Lübnanlı muhalif lider Cemayel: Hükümeti Hizbullah yönetiyor

Sami el-Cemayel
Sami el-Cemayel
TT

Lübnanlı muhalif lider Cemayel: Hükümeti Hizbullah yönetiyor

Sami el-Cemayel
Sami el-Cemayel

Maruni Hristiyan tabanlı Lübnan Ketaib Partisi Genel Başkanı Sami el-Cemayel Şarku'l Avsat'a konuştu. Lübnan yönetiminin faaliyetleri konusunda uyarıda bulundu. Durumun devam etmesi halinde çöküş yaşanacağını söyleyen Cemayel, mevcut durumdaki en tehlikeli şeyin yetkililerin değişim amacıyla hiçbir şey yapmamaları olduğunu ve ülkenin, bir uzman hükümet tarafından kurtarılması gerektiğini ifade etti.
Ketaib lideri, eski müttefikleri (Sünni) Müstakbel lideri Başbakan Saad Hariri, (Dürzi) İlerici Sosyalist Partisi Genel Başkanı Velid Canbolad ve (Maruni) Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca’yı da ülkeyi, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı liderliğe getiren ve Lübnan adına kararları (Şii) Hizbullah’a bırakan “felaket çözüme” dahil etmekle suçladı.
Şarku’l Avsat’a konuşan Cemayel, Hükümetin Hizbullah’ın etkisi altında olduğunu ve onun politikasını uyguladığını vurgulayarak, uluslararası platformlarda da Hizbullah'ın politikalarını savunduğunu ifade etti. “Bize göre şekline açıkça Hizbullah’ın karar verdiği ve Hizbullah’ın stratejik kararlarının döndüğü bir hükümete herhangi bir meşruiyet vermemeliyiz” ifadelerini kullandı.
“Ulusal birlik hükümeti olarak alınan hükümet kararlarını umursamadığımız için bu tür bir hükümetin altında olamayız” diyen Sami Cemayel, mevcut hükümetin kötü faaliyetlerde bulunduğuna dikkati çekti.
Cemayel, “2015-2016 yılları arasında oluşturulan siyasi çözüm nedeniyle Hizbullah'ın nüfuzu artmış, Lübnan "Direniş Ekseni"ne yönlendirilmiştir. Ülke böylece bölgesel bir çatışmaya sokuldu, istemedikleri bir sistemin parçası yapıldı. Gerçekleri bilmek isteyen kişiler var ama gerçek zaten açık. Lübnan Cumhurbaşkanı, ülke tarihinde ilk kez ABD’yi veya Arap ülkeleri temsilcilerini kabul etmedi. Bu tehlikeli bir durum. Yani bir biz eksene bağlandık” şeklinde konuştu.
Ketaib Partisi Genel Başkanı Cemayel sözlerinin devamında ise şunları söyledi:
“Lübnan topraklarından Arap ülkelerine, dünyaya ve Lübnan’ın tarihi açıdan tüm dostlarına yöneltilen tüm zorluklar karşısında hükümetin sessiz kalması, bu durumda hükümetin suçlu olduğu anlamına geliyor. O halde sahte bir tanık ve Lübnan’ı bu konuma sürükleyen hükümetin bir parçası olmamalıyız. Bu durum, bir şekilde ekonomik ve mali düzeyde başarısızlığa yol açar. Geçmişte yardımlara ve bize açık pazarlara güveniyorduk, ancak şu an yaptırımlar, kısıtlamalar, anormal finansal hareketler ve anormal nakit hareketleri mevcut. Lübnan, Suriye’ye doğru bir yakıt koridoru olarak kullanılıyor. Lübnan’ın bugünkü pozisyonu geçmişe nazaran farklıdır. Bu nedenle bu sorumluluk, bugün var olan herkesindir.”
Ulusal Birlik Hükümeti’nin bu hükümetten çekilmesi gerektiğini söyleyen Cemayel, ülke politikalarından memnun olmayan tüm taraflara da bu hususta çağrı yaparak, “Hükümet içerisinde yer almaları, ülkenin ve halkının haklarına karşı bir hata işledikleri anlamına gelir” dedi.
Sami el-Cemayel, ülkenin mevcut krizden çıkması için Ketaib tarafından hazırlanan “yol haritasına” da değinirken, reformlar yaparak bu haritayı uygulamaları gerektiğine dikkati çekti. Ancak mevcut hükümetin bunu başaramayacağına inandığını söyleyen Cemayel, “Hükümet, öncelikle acizliğini itiraf etmeli, ardından istifa sorumluluğunu üstlenmelidir. Mevcut hükümetin yerine getiremeyeceği bu reformları gerçekleştirebilecek bir uzman hükümet oluşturulmalıdır. Değişim vaktinin geldiğine inanıyoruz. Çünkü ekonomik durumu değiştirebilecek, iyileştirebilecek ve geliştirebilecek, aynı zamanda Lübnan’ı ileriye ve güvenli bir hale getirebilecek bazı reformlar bulunuyor. Adımlar Lübnan’ın kara, deniz ve hava sınırlarını kontrol etmekle başlar. Ama mevcut hükümet bu kararı alamıyor. Bu adımlar, kaçakçılığı önlemek, meşru ve resmi bir pazara paralel bir pazar kurulmasını engellemek için meşru geçişler üzerindeki kontrolünü artırarak gerçekleşir” değerlendirmesinde bulundu.
Cemayel, Ketaib Partisi’nin ikinci önlem olarak, “Lübnan yönetiminin ekonomi ve kamu maliyesi üzerindeki en büyük ağırlığı oluşturan tüm sahte faaliyetlerden temizlenmesi gerektiğini söyleyerek, “20 yıldır çözülmeye çalışılan elektrik meselesinin yanı sıra maaş alan, ama işe gelmeyen kayıtlı on binlerce hayali personel mevcut” dedi.
Lübnan Ketaib Partisi lideri Sami Cemayel, “Bugün sorun, neyin gerekli olduğunun bilinip, ama bunu yapma iradesine sahip olamamaktan kaynaklanıyor. Talep edilen hususlarda bir fikir birliği bile var. Bize sunulan hiçbir şey uygulanmadı. Bunların yanı sıra Lübnan’ın yanında olan ve bunu dillendirmeyen dostlarımızın desteğini kaybettik. Lübnan, her gün onlara hakaret etmeye ve onları tehdit etmeye devam ediyor. İronik olarak bir yandan tüm dünyayı birleştirmek istiyor, bir yandan da onları tehdit ediyor ve ardından, bu dünyadan kendisine para vermesini istiyor” şeklinde konuştu.
Cemayel ayrıca, “Uçurumun kenarına ulaştığımıza ve henüz frene basma kararı almadığımıza inanıyorum. Henüz bir reform adımı da yok. Hatta bana göre, reform yapılamayacağını vurgulayan tehlikeli bir durum başladı. Bu durum, hükümet ekiplerinin çalışmaya odaklanmadığını, aksine öteki tarafa sorumluluk atmaya odaklandığını gösteriyor” dedi.
Seçeneklerin reform, yönetimi terk etme ve işleri başkasına devretme olarak sınırlı olduğunu söyleyen Sami Cemayel, “Gerekli olan şey, bunu yapamadıklarını ve kendilerinden başkalarının bunu yapabileceklerini söylemeleridir. Kimseyle bağlantısı olmayan bir gruba ülkeyi kurtarma fırsatı verelim. Kimse kazanmasın ve kimse başarısız olmasın” dedi. Yetkili, bir uzmanlar hükümetinin yardım sürecini hızlandırmak için Lübnan’ı bölgedeki çatışmalardan uzaklaştırabileceğini, Arap dünyası ve uluslararası toplumla ilişki kurabileceğini belirterek, “İlk seçeneği (reform) uygulamak isteseler uygularlardı. Bu yüzden bugün ikinci seçeneğe odaklanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ketaib lideri, hükümeti devirme seçeneğinin şu an masada olmadığını, ancak zamanla durumun daha da kötüleşmesi ve insanların daha fazla acı çekmesi halinde devrim yapılabileceğini söyleyerek, “Ancak bu, hemen gerçekleşecek bir süreç değil. Krizin başındayız, ortasında veya sonunda değil. İşler, gelecekte daha fazla acı verecek. İnsanları korkutmak istemem ama bu rakamlar net. Bugün devlet, Ekim ayı istihkaklarını ödeyebilirse bu mucize olacak. Ödenecek maaşlar, işletme giderleri, devlet aidatları, borç ve faizler var. Peki hepsini nasıl ödeyebilecekler?” dedi.
Lübnan’ın büyük bir sorun yaşayacağını söyleyen Sami Cemayel, sözlerinin devamında ise şunları söyledi:
“Çöküş süreci düzeltilmeye çalışılmıyor. 6 milyar dolarlık bir bütçe açığı var, ekonomi kalıcı olarak donmuş halde. Bu yüzden devletin gelirleri azalacak. Devlet gelirlerindeki azalmayla açık büyüyecek. Bu durum da devletin finansman ihtiyacının artacağı ve daha büyük bir borçlanmaya gireceği anlamına geliyor”.
Cemayel, Hizbullah’ın devleti kontrol ettiğini yineleyerek, çöküşü önlemeye çalışmadığını, çünkü önceliğinin Lübnan olmadığını vurguladı. Lübnan meselesinin, Hizbullah’ın önem verdiği meselelerinin çok küçük bir parçası olduğunu belirten Sami Cemayel, “Suriye, Irak, ABD’nin İran yaptırımları ve Yemen meseleleri onun için daha öncelikli” dedi.
Cemayel ayrıca, “Hizbullah’ın, stratejik çıkarının İran olduğu açık. Ama camiamız buna inanmak istemiyor. Birçok kesim, kendilerine ve başkalarına yalan söyleyerek yaşıyor. Ancak Hizbullah’a uluslararası kararları teslim ettiklerini inkar etmiyorlar” ifadelerini kullandı.
Ketaib Partisi Genel Sekreteri, “Cumhurbaşkanı'nı Hükümeti dengelemesi için seçtik. Cumhurbaşkanı, 8 Mart İttifakı'ndan oldu. Bu yüzden çoğunluk da 8 Mart’tan oluştu ve 30 kişiden 18’i bu bloktan geldi. Bu durum, seçim yasasına yansıdı. Mişel Avn ile istedikleri yasayı yürürlüğe koydular. Yasa, Müstakbel, İSP ve Lübnan Kuvvetleri tarafından reddedildi. Bu seçim yasası, Hizbullah’ın büyük çoğunluğuna sahip olduğu Temsilciler Meclisi’yle ortaya koyuldu. Hizbullah’ın 128 müttefiki arasından 72 milletvekili mecliste. Ayrıca 18 veya 19 müttefik bakan var ve Cumhurbaşkanı da Hizbullah’ın müttefiki. Buna rağmen bize yönetimin Hizbullah ile bir ilgisi olmadığını söylüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Ketaib’in 14 Mart Bloğu’ndaki eski ortak 3 partiyle (Müstakbel, Lübnan Kuvvetleri ve İSP) sorununun, sorumlu oldukları “çözüm” ile başladığını ifade eden Cemayel, “Stratejik seçenekler hususunda onlarla temel anlaşmazlıklarımız var. Çünkü ülkeyi tehlikeli bir yere getirdiler” dedi. Sami Cemayel, eski Hariri hükümetindeki Ketaib bakanlarının istifa kararının ve mevcut hükümete katılmamalarının isabetli bir karar olduğunu söyleyerek, “Yönetim dışındaki varlığımız, daha yararlı” şeklinde konuştu.
Cemayel, “Yönetim sizi yansıtmadığında iki seçeneğiniz vardır; ayrılırsınız ya da kalırsınız ve yanlışa ortak olursunuz. Bu, bizim kabul etmediğimiz bir durumdu. Hükümetten ayrıldığımızda, görüşümüzü ifade etme hususunda daha fazla rahatlık hissettik. Artık bakanlık dayanışmasına sahip değiliz ve taleplerimizi kısıtlama olmadan dile getiriyoruz” açıklamasında bulundu.
Hizbullah etkin Ketaib muhalefette
Mecliste 3 sandalyesi bulunan Lübnan Ketaib Partisi ise muhalefette kalmayı tercih ederken, 14 Mart Bloku'na yakınlığıyla bilinen Dürzi İlerlemeci Sosyalist Partisi de yeni kabinede 2 bakanlık aldı. İran ve Suriye destekli 8 Mart Bloku'nu oluşturan Hizbullah ve müttefikleri ise 18 bakanlıkla yeni hükümette temsil hakkı elde etti.
Lübnan Bakanlar Kurulundan geçen kararların artık Hizbullah ve müttefiklerinin onayından da geçmesi gerekiyor. Çünkü Bakanlar Kuruluna sunulan herhangi bir taslağın karara bağlanmasının önüne geçilmesi için üçte birden fazla çoğunluğun buna karşı çıkması gerekiyor.
Bu bağlamda Hizbullah ve müttefikleri Bakanlar Kurulunda elde ettikleri 18 bakanlıkla istedikleri karara onay verme veya reddetme sayısına kavuşurken, Başbakan Hariri ve müttefikleri ise buna karşı koyacak 11 bakanlık sayısına sahip olamadı.
Parlamento ve Bakanlar Kurulunda çoğunluğa sahip olmadan önce Lübnan'da istediğini dayatabilen Hizbullah, bundan sonra farklı bir güce kavuşmuş oldu. Bu da Lübnan halkının endişelenmesine neden oluyor.



Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır'daki bilgili kaynaklar ile Hamas kaynakları, Halid el-Hayye başkanlığındaki hareket heyetinin pazar günü Mısır'ın El Alameyn kentinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ve “Barış Konseyi” Temsilcisi Nikolay Mladenov ile görüştüğünü Şarku’l Avsat'a açıkladı. Görüşmeye Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucu temsilciler de katıldı.

Kaynaklara göre görüşmede Hamas'ın bir dizi talebi ele alındı. Bunların başında, ABD yönetiminin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya baskı yaparak Ekim 2025'te Şarm eş-Şeyh'te imzalanan yol haritasının ikinci aşamasının uygulanmasını kabul etmesini sağlaması geldi. Hamas ayrıca Trump yönetiminin, İsrail hükümetinin söz konusu planı uygulamayı reddeden tutumunda ilerleme sağlaması ve aralarında acil bazı taleplerin hayata geçirilmesi için çalışmasını istedi.

Bu acil talepler arasında, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan Gazze'ye 600 yardım kamyonunun girişinin sağlanması ve İsrail'in Hamas yöneticileri ile Gazze sakinlerini hedef alan suikast operasyonlarının derhal durdurulması yer alıyor.

Kaynaklar, Kushner'ın ise ABD yönetiminin “barış planına” bağlılığını teyit ettiğini, ancak bunun için Hamas'ın silahlarını bırakması ve hareketin askeri kanadını feshetmesi konusunda belirli bir takvime uymasını şart koştuğunu aktardı.

Kushner'ın ayrıca, Hamas'ın silahlarını Gazze Şeridi'nin yönetimi için oluşturulan komiteye ve barış planının maddeleri kapsamında üzerinde mutabakata varılan uluslararası istikrar gücüne teslim etmesiyle eş zamanlı olarak İsrail'in de planın uygulanmasına yönelik taahhütte bulunmasını sağlamaya çalışacağını belirttiği kaydedildi.

Kaynaklara göre Kushner, pazartesi günü İsrail'e yapacağı ziyaret sırasında Netanyahu ile bu konuda uzlaşma sağlamaya çalışacağını ifade etti.


Hizbullah İsrail'in saldırılarına “gereken yanıtın verileceğini” duyururken Netanyahu, üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
TT

Hizbullah İsrail'in saldırılarına “gereken yanıtın verileceğini” duyururken Netanyahu, üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)
İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir evi hedef alan hava saldırısının ardından enkaz arasında arama yapan kurtarma ekipleri (DPA)

Hizbullah, dün Lübnan’ın güneyine düzenlenen kanlı hava saldırılarının ardından İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına ‘gereken yanıtın verileceğini’ duyurdu ve Lübnanlı makamları İsrail ile yürütülen ‘aşağılayıcı’ müzakereleri durdurmaya çağırdı. Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, Hizbullah’ın Lübnan'ın güneyindeki ‘güvenli bölgede! düzenlediği bir saldırı sonucu üç İsrail askerinin yaralandığını açıkladı.

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığı açıklamaya göre Hizbullah, İsrail'in ‘saldırılarının, ihlallerinin ve oldu bitti yaratma girişimlerinin sürdürülemeyeceğini ve bunlara gereken karşılığın verileceğini çok iyi anlaması gerektiğini’ vurguladı.

Açıklamada ayrıca, Lübnanlı makamların ‘aşağılayıcı müzakereler sürecini sürdürmekte ısrarcı olmamaları ve düşmana karşılıksız armağanlar sunmamaları’ gerektiği ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, resmi makamların aralarında çocukların da bulunduğu 11 kişinin öldüğünü bildirdiği Lübnan'a yönelik hava saldırılarının, ateşkes anlaşmasının Hizbullah tarafından ihlal edilmesine yanıt olarak gerçekleştirildiği savunuldu.

İsrail ordusunun Arapça Sözcüsü Ella Waweya sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, İsrail’in saldırılarının ‘Hizbullah'ın, üzerinde uzlaşılan güvenlik bölgesi içerisinde güçlerimize saldırmasının ardından, anlaşmayı ciddi şekilde ihlal etmesine bir yanıt’ olarak gerçekleştirildiğini yazdı.

Daha sonra İsrail ordusundan yapılan açıklamada, hava saldırılarının Hizbullah’ın askeri bir yetkilisini hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, İsrail güçlerinin Hizbullah'a ait bir komuta merkezini vurduğu ve örgütün seçkin birimi Rıdvan Gücü’nde bölge komutanı olan Ali Samir el-Hac Hasan'ın öldürüldüğü kaydedilirken bu eylemin, Hizbullah'ın İsrail güçlerine karşı düzenlediği bir operasyona misilleme olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hac Hasan'ın aile üyelerinin de öldürüldüğü yönündeki ‘iddialara’ değinen İsrail ordusu, söz konusu kişilerin hedef alınmadığını, Hac Hasan'ın ‘aile üyelerini canlı kalkan olarak kullandığını ve onlarla birlikte askeri komuta merkezinde saklandığını’ ileri sürdü.

Resmi kaynaklara göre İsrail'in dün Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırılarında 11 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, geçtiğimiz haziran ayı sonlarında Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayıtlara geçti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, önümüzdeki ayın başlarında Roma'da yapılması planlanan yeni müzakere turu öncesinde, İsrail'in ülkenin güneyine düzenlediği hava saldırılarının İsrail ile yürütülen müzakere sürecine yönelik ‘açık bir mesaj’ niteliğinde olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Avn, ‘İsrail’in ülkesinin güneyine yönelik devam eden saldırılarını ve çerçeve anlaşma ile sivillerin korunmasına dair uluslararası yasaların mükerrer ihlallerini kınadı ve ‘bu ihlallerin müzakere sürecine ve bu anlaşmanın uygulanmasını amaçlayan ABD çabalarına yönelik net bir mesaj oluşturduğunu’ ifade etti.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘İsrail'in tırmandırdığı bu gerilimin, son derece tehlikeli bir durum olduğunu ve güneyde istikrarı sağlama çabalarını baltaladığını’ yazdı.

Başbakan Selam, “İsrail hava saldırısının şehitleri, askeri bir altyapı değil, öldürülenler çocuklar ve kadınlar da askeri hedef değil” ifadelerini kullandı.

Selam ayrıca, “Lübnan topraklarında bulunması halinde herhangi bir askeri yapıya müdahale etme sorumluluğu Lübnan ordusu ve meşru kurumları aracılığıyla yalnız Lübnan devletine aittir. Bu tür yapıların varlığı, İsrail'e Lübnan topraklarını çiğneme veya sivilleri tehlikeye atma hakkı vermez” diye ekledi.


Tehditler ve çıkmaza giren müzakereler arasında Hürmüz Boğazı

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
TT

Tehditler ve çıkmaza giren müzakereler arasında Hürmüz Boğazı

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)
USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)

Savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol tankeri trafiğine ilişkin görüşmelerde çıkmaz devam ederken, savaşan tarafların çatışmayı sonlandırmaya yaklaştığına dair hiçbir emare bulunmuyor.

Müzakerelerdeki tıkanıklık sürerken savaşan taraflar karşılıklı olarak açık tehditlerde bulundu. İran dün ABD'yi yenilgiyi kabul etmeye çağırırken, ABD Başkanı Donald Trump İran'ı ‘son derece şeytani’ olarak nitelendirdi ve krizin sona ermesinin ardından Hürmüz Boğazı'nı bir Amerikan bölgesi haline getireceğini söyledi. Trump ayrıca, savaşın bir sonucu olarak artmaya devam eden akaryakıt fiyatlarına katlanmaya hazır olmaları konusunda Amerikalılara çağrıda bulundu.

Elbette İran'ın Trump'ın bu sözlerine yanıtı gecikmedi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda “Bu boğaz ancak İran'ın emriyle açılır veya kapatılır. Amerikalılar yenilgi gerçeğini kabullenmeyi reddettikleri sürece Tahran ablukayı sürdürmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi da İran'ın ABD ile müzakerelere yeniden başlama konusunda henüz bir karar almadığını belirterek, “Esasen ortada süresini uzatmaya çalışacağımız bir ateşkes baştan beri yoktu... Biz savaşın sona ermesini bekliyorduk, şimdi ise ortada yeni bir durum var” açıklamasında bulundu.

Arakçi ayrıca, savaş öncesinde küresel petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği su yolunda deniz trafiğinin yeniden başlaması için Washington'un boğazla ilgili şartları yerine getirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Bu arada İran gemilere yönelik saldırılarını artırarak, cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) petrol şirketi ADNOC’a ait bir gemiyi hedef aldı. Bu saldırı, bir hafta içinde yaşanan bu türden üçüncü olay olarak kayıtlara geçti.