmen istihbarat servislerindeki görevine nasıl geri döndüğü ise bilinmiyor.
İstihbarat belgelerine göre Wybrew ile ilgili şüpheler, İngiliz istihbarat ajansı MI6’nın gizli raporlarının ortaya çıkmasından sonra oluştu. Ardından söz konusu gizli raporların sızdığı kaynağın araştırılmasına karar verildi. 1 Kasım 1949 tarihli bir belgede söz konusu raporların İsraillilere sızdırılması konusunda soruşturulma yürütüldüğü bilgisi yer aldı. Belgelerin sızdığı kaynağın İngiliz istihbaratının iki bölümünden biri olabileceği düşünülüyor. Bunlardan birincisi MI6, ikincisi ise Ortak İstihbarat Dairesi. İstihbarat belgeleri, Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki Kayıt Bürosu'nun A2 Bölümünden sorumlu olan Cyril Hector Abraham Wybrew’den iki sebepten dolayı şüpheleniliyor. Bunardan ilki Samuel Landman’ın kızı Naima (tanınmış bir İsrail istihbarat ajanı) ve Jacques Padua (Yahudi İstihbarat Ajansı yararına Avrupa’daki Yahudi terör örgütlerine sızdığından şüpheleniliyor) ile temas halinde olduğundan şüphelenildi. İkincisi, yabancı bir gücün eline geçtiği bilinen belgelere ulaşma imkanına sahip olması. Yabancı güç ile İsrail İstihbaratına atıfta bulunuluyor. Belgede, istihbarat teşkilatları bu gibi şüphelerden yola çıkarak Wybrew’in konuşmalarını dinlemek, temasa geçtiği kişiler ve faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için adli izin istiyorlar.
Wybrew’in dosyasında istihbarat ajanları ve İsraillilerle olan temaslarını izlemekle görevli olan polisin "özel şubesi" tarafından hazırlanan çok sayıda rapor yer alıyor. Raporlarda Wybrew’in telefon görüşmesi tutanakları, mesaj metinleri ve tesadüfen bile olsa yolda karşılaştığı kişilerin bilgileri yer alıyor. Raporlarda aynı şekilde Londra'da bindiği taksilerin şoförlerinin de bilgisi bulunuyor.
26 Mayıs 1950 tarihli bir rapora göre İngiliz istihbarat servisleri Wybrew hakkında soruşturma yapılmasını talep etti. İsrailli üç istihbarat elemanı ile temas halinde olduğu ortaya çıkmasına rağmen Wybrew Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki görevine devam etti. Wybrew’in istihbarat sevisindeki görevinde bırakılmasına gerekçe olarak Wipron’un insan ağının bu şekilde daha kolay ortaya çıkarılabileceği gösteriliyor. Böylelikle ister ofiste ister evinde olsun her nereye giderse gitsin Wybrew’in insan ağı hakkında bilgi edinilebilecekti. Bu bağlamda Wybrew soruşturması için görevlendirilen istihbarat subaylarının Wipron hakkında bir tür ırkçılığı andıran raporlar hazırlamalarının ilginç bir durum olduğu belirtiliyor. Wybrew’in soruşturmasını yürüten bir istihbarat elemanı 11 Mayıs 1950 tarihli bir raporda şu ifadelere yer verdİ:
 “Cyril 6: 50’de ofisinden ayrıldı ve Great Cumberland Caddesi’ne doğru yürüdü. Bu sırada bir adam onu durdurdu ve biraz konuştular. Daha sonra ellerindeki kartları değiştirdiler ve her ikisi de bu kartlara notlar aldı. Daha sonra ayrıldılar. Söz konusu kişi 50 yaşlarında, yaklaşık 1.70 boylarında, şişman, büyük yuvarlak bir yüze sahip, büyük kulakları ve küçük gözleri olan, gamalı haç takan birisiydi. Görüntüsü bir Yahudiyi andırıyor ve yabancı aksanla konuşuyordu.”
Rapor, emniyette özel ofisi olan Dr. Storer’in imzasını taşıyor. Raporda kullanılan "Gamalı haç" terimi bugün kullanılsaydı Yahudilere karşı ırkçılık suçlamaları ile karşı karşıya kalınmasına sebebiyet verebilirdi.
Şüpheli casusları izlemek üzere görevlendirilen ajanların hazırladığı raporlar, casusun hareketleri, tanıştığı kişiler, geçmişleri, çalıştıkları şirketler, seyahat ettikleri arabalar ve trenler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.  
Wybrew’in soruşturması sırasında ilginç bir olayla karşı karşıya kalındı. Ortak İstihbarat Dairesi’nde görev yapan bir emniyet mensubu, Wybrew’in evinin bulunduğu bölgede bazı şüphelilerin olduğunu haber vermek için Londra Polis Teşkilatı’nı aradı. Ancak daha sonra Wybrew’in evinin etrafındakilerin emniyet mensupları olduğu anlaşıldı.
9 Haziran 1950'deki telefon dinleme tutanaklarında bir kadının Wybrew’i aradığı ve ona arkadaşı Jack Padua'nın bir mektubunu vermek istediğini söylediği bilgisi yer alıyor. Ardından buluşmak için yer belirledikleri belirtiliyor.
Bugün süren casusluk davalarında Wybrew’e ne olacağı ise bilinmezliğini koruyor.



BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bölgesel gerginliğin artması riskinden ‘derin endişe’ duyuyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bölgesel gerginliğin artması riskinden ‘derin endişe’ duyuyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, pazartesi günü Cenevre’de düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11. oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bugün yaptığı açıklamada, İran’ın ABD’den yoğun askeri baskı gördüğü bir dönemde bölgesel askeri gerilim riskine ilişkin ‘derin endişe’ duyduğunu bildirdi.

Volker Türk, Cenevre’de BM İnsan Hakları Konseyi’nde dünya genelindeki insan hakları durumuna ilişkin yaptığı konuşmada, “Bölgesel askeri gerilim riski ve bunun siviller üzerindeki sonuçları konusunda son derece endişeliyim. Sağduyunun galip gelmesini umuyorum” ifadelerini kullandı.

Açıklama, İran ile ABD arasında Cenevre’de nükleer dosya konusunda yürütülen dolaylı müzakere turunun ardından geldi. Söz konusu görüşmeler, iki ülke arasında olası bir savaşı önlemeye yönelik son girişim olarak değerlendiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Tahran’a anlaşmaya varılması için 15 günlük süre tanıdığı ve ABD’nin Ortadoğu’da onlarca yılın en büyük askeri yığınağını sürdürdüğü belirtiliyor.

Volker Türk, İran’daki iç duruma da değinerek, geçen ay hükümet karşıtı protesto dalgasına yönelik geniş çaplı güvenlik operasyonlarının ardından ülkedeki durumun hâlâ istikrarsız olduğunu söyledi. İnsan hakları örgütlerine göre söz konusu operasyonlarda binlerce kişi hayatını kaybetti.

“İran’daki durum hâlâ istikrarsızlığını koruyor” diyen Volker Türk, son günlerde üniversitelerde yeni bir protesto dalgasının görüldüğünü ve bunun, temel şikâyetlerin sürdüğünü açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.

Baskı uygulamalarına ilişkin haberlerin gelmeye devam ettiğini belirten Volker Türk, bunlar arasında gözaltılar ve akademik çevrelere yönelik baskıların bulunduğunu kaydetti. Volker Türk ayrıca, binlerce kişinin halen kayıp olduğunu hatırlattı.

Volker Türk, protestolarla bağlantılı olarak ‘aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az sekiz kişi’ hakkında idam cezası verilmesi karşısında ‘şok’ olduğunu dile getirdi.

Yaklaşık 30 kişinin daha aynı cezayla karşı karşıya olduğunun bildirildiğini aktaran Volker Türk, bağımsız, tarafsız ve şeffaf soruşturmalar yürütülmesi, adil yargılama güvencelerinin sağlanması ve idam cezalarının derhal durdurulması çağrısında bulundu.


Görgü tanıkları: İran güvenlik güçleri, aşırı kalabalık hastanelerde protestolarda yaralananların tedavi edilmesini engelliyor

29 Aralık 2025’te Tahran’ın merkezinde yürüyüş yapan protestocular (AP)
29 Aralık 2025’te Tahran’ın merkezinde yürüyüş yapan protestocular (AP)
TT

Görgü tanıkları: İran güvenlik güçleri, aşırı kalabalık hastanelerde protestolarda yaralananların tedavi edilmesini engelliyor

29 Aralık 2025’te Tahran’ın merkezinde yürüyüş yapan protestocular (AP)
29 Aralık 2025’te Tahran’ın merkezinde yürüyüş yapan protestocular (AP)

Geçtiğimiz ay düzenlenen protestolara yönelik güvenlik operasyonları sırasında yaralanan hükümet karşıtı göstericilerin hastaneye akın etmesi üzerine genç bir doktor, başından yakın mesafeden vurulan 40’lı yaşlardaki bir erkeği hayata döndürmek için acil servise koştu.

Ancak doktor ve meslektaşları müdahaleye çalışırken, sivil kıyafetli silahlı güvenlik görevlilerinin önlerini kestiği ve bazı sağlık çalışanlarını silahlarıyla geri ittiği belirtildi. Kuzeydeki Reşt kentinden konuşan doktor, durumu AP’ye anlattı.

“Etrafını sardılar ve ilerlememize izin vermediler” diyen doktor, dakikalar sonra yaralının hayatını kaybettiğini söyledi. Güvenlik görevlilerinin cesedi siyah bir torbaya koyarak diğer bazı cenazelerle birlikte bir minibüse yükleyip hastaneden ayrıldığı aktarıldı.

Haberde, olayın münferit olmadığı vurgulandı.

Ocak ayının başında birkaç gün boyunca, ülkeyi 47 yıldır yöneten rejime karşı düzenlenen geniş çaplı protestolara müdahale sırasında güvenlik güçlerinin ateşiyle yaralanan binlerce kişinin tedavi gördüğü çeşitli kentlerdeki hastanelerde sivil giyimli unsurların konuşlandığı belirtildi.

sdfvgt
29 Aralık 2025’te Tahran’da ekonomik koşulları protesto etmek için düzenlenen bir gösteriden (AFP)

Söz konusu kişilerin yaralıların tedavisini izlediği, zaman zaman müdahaleleri engellediği, sağlık personelini tehdit ettiği, bazı protestocuları gözaltına aldığı ve hayatını kaybedenleri siyah torbalar içinde hastanelerden çıkardığı kaydedildi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre onlarca doktor da gözaltına alındı.

Üç doktor tanık

Haberde, araştırmanın AP’nin İran içindeki üç doktor ve ülke dışında bulunan ancak İran’daki meslektaşlarıyla temas halinde olan altı sağlık çalışanıyla yaptığı görüşmelere dayandığı belirtildi. Ayrıca insan hakları örgütlerinin raporlarından yararlanıldığı ve sosyal medyada paylaşılan 12’den fazla videonun doğrulandığı aktarıldı. İran’daki tüm doktorların, kimliklerinin gizli tutulması şartıyla konuştuğu ifade edildi.

AP’nin, Berlin merkezli Mnemonic ile iş birliği yaparak hastanelerdeki şiddet olaylarına ilişkin video, paylaşım ve diğer materyalleri doğruladığı kaydedildi.

İran içinden ve dışından doktorlar, sağlık tesislerindeki şiddetin ve askeri nitelikli uygulamaların boyutunun daha önce görülmemiş düzeyde olduğunu belirtti.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), hastanelerde tıbbi bakımın engellendiğine, bazı hastaların solunum cihazlarının çıkarıldığına, doktorların taciz edildiğine ve protestocuların gözaltına alındığına ilişkin çok sayıda tanıklığı belgelediğini açıkladı.

İran hükümeti ise protestolar ve sonrasında yaşanan şiddet olaylarından, dış destekli silahlı ‘teröristleri’ sorumlu tuttu. İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Kermanpur, tedavinin engellendiği ya da protestocuların hastanelerden alındığı yönündeki haberleri ‘asılsız ve imkânsız’ olarak nitelendirdi. Kermanpur, tüm yaralıların ‘siyasi görüşlerine dayalı herhangi bir ayrım veya müdahale olmaksızın’ tedavi edildiğini savundu. İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonunun ise yorum talebine henüz yanıt vermediği bildirildi.

sdfvdf
29 Aralık 2025’te Tahran’da ekonomik koşulları protesto etmek için düzenlenen bir gösteriden (AFP)

Baskı ve güvenlik operasyonlarının 8-9 Ocak’ta zirveye ulaştığı ve 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana en kanlı dönem olduğu ifade edildi. Ancak internet kısıtlamaları nedeniyle ayrıntıların geç ortaya çıktığı belirtildi. İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 7 binden fazla kişinin öldüğünü doğruladığını ve binlerce vakayı daha incelediğini duyurdu. Hükümet ise ölü sayısını 3 binden fazla olarak açıkladı; daha önce rakamları düşük gösterdiği yönünde suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı.

Reştli bir doktor, yaralılara yardım edebilmek için farklı sağlık merkezlerinde aralıksız 66 saat çalıştığını söyledi. Silahlı kişilerin yaralıları hastanelere getirdiğini ve tedavi sırasında başlarında beklediğini belirten doktor, “Hastaneden çıkan ve protestocu olduğu tespit edilen herkesi götürüyorlardı” dedi. Doktor, kendisi ve bazı meslektaşlarının, hastaların hastaneden ayrıldıktan sonra güvende olmayacağını bildikleri için bazı yaralıları korumak amacıyla kayıtlara gerçeğe aykırı teşhisler yazdıklarını da sözlerine ekledi.

İki milyon belge

Haberde, AP’nin dört hastanede yaşananlara odaklandığı, Berlin merkezli Mnemonic’in ise en az dokuz hastanede güvenlik güçlerinin varlığını gösteren onlarca görüntü topladığı belirtildi. Bazı kayıtlarda tıbbi tesislerin içinde ya da yakınında ateş açıldığı ve göz yaşartıcı gaz kullanıldığı görüldü. Kuruluşun 2022’den bu yana İran’daki insan hakları ihlallerine ilişkin dijital kanıtları arşivlediği ve iki milyondan fazla belge topladığı aktarıldı.

Tahran’da 37 yaşındaki bir genel cerrah, gece saatlerinde gizlice acil servise dönüştürülen bir estetik kliniğe çağrıldığını anlattı. Cerrah, küçük bir ekiple birlikte dört gün içinde 90’dan fazla yaralıyı tedavi ettiklerini, anestezi ve kan tedarikinin bulunmaması nedeniyle kemik atelleri için ilkel malzemeler ve zayıf ağrı kesiciler kullandıklarını söyledi. Hastaların gözaltına alınma riski nedeniyle hastanelere sevk edilemediğini belirten cerrah, kurşun ve şarapnel parçalarını çıkardıktan sonra yaralıları trafik kazası geçirdiklerine dair notlarla başka merkezlere yönlendirdiklerini ifade etti.

Aktivistlere göre 9 Ocak’tan bu yana aralarında tıp öğrencilerinin de bulunduğu en az 79 sağlık çalışanı gözaltına alındı. Yaklaşık 30 kişinin kefaletle serbest bırakıldığı, ancak birçok kişinin idam cezasına kadar varabilen ağır suçlamalarla karşı karşıya olduğu bildirildi.


Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
TT

Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Afganistan’a yönelik hava harekâtı sonrasında yaptığı açıklamada, Pakistan ordusunun bölgesel tehditlere karşı “tam operasyonel kapasiteye” sahip olduğunu ve gerektiğinde sert karşılık vereceğini kaydetti.

Şahbaz Şerif, cuma günü yaptığı açıklamada, komşu Afganistan’a düzenlenen hava saldırılarının ardından Pakistan güçlerinin her türlü saldırganlığa karşı koyabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Şerif, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırgan niyeti ezme konusunda tam kapasiteye sahiptir. Halkımız Pakistan silahlı kuvvetleriyle omuz omuzadır” ifadelerini kullandı.

Afgan hükümeti perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın birkaç gün önce kendi topraklarına düzenlediği hava saldırılarına karşılık olarak sınır noktalarına yönelik düzenlenen saldırıda çok sayıda Pakistan askerinin öldürüldüğünü ve esir alındığını duyurdu.

Buna karşılık Pakistan hükümeti, cuma günü Afgan tarafının sınırdaki askeri tesislere yönelik saldırısının ardından Kabil ve Kandahar şehirlerine yönelik operasyonlar düzenlediğini açıkladı.

Pakistan Savunma Bakanı Havace Muhammed  Asıf, Afgan hükümetine karşı “açık savaş” ilan ettiklerini belirtti. Asıf, “X” üzerinden yaptığı açıklamada, “Sabrımız tükendi. Artık bu, bizimle sizin aranızda açık bir savaşa dönüştü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı’nın Afganistan Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakanı Danışmanı Zamir Kabulov, Afganistan ve Pakistan’a karşılıklı saldırılara en kısa sürede son verme ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözme çağrısında bulundu.

Kabulov, Rus haber ajansı Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların mümkün olan en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik çözümüne ulaşılmasını destekliyoruz” dedi. Kabulov ayrıca, tarafların talep etmesi halinde Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunma ihtimalini değerlendireceğini kaydetti.