Sadr, Sistani'ye meydan okuyor, İran ise beklemede

Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
TT

Sadr, Sistani'ye meydan okuyor, İran ise beklemede

Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Irak Parlamentosu’ndaki ‘Sairun Bloğu’nun lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)

Hasan Fahs*
Necef’te bulunan en büyük Şii otorite  Ayetullahuzma Ali Sistani’nin, halkın protesto gösterilerinin ardında Irak sokaklarında meydana gelen kriz karşısındaki tutumunu açıkladı.
Sistani; reform, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluk yapanların yargılanmasını talep ediyor. Dini mercinin bu tutumu, Irak'taki bazı siyasi partilerin, özellikle de Sadr Hareketinin lideri Mukteda es-Sadr'ın beklentilerini karşılamadı.
Sairun ittifakının lideri ve mevcut hükümetteki en büyük bloğa sahip olan Mukteda es-Sadr aynı zamanda Irak siyasetine yön veren en etkili kişi olarak kabul edilmektedir.
Adil Abdulmehdi’nin krize ve protestocuların taleplerinin karşılanması şeklindeki çözüm önerilerine yönelik, perşembe ve cuma gecesi, yaptığı konuşmadan bir gün önce Irak’ta en üst Şii otoritenin konuyla ilgili benimseyeceği tutum hakkında bir takım tahminlerde bulunuldu.
Sistani’nin konu ile ilgili yaptığı açıklamalar, Irak’taki bazı siyasi blokların duymak istediği dibi değildi. Dini merciin, reform ve hesap verilebilirlik konusunda sınıfta kalan, hükümette üslendiği rolü yerine getirmek yerine yalnıza birtakım basit kararlar alan Abdulmehdi’yi istifaya zorlaması bekleniyordu.
Reform politikalarının başarılı olup olmamasına bakılmaksızın Abdulmehdi, halkın önceden beri biriken ve kronik hale gelen taleplerini karşılama ve siyasi tabakaya yönelik itirazlarını dikkate alma noktasında başarısız oldu.
Abdulmehdi, yaptığı bir konuşmasında eleştiri oklarını mevcut siyasi sürece ortak olan diğer siyasi partilere yöneltti. Kendisinin bu duruma düşmesinde diğer siyasi partilerin kilit rol oynadığını belirtti.
Abdulmehdi başbakanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren koalisyon ilkesine göre hareket edildi.
Abdulmehdi parlamentodaki uzlaşının sonucu olarak iktidara gelse de kendisinin Meclis’te bağımsız bir nüfuzu bulunmuyor.
Irak’ta protesto gösterileri ile başlayan krizin patlak vermesinin ardından Abdulmehdi, krizi parlamentoya taşıyarak anlaşmanın ortadan kaldırılması yönünde hareket etmek istedi.
Abdulmehdi, ülkedeki toplumsal ve güvenlik alanındaki gerilemenin sorumluluğunu parlamentodaki siyasi bloklara yüklüyor. Abdulmehdi, parlamentodaki siyasi bloklardan kabinesini tamamlaması için olağanüstü yetkiler istedi. Bu, Abdulmehdi’nin, parlamentoyu oluşturan siyasi bloklar arasındaki eşitlik anlayışından uzak, yeni temellere dayanan ve hegemonyasını hakim kılmasını sağlayacak bir hükümet kurmasına yol açabilir.
Konuşmasında, uluslararası ve bölgesel ilişkilerde elde ettiği başarılardan ve Irak'ı tekrar uluslararası arenada etkin kılmak için hükümetiyle birlikte yürüttüğü çabalardan bahsetti. Başarı elde etmekten aciz olmadığını, dış siyasetteki başarısının bunun bir kanıtı olduğunu söyledi.
Abdulmehdi, parlamentoyu oluşturan siyasi blokların Sistani tarafından dolaylı olarak suçlanmasının ardından güçlü görünmeye çalıştı. Abdulmehdi’nin konumu Sistani’nin aynı yönde bir tutum benimsemesi sonucu daha da güçlendi.
Dini otorite, meclisteki siyasi blokları engelleme politikası yerine hükümetin ve kurumlarının işini yapması, halkın haklı taleplerinin yerine getirebilmesi için yardımcı olmaları konusunda çağrıda bulundu. Sistani, “Söz konusu siyasi bloklar, yargıyı ele geçirip cezai uygulamaların gerçekleştirilmesini engellemek suretiyle, yolsuzluğa bulaşanların cezalandırılması ve halkın gasp edilen mallarının geri alınmasının önüne geçiyor” dedi.
Abdulmehdi ve Sistani’nin açıklamalarındaki bu uyum Sairun bloğu gibi bazı siyasi blokları kışkırttı ve Abdulmehdi'ye ve parlamentoya karşı tansiyonun yükselmesine sebep oldu. Söz konusu siyasi bloklar güçlerinin yetersiz olduğu ve durumu dini otoritenin aleyhine çeviremeyeceklerini bildiği için Sistani ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçındı. Haşdi Şabi’yi temsil eden “Fetih” bloğu da fırtınaya karşı direnemeyip Sistani’nin açıklamalarına bağlılığını ilan etti. Dini mercinin taleplerini yerine getirme ve bu doğrultuda yapılması gerekenleri yapma konusunda bağlılığını dile getiren Fetih bloğu, Başbakanın çağrılarına da uyacaklarını belirtti.
Mukteda es-Sadr'ın liderliğini yaptığı Sadr hareketi başkent Bağdat’taki ve diğer şehirlerdeki gösterilere alenen katıldığını açıklamasa da gösterilere katılan en geniş çaplı gösterici kitlesi attıkları sloganlarla Sadr hareketine mensup olduklarını ortaya koyuyorlardı. Sadr hareketinin tutumunu açıkça ortaya koymaması, olayların sonucunu bekleme seçeneğini tercih etmesi sebebiyledir. Dini otoritenin Abdulmehdi'ye dolaylı şekilde destek vermesi, Mukteda es-Sadr'ı doğrudan tutumunu açıklama seçeneğine itebilir. Abdulmehdi, parlamentodan koalisyondan uzak tek başına hükümet kurabileceği yetkiler istedi. Bu, parlamentodaki bloklar arasında pozitif yankıların bulunması durumunda gerçekleşebilir. Abdulmehdi’nin çağrısına sadece Hamis el-Hancer liderliğindeki Ulusal Eksen İttifakı yanıt verdi. Bu durum parlamentonun çalışmalarını durdurabilir ve yeni bir erken seçime gidilmesine neden olabilir. Böyle olması halinde Abdulmehdi’nin hükümeti iş çevirme hükümetine dönüşebilir. Bu adım da eğer istenen sonuçları vermezse Sadr, kendisini hükümeti istifaya çağırıp erken seçim çağrısı yapma seçeneği ile karşı karşıya bulacak. Mukteda es-Sadr'ı bu duruma düşüren sebep; Ayetullahuzma Sistani’nin, seçimlerin yapılmasının zorluğu ve parlamento ve hükümetin feshedilmesi gibi durumlar sebebiyle Irak’ın anayasal bir boşluk haline doğru savrulmasını engellemek amacıyla çaba göstermesidir. Dolayısıyla yeni bir hükümet kurmak zor olabilir ve sokağın öfkesi patlayabilir. Bu da Irak’ın yeni bir savaşa girmesine ve kalan topraklarının ve kurumlarının yıkılmasına neden olabilir.
Sadr’ın, tansiyonu yükseltme seçeneğine başvurması İran tarafı için bir endişe kaynağı haline gelebilir. İran, protesto gösterileri başladığından beri iki görüşü benimsedi.
Birincisi; göstericilerin talepleri onlar için doğal bir haktır, hükümet ve siyasi bloklar bu talepleri stratejik bir plan doğrultusunda yerine getirmelidir.
İkincisi; talimatlarını ABD ve İngiltere büyük elçiliklerinden ve özellikle Riyad ve Abu Dabi olmak üzere çeşitli Arap başkentlerinden alan Iraklı sivil ve laik güçlerin Tahran'ın müttefiklerine karşı komplo kurduğuna inanmak.
Söz konusu başkentler, İran’a düşman olan bir rejim ve otoriteyi iş başına getirmek ve ABD programının uygulanması için mevcut siyasi sürece darbe indirmek istiyorlar.
Tahran’ı en çok korkutan durum Irak’ta askerin tekrar iktidarı ele geçirmesi. Bu, İran rejiminin hiçbir şekilde kabul edemediği bir durum. İran, 2003'te, güneybatı sınırındaki ABD varlığı sebebiyle doğrudan bir tehdit hissetti. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi ABD’nin Irak’taki varlığı karşısında sessiz kalınmasında bir etkendi. Aynı şekilde ABD varlığına karşı mücadele için yapılan planların hedefine ulaşamaması ve başarısız olması da Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından kaynaklanıyor. Necef’teki dini merciin tutumu yönetimin yeniden militarize edilmesi yönündeki çabaların başarısız kılınmasını ve Tahran’a yönelik yeniden bir tehdit ve meydan okumayı içeriyor.
Sistani’nin tutumunun ardından, Abdulmehdi’nin takındığı tutumun sert olduğu ve istifa seçeneğinin söz konusu dahi olmayacağı görülüyor. İran, Kudüs Gücü vasıtasıyla, kendisine tabi olan kuvvetleri ve grupları Abdulmehdi ile tam bir işbirliği yapmaya zorlayacak. Bu adım İran’ın durumu kontrol altına almasında yardımcı olacak.
Bu bağlamda ortaya şöyle bir soru çıkıyor; Daha birkaç gün önce İran'ı ziyaret eden ve Tahran rejimi lideri Ali Hamaney ile görüşen Mukteda es-Sadr, hükümetin istifasını ve parlamentonun feshedilmesini nasıl isteyebilecek?
Bu durum Irak hükümetinin istikrarını isteyen İranlılara yönelik açık bir meydan okuma olarak görülebilir.
Irak’ın istikrarı, Washington ile mücadele döneminde olan Tahran’ın bu merhaleyi aşmasına imkan verebilir. Abdulmehdi’ye karşı sert bir tutum benimseyen Sadr’ın İran’dan karşı tepkiler almaması, Necef’teki dini otorite ile karşı karşıya kalması pahasına değişim seçeneğine gitmesine yol açabilir mi?
Independent Arabi'da yayınlanan makale*



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.