Arap sosyolojisi: Siyasal İslam, futbol ve müzik

Siyasal İslam toplanma bakımından futbol taraftarlarının toplanışına benziyor (Reuters)
Siyasal İslam toplanma bakımından futbol taraftarlarının toplanışına benziyor (Reuters)
TT

Arap sosyolojisi: Siyasal İslam, futbol ve müzik

Siyasal İslam toplanma bakımından futbol taraftarlarının toplanışına benziyor (Reuters)
Siyasal İslam toplanma bakımından futbol taraftarlarının toplanışına benziyor (Reuters)

Emin ez-Zavi
 Futbol, Siyasal İslam ve müzik ortak temel bir konuda birleşiyor: Kitlelerle doğrudan iletişim. Yani her üç durumda da kitleler, dil, yapı ve mekanizmaya göre ele alınıyor.
 ‘Oyundan’ ‘savaşa’ Futbol
Futbolsever kitleler büyük stadyumlarda bir araya geldikleri gibi küçük statlarda da toplanırlar. Bu durum, yerel bir maç için olabilirken, uluslararası ve milli maçlar için de geçerli. Şiddet, sahte mükemmellik (erkeklik), nefret ve diğerini reddetme gibi çok sayıda kültürel ve davranışsal temeller etrafında bir araya geliniyor. Böylece bir ‘çocukluk ve şiire’ yakın olan ‘oyunun’ içi boşaltılıyor. Bu şekilde ferdi bir şekilde eğlenilebildiği gibi aynı anda grup olarak da gerçekleştirilebilir. ‘Oyun’ tüm bu değerlerden arındırılıp, hiçbir ilgisi bulunmayan ‘savaş değerlerine’ yakın bir hale büründürülüyor.
Futbolda ‘oyun’, herhangi bir açıklaması olmaksızın ‘savaşla’ ikiz bir hal aldı. Futbol savaşına, klasik yıkıcı bir savaşa hazırlanılır gibi hazırlıklar yapılıyor. Kitleler, rakiple mücadele etmeye ‘düşmanla karşı karşıda gelme’ duygularıyla dolmaya başlar. Bu tehlikeli psikolojik ve sembolik bir hazırlanıştır. Futbol savaşında rakibe galip gelme içerisinde kısas yapma ve gasp barındıran bir karaktere bürünür. ‘Zafer’ kavramı, aslında oyun ortağı olan birlikte eğlenilmesi gereken rakibi ‘yok etme’ anlamı kazanır. Futbol savaşını kazanmak, rakibi, kimliği ve tarihini küçük düşürme anlamına gelir oldu. Oyun planları, kolektif bilinçaltında uyuyan ve uyanık olan bir sebepten ötürü rakip takımdan ‘intikam’ almak üzere yapılıyor.
Futbol ayrıca, ‘çağın afyonu’ olma özelliği kazandı. Bu afyon bazı Ortadoğulu ve Kuzey Afrikalı kurumlar tarafından resmi ve ruhsatlı bir şekilde pazarlanıyor. Bundan maksat, halkı uyutup, bedbaht dünyasında gerçek bir değişim gerçekleştirmenin yollarını aramasını engellemek için oyalamak.
Bu kurumlar, ekonomik, politik, sosyal, bilimsel ve kültürel yenilgilerini futbol savaşı cephesinde elde ettikleri sahte ve hayali zaferlerle örtmek istiyor.
Vatandaş, yaşadığı sosyal yenilgi ölçüsünde, bireysel, çeşitli fiziksel, kültürel ve cinsel baskıyı üzerinden atmak için futbol savaşına katılımını iki kat şiddetli gerçekleştiriyor. Bu, kutlama süsü verilmiş bir intihar.
Vatandaş desteklediği takımın maçını izlemeye, sembolik bir cinayete hazır ve sembolik bir gaspa hazır bir şekilde silahlanarak savaş cephesine gider gibi gidiyor.
Futbolda bireysel ve toplu şiddet, fiziksel tarafla sınırlı değildir. Bu günlük gerçekleşen sıradan bir hal aldı. Hatta çoğu kez ona rekabetin tadı gibi olan fanatizm eşlik etti.  Bu bir vahşilik kültürü ile uzlaşma ve yaygınlaştırmanın bir yolu. Ancak en tehlikelisi, ‘en güçlü halk’ ile eşdeğer olan ‘en iyi takım’, ‘en güçlü ulus’ ölçüsünde ‘en güçlü takım’ sloganları ile ‘Yahudi soykırımı’ gibi rakibe ‘soykırım’ uygulayarak Nazi ideolojisine yakın içerik taşıyan sembolik şiddettir.
Siyasal İslam ve kitleseleşme: Maneviyattan ideolojiye
Siyasal İslam,  Ortadoğu (Maşrık) ve Kuzey Afrika’da (Mağrib) bilindiği gibi 1928 yılında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından kurulduğundan bu yana iyice nüfuz etmiş durumda.
Bir araya gelişleri de bireysel ve toplumsal psikolojik hazırlık düzeyinde futbol taraftarlarına benzer bir şekilde gerçekleşiyor. Namaz vakitlerinde camiler, kamusal alanlar ve spor sahalarında İhvan, Cihatçı, Selefi, El Kaide ve DEAŞ politikalarının şemsiyesi altında gerçekleşen toplantılar, fitne tohumları ekme, diğerini ve birlikte yaşama fikrini reddetmeyi hedefleyen değerleri empoze etmeye çalışıyor. Bunu dini vesileler ile dağıttıkları broşür ve pankartlar, söyledikleri marşlar ve attıkları sloganlarla yapıyorlar.
Sosyal psikolojiyi incelerken söylemlerin yapısı ya da birey ve grup psikolojisi bağlamında okuma ve çözümleme yaptığımızda futbol taraftarlarının attığı sloganların ve Siyasal İslamcı grupların marşlarındaki ve sloganlarındaki sembolik içeriklerde büyük bir benzerlik olduğunun fark edeceğiz; Nihilizm felsefesi, dışlayıcı ruh, taciz, şiddet, öfke, nefret, bencillik, sahte erkeklik, gasp arzusu. Futbol savaşı ve Siyasal İslam savaşını karakterize eden şey de bunlardır.
Siyasal İslam da futbolda olduğu gibi ‘en güzel, en güçlü, en iyi’ sloganları atıyor: ‘Dinimiz, dinlerin en iyisi’, ‘Diğerlerinin dini yalan’, ‘Zafer, dinimizin olacak’, ‘Dinimiz, en güçlüsü’, ‘Diğer dinlerin itaatkar olması gerek’, ‘Fetihler devam ediyor’, ‘Cihad farzdır’, ‘Düşmanı öldürme’.  Bunlar bireysel ve kolektif anlamda nefret kültürünü besleyerek, dünyada veya daha sonra ulaşabileceğimiz diğer gezegenlerde barış içinde birlikte yaşayabileceğimiz fikrini yok ediyor.
Futbolda oyunlar, sistematik bir şekilde birlikte eğlenme, çocukluk ve neşeden ayrıştırıldığı gibi Siyasal İslam’da, ideolojik ve politik yükleme yapmak için namaz, manevi bağlamından koparılıyor.
Futbolda, şiddet, nefret, haddi aşma, yıkımın yaygınlaştırılmasına, bir savaşa dönüşen oyunun kuralları çerçevesinde hoşgörü gösterildiği gibi, Siyasal İslam’da da bu değerlere bir farz ve rükün olan namaz aracılığıyla müsamaha gösteriliyor. Namaz, manevi bağlamından koparılıp Allah adına kafirlere karşı cihat ile savaşa açılan siyasi bir alana dönüştürülüyor.
Futbolda bireyin kişiliği, öfke, nefret ve sanrılarda boğulan sürünün psikolojisinde eritilerek zihinsel ve entelektüel potansiyelinden tamamen arındırıldığı gibi siyasi muhafazakarlığın tamamen kontrol edilen bir mekanizma haline geldiğini ve bu nedenle bombalama, suikast ve sabotajlara yatırım yapılabildiğini görüyoruz.
Futbol liderleri ve önderleri yıldız haline gelirken, bazıları maçları dahi izlemeyip,  sırtını stada dönerek basamaklarda durup seyircilere konuşmalar yapmak olan maç devam ederken onlara yükleme yapmayı görev ediniyor. Bu yüklemede fiziksel, maddi, sembolik veya etnik şiddete hazırlı yapılıyor. Aynı şey Siyasal İslam’da birey ve toplulukların beynini yıkma yoluyla imam ve önderler tarafından yapılıyor. Onları, ‘Neden?’  diye sormadan intikam, ölüm, darp ve vandalizme hazır bir akılsız varlıklara dönüştürmeye hazırlanıyor.
Siyasal İslam toplulukları tarafından kullanılan söylem, düşmanca olan psikolojik yapısıyla futbol savaşında kullanılan söylemlere yakındır. Her iki durumda da söylem, karşıdakini tahrik eden el hareketleriyle desteklenen öfke, genelleme ve tehditlere dayanıyor.
Müzik: Olumlu toplanışlar
Müzik etrafında toplanma ise futbol ve Siyasal İslam ile tamamen zıt karakterdedir.  İnsanlar, kalplerini futbol savaşı veya Siyasal İslam söylemlerinin dayandığı ideolojik yüklemeler nedeniyle maruz kaldığı hastalıklardan arındırmak için şarkı ve senfoniler dinlemek için bir araya geliyor. Futbol, Siyasal İslam’da olduğu gibi vatandaşa diğerinden korkma, ona galip gelme arayışı, dışlama ve baskı uygulama gibi değerler empoze etmeye çalışıyorken, müzik için bir araya gelmek, etnik, dini, ulusal ve coğrafi şekillerin tamamıyla nefretle savaşmaktır.
Siyasal İslam’ın güzel sanatlar, edebiyat ve özellikle müziği hedef alan savaşını böylece anlamlandırabiliriz. Siyasal İslam, kalplere nefret tohumları ekme uygulamalarını baltalamaları nedeniyle bunları amansız düşmanı olarak görüyor.
Müzik, kalpleri nefretten tasfiye ederken, dinin modern insanın vahşiliği ile mücadele eden insani ve olumlu bir olgu olmasını istiyor.
 



Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.


Irak Kürdistanı’nda “Uluslararası Koalisyon” çekilmesine ilişkin endişeler artıyor

Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
TT

Irak Kürdistanı’nda “Uluslararası Koalisyon” çekilmesine ilişkin endişeler artıyor

Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)
Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de ilerleyen ABD askeri konvoyuna ait bir araç (Arşiv - AFP)

Bağdat’taki federal hükümet, gelecek çarşamba günü Irak’taki “Uluslararası Koalisyon” güçlerinin ülkeden ayrılmasını “Egemenlik Günü” olarak nitelendirerek kutlamaya hazırlanırken Kürt liderlerin çoğu, özellikle de bölgesel yönetimin başkenti Erbil’de, bu çekilmeye ilişkin ciddi endişeler taşıyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin medya ofisi, pazar günü, Financial Times gazetesinde yayımlanan ve Barzani’ye atfedilen ifadelerle ilgili açıklama yaptı. Haberde Barzani’nin ABD’nin çekilmesini “utanç verici” olarak nitelendirdiği ve bunun “Washington’ın Kürt müttefiklerini korumasız bırakacağını” söylediği aktarılmıştı.

Açıklamada kullanılan üslup gazetedeki ifadelerden farklı olsa da Irak’taki Uluslararası Koalisyon’a öncülük eden ABD güçlerinin 30 Eylül’e kadar ülkeden çekilmesine ilişkin endişelerin ötesine geçilmedi.

Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamada, “Yayımlanan haber, açıklamalarını metinde yer aldığı şekliyle aktarırken mesleki doğruluk ve objektiflik ilkelerine riayet etmemiş, aksine haberin yazarı kişisel çıkarım ve yorumlarını açıklamaların gerçek içeriğinin önüne geçirmiştir” denildi.

Bölgesel yönetimin ve Başbakan Barzani’nin tutumuna ilişkin açıklamada, “ABD ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi, Kürdistan Bölgesi’nin 1.000’den fazla füze saldırısı ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldığı son derece hassas bir döneme denk geliyor” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, son aylarda İran ve Irak’taki silahlı gruplar tarafından bölgeye düzenlenen saldırılara işaret edildi.

fvghyju
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani (Reuters)

Barzani, “Kürdistan Bölgesi’nin herhangi bir savunma sistemi sağlanmadan açıkta ve savunmasız bırakılması endişe vericidir” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamada ayrıca, “Irak’taki güvenlik istikrarsızlığının devam etmesi, federal sistemin temelleri açısından açık bir tehdit oluşturmaktadır” denildi.

IKBY’nin ABD ile yakın ilişkilerinden “gurur duyduğu” belirtilen açıklamada, bölgesel yönetimin İran İslam Cumhuriyeti yetkilileriyle de sürekli görüşme ve temas halinde olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Kürdistan Bölgesi’nin herhangi bir savaş veya çatışmanın tarafı olmadığı yönündeki tutumumuzu defalarca yineledik” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “İranlı muhalif güçlerin Irak ve Kürdistan Bölgesi’ndeki varlığının yeni olmadığı, köklerinin önceki rejim dönemine kadar uzanan uzun yılların bir devamı olduğu” belirtildi.

İran ise bölgeye yönelik saldırılarında bu grupların varlığını gerekçe gösteriyor.

ghyju
ABD’ye ait bir helikopter, Irak Kürdistanı’ndaki Erbil yakınlarında bulunan Harir Üssü çevresinde uçuyor (Arşiv - Rudaw)

Bağdat’ın çekilme gününe yönelik kutlamalarının aksine ve bu vesileyle dört gün resmi tatil ilan etmesine rağmen Barzani’nin açıklamasında söz konusu çekilmeyi memnuniyetle karşılayan herhangi bir ifadeye yer verilmedi. Ancak Barzani, Başbakan Ali Zeydi’nin yolsuzlukla mücadele, milislerin silahsızlandırılması ve Erbil ile Bağdat arasındaki çözülmemiş meselelerin anayasal çerçevede çözüme kavuşturulmasına yönelik çabalarına destek verdiğini belirtti.

Gerekçeli endişeler

Araştırmacı ve danışman Kifah Mahmud, Kürt liderlerin dile getirdiği endişelerin, ABD ve Uluslararası Koalisyon’un Irak’tan çekilmesiyle bağlantılı bir dizi risk göz önüne alındığında “gerekçeli” olduğunu söyledi.

Mahmud, bu endişelerden birinin DEAŞ’ın tamamen ortadan kalkmamış olması olduğunu belirterek örgütün, Kürdistan Bölgesi ve Bağdat çevresinin yanı sıra Enbar, Musul ve Tikrit gibi son derece hassas bölgelerde hâlâ uyuyan hücrelere sahip olduğunu ifade etti.

dfgthy
24 Temmuz 2026’da Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman (AFP)

Mahmud, bu hücrelerin zaman zaman harekete geçtiğini ve Bağdat yönetimi ya da Peşmerge güçleri tarafından duyurulan bazı saldırıları gerçekleştirdiğini söyledi.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD’nin çekilmesi bu hücreleri harekete geçmeye teşvik edecek ve faaliyetleri için daha geniş bir alan sağlayacaktır” dedi.

Irak’ın hava savunma sisteminin henüz tamamlanmadığına, gözetleme ve keşif sistemlerinin de hâlâ geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Mahmud, “ABD, Irak’taki teröristlerin hareketlerini izlemek ve Irak güçlerine gerekli istihbaratı sağlamak için uydulara, casus uçaklara ve diğer keşif araçlarına güveniyordu” ifadelerini kullandı.

Mahmud ayrıca, Irak’ın askeri kapasitesinin ülkeyi tamamen koruyabilecek seviyeye henüz ulaşmadığını belirtti.

Silah ve teçhizat, askeri birliklerin koordinasyonu ve bütünlüğü açısından hâlâ eksiklikler bulunduğunu ifade eden Mahmud, bunun göstergesinin ise “parçalanmış yapı ve çok sayıda silahlı grup ile milisin varlığı” olduğunu söyledi.


Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
TT

Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)

Savaş sırasında Hartum’dan kaçan çok sayıda kişi, hayatlarını yeniden kurma umuduyla kente geri döndü. Ancak aylar önce ordu tarafından yeniden kontrol altına alınmasının ardından başkentte temel yaşam koşullarının hâlâ sağlanamaması, geri dönenleri yeniden ayrılmak ya da istemeyerek kentte kalmak arasında seçim yapmaya zorluyor.

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’te savaşın başlamasının ardından yaklaşık 4 milyon kişi başkentten ayrıldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, ordunun geçen yıl kenti yeniden ele geçirmesinin ardından yaklaşık 2,7 milyon kişi Hartum’a geri döndü.

Ancak birçok kişi için dönüş sevinci, karşılaştıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle kısa sürdü.

Bunlardan biri, 43 yaşındaki iş insanı İmad Halid Ahmed. Ailesi bir ay önce Kahire’den Hartum’a dönen Ahmed, şimdi ailesini yeniden Mısır’ın başkentine götürmeye hazırlanıyor.

Ahmed, “Pişman olduğumu söylemiyorum ancak ailenin geri dönmesi kararı bir hataydı” dedi. Hartum’a dönmeleri istenen bazı hükümet yetkilileri de AFP’ye yaptıkları açıklamada, ailelerini yurt dışında tutmayı planladıklarını belirtti.

Savaşın izleri Hartum’da hâlâ görülüyor. Kentin iki yakası arasında hayati bir bağlantı sağlayan Şambat Köprüsü’nün bir bölümü, hava saldırısına uğramasının ardından hâlâ kullanılamıyor. Başkentin merkezinde ise lastikleri çalınmış ve kurşunlarla delik deşik olmuş çok sayıda terk edilmiş araç bulunuyor.

Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’a dönüşünü dönüm noktası olarak sunmaya çalışırken, ordunun yayımladığı görüntülerde yıkımın boyutu da gözler önüne seriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, eski halinden geriye kalan bir iskeletten ibaret durumda. Sarayın içi ise HDK tarafından yağmalanıp tahrip edilmesinin ardından büyük ölçüde boşaltılmış durumda.

Buna rağmen ordu, halkı Hartum’a dönmeye teşvik ediyor. Yetkililer, havalimanını yeniden inşa ederek iç hat uçuşlarına açarken bazı altyapı tesislerinin de yeniden yapılandırılması çalışmalarına başladı.

“Hayat pahalılığı belimizi büküyor”

Ancak tüm bunlar hizmetlerin yeniden sağlanması için yeterli olmadı. Elektrik hâlâ günlerce kesiliyor, su hizmetlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Birçok kişi ise her geçen gün artan yüksek fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

49 yaşındaki Suad Muhammed İdris, Hartum Bahri’deki evine döndüğünde eşyalarının çalındığını gördüğünü anlatıyor. Yeni bir buzdolabı alacak maddi imkâna sahip olmadığı için gıda ürünlerini her gün satın almak zorunda kalıyor.

Altı çocuk annesi dul kadın, “Sebze ve eti her gün almak zorundayım. Fiyatlar yüksek ve her gün daha da artıyor... Ülkeme büyük bir özlemle döndük ama hayat pahalılığı belimizi büküyor” dedi.

Geri dönüşler daha çok halkın yaşadığı mahallelerde yoğunlaşırken, varlıklı bölgeler hâlâ sakinlerini bekliyor. Ağaçlarla çevrili sokaklarda kırık cam parçalarının bulunduğu bölgede, bazıları yıkılmış görkemli evler sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizliği yalnızca kuş cıvıltıları bozuyor.

Geri dönmesinin üzerinden üç ay geçen 86 yaşındaki Süreyya Babekir, yeniden bavullarını hazırlıyor.

Babekir, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Ben, eşim ve küçük kızım Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gideceğiz... Elbette ayrılmak istemiyorduk ancak sağlık durumumuz ve tedaviye ulaşmanın zorluğu bunu zorunlu kılıyor” dedi.

Savaşta ağır hasar gören sağlık sektörünün durumu, çok sayıda kişi için öncelikli sorunların başında geliyor.

Geçen yıl halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler yardım kuruluşları tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilse de tıbbi malzemelerin büyük bölümü hâlâ temin edilemiyor.

Doktor Hayfa Ömer, “Hastanın ve ailesinin herhangi bir tetkik ya da görüntüleme işlemi için hastane dışına çıkmak zorunda kalmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz” dedi.

Ömer, “Ancak bazı ilaçlar bulunmuyor... Hastadan bunları hastane dışından satın almasını istiyoruz. İnsanların içinde bulunduğu koşulları bildiğimiz için bunu söylerken içimiz acıyor” diye konuştu.

Ancak İmam Bekir Abbas’ın da belirttiği gibi hastane dışında bile ilaç bulmak kolay değil. Abbas, eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte üç yılını Kahire’de geçirdikten sonra Hartum’un güneyine döndü.

34 yaşındaki Abbas, bir eczanenin önünde, “Babam tansiyon hastası. İlacı bulabilmek için 10 eczaneye girmem gerekiyor. Üstelik ilacın fiyatı her gün değişiyor” dedi.

Abbas, diyabet hastası annesinin insülinini soğukta muhafaza etmekte de zorlanıyor. Bir buzdolabı satın aldığını belirten Abbas, “Ancak elektrik günde 12 saat kesiliyor, bu nedenle insülin bozuluyor” ifadelerini kullandı.

“İşler yolunda değil”

Hartum bugün, bir zamanlar 8 milyondan fazla kişinin yaşadığı büyük bir Afrika başkenti olan eski halinin gölgesini andırıyor.

Hartum’da AFP’ye konuşan Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi, kentteki yıkımın boyutunun, Ukrayna da dahil olmak üzere tanık olduğu tüm çatışmalardakinden daha büyük olduğunu söyledi.

HDK’nin Hartum’a yönelik aralıklarla insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine rağmen yetkililer, hayatın normale dönmesi konusunda ısrar ediyor.

Yetkililer, temmuz ayında üniversitelerde uzaktan eğitim sistemine son verdi ve öğrencilerin kampüslere dönmesini zorunlu hale getirdi. Bu kararın ardından Hartum Üniversitesi’ndeki tıp fakültesi öğretim üyeleri toplu istifa edebilecekleri uyarısında bulundu.

Bir yüksek lisans öğrencisi AFP’ye yaptığı açıklamada, “Üniversite, tezimin çevrim içi savunulmasını reddetti” dedi. Öğrenci, tez danışmanının ise ‘başka bir ülkede bulunduğunu’ belirtti.

İşletme bölümünde lisans eğitiminin son yılına başlaması gereken başka bir öğrenci ise bu yaz yüz yüze sınavlara girememesinin ardından eğitimine yeniden başlayabilmek için Mısır’da burs bulma çabası içine girdi.

Genç öğrenci, “Bizi dinlemediler. Onlar için önemli olan tek şey insanların geri dönmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen öğrenci, “Bu siyasi bir mesele. İnsanların geri dönmesini istiyorlar ki her şeyin yolunda olduğunu gösterebilsinler. Oysa... hiçbir şey yolunda değil” ifadelerini kullandı.