İyimserlik, karamsarlık ve yeni bir dünya düzeninin kaçınılmazlığı

Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
TT

İyimserlik, karamsarlık ve yeni bir dünya düzeninin kaçınılmazlığı

Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)

Mısır eski Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi*
Modern dünya düzeni, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından geçen yüzyılın ortalarında kurulurken devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallara ve ilkelere göre yasal bir referans olması ve Üçüncü Dünya Savaşı’ndan kaçınılması için Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması yapıldı.
Ancak üzerinden geçen 80 yılı aşkın bir sürenin ardından bugün dünya aşırı iyimserlik ve kasvetli karamsarlık arasında kaybolmuş durumda. Peki, gerçeğe en yakın ve en gerçekçi his hangisi? Geleceğe dair vizyonlar ve uluslararası toplumu daha iyi yerlere taşıyacak yollar nelerdir?
İyimserliğin sebeplerinden biri büyük güçlerin, Soğuk Savaş şeklinde dahi olsa doğrudan bir çatışma içinde olmamaları veya birbirleriyle savaşmamalarıdır. Ancak geçmişten bugüne aralarındaki silahlanma yarışı daha da kızışırken, yüzlerce yıldır buna benzer herhangi bir dönemden geçilmemesi sebebiyle hafife alınmaması gereken önemli gelişmeler yaşanmaktadır.
Diğer olumlu göstergeler ise ülkeler arasında veya içeride yaşanan savaşların yanı sıra terör kurbanları sayısının 1990’lı yıllara kıyasla yüzde 50, 1950’li yıllara kıyasla yüzde 75, İkinci Dünya Savaşı'na kıyasla ise yüzde 90 oranında azalmış olmasıdır.
Ekonomi açısından ise 1980'lerde yıllık yüzde 4'ün üzerinde büyüme gösteren ülke sayısı 60 iken bu sayı 2007 yılında ikiye katlandı. Uluslararası finans krizi sonrasında dahi aynı büyümeyi gösteren ülke sayısı 80’in üzerindeydi. Aynı şekilde BM verileri, dünyadaki yoksulluk oranının son 50 yılda geçtiğimiz 5 asrın en düşük seviyesine gerilediğine işaret etti.
Bununla birlikte daha önce benzeri görülmemiş hızlı teknolojik gelişmelere ve dönüşümlere tanık oluyoruz. Şu an elde taşınan iletişim araçları, aya giden uzay aracıyla iletişim kurabilecek bilgisayarların yeteneklerine sahipler. Bilim alanında tanık olduğumuz sanayi devrimi, iyi yatırım yapıldığında diğer radikal dönüşümlerin eşiğinde kalkınmanın ve refahın kapısını açıyor.
Tüm bu sebeplerden ötürü özellikle gelişmiş ülkelerde iyimserlik duygusu hakimdir.
Ancak özellikle gelişmekte olan ülkeler ve belirli coğrafi bölgelerdeki ülkelerde görülen karamsarlığın da birçok nedeni bulunuyor. Son tahminlere göre dünya nüfusunun yüzde 10'u, uluslararası yoksulluk sınırı olan günlük 1,90 dolarlık gelirin altında yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor.
Veriler ve bilgiler, farklı coğrafi bölgelerin maddi refahtan ne ölçüde faydalandığı konusundaki geniş farklılığa işaret ediyor. Dünyadaki yoksulluk sınırında yaşayanların yarısından fazlasını Sahra Altı Afrika ülkelerinin sakinleri oluşturuyor. Bu bölgedeki yoksulların sayısı 9 milyon artarken dünyada 413 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Eğer bu durum böyle devam ederse bölgedeki yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısı 2030 yılına kadar daha da artacak. Bununla birlikte dünyadaki yoksulların yüzde 90'ını yine bu bölgede yaşıyor olacak. Öte yandan dünyada yoksulluk sınırı altında yaşayanların çoğunluğunu 18 yaşın altındakiler oluştururken büyük bir bölümü kırsal kesimlerde yaşıyor.
Diğer yandan dünyadaki su yetersizliği tüm kıtaları ve coğrafi bölgeleri etkiliyor. Bugün dünya nüfusunun beşte birine denk olan 1,2 milyar insan suyun yetersiz olduğu bölgelerde yaşıyor. Bu sayıya yakın gelecekte 500 milyon kişinin daha eklenmesi bekleniyor. Bununla birlikte akarsulardan su çekme ve toplama altyapısının olmadığı ülkelerde yaşayan 1,6 milyar insan daha susuzlukla karşı karşıya. Mevcut iklim değişikliği senaryosu devam ederken  2030 yılına kadar dünya nüfusunun yarısının susuzluk çekmesi bekleniyor. Aynı zamanda ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının da 2030 yılında 25 milyon ila 700 milyon arasında artış göstereceği tahmin ediliyor.
Susuzluğun ayrıca 400 milyon insanın kullanılabilir su bulma imkanıyla bağlantılı olarak temel sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlayan küresel sağlık sorunları yaratması bekleniyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dünya nüfusunun yüzde 10,7’sinin (815 milyon) kronik olarak yetersiz beslendiğini bununla birlikte Afrika Kıtası ve gelişmekte olan ülkelerde yetersiz beslenmenin oldukça yaygın olduğunu tahmin ediyor.
İklim değişikliğinin sonuçlarından biri de gıda üretimi ve sel felaketi riskini artıran deniz seviyesinin yükselmesine yönelik tehdittir. Bugün somut ve uluslararası bir adım atılmazsa, gelecekteki bu olası etkilere uyum sağlamak oldukça zor ve maliyetli olacaktır.
Geçtiğimiz iki hafta boyunca ABD’nin New York, İsviçre’nin Lozan ve BAE’nin Abu Dabi şehirleri arasında gelişmiş ülkelerdeki araştırma merkezleri tarafından düzenlenen ekonomi forumları ve büyük ekonomi kurumlarının yönetim kurulu toplantılarına katılmak üzere seyahat ettim. Abu Dabi’de Beyrut Enstitüsü Zirvesi tarafından düzenlenen ‘Şimdi ve Gelecek’ başlıklı konferansa katıldım. Konferans eski üst düzey yetkililer, analistler, siyasetçiler, teknoloji uzmanları ve genç girişimcilerden oluşan geniş bir katılımcı kitlesine sahipti.
Batı ülkelerindeki karamsarlık ise daha çok Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği, yani ABD’nin müttefikleri ve dostlarının yanında olmamasından kaynaklanıyor. ABD’nin müttefikleri ve dostları, bu duruma Washington’ın askerlerini Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu kuzeydoğu bölgesinden çekerek Türkiye’nin bölgeye askeri operasyon başlatmasının önünü açması veya Suudi Arabistan’daki petrol tesislerini hedef alan saldırının ardından İran’la askeri olarak karşı karşıya gelme konusundaki isteksizliği gibi pek çok örnek veriyorlar.
Arap ülkelerindeki karamsarlığın nedeni de İran’ın uluslararası girişimlere kulak asmadan Ortadoğu’da sürdürdüğü bölgesel tacizleri ve İran’ı hatta Türkiye’yi caydırmak için güçlü bir Arap çözümü ya da mesajının ortaya koyulamamış olması. Bu durum, birçok Arap ülkesinin güçlü uluslararası dostlarına güvendiği anlamına geliyor. Ancak bu güçlü uluslararası dostlar, Arap ülkelerinin egemenlikleri, hakları ve ulusal güvenlikleri pahasına Türkiye, İran veya İsrail’in ihlallerinde dahi Arap olmayan aktörlerin bölgesel kaygıları ve önceliklerine odaklanıyorlar.
Özellikle sınıf ya da coğrafi temelde bazıları için iyimserlik yaratan politikalar, diğerleri için karamsarlık yaratabiliyor. Bu nedenle bu politikalar sonucunda ortaya çıkan iyimserlik veya kötümserlik bir seçim değildir.
Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ve gelişme imkanlarından uzak kalmaması ve sadece gelişmiş ülkelerin değil, daha fazla ülkenin mevcut fırsatlardan ve seçeneklerden daha iyi yararlanmasını sağlamak için farklı alanlarda elde ettiğimiz başarıları ilerletme zamanı geldi.
Bununla birlikte uluslararası güvenlik sistemini yeniden gözden geçirmenin, kolektif ve bölgesel güvenlik sistemleri ile uluslararası ilişkileri düzenleyen siyasi çerçeveleri düzenlemenin ve yoğunlaştırmanın da zamanı geldi.
Bunların bazı ülkelerin, komşularının çıkarlarına yasa dışı müdahalelerde bulunma teşebbüslerinden veya imkanlarından kaçınmak için yapılması gerekiyor.
Artık bununla yüzleşmenin, güç kavramını reddetmenin, uluslararası ilişkilerde hukukun ve yasaların gücünü artırmanın zamanı geldi.
Böylece bazı bölgeler, başkalarının hatalarının ve dünya servetinden faydalanmalarının bedelini ödemek zorunda kalmaz.
Gelişmekte olan ülkelerin yoksulluk, iklim değişikliği, çölleşme ve susuzluk gibi küresel tehditlerle başa çıkma imkanlarını desteklemenin zamanı da geldi.
Aynı şekilde artık toplumsal patlamaların ve istikrarsızlığın barutu olan ancak kalkınma, refah ve istikrar için yakıta dönüştürülebilecek gençlere odaklanmanın da zamanı geldi.
*Independent Arabia'da yayınlanan makale



İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul’da cuma günü bir araya gelen Orta Doğu, Avrupa ve Asya’dan sekiz ülkenin dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası krizleri ele aldı. İlk kez bu formatta düzenlenen toplantıda Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve Rusya-Ukrayna savaşı da gündeme geldi.

Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştirilen toplantı, krizlerin çözümünde iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan yeni bir diplomatik girişim niteliği taşıyor.

İstanbul Boğazı’na nazır Çırağan Sarayı’nda düzenlenen toplantıya, geçen mart ayında kurulan R4 grubunun üyeleri Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı.

xscdfvgh
Toplantı başlamadan önce Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda Avrupa’nın E3 grubu ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından temsil edildi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de görüşmelere katıldı.

Bölgesel krizlere bölgesel çözümler

Toplantının gündeminde Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik çabalar yer aldı.

Toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, krizlerin çözümünde bölgesel sahiplenme ilkesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Dışarıdan dayatılan çözümlerin kalıcı olamayacağına işaret eden Fidan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.

cd
Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında konuşurken (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Anlaşmanın bölgesel güvenliği, barışı ve refahı korumayı amaçladığını belirten Fidan, Türkiye’nin Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek verdiğini ifade etti. Fidan ayrıca Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının önemine dikkat çekti.

Bölgesel krizlerin çözümünde iletişim kanallarının açık tutulması ve diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini kaydeden Fidan, ilerlemenin yavaş ve kırılgan olduğu durumlarda dahi diplomatik temasların devam etmesinin önemini vurguladı. Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik yürüttüğü görüşmeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak gösterdi.

dfghy
İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde Hakan Fidan ile Ed Miliband bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, cuma günü İstanbul’da düzenlenen 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada da uluslararası sistemde güvensizliğin giderek arttığını belirtmişti. Uzun yıllar barışın hâkim olduğu bazı bölgelerde halkların bugün silahlı çatışmalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Fidan, son yıllarda dünyanın farklı noktalarında devam eden çatışmaların kara ve deniz ticaret yollarını olumsuz etkilediğini ifade etti. Ateşkes ihlallerinin de olağan hale geldiğine dikkat çekti.

İsrail’in Gazze’de ateşkesi her gün ihlal etmesinin uluslararası sisteme duyulan güveni aşındırdığını belirten Fidan, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve çocukların korunmasının öncelikli olması gerektiğini söyledi.

Hürmüz Boğazı ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gündemde

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın ofisinden, İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde yapılan açıklamada, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Suudi Arabistan’daki gelişmelere odaklanacağı bildirildi.

Açıklamada Miliband’ın, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin bütünüyle yeniden tesis edilmesini sağlayacak diplomatik bir çözüm çağrısında bulunacağı belirtildi.

İran’ın bölgede uyguladığı taktiklerin başka noktalarda da tekrarlandığına dikkat çekilen açıklamada, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği ve Babülmendep Boğazı ile Süveyş Kanalı gibi stratejik su yolları üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi.

yju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati İstanbul’da (Reuters)

Fransa Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki ciddi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamında ilk kez bu formatta düzenlenen toplantıda, İran krizinin farklı boyutlarının ve sonuçlarının ele alınacağını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, toplantının Avrupa ülkeleri ile Orta Doğu ülkeleri arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi amaçladığı belirtilerek, “Seçmediğimiz ancak hepimizi etkileyen krizlerle karşı karşıyayız” denildi.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ise toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’deki çatışmayı sona erdirecek diplomatik bir çözüm için tüm fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Abdulati’nin açıklaması, Mısır Parlamentosunun gelecek hafta, İran’la müttefik Husilerin saldırılarına karşı Suudi Arabistan’a destek amacıyla Mısır Silahlı Kuvvetlerine yetki verilmesi konusunu oylamaya hazırlanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Deniz ticaretine yönelik tehditler

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin saldırıları ve Rusya’nın tahıl sevkiyatlarını hedef alan eylemleri nedeniyle deniz ulaşımının karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekti.

Wadephul, bu sorunların ancak uluslararası iş birliğiyle aşılabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu büyük sınamaların üstesinden ancak birlikte hareket ederek ve mevcut çerçevelerin ötesine geçerek gelebiliriz. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğüne yönelik tehditler ya da Rusya’nın Karadeniz’de tahıl sevkiyatlarına yönelik giderek artan saldırılarının sonuçları olsun, bütün bu meselelerde ortak hareket etmeliyiz.”

Toplantıya katılan ülkelerin, çözüme kavuşturulamayan bu çatışmaların ekonomik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurduğu konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğunu belirten Wadephul, ülkelerin aynı zamanda krizlere çözüm bulma arayışında olduklarını söyledi.

vfhjkı
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransız ve İngiliz mevkidaşlarıyla İstanbul’daki toplantı kapsamında (Reuters)

Wadephul, İran ve Husilerin küresel ticareti baskı aracı olarak kullanmasına karşı olduklarını vurgulayarak, dünya genelindeki enerji ve gübre tedarikinin tehdit altında tutulmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Alman Bakan, “Deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğünü ve komşu ülkeleri hedef alan gelişigüzel saldırılar sona ermeli” dedi. Bu çatışmaların yol açtığı sonuçlardan birinin de açlık olduğunu belirtti.

Karadeniz’deki gelişmelerin de küresel gıda krizini ağırlaştırdığına işaret eden Wadephul, Rusya’nın tahıl sevkiyatlarına yönelik saldırılarla özellikle Küresel Güney ülkelerinde gıda kıtlığı riskini artırdığını savundu.

Bu saldırıların, temel gıda ihtiyaçlarını büyük ölçüde buğdaya dayalı olarak karşılayan dünyanın en yoksul kesimlerini olumsuz etkilediğini belirten Wadephul, Türkiye gibi ortakların da bu durumdan zarar gördüğünü söyledi. Türkiye’nin küresel ticarete konu olan buğdayın işlenmesinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu kaydetti.

Wadephul, İstanbul’da ilk kez bu formatta düzenlenen toplantının, hem Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz hem de Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı sorunların çözümüne yönelik diplomatik çabaları ilerletmeyi amaçladığını ifade etti.


İstanbul, bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alınacağı toplantıya ev sahipliği yapacak

Geçen 5 Ağustos’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Geçen 5 Ağustos’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

İstanbul, bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alınacağı toplantıya ev sahipliği yapacak

Geçen 5 Ağustos’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Geçen 5 Ağustos’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul, cuma günü Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanları ile Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanlarını bir araya getirecek görüşmelere ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin girişimiyle düzenlenen toplantı, bu formatta ilk kez gerçekleştirilecek.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları perşembe günü yaptıkları açıklamada, “E3” grubunu oluşturan İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un, “R4” grubundaki mevkidaşları Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve toplantıya ev sahipliği yapacak Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geleceğini bildirdi.

Toplantıda önemli bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alınacağı belirtildi.

Görüşmelerin gündeminde Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Hürmüz Boğazı, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalar ve iki grup arasında önümüzdeki dönemde iş birliği ile eş güdüm imkânları yer alacak.

İsrail’in ihlalleri ve İran savaşı

Kaynaklara göre toplantıya başkanlık edecek Hakan Fidan, tüm ülkelerin Kudüs’ün tarihî ve hukuki statüsünü zedeleyecek ve iki devletli çözüm çabalarına zarar verecek adımlardan kaçınması gerektiğini vurgulayacak.

Fidan’ın ayrıca uluslararası toplumun, İsrail’in yasa dışı yerleşimleri genişletme ve yasa dışı yerleşimcilerin terör eylemlerini teşvik etme girişimlerine karşı kararlı bir tutum sergilemesi ve İsrail üzerindeki baskıyı artırması gerektiğine dikkat çekmesi bekleniyor.

cdvfgthy
İsrail’in bombardımanı sonucu Gazze’de meydana gelen yıkım (Reuters)

Fidan’ın, “İsrail’in Filistin’i işgalinin sürmesi, uluslararası barış çabalarını engelleyen katı tutumu ve bölgenin dört bir yanına yayılan saldırganlığı, Ortadoğu’daki gerilimlerin temel nedenleridir” mesajını vermesi öngörülüyor.

Bu çerçevede Fidan’ın, iki grubun da Suriye’de istikrarın ve refahın güçlendirilmesine önemli katkılarda bulunduğunu hatırlatarak İsrail’in “Suriye’yi istikrarsızlaştırmaya” yönelik adımlarını sürdürmesine de değinmesi bekleniyor.

İran savaşına ilişkin olarak ise Fidan’ın, Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın “ancak diplomasi ve diyalog yoluyla çözülebileceğini” vurgulayacağı kaydedildi. Kaynaklar, askerî yöntemlerin kalıcı bir çözüm sunmadığını, aksine bölgedeki kırılganlıkları artırarak çatışmanın yayılması riskini beraberinde getirdiğini belirtti.

Fidan’ın, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün kalıcı biçimde güvence altına alınmasının bölgesel ve küresel istikrar açısından hayati önem taşıdığını ifade etmesi bekleniyor.

tyuö
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (AP)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın Husilerin saldırılarına karşı güvenliğinin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekecek olan Fidan’ın, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün sürekli olarak güvence altına alınması çağrısını yineleyeceği bildirildi.

Kaynaklara göre Fidan, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıları karşısında Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın güvenliğine verdiği desteği de yeniden vurgulayacak. Bu kapsamda, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ile ortaya konulan dayanışma ve güvenlik anlayışının önemine işaret edecek.

Rusya-Ukrayna savaşı

Görüşmelerde Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın da ele alınması bekleniyor. Fidan’ın, savaşın Karadeniz bölgesine yayılmasını önlemek ve sivil can kayıplarını durdurmak amacıyla Türkiye’nin sürekli dile getirdiği “uyarı ve önerileri” yeniden gündeme getireceği öngörülüyor.

scdfgthyju
29 Kasım 2025’te Türkiye kıyıları açıklarında, Karadeniz’de Rusya’nın gölge filosuna ait bir gemiye yönelik Ukrayna saldırısı (AFP)

Türk Dışişleri Bakanı’nın, Rusya-Ukrayna savaşının diyalog ve diplomasi yoluyla sona erdirilmesi için Türkiye’nin mümkün olan her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu yinelemesi bekleniyor. Fidan’ın ayrıca iki ülke arasındaki çatışmanın tırmanmasının bölgesel güvenlik açısından oluşturduğu risklere dikkat çekeceği belirtildi.

“E3” grubu, İran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik eş güdümü güçlendirmek amacıyla 20 yılı aşkın süre önce kuruldu. Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye arasında bir eş güdüm mekanizması olarak oluşturulan “R4” grubu ise geçen mart ayında teşkil edildi. Dört ülke, 8 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamıştı.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.