Lübnan'da 'Halk Devrimi' örgütlenme aşamasına giriyor

22 Ekim’de Beyrut’un kuzeyindeki gösteriler (EPA)
22 Ekim’de Beyrut’un kuzeyindeki gösteriler (EPA)
TT

Lübnan'da 'Halk Devrimi' örgütlenme aşamasına giriyor

22 Ekim’de Beyrut’un kuzeyindeki gösteriler (EPA)
22 Ekim’de Beyrut’un kuzeyindeki gösteriler (EPA)

Lübnan'ın başkenti Beyrut’taki eylemcilerin coşkusu, üst üste bir haftadır herhangi bir değişikliğe uğramadan devam ediyor.
Emekli askerleri, öğretmenleri, avukatları, mühendisleri, kahve satıcılarını, akademisyenleri ve diğer vatandaşları bir araya getiren bir atmosfer mevcut meydanlarda.
Farklı koşul ve yaşantılara sahip bireyler, günlük hayatlarını yaşanılmaz kılan, geleceklerini belirsizleştiren ekonomik çöküş karşısında birleşti.
Eylemciler, herhangi bir siyasi ve mezhebi simge, bayrak ya da flama kullanmaksızın bugüne kadar elde edilen kazanımların, tüm şehirlerde Lübnanlılar açısından kaydedilmiş birer başarı olduğu hususunda hemfikirler.
Hükümetin vaatlerini içeren basın açıklamasını değersiz bir kağıt parçası olarak niteleyen göstericiler ortak bir söylemde birleşerek, bu ayaklanmanın geleceğini tasarlamaya başladılar. Zira "Halk Devrimi"nin karakterini bozmadan ve önceki ayaklanmaların sonlanmasına yol açan aynı hatalardan kaçınarak koordinasyon sağlanması gerekiyor.
Meydanlara kurulan çadırlar arasında dolaşmak, bu atmosferi solumaya da yetiyor. Eylemciler arasında, tartışma halkaları düzenleniyor ve her biri kendi fikirlerini ortaya koyuyor. Birçoğu, çoğu konu üzerinde mutabık. Ancak süreç ve uygulanacak plan hususunda bazı farklılıkları bulunuyor.
Göstericiler Hükümetin istifasının yeterli olmayacağı konusunda ise  hemfikir
Lübnan Halk Devrimi'nin başarısı, ancak “çekirdek bir hükümet kurarak, adil seçim yasası çıkartarak ve erken seçimleri yaparak” ülkeyi elinde tutan siyasi elitlerin tasfiyesi ve kota sisteminin değiştirilmesiyle mümkün.
Bazı kesimler de yolsuzluklar ile yağmalanan paranın sorumlulardan geri tahsil edilmesi hususunda bir yasanın çıkarılmasını talep ediyor.
Bazı vatandaşlar, bunları başarmanın zor bir rüya olduğunu belirtirken, ülkenin aynı pozisyonda kalması halinde yaşanacaklara dikkat çekiyor. Bir başka kesim de en büyük talepleri yerine getirmek için bu tarihi fırsattan yararlanılması gerektiğini savunuyor.
Beyrut’un merkezinde çadır kuran tüm gruplar, kendi aralarında bir iletişim olduğunu belirtirken, ilerleyen birkaç saat ve gün içerisinde uzlaşı sağladıkları ortak bir bildiri ya da yol haritası yayınlanacağını söylüyor. Bu çerçevede konuya dair ilk destek belirtileri de 22 Ekim’de halk hareketi için “bir takip komitesi” oluşturulması gerektiğini açıklayan Trablusşam Barosu'ndan geldi.
Sorun siyasi sistemde bireylerde değil
Bu çerçevede aktivist Faruk Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Lübnan halkının taleplerinin farkında olduğumuz gerçeğiyle birlikte, siyasal söylemin düzeltilmesi için çaba sarf edilmeye başlandı” ifadelerini kullandı. Halkın reform paketini kabul etmemesi sonrasında hükümet tarafından ilan edilecek bir “B planı” çağrısında bulunan Yakub, “Sahip olduklarını halka sunmak ve sözlerini söylemek zorundalar. Sorun, siyasi sistemdedir, bireylerde değil” dedi.
Aynı şekilde sivil toplum aktivisti İbrahim Mneimneh de Şarku’l Avsat’a “Organizasyon sürecinin biraz zamana ihtiyacı var. Ancak Beyrut’taki gruplar ve diğer bölgelerdeki topluluklar arasında, safları ve talepleri birleştirmek için toplantılar başladı” açıklamasında bulundu. Son ve en popüler önerinin, yurt çapında bölge bölge koordinayon heyetleri kurarak halk hareketinin siyasi partilerin manipülasyonlarına uğramasını engellemek olduğu belirtiliyor. Kurulacak bölgesel koordinasyon heyetleri ile "Halk Devrimi"nin temsiliyeti sağlanmış olacak.
Mneimneh de “hükümetin ortaya koyduğu reformların, mevcut siyasi yapı çerçevesinde yeterli olmadığı” hususunda Yakub ile hemfikir. İbrahim Mneimneh, tüm meydanlarda mutabık kalınan en belirgin talebin, “hükümetin istifası, çekirdek geçici bir hükümetin kurulması, erken seçimlerin yapılması için adil bir seçim yasasının kabul edilmesi” olduğunu vurguladı.
Aktivist, “Hükümet reformları, halk ayaklanmasından önce yeniden düzenlenmiş olabilirdi. Bugün ciddi ve hızlı reformlar gerekiyor” dedi.
Göstericiler arasında koordinasyonlar kurma teklifine destek artarken ilk olarak Trablusşam Barosu desteğini ilan etti. Trablusşam Barosu ve Kuzey Lübnan Barolar Birliği, “halk hareketine yönelik bir takip komitesi oluşturulması, Yasama Konseyi ve Baro Konseyi’ne sunulacak öneri taslağı hazırlamak için bir komitenin oluşturulması” hususlarında uzlaşı sağladıklarını duyurdu.
Baro Başkanı Muhammed Murad, “Oldukça büyük sorumluluklarla karşı karşıyayız. Lübnan sahnesinde neler olup bittiğini, bu toplumun bir parçası olarak ve tamamen sendikal bir şekilde ele almalıyız” dedi.
Murad, “Halk hareketine, bilimsel bir yolla ve ekonomik reform  dahil olmaya çalışmak zorundayız. Ekonomik ve toplumsal yaşam koşulları meselesine bilimsel, gerçekçi ve yasal bir boyutta yaklaşmaya hazır olmalıyız. Öncelikle görevimiz, herhangi bir mesele hakkında bir çalışma kağıdı ve alternatif bir plan hazırlayıp bunu değerlendirmektir” ifadelerini kulandı.
Erken seçim ve sivil hükumet talebi
Kendisine “Devrim Koordinasyon Komitesi” adını veren bir grup, “hükümetin derhal istifa etmesini, 1990 yılından bu yana iktidarı üstlenen tüm siyasetçilerin yolsuzluk soruşturmasından geçirilerek yolsuzluğu tespit edilenlerden geriye tahsilat yapılmasının ve 6 ay içinde yeni bir seçim sistemi uyarınca erken seçimleri yaparak sivil aktivistlerden ve teknokratlardan oluşturulacak sivil bir hükümet” talep ediyor.
Bu talepler, hükümetin ekonomik reform belgesine yanıt vermek amacıyla Beyrut şehir merkezindeki Şehitler Meydanı’nda 15’ten fazla grubu ve bazı siyasi güçleri bir araya getiren basın toplantısı sırasında ortaya koyuldu. Grup ayrıca, talepleri yerine getirilinceye kadar gösterilerin devam edeceğini ve “kapıların herkese açık tutulup, tüm taraflarla temasa geçileceğini” açıkladı.
Emekli Tuğgeneral George Nader tarafından okunan bildiride, “Lübnanlılar, yönetimin karanlık uygulamaları, pis yiyecekler, kirli sular, yüksek primler, işsizlik ve yoksulluk faaliyetleri altında boğulduktan sonra silkeleniyor” ifadelerine yer verildi.
Devrim Koordinasyon Komitesi ilan edildi 
Bildiride ayrıca, “Sokaklar, kota sisteminin ve onun doğurduğu yönetimin meşruiyetini ortadan kaldırdı. Onurlu ayaklanmaya cevaben, Devrim Koordinasyon Komitesi’ni ilan ediyoruz. Muhalif bir güç havuzu oluşturmak için tüm taraflarla iletişim kuracağız ve kapımızı herkese açık tutacağız” denildi.
Bildiride, “hükümetin derhal istifa etmesi, 1990 yılından bu yana iktidarı üstlenen herkesin yağmaladığı malları geri alarak ve altı ay içinde yeni bir seçim sistemi uyarınca erken parlamento seçimleri yaparak,  sistem dışından bir ulusal kurtuluş hükümetinin kurulması” taleplerine de yer verildi.
Aynı şekilde Lübnanlı vatandaşlar, “talepleri yerine getirilinceye kadar başkent ve diğer bölgelerde protesto gösterilerini sürdüreceklerini” duyurdu.
Lübnan ordusuna ise “her alandaki eylemcileri ve bulundukları bölgeler tehdit altında olan vatandaşları koruma” çağrısı yapıldı.



Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.