İyimserlik, karamsarlık ve yeni bir dünya düzeninin kaçınılmazlığı

Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
TT

İyimserlik, karamsarlık ve yeni bir dünya düzeninin kaçınılmazlığı

Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)
Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği Batı ülkelerini karamsarlığa sürükledi (AFP)

Mısır eski Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi*
Modern dünya düzeni, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından geçen yüzyılın ortalarında kurulurken devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallara ve ilkelere göre yasal bir referans olması ve Üçüncü Dünya Savaşı’ndan kaçınılması için Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması yapıldı.
Ancak üzerinden geçen 80 yılı aşkın bir sürenin ardından bugün dünya aşırı iyimserlik ve kasvetli karamsarlık arasında kaybolmuş durumda. Peki, gerçeğe en yakın ve en gerçekçi his hangisi? Geleceğe dair vizyonlar ve uluslararası toplumu daha iyi yerlere taşıyacak yollar nelerdir?
İyimserliğin sebeplerinden biri büyük güçlerin, Soğuk Savaş şeklinde dahi olsa doğrudan bir çatışma içinde olmamaları veya birbirleriyle savaşmamalarıdır. Ancak geçmişten bugüne aralarındaki silahlanma yarışı daha da kızışırken, yüzlerce yıldır buna benzer herhangi bir dönemden geçilmemesi sebebiyle hafife alınmaması gereken önemli gelişmeler yaşanmaktadır.
Diğer olumlu göstergeler ise ülkeler arasında veya içeride yaşanan savaşların yanı sıra terör kurbanları sayısının 1990’lı yıllara kıyasla yüzde 50, 1950’li yıllara kıyasla yüzde 75, İkinci Dünya Savaşı'na kıyasla ise yüzde 90 oranında azalmış olmasıdır.
Ekonomi açısından ise 1980'lerde yıllık yüzde 4'ün üzerinde büyüme gösteren ülke sayısı 60 iken bu sayı 2007 yılında ikiye katlandı. Uluslararası finans krizi sonrasında dahi aynı büyümeyi gösteren ülke sayısı 80’in üzerindeydi. Aynı şekilde BM verileri, dünyadaki yoksulluk oranının son 50 yılda geçtiğimiz 5 asrın en düşük seviyesine gerilediğine işaret etti.
Bununla birlikte daha önce benzeri görülmemiş hızlı teknolojik gelişmelere ve dönüşümlere tanık oluyoruz. Şu an elde taşınan iletişim araçları, aya giden uzay aracıyla iletişim kurabilecek bilgisayarların yeteneklerine sahipler. Bilim alanında tanık olduğumuz sanayi devrimi, iyi yatırım yapıldığında diğer radikal dönüşümlerin eşiğinde kalkınmanın ve refahın kapısını açıyor.
Tüm bu sebeplerden ötürü özellikle gelişmiş ülkelerde iyimserlik duygusu hakimdir.
Ancak özellikle gelişmekte olan ülkeler ve belirli coğrafi bölgelerdeki ülkelerde görülen karamsarlığın da birçok nedeni bulunuyor. Son tahminlere göre dünya nüfusunun yüzde 10'u, uluslararası yoksulluk sınırı olan günlük 1,90 dolarlık gelirin altında yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor.
Veriler ve bilgiler, farklı coğrafi bölgelerin maddi refahtan ne ölçüde faydalandığı konusundaki geniş farklılığa işaret ediyor. Dünyadaki yoksulluk sınırında yaşayanların yarısından fazlasını Sahra Altı Afrika ülkelerinin sakinleri oluşturuyor. Bu bölgedeki yoksulların sayısı 9 milyon artarken dünyada 413 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Eğer bu durum böyle devam ederse bölgedeki yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısı 2030 yılına kadar daha da artacak. Bununla birlikte dünyadaki yoksulların yüzde 90'ını yine bu bölgede yaşıyor olacak. Öte yandan dünyada yoksulluk sınırı altında yaşayanların çoğunluğunu 18 yaşın altındakiler oluştururken büyük bir bölümü kırsal kesimlerde yaşıyor.
Diğer yandan dünyadaki su yetersizliği tüm kıtaları ve coğrafi bölgeleri etkiliyor. Bugün dünya nüfusunun beşte birine denk olan 1,2 milyar insan suyun yetersiz olduğu bölgelerde yaşıyor. Bu sayıya yakın gelecekte 500 milyon kişinin daha eklenmesi bekleniyor. Bununla birlikte akarsulardan su çekme ve toplama altyapısının olmadığı ülkelerde yaşayan 1,6 milyar insan daha susuzlukla karşı karşıya. Mevcut iklim değişikliği senaryosu devam ederken  2030 yılına kadar dünya nüfusunun yarısının susuzluk çekmesi bekleniyor. Aynı zamanda ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının da 2030 yılında 25 milyon ila 700 milyon arasında artış göstereceği tahmin ediliyor.
Susuzluğun ayrıca 400 milyon insanın kullanılabilir su bulma imkanıyla bağlantılı olarak temel sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlayan küresel sağlık sorunları yaratması bekleniyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dünya nüfusunun yüzde 10,7’sinin (815 milyon) kronik olarak yetersiz beslendiğini bununla birlikte Afrika Kıtası ve gelişmekte olan ülkelerde yetersiz beslenmenin oldukça yaygın olduğunu tahmin ediyor.
İklim değişikliğinin sonuçlarından biri de gıda üretimi ve sel felaketi riskini artıran deniz seviyesinin yükselmesine yönelik tehdittir. Bugün somut ve uluslararası bir adım atılmazsa, gelecekteki bu olası etkilere uyum sağlamak oldukça zor ve maliyetli olacaktır.
Geçtiğimiz iki hafta boyunca ABD’nin New York, İsviçre’nin Lozan ve BAE’nin Abu Dabi şehirleri arasında gelişmiş ülkelerdeki araştırma merkezleri tarafından düzenlenen ekonomi forumları ve büyük ekonomi kurumlarının yönetim kurulu toplantılarına katılmak üzere seyahat ettim. Abu Dabi’de Beyrut Enstitüsü Zirvesi tarafından düzenlenen ‘Şimdi ve Gelecek’ başlıklı konferansa katıldım. Konferans eski üst düzey yetkililer, analistler, siyasetçiler, teknoloji uzmanları ve genç girişimcilerden oluşan geniş bir katılımcı kitlesine sahipti.
Batı ülkelerindeki karamsarlık ise daha çok Trump yönetiminin izlediği politikaların dışlanması ve dünya liderliği sorumluluğunu üstlenme konusundaki isteksizliği, yani ABD’nin müttefikleri ve dostlarının yanında olmamasından kaynaklanıyor. ABD’nin müttefikleri ve dostları, bu duruma Washington’ın askerlerini Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu kuzeydoğu bölgesinden çekerek Türkiye’nin bölgeye askeri operasyon başlatmasının önünü açması veya Suudi Arabistan’daki petrol tesislerini hedef alan saldırının ardından İran’la askeri olarak karşı karşıya gelme konusundaki isteksizliği gibi pek çok örnek veriyorlar.
Arap ülkelerindeki karamsarlığın nedeni de İran’ın uluslararası girişimlere kulak asmadan Ortadoğu’da sürdürdüğü bölgesel tacizleri ve İran’ı hatta Türkiye’yi caydırmak için güçlü bir Arap çözümü ya da mesajının ortaya koyulamamış olması. Bu durum, birçok Arap ülkesinin güçlü uluslararası dostlarına güvendiği anlamına geliyor. Ancak bu güçlü uluslararası dostlar, Arap ülkelerinin egemenlikleri, hakları ve ulusal güvenlikleri pahasına Türkiye, İran veya İsrail’in ihlallerinde dahi Arap olmayan aktörlerin bölgesel kaygıları ve önceliklerine odaklanıyorlar.
Özellikle sınıf ya da coğrafi temelde bazıları için iyimserlik yaratan politikalar, diğerleri için karamsarlık yaratabiliyor. Bu nedenle bu politikalar sonucunda ortaya çıkan iyimserlik veya kötümserlik bir seçim değildir.
Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ve gelişme imkanlarından uzak kalmaması ve sadece gelişmiş ülkelerin değil, daha fazla ülkenin mevcut fırsatlardan ve seçeneklerden daha iyi yararlanmasını sağlamak için farklı alanlarda elde ettiğimiz başarıları ilerletme zamanı geldi.
Bununla birlikte uluslararası güvenlik sistemini yeniden gözden geçirmenin, kolektif ve bölgesel güvenlik sistemleri ile uluslararası ilişkileri düzenleyen siyasi çerçeveleri düzenlemenin ve yoğunlaştırmanın da zamanı geldi.
Bunların bazı ülkelerin, komşularının çıkarlarına yasa dışı müdahalelerde bulunma teşebbüslerinden veya imkanlarından kaçınmak için yapılması gerekiyor.
Artık bununla yüzleşmenin, güç kavramını reddetmenin, uluslararası ilişkilerde hukukun ve yasaların gücünü artırmanın zamanı geldi.
Böylece bazı bölgeler, başkalarının hatalarının ve dünya servetinden faydalanmalarının bedelini ödemek zorunda kalmaz.
Gelişmekte olan ülkelerin yoksulluk, iklim değişikliği, çölleşme ve susuzluk gibi küresel tehditlerle başa çıkma imkanlarını desteklemenin zamanı da geldi.
Aynı şekilde artık toplumsal patlamaların ve istikrarsızlığın barutu olan ancak kalkınma, refah ve istikrar için yakıta dönüştürülebilecek gençlere odaklanmanın da zamanı geldi.
*Independent Arabia'da yayınlanan makale



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması ve insani yardımların hiçbir engelle karşılaşmadan bölgeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakan  Ferhan, bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesi ve işgalin sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarının iki temel dayanağını oluşturduğunu vurguladı. Bakan ayrıca Suudi Arabistan’ın ortak tehditlerle mücadele etmek ve bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Suriye ve Türkiye ile koordinasyon ve iş birliğini güçlendirdiğini belirtti.

Suudi Bakan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. döneminin üst düzey haftası kapsamında salı günü düzenlenen ve Fransa, İngiltere ve Kanada ile birlikte eş başkanlığını yaptığı “İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya katıldı.

Prens Faysal bin Ferhan, toplantıda Fransa, İngiltere, Kanada ve giderek artan sayıdaki ülkenin Filistin devletini tanıma yönünde attığı adımları ve yasa dışı yerleşim faaliyetleri konusunda hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Henüz Filistin devletini tanımayan ülkelere de bu yönde adım atmaları çağrısında bulundu.

Bakan Ferhan, yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci şiddeti ve ilhak politikalarıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgularken Kudüs’teki tarihî ve hukuki statükonun korunması çağrısı yaptı. Bakan ayrıca tüm tarafların şiddeti, nefreti ve kışkırtmayı reddetmesi ve barış ile uzlaşmayı destekleyecek bir ortamın oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Gazze konusunda ise Dışişleri Bakanı, barış planının eksiksiz ve derhal uygulanmasının yanı sıra insani yardımların herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının önemini vurguladı. Bunun, Gazze Şeridi ile Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi çatısı altında birleştirilmesi hedefine ulaşılması açısından gerekli olduğunu belirtti.

thy
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya eş başkanlık ederken (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Bakan Ferhan, güvenliğin bir tarafın diğer taraf pahasına sağlanmasına değil, karşılıklı çıkarlar ve birbirine bağlı güvenlik anlayışına dayanması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirten Bakan Ferhan, bu çabaların Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler kararları ve New York Bildirisi doğrultusunda yürütüldüğünü kaydetti.

Bakan, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirmeyi, herkesin haklarını ve güvenliğini güvence altına almayı ve bölgenin istikrar, iş birliği ve refah için yeni ufuklara açılmasını sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Suriye arasında koordinasyon

Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, başka bir diplomatik girişim kapsamında New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.

Görüşmede üç ülke arasındaki ortak iş birliği alanları ele alınırken ortak çıkarlara hizmet edecek ve halkların büyüme ile refahına katkı sağlayacak ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için mevcut fırsatlar değerlendirildi.

yu
Suudi Dışişleri Bakanı, New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda ayrıca ortak tehditlerle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve koordinasyon ile iş birliğinin daha üst seviyeye taşınmasının yolları ele alındı. Taraflar, istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin ve bölgede güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların devam ettirilmesinin önemini vurguladı.


FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
TT

FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri

Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede önemli ilerleme kaydetti. Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) son değerlendirmesine göre kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali istihbaratın kullanımı ve uluslararası işbirliğinde gelişme sağlanırken kara para aklamaya ilişkin soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısı da önemli ölçüde arttı.

FATF, çarşamba günü yayımladığı değerlendirmede Türkiye'nin sınır ötesi suç gelirlerinin izini sürme ve yurt dışında bulunan yasa dışı varlıkların geri alınması konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini belirtti. Kuruluş ayrıca karmaşık ve yüksek riskli davalardaki bazı eksikliklerin giderilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Değerlendirme, FATF'ın Türkiye'ye yönelik 2019 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı incelemenin ardından geldi. Buna göre Ankara, o tarihten bu yana özellikle kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali bilgilerin kullanımı ve yabancı makamlarla işbirliği alanlarında mali suçlarla mücadele kapasitesini güçlendirdi.

Türkiye'nin teknik uyum düzeyindeki iyileşmenin göstergelerinden biri de FATF'ın 40 tavsiyesi kapsamında hiçbir başlıkta "uyumsuz" olarak sınıflandırılmaması oldu. Türkiye yalnızca iki tavsiyede "kısmen uyumlu" olarak değerlendirildi.

Türkiye'nin ekonomik konumundan kaynaklanan riskler

Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeye rağmen FATF, ülkenin bölgesel bir finans, ticaret ve lojistik merkezi olması, nakit işlemlerin yaygınlığı ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü nedeniyle kara para aklama risklerine açık olmaya devam ettiğini belirtti.

Başlıca riskler arasında dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve kumar ile uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer kaçakçılık faaliyetleri yer alıyor.

FATF, Türkiye'nin karmaşık kara para aklama soruşturmaları yürütme kapasitesini geliştirdiğine dikkat çekti. Soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısının da önceki değerlendirmeye kıyasla önemli ölçüde arttığı belirtildi.

Yurt dışındaki varlıkların takibinde zorluklar

Yetkililerin performansındaki iyileşmeye rağmen FATF, yurt dışında bulunan suç gelirlerinin geri alınmasını daha fazla çalışma gerektiren alanlardan biri olarak belirledi. Kuruluş ayrıca sınır ötesi hareket eden yasa dışı gelirlerin izinin sürülmesi kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Değerlendirmede, Türkiye'nin Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) mali bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve ilgili kurumlarla paylaşılmasında merkezi bir rol üstlendiği belirtildi. MASAK'ın 300'den fazla veri tabanına doğrudan erişim imkanına sahip olduğu kaydedildi.

FATF ayrıca MASAK ile kolluk kuvvetleri ve diğer kamu kurumları arasındaki işbirliğine övgüde bulundu. Türkiye'nin sınır ötesi soruşturmalarda resmi ve gayriresmi işbirliği kanallarından yararlandığına dikkat çekildi.

Üç yıllık yol haritası

FATF, Türkiye'ye yüksek riskli suçlardan kaynaklanan kara para aklamaya ilişkin soruşturma ve kovuşturmalara daha fazla öncelik vermesi çağrısında bulundu. Bu suçlar arasında uyuşturucu ticareti, kaçakçılık ve yasa dışı bahis faaliyetleri yer alıyor.

Kuruluş ayrıca yurt dışında bulunan suç varlıklarının daha etkin şekilde tespit edilmesi, izlenmesi ve geri alınması yönündeki kapasitenin geliştirilmesini tavsiye etti. Terörizmin finansmanı riskleriyle mücadele kapasitesinin de ülkenin güncellenmiş risk profiliyle uyumlu şekilde güçlendirilmesi istendi.

FATF, etkinlik ve teknik uyum değerlendirmelerinin sonuçlarına dayanarak Türkiye'yi "artırılmış izleme" sürecine dahil etti. Buna göre Ankara'nın önümüzdeki üç yıl içinde tavsiyelerin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeye ilişkin FATF'a rapor sunması gerekiyor.


Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP üyeliğinden ayrıldığını duyurdu. Görevini bağımsız sürdüreceğini belirten Yavaş, muhalefetteki ayrışmaların demokratik siyasete zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Yavaş, 23 Eylül'de X hesabından yaptığı yazılı açıklama ile kararını duyurdu.

19 Mart sonrası yaşanan tartışmalara ve "mutlak butlan" sürecine işaret ederek bunların CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceğini söyledi.

Yavaş, bağımsız olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdüreceğini belirtti.

Mansur Yavaş açıklamasında parti değişikliğine de kapıyı kapatan ifadeler kullandı.

"Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum" dedi.

Yavaş istifa açıklamasında CHP Sözcüsü Müslim Sarı'ya da yanıt verdi.

Sarı, Yavaş'ı, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile temas halinde olmakla eleştirmişti.

Kılıçdaroğlu istifayı, "İstifa tek taraflı bir işlemdir. Kendi siyasi tercihi" şeklinde değerlendirdi.

YENİ Parti'den açıklama

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa etmesiyle ilgili açıklama yaptı.

Emir, Meclis'te basın mensuplarının sorusu üzerine verdiği kısa yanıtta şöyle dedi:

"Sayın Mansur Yavaş, sadece bizim değil 86 milyonun bence onur duyduğu, hizmetleriyle, dürüstlüğüyle, halkçı belediyeciliğiyle ön plana çıkan belediye başkanımızdır. Kendi takdirleridir. Ayrıca bir açıklama yapmaya ihtiyaç duyarsa da kendisi yapacaktır."

'Hadsizlik' yanıtı

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 23 Eylül'de Ankara'daki basın toplantısında Yavaş'ı işaret ederek, "Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez. Bunu diyemez" dedi.

Sarı, "CHP'nin kurumsal kimliği hepimizin üstündedir, hepimizin önündedir. Hiç kimse CHP'den üstün değildir ve kendisini CHP'den üstün görmemelidir" diye konuştu.

Önümüzdeki günlerde belediye başkanları toplantısı yapacaklarını belirten Sarı, "Ortaya çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız" dedi.

Mansur Yavaş yaptığı istifa açıklamasında bu çıkışa yanıt verdi ve "Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım" dedi.

Muhalefete birlik çağrısı

Aylardır devam eden tartışmaların, özellikle de "mutlak butlan" üzerinden yürütülen sürecin CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceği uyarısını yineleyen Yavaş, bunun yalnızca partiye değil, Türkiye'de demokratik siyaset umuduna da zarar verebileceğini belirtti.

Yavaş, "Türkiye'de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir," ifadelerini kullandı.

Kendisini hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmediğini, böyle bir iddiayı "hadsizlik" sayacağını belirten Yavaş, buna karşılık siyasi yönetimler arasında sağlanamayan birliğin seçmenler arasında kurulabileceğini savundu.

"Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara'da başardık," diyen Yavaş, farklı siyasi görüşlerden insanları ortak bir irade etrafında buluşturduklarını ve kimseyi siyasi kimliği nedeniyle ayırmadıklarını söyledi.

CHP'yi küçük düşürecek veya partiye oy verenleri mahcup edecek bir davranışta bulunmadığını vurgulayan Yavaş, Ankara'da ayrım yapmayan, şeffaf ve hesap verebilir bir belediyecilik anlayışıyla çalıştıklarını belirtti.

Yavaş, üç dönem CHP çatısı altında birlikte seçime girdiği, mücadele ettiği ve desteğini gördüğü kişilere teşekkür borçlu olduğunu ifade ederek, geçmişte birlikte yürüdüğü arkadaşlarını bugünkü siyasi tercihleri nedeniyle yok saymayacağını kaydetti.

'Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur'

Açıklamasında bağımsız devam etme kararının gerekçesine de değinen Yavaş, seçmenlerin sandıkta yalnızca bir kişiye değil, siyasi bir iradeye de oy verdiğini vurguladı.

Yavaş, "Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur," dedi.

Seçmenin iradesini kişisel hesaplarla başka bir yere taşımanın "seçmene karşı ağır bir vebal" olduğunu söyleyen Yavaş, belediye başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdüreceğini belirtti ve "Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır," ifadelerini kullandı.

Kendisine oy verip vermediğine veya siyasi görüşüne bakmaksızın bütün Ankaralılara hizmet etmeye devam edeceğini ifade eden Yavaş, "Çünkü benim için belediye başkanlığı bir siyasi kariyer basamağı değil, milletin emanetidir," diye yazdı.

9 Eylül'de Erdoğan ile görüşmüştü

Yavaş, 10 Eylül'de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Erdoğan'la görüşmesinde gündemin Ankara olduğunu vurgulamıştı.

Görüşmenin ardından ortaya atılan "parti değiştirecek" iddialarına da yanıt veren Yavaş, kendisini destekleyen insanları "hayal kırıklığına" uğratacak bir tutum içinde olmayacağını söylemişti.

Yavaş ayrıca hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hem de Yeni Parti lideri Özgür Özel'in öncesinde görüşmeden haberdar olduğunu açıklamıştı.