Trump’tan Suriye'den çekilme kararı sonrası Kürtleri rahatlatma hamlesi

(AFP)
(AFP)
TT

Trump’tan Suriye'den çekilme kararı sonrası Kürtleri rahatlatma hamlesi

(AFP)
(AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Tel Abyad ve Rasulayn’dan çekilen asker sayısının 50’yi geçmediğini vurgulayarak ABD’nin Suriye’den çekilme kararının sonuçlarını hafifletmeye çalışan bir görüntü verdi.
Trump, geçen aralık ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı benzer bir telefon görüşmesinden sonra geri çekilme kararı almıştı. Kararın ardından gelen yoğun eleştiriler, dönemin ABD Savunma Bakanı James Mattis ve ABD'nin DEAŞ’la Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk’un istifa etmelerine neden olmuştu. Şimdi ise Trump’ın hafta başında duyurduğu benzer karara, özellikle ABD Başkanı’na Cumhuriyetçi kanattan yakın isimlerinden verilen tepkiler kendisine kararından geri dönmesi yönündeki çağrılarla sürüyor.
ABD'nin eski DEAŞ’la Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi McGurk, Twitter hesabından yaptığı açıklamada binlerce DEAŞ üyesi ve ailelerinin barındığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yönetilen Suriye'nin kuzeyindeki bir mülteci kampına işaret ederek şunları söyledi:
“Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi tarafından DEAŞ terör örgütünün çekirdeği olabileceği konusunda uyardığı 60 bin kişilik Hol Kampı’nı Türkiye’nin yönetme niyeti, isteği ve imkanı yok. Bunun aksine inanmak, ulusal güvenliğimizle dikkatsizce oynanan bir kumardır.”
ABD Kürtleri terk etmedi
Trump, ABD’nin Suriye'de Kürtleri terk etmediğini belirtirken Pentagon da Kürtleri terk etmeyeceklerini doğruladı. ABD Başkanı dün Twitter hesabından paylaştığı bir mesajda  ABD’nin Kürtleri desteklemeye kararlı olduğunun altını çizerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’la 13 Kasım’da Washington'da görüşeceğini duyurdu.
ABD’nin Suriye’nin söz konusu bölgesinden sadece 50 askerini çektiğini belirten Trump, Washington’ın ‘büyük savaşçılar’ olarak nitelediği Kürtleri terk etmediğini vurguladı.
Türkiye'ye sınırları aşmama uyarısı
Türkiye'nin ABD'nin ticari bir ortağı ve NATO'nun önemli bir üyesi olduğunu söyleyen Trump, “Türkiye, gereksiz yere çıkacak bir çatışmanın ekonomisi ve çok kırılgan para birimi için yıkıcı etkileri olacağını biliyor” diyerek sınırların aşılmaması uyarısında bulundu.
Türkiye ile ABD arasındaki ticari iş birliğinin önemine dikkati çeken Trump açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Birçok insan Türkiye'nin ABD'nin büyük bir ticari ortağı olduğunu unutuyor. Aslında onlar F-35 savaş uçağımızın çelik iskeletini yapıyor.”
ABD Başkanı, ricası üzerine Türk yetkililerin daha uzun yıllar hapis yatması öngörülen papaz Brunson'ı sağlıklı bir şekilde geri gönderdiklerinin de altını çizdi.
Cumhuriyetçilerdan sert eleştiri
Diğer yandan Trump'ın kararı Washington'da, özellikle de üst düzey müttefiklerinin aralarında bulunduğu Cumhuriyetçilerin arasında sert eleştirilere neden oldu. Bununla birlikte karar, ABD’nin Suriye’de DEAŞ’a karşı mücadelesinde en etkili güç olarak dayandığı Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) büyük bir darbe olarak görüldü.
Cumhuriyetçilerin Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnell, ABD birliklerinin Suriye'den hızla çekilmesinin sadece Rusya, İran ve Esed rejimine fayda sağlayacağını vurguladığı açıklamasında şunları söyledi:
“Bu durum DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin yeniden örgütlenmeleri riskini artıracak. ABD Başkanı Trump'a DEAŞ ile mücadelenin devamlılığı ve NATO müttefikimiz Türkiye ile Suriye’de terörle mücadeledeki yerel ortaklarımız arasında çatışmayı önlemek için Amerikan liderliğini kullanmaya çağırıyorum.”
Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Nancy Pelosi de benzer bir açıklamada bulunarak kararın bölgenin güvenlik ve istikrarına karşı ciddi bir tehdit oluşturduğunu, İran ve Rusya'ya tehlikeli bir mesaj gönderdiğini ve Washington’ın müttefiklerine ABD'nin artık güvenilir bir ortak olmadığını gösterdiğini söyledi.
Trump’a yakın isimlerden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da Twitter üzerinden verdiği bir dizi mesajda kararın ABD’nin müttefikleriyle olan ilişkilerine yönelik etkileri konusunda uyarıda bulundu. Askerleri geri çekme kararını şiddetle eleştirdi. Graham söz konusu mesajlarından birinde, metni ilk gördüğünde önce eski Başkan Barack Obama'nın ABD askerlerini Irak'tan çekme kararına dair bir açıklama okuduğunu düşündüğünü söyledi.
Graham sonraki Twitter mesajında şunları söyledi:
“DEAŞ’la mücadeleye kendini feda eden Amerikalılar ve müttefikleri için çok üzülüyorum. Çünkü bu karar, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını destekliyor. Çok üzücü. Çok tehlikeli. Başkan Trump, radikal İslamcılarla savaşmaktan bıkmış olabilir. Ama onlar bizimle savaşmaktan bıkmıyor.”
Nikki Haley: Türkiye bizim dostumuz değil
ABD'nin eski BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley de kararı Twitter üzerinden eleştirenler arasındaydı:

“Eğer müttefiklerimizin arkamızı kollamalarını istiyorsak biz de onların arkasını kollamalıyız. Kürtler, Suriye'de DEAŞ’la olan başarılı mücadelemizde rol üstlendiler.  Onları ölüme terk etmek büyük bir hata. Türkiye bizim dostumuz değil.”
Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz da Twitter hesabından yaptığı benzer bir açıklamada şunları söyledi:
“Türkiye öldürürken hiçbir şey yapmadan oturursak sinir bozucu olur. Gelen haberler, Türkiye lideri Erdoğan'ın Başkan Trump'a bunu yapmak istediğini açıkça söylediğini gösteriyor.”
Florida Senatörü Marco Rubio da Twitter mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Eğer ABD’nin Suriye’den çekilmesine dair haberler doğruysa, Trump yönetimi Suriye’nin çok ötesinde sonuçları olabilecek ciddi bir hata yapıyor demektir. Bu durum İran'ın mevcut yönetim altındaki vizyonunu doğrulayacak ve daha geniş, daha ciddi bir bölgesel savaşa yol açabilecek düşmanca saldırılar düzenlemeleri için onları cesaretlendirecektir.”
Eski Arkansas Valisi ve Trump’ın en büyük destekçilerinden olan Mike Huckabee, “ABD’nin Kürtleri terk etmesi büyük bir hatadır” dedi.
Aynı zamanda eski Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders’in babası da olan Huckabee açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Asla onlar için savaşmamızı istemediler. Sadece onlara kendilerini savunmaları için teçhizatlar verildi. Onlar samimi müttefiklerdi. Onları terk edemeyiz.”
Konuya dair bir diğer açıklama da Nebraska Senatörü Ben Sasse’den geldi:
“Trump'ın aldığı kararın kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere bizimle savaşan müttefiklerimizin katledilmesine neden olabilir. Türkiye, masum Kürtleri öldürmeden önce NATO’nun bir üyesi olarak ayrıcalıklı konumunu dikkatle gözden geçirmeli. Amerikalılar, soykırım rejimlerinin ortağı değildir.”
Trump ve Erdoğan arasındaki görüşmenin ayrıntıları
İsminin açıklanmasını istemeyen ve basına telefon aracılığıyla demeç veren ABD yönetiminden bir yetkili, Trump ile Erdoğan arasındaki telefon görüşmesine ilişkin açıklamasında “Görüşme olumlu başladı fakat Washington ile Ankara arasındaki ilişkiyi olumsuz yönde etkileyerek beklenmedik bir şekilde sona erdi” dedi.
Telefon görüşmesinde Trump’ın Türk mevkidaşını Suriye’de sınırları aşan bir adım atması halinde ülkesinin ekonomisini yok etmekle tehdit ettiğini söyleyen yetkili, “Görüşme, ABD ve Türkiye’nin Suriye-Türkiye sınırındaki güvenli bölgeyi oluşturmak için çalıştıkları bir zamanda gerçekleşti” ifadelerini kullandı.
Güvenli Bölge mekanizmasının SDG, ABD ve Türkiye arasındaki bir uzlaşıya dayandığını ifade eden yetkili, “Mekanizmanın Türklerin ihtiyaçlarını karşıladığını düşünüyorduk” diye konuştu. Yetkili, Trump'ın telefonda ayrıca Türkiye'nin Rusya’dan aldığı S-400 füze savunma sistemi anlaşması ve Türkiye’nin F-35 savaş uçağı üretim programından çıkarılarak uçakların Ankara’ya tesliminin askıya alınmasının yanı sıra, iki ülke arasında 100 milyar dolarlık bir ticaret anlaşması yapılması ihtimaline de değindiğini kaydetti.
Bu konulara ilişkin olumlu bir görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeydoğusuna girme sorununu gündeme getirdiğini belirten yetkili şunları söyledi:
“Erdoğan, geliştirdiğimiz ve uyguladığımız güvenli bölge mekanizmasının ihtiyaç ve taleplerini karşılamadığını, detayları belirtilmeyen tek taraflı bir işlem yapmak istediğini fakat ABD’nin de desteğini beklediğini açıkça ifade etti.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’tan hiç beklemediği bir karşılık aldığını söyleyen ABD’li yetkili açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Trump, ABD’nin bu tür bir operasyonu desteklemeyeceğini, bunun çok kötü bir fikir olduğunu söyleyerek operasyonun Türkiye ve bölge halkına DEAŞ’la mücadelede daha iyi bir güvenlik imkanı sağlayamayacağının altını çizdi.”
Trump’ın verdiği yanıtın Erdoğan’ı şaşırttığını çünkü destek konusunda onu ikna edebileceğini düşündüğünü söyleyen yetkili, ABD yönetiminin Türkiye’nin operasyonunu desteklemediğini göstermek için askerlerini Türkiye-Suriye sınırındaki konumlarından çektiğini belirtti. Yetkili, “Bu birliklerin sanki Türkleri Suriye'ye doğru hareket etmekten alıkoyuyor gibi orada kalmasını istemiyoruz” dedi.
ABD’nin Suriye'nin kuzeyindeki askeri varlığında bir değişiklik olmadığına dikkati çeken yetkili “Siyasi varlığımızın yanı sıra askeri varlığımızı da gözden geçiriyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın pazartesi günkü tutumu öncekinden daha katıydı” ifadelerini kullandı.
Yetkili ayrıca ABD yönetiminin gelecekte olabilecekler açısından durumu gözden geçirdiğini belirtti:
“Türklerin askeri bir operasyon için pratikte hazır olduklarına dair çeşitli göstergelere sahibiz. Ancak operasyonun ne zaman başlayacağını bilmiyoruz. Muhtemelen olmayacaktır. Ama yine de olma ihtimali yüksek gösteriliyor. Bununla birlikte operasyonun küçük çaplı mı yoksa büyük çaplı mı olacağını da bilemiyoruz.”
Güvenli Bölge mekanizması askıya alındı
ABD’nin artık uygulamaya devam etmenin bir anlamı kalmadığı ve Türklerle askeri teması sürdüreceği için Güvenli Bölge mekanizmasını askıya aldığını belirten yetkili, Washington’ın Türkiye için askeri etkileri ve olumsuz mesajları olabilecek bir adımla, Suriye’nin kuzeydoğusundaki hava sahasını Türkiye’ye kapattığını açıkladı.
Türkiye uçaklarını kullanamayacak
Şu anki durumu kontrol altında tuttuklarını ve yakın gelecekte bu durumu değiştirmeye niyetleri olmadığını söyleyen yetkili açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Personelimizi ve birliklerimizi korumak için mevcut durum üzerindeki kontrolümüzü koruma konusunda istekli ve enerjik olacağız. Bu adım, Türkiye için Suriye topraklarına yapılacak herhangi bir operasyonda savaş uçaklarını kullanamayacağı anlamına geliyor. Bu da Türkiye’nin sahadaki ilerlemesini engelleyecektir. Erdoğan, Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri operasyonunu ne ABD’nin ne de uluslararası toplumun desteklemeyeceğini anlamalı. Bunun dışında ne yapacağımızı bilmiyoruz.”



Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Axios'a verdiği röportajda, bölgeye "büyük bir filo" göndermesinin ardından İran'la durumun "istikrarsız" olduğunu, ancak Tahran'ın bir anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.

Trump, bu ayın başlarında ülke çapındaki gösterilerde binlerce protestocunun öldürülmesinin ardından İran rejimine ait hedeflere yönelik bir saldırı emri vermeye çok yakındı, ancak bunun yerine bölgedeki askeri yığılmayla eş zamanlı olarak kararı erteledi.

Duruma aşina kaynaklara atıfta bulunan Amerikan haber sitesi, Trump'ın henüz nihai bir karar vermediğini ve bu hafta ilave askeri seçeneklerin kendisine sunulacağı daha fazla istişarede bulunmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Trump, Axios'a verdiği röportajda, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Ortadoğu'ya gönderilmesi kararına değinerek, "İran yakınlarında büyük bir filomuz var. Venezuela'dan daha büyük." dedi. Ulusal güvenlik ekibinin kendisine sunduğu seçenekler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı.

ABD Başkanı, aynı zamanda diplomasinin bir seçenek olmaya devam ettiğini vurgulayarak, "Anlaşma yapmak istiyorlar. Bunu biliyorum. Birçok kez aradılar. Konuşmak istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Trump, geçen haziran ayındaki "on iki günlük savaş"tan önce İran'ın İsrail'e sürpriz ve yıkıcı saldırı düzenleyebilecek önemli bir füze gücüne sahip olduğunu söyledi. İsrail'e önleyici bir saldırı düzenleme izni verilmesinin bu senaryoyu engellediğini belirtti. "Saldırıya geçeceklerdi... ama savaşın ilk günü onlar için zordu. Liderlerini ve füzelerinin çoğunu kaybettiler. Eğer farklı bir başkan olsaydı, İran nükleer silaha sahip olurdu ve ilk saldıran onlar olurdu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre, ABD ordusu Trump'tan gelebilecek olası bir emir için hazırlık yapıyor ve Abraham Lincoln uçak gemisine ek olarak bölgeye daha fazla F-15 ve F-35 savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı ve ilave hava savunma sistemleri gönderdi.

Axios, kaynaklara dayanarak, ABD Merkez Komutanlığı Başkanı Brad Cooper'ın cumartesi günü İsrail'i ziyaret ederek, İran'ın İsrail'e yönelik olası bir saldırısına karşı askeri planları ve potansiyel ortak savunma çabalarını koordine ettiğini belirtti.


Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
TT

Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)

Tokyo'daki Ueno hayvanat bahçesi, pazar günü binlerce ziyaretçiyi ağırladı. 

Japonlar, salı günü Çin'e gönderilmesi planlanan Xiao Xiao ve Lei Lei'ye veda etti. 

Bu ikizleri son bir kez görmek için 3,5 saat kuyruk bekleyenler bile oldu. 

Tokyo Büyükşehir Yönetimi, pandaları yalnızca bir dakikalığına görmesine izin verilen son 4 bin 400 kişiden biri olmak için 108 bin kişinin başvuru yaptığını açıkladı. 

BBC'ye konuşan bir kadın, "Oğlumu bebekliğinden beri buraya getiriyorum. Umarım onun için güzel bir anı olur. Onları ileride hatırlayabilmek için bugün buraya gelebilmiş olduğumuz için mutluyum" dedi. 

Bu hayvanlara hayran olduğunu AP'ye söyleyen Michiko Seki de "Japonya'nın pandalara ihtiyacı var. Siyasetçilerin bu durumu çözmesini umuyorum" diye konuştu.

Birleşik Krallık'ın kamu yayıncısına konuşan bir başka kadının da "Onların büyümesine tanık olmak çok keyifliydi" ifadesini kullandığı bildirildi. 

Bir üreme araştırması için Japonya'ya gönderilen Shin Shin ve Ri Ri'nin çocukları Xiao Xiao ve Lei Lei, 2021'de aynı hayvanat bahçesinde doğmuştu.

İkilinin ülkeden ayrılması, Japonya'yı 1972'den sonra ilk kez dev pandasız bırakacak. 

frgthy
Bazı ziyaretçilerin ağladığı görüldü (Şinhua)

Çin ve Japonya ilişkilerinin normalleşmesiyle birlikte panda diplomasisine başvuran Pekin yönetimi, sevimli hayvanları 54 yıl önce ada ülkesine göndermişti. 

Benzer jestleri başka ülkelere de yapan Çin, bu hayvanların sahipliğinden vazgeçmiyor. Xiao Xiao ve Lei Lei gibi yurtdışında doğan yavruların da Pekin yönetimine ait olduğu kabul ediliyor. 

Çin bir çift panda başına yılda 1 milyon dolar civarında para alıyor. Genelde bu kira anlaşmaları, 10 yıl sürüyor. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun önceki günlerde "Japonya'daki pek çok kişinin dev pandalara bayıldığını biliyorum. Japon dostlarımızın onları Çin'de ziyaret etmesini bekleriz" demişti. 

Başbakan Sanae Takaiçi'nin kasımda düzenlenen parlamento oturumunda Tayvan'la ilgili yaptığı açıklamalar sebebiyle Japonya'nın kısa vadede pandalara ev sahipliği yapması zor görünüyor. 

Tayvan Boğazı'na yönelik muhtemel müdahaleyi "ülkesini tehdit eden bir hareket" olarak göreceğini belirten Takaiçi, böyle bir durumda askeri güç kullanılabileceğini belirtmişti.

Pekin yönetimiyse Takaiçi'den sözlerini geri almasını istemiş, başbakan bunu reddedince Japonya'nın Pekin Büyükelçisi Kenji Kanasugi'yi çağırarak Tokyo'ya protesto notası vermişti.

Independent Türkçe, BBC, AP


Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Michael Horowitz

İran halk ayaklanması dalgasıyla sarsılırken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri uzaktan takip etti. Tahran'daki Kapalı Çarşı tüccarlarının para biriminin çöküşüne karşı protestolarıyla başlayan olaylar, 1979 devriminden bu yana en şiddetli ayaklanma dalgalarından birine dönüştü. Bazı tahminler, geniş çaplı bastırma faaliyetleri sırasında 5 bin ila 12 bin İranlının öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu durum rejimi sarstı ve ülke genelinde askeri güçlerin konuşlandırılmasının yanı sıra bir haftalık internet kesintisi uygulamaya sevk etti.

Ancak bu anın önemi, yalnızca ayaklanmanın büyüklüğünden kaynaklanmıyor; İran geçmişte daha büyük ve daha dirençli ayaklanmalara sahne oldu. Önemi daha ziyade, çevresindeki stratejik ortamdan kaynaklanıyor. İslam Cumhuriyeti, radikal bir şekilde farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı ve İran hava savunması, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi ve ardından Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından zorla alıp ülkesine getirerek mesajını kesin bir şekilde pekiştirdi.

Protestolar tırmanırken, ABD Başkanı İranlıları gösterilere devam etmeye çağırdı ve olası bir güç kullanımı konusunda uyardı. Daha sonra politika değişikliğine işaret eden açıklamayla infazların “durduğunu” ve acımasız baskıya “ara verildiğini” belirtse de aynı zamanda askeri seçeneğin halen masada olduğunu da açıkça ifade etti.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişimle daha da artıyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail, çatışma yönetimi mantığını ve hesaplı gerilimi artırma ve çevreleme ilkesine dayanan “savaşlar arası operasyonlar” doktrinini terk etti. Artık savaşlar ciddi anlamda yürütülüyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının derinliklerine kadar uzanıyor. İsrail artık bir yerde bir silah deposunu imha etmek veya başka bir yerde bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Aksine, daha iddialı bir hedefi var: Bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonla zayıflamış bir İran rejiminin, doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanması halinde çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle sorusu

Protestoların yaygınlaşmasına ve İran rejiminin baskısının büyüklüğüne rağmen, mevcut dalgayı öncekilerden ayıran husus, rejimin yapısındaki açık kırılganlığın arka planında ortaya çıkmasıdır. 2009, 2018 ve 2022-2023 yıllarında protestocular, hâlâ bölgesel saygınlığa ve bir güç havasına sahip bir otoriteyle karşı karşıyaydı. Ancak bugün, alenen aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel itibarı sarsılmış bir hükümetle karşı karşıyalar. Bu değişim hem protestocuların hem de güvenlik güçlerinin hesaplarını değiştiriyor.

Buna rağmen şu sorulmalı: Bu karışıklıklar rejimi devirebilecek kritik kitleye ulaştı mı? Büyük çaplı baskılardan sonra, cevabın muhtemelen hayır olduğu söylenebilir, nitekim yayınlanan her videoda sadece yüzlerce, belki de birkaç bin protestocu görülüyordu.

Anlaşma yapma ustası” olarak Başkan Trump, gücü, bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor

Bundan önce, İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısından sonra o gece sahne şüphesiz dramatik bir şekilde değişmişti. Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce protestocu, 2002'den ve belki de milyonları harekete geçiren 2009’daki Yeşil Hareket protestolarından beri görülmemiş bir sahneyle sokaklara döküldü. Hareket açıkça rejime tehdit oluşturabilecek bir şeye dönüştü. Ardından, İran'dan gelen görüntüler 2009'dan beri görülmemiş sahneler içeriyordu; artan ölüm sayısına rağmen binlerce kişi her gece sokaklara geri dönüyordu. Rejim, devrimlere karşı tüm cephaneliğini devreye soktu. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başlangıçta protestocuları yatıştırmak için çağrılarda bulundu ve sınırlı tavizler verdi, ancak Dini Lider Ali Hameney, göstericileri terörist ve ajan olarak nitelendirerek bu kısa fırsat penceresini de hızla kapattı. Devletin interneti kesmeye ve yaralama, öldürme ve korkutma amaçlı geniş çaplı bir baskı uygulamaya başlamasıyla birlikte, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da çok geçmeden onunla aynı çizgiye geldi. Rejim ayrıca halk tabanını da harekete geçirerek, protestoların sesini bastırmak ve İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyetinin devam ettiğini göstermek için büyük karşı mitingler düzenledi.

Bu hareketi bastırma yarışı sadece iç faktörlerden değil, başta Başkan Trump ile ilgili olanlar olmak üzere dış faktörlerden de kaynaklanıyordu.

Trump faktörü: Belirsiz caydırıcılık

Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllarca birikmiş öfkeyi serbest bırakan en önemli faktörlerden biri olsa da bir diğer eşit derecede önemli oyuncunun -Başkan Trump'ın- etkisi de göz ardı edilmemeli. Başkanın İran'ı açıkça tehdit etme kararı, rejimin protestolara şiddet içeren yanıtını geciktirmiş ve protestoculara Washington'un sessiz kalmayacağı umudunu vermiş olabilir. Ve tehdit gerçekti, çünkü Başkan Trump sözlerini eyleme dökmeye hazır olduğunu daha önce gösterdi.

vf
Trump ve Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray’da bir araya geldi, 29 Eylül 2025 (AFP)

Geçtiğimiz yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırıda İsrail'e katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Suriye'de Beşşar Esed'in hedef alınması ve son olarak Venezuela'da Maduro'nun tutuklanması da dahil olmak üzere bir dizi karardan sadece biriydi ve Trump'ın savaştan hoşlanmasa da güç kullanmaktan da çekinmediğini vurguluyordu. Trump yönetimi, Başkanın sözünün eri olduğunu vurgulayarak meydan okuyucu bir ton benimsiyor. Nitekim Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamalardan birinde, “Deneyin ve görün” denildi. Bunun bir güç gösterisi olup olmadığı bir yana, tehdidin sadece bir blöf olmadığına inanmak için nedenler var ve bu da başlı başına önemli.

“Usta anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor. Genellikle uzun süreli çatışmalardan kaçınmak için vur-kaç stratejisini uygulayarak, gücü hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskının uzun vadeli bir taahhüt gerektireceği İran'da seçeneklerini daraltıyor. Bununla birlikte, kilit önemde güvenlik kurumlarına yönelik sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Saldırılar düzenlenmese bile, Trump'ın müdahalesinin sadece ihtimali bile rejimin sıkı kontrol altındaki baskı mekanizmasını engelleyerek gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara zorladı.

İran rejiminin sık sık “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı

Ancak o andan itibaren durum değişti. Başlangıçta rejimin tepkisini kısıtlayan faktör, aslında nihayetinde ivmesini hızlandırmış olabilir. Tahran, Trump'ın müdahale edebileceğini fark ettikçe ve protestolar yayıldıkça, İran bunları bastırmak için daha hızlı hareket etmeye başladı. Amaç açıktı: Trump'ın saldırmaya karar verebileceği zamana kadar protesto hareketinin bastırılmasını sağlamak ve böylece ABD müdahalesi için herhangi bir gerekçeyi ortadan kaldırmak.

Başarılı oldu mu? İslam Cumhuriyeti'nin, bazı İranlıların internet kesintisini atlatmasını sağlayan uydu ağı Starlink'i devre dışı bırakmasının ardından protestolara dair videolar artık dış dünyaya ulaşmaz oldu. Yakın zamanda ABD'nin saldıracağına dair mesajlardan sonra, Trump şimdi geri adım atmış gibi görünüyor. Burada soru şu; bu geri adım atma sadece zaman kazanmak ve bölgede daha fazla güç toplamak için bir manevra mı, yoksa bir saldırının rejimi devirmeyeceğine dair değerlendirmeden kaynaklanan gerçek bir geri adım mı?

İsrail'in hesapları

Durumu yakından izleyen diğer taraf ise karışık araçları kullanarak İran'ın mevcut kırılganlığından yararlanan İsrail'dir. Bir yandan, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestocuları destekleyen açıklamaları ve ofisinden yapılan “İsrail, İran halkının mücadelesinin yanındadır” açıklamalarıyla aleni bir diplomatik baskı söz konusu. Bu pozisyonlar birden fazla amaca hizmet ediyor: İranlılara yalnız olmadıkları mesajı vermek, rejimi tedirgin etmek ve olası sonraki adımların taşlarını döşemek.

sa
Şili'nin Santiago kentindeki İran büyükelçiliği önünde, İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen miting sırasında bir protestocu, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in posterini yakıyor, 20 Ocak 2026 (AP)

Elbette, İsrail'in müdahalesinin, protestoları baş düşmanı tarafından yönetilen yabancı bir komplo olarak gösterme fırsatı vererek İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığı savunulabilir. Ancak İsrailli liderler bu itirazı önemsiz görüyor ve Tahran'ın İsrail ne yaparsa yapsın kendisine aynı suçlamayı yönelteceğini varsayıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’da Mossad'ı iç karışıklığı körüklemekle suçlamak artık bir keşif değil; otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin “yapay” olduğunu savunanlarsa ya saf ya da önceden belirlenmiş dünya görüşlerine hizmet eden bir anlatıyı alaycı bir şekilde destekliyorlar.

Soru şu: İsrail daha ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İran içinde faaliyet gösterme yeteneğini gösterdi. İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve Tahran'ın İsrail'e büyük bir balistik füze saldırısı düzenleme gücünü felce uğratmak için Mossad ajanlarını kullandı. Haziran savaşından bu yana İran hava savunması harap durumda ve bu da İsrail'in isterse İran hava sahasında neredeyse her gün faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Bu, İsrail'e bir manevra alanı, savaşı ateşleyebilecek doğrudan, açık eylemler ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek nokta vuruşlar için alan tanıyor.

Bununla birlikte, İran rejiminin “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı. Bu “sessizlik”, İsrail'in İran ile savaşmak istemediğini gösterebileceği gibi, belki de ABD ile koordineli olarak, tam olarak hazır olduğu anı beklediğinin de bir kanıtı olabilir.

Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak, doğru anı bekliyor olabilir

Ancak İsrail'in yenilenen “eylem özgürlüğü”, rejimin kaderini kontrol ettiğine inandığı anlamına gelmiyor. İran'ın içinde neler olacağına İranlılar kendileri karar verecek. Nitekim, tam ölçekli bir savaş İsrail açısından aksi sonuçlar doğurabilir, çünkü protestoları hızlandırmak yerine durdurabilir. Herhangi bir devrimci değişimin anahtarı olabilecek birçok İranlı, özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf, İsrail savaş uçakları tepede uçarken ve ülke bombalanmaya hazır haldeyken sokaklara dökülmekte tereddüt edebilir.

İsrail bir saldırı düzenlemeyi seçebilir, ancak herhangi bir operasyonun kısa sürmesini, halkı rejimin arkasında birleştirecek ve muhalefeti bastıracak büyük ölçekli bir çatışma değil, dengeleri değiştirecek bir saldırı olmasını gerektirecek nedenlere de sahip. Elbette, İslam Cumhuriyeti'nin yaygın baskısı ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde şiddet kullanmaya hazır olması göz önüne alındığında, müdahalede çok geç de kalınabilir.

cvf
Los Angeles'taki Belediye Binası önünde “İran Halkıyla Dayanışma” adı altında İran toplumu protesto yürüyüşü düzenledi, 18 Ocak 2026, Kaliforniya (AFP)

İsrail'in daha iyi yapabileceği şey, Başkan Trump'ı tehditlerini gerçekleştirmeye ikna etmek ve bunu, İran güvenlik güçlerine karşı geniş çaplı bir hava saldırısı operasyonu, önleyici bir saldırı veya her ikisi yoluyla, maksimum etkiyi garanti eden bir zamanda yapmaktır.

Bahsedildiği gibi, Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine, hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak doğru anı bekliyor olabilir. Bu kısa operasyonu rejime karşı daha uzun bir saldırıya dönüştürme tehdidiyle birlikte, ABD yönetimini ikna etmek, daha geniş bir dizi saldırının kapısını açacaktır. Peki, saldırının bu seferki amacı nükleer tehdidi ortadan kaldırmak değil de rejimin kendisini ortadan kaldırmak mı olacak?