Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak çalışmalara başladı

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
TT

Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak çalışmalara başladı

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi’de imzalanan mutabakat uyarınca Rusya ile 23 Ekim’den itibaren müşterek çalışmalara başlanıldığını açıkladı.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü Deniz Yarbay Nadide Şebnem Aktop dün düzenlediği basın toplantısında, bu aşamada mutabakat çerçevesinde mevcut harekat alanı dışında yeni bir harekat icra edilmesine gerek kalmadığını bildirdi.
Yarbay Aktop, “Soçi’de Sayın Cumhurbaşkanımız ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı arasında varılan mutabakat kapsamında bugünden itibaren Rusya Federasyonu ile müşterek çalışmalara başlanacaktır” dedi.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi:
"Barış Pınarı Harekatı ile kontrol altına alınan bölgenin terörden arındırılması ile terör örgütünün yerel halk üzerindeki baskı ve zulmünün sona erdirilmesine büyük katkı sağlanmıştır.”
Aktop, Türkiye sınırlarının güneyinde bir terör koridorunun oluşmasına asla müsaade etmeyeceklerini ve terörle mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini de sözlerine ekledi.
Erdoğan ve Putin anlaştı
Erdoğan ve Putin, Soçi’de yaptıkları görüşmelere esnasında Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederek Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulması konusunda anlaşmaya varmıştı.
Ayrıca Tel Abyad ve Rasulayn’ı da içine alan 32 kilometre derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statükonun muhafaza edilmesi konusunda da anlaşma sağlanmıştı.
Erdoğan, Rusya dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada Putin’in kendisine, YPG unsurlarının Suriye-Türkiye sınırında kalmasına izin verilmeyeceği konusunda söz verdiğini dile getirerek, YPG'nin rejim elbisesi içinde bölgede kalmasına müsaade edilmeyeceğini belirtti.
Çavuşoğlu’ndan Soçi Mutabakatı yorumu
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Soçi Mutabakatı’nın detaylarını anlatan Çavuşoğlu şunları söyledi:
“Soçi’de vardığımız mutabakata göre Fırat Nehri'nden Ayn el-Arab (Kobani) ve Resulayn'ın doğusu olan Kamışlı’nın doğusu da dahil, Irak sınırına kadar bir bölge güvenli bölge olacak. Buralarda Ayn el-Arab da dahil YPG’li teröristler Rusya ve rejim unsurları tarafından 30 kilometrenin altına gönderilecek. Silahları da dahil buradan temizlenecek. Fırat Nehri’nden Irak sınırına kadar 10 kilometre derinlikte Rusya’yla ortak devriyeler, 150 saatin sonunda başlayacak. Rejim unsurlarıyla karşı karşıya gelmemek bakımından burada Rusların da tavsiyesi ve ricası üzerine ortak devriye konusunda Kamışlı’yı hariç tuttuk.”
Çavuşoğlu, Barış Pınarı Harekatı alanı dışında kalan ve YPG’nin 30 kilometre içeriye çekileceği bölgenin kontrolü konusunda da şunları aktardı:
“Buralarda şimdi Rusya olacak. Buralarda rejim sınır muhafızları da var. Buralarda her halkın katılımıyla yerel yönetimler oluşacak. Çoğunluğu Arap ise bu yönetimlerin içinde Araplar da olacak. Kürt kardeşlerimizin olduğu yerlerde ise onlar ağırlıkta olacak. Bu konuda bizim hiçbir endişemiz, tereddüdümüz yok. Önemli olan buralarda terör yapılanmalarının ortadan kalkmasıdır.”
Dışişleri Bakanı bölgenin demografik yapısına dair şu değerlendirmede bulundu:
“Nüfusun zaten büyük bir bölümü Arap, onun dışında Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer azınlıklar da var. Batı medyası ve siyasetçiler tarafından buraları YPG kontrol ediyor diye tamamı Kürt gibi yorumlanıyor. Maalesef bu süreçte gördük ki Batı medyası kadar yalan söyleyen, gerçekleri çarpıtan hiç görmemiştim. Kürtler çekilecek demeyin çünkü bu Kürtlere hakaret olur. Türkiye'deki 350 bin civarı Suriyeli Kürt kardeşimiz de buralara dönecek. YPG onları buraya sürgüne gönderdiği, dönüşlerine izin vermediği için dönememişlerdi.”
“Rejimin Adana Mutabakatı'nı uygulama kapasitesi yok”
Dışişleri Bakanının gündeminde Adana Mutabakatı da vardı:

“Adana Mutabakatı’nı biz geçmişte Suriye'deki PKK yapılanmasının önüne geçmek için yapmıştık. Adana Mutabakatı bunların engellenmesini öngörüyor. Suriye bunu engelleyemezse o zaman Türkiye teröristlerin yok edilmesi için gereğini yapar. Şimdi bizim rejimle doğrudan bir temasımız yok. İstihbari temas olabilir. Bu her zaman olur. Şu andaki rejimin Adana Mutabakatı'nı istese de uygulama kapasitesi yok. Suriye rejimi şu anda Adana Mutabakatı'ndaki yükümlülükleri yerine getiremiyor. O yüzden Rusya anlaşmanın uygulanması konusunda rol üstlenecek.”
“Mutabakatlar siyasi bir başarı olarak tarihe geçti”
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ile ilgili ardı ardına varılan iki mutabakata da değinen Çavuşoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye dünyanın iki büyük gücüyle beş gün içinde mutabakat sağladı. Mutabakat bizim ulusal güvenliğimiz bakımından çok önemlidir. Barış Pınarı Harekatı'nın meşruiyeti beş gün içinde hem ABD tarafından hem de Rusya tarafından kabul edilmiştir. Mutabakatlar siyasi bir başarı olarak tarihe geçti.”
Çavuşoğlu Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda da açıklamalarda bulundu:
“Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak olarak mültecilerin geri dönüşüyle ilgili bir konferansa ev sahipliği yapmak istiyoruz. Geri dönüşler için rejimden garanti almamız ve bunun denetim altında olması gerek. Rusya sahada bir aktör. Buralarda birlikte çalışacağımıza göre göçmenlerin dönmesi konusunda da birlikte çalışacağız. Mültecilerin dönüşü için gerekli altyapının oluşması konusunda belki bir donörler toplantısı yapmak gerekiyor. Bu sadece Türkiye ve Rusya'nın yapabileceği bir şey değil. İnsanlar evlerine dönmek istiyor. Burada herkesin üzerine düşen görevler var.”
“Dengeleri son 1,5 yıldır değiştirdik”
Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri harekatları hakkında da şunları söyledi:

 “Biz dengeleri son 1,5 yıldır değiştirdik. Önce Fırat Kalkanı Harekatı, sonra Zeytindalı, en son da Barış Pınarı Harekatı'yla dengeler tamamıyla değişti. Bu harekatımıza tepki gösterseler de herkes meşruiyetini kabul etmek durumunda kalıyor. Şimdi Avrupalılar dahil herkes bizimle tekrar çalışmak istiyor. Sahada varsanız masada da varsınız. Masada güçlüyseniz sahadaki kazanımları da kaybetmezsiniz.”
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun kendisini arayarak, YPG'li unsurların bölgeden çıkartıldığına ilişkin bilgi verdiğini aktaran Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
 “Bundan sonraki süreçte de biz birlikte ABD ile yaptığımız bu mutabakat çerçevesinde ne olup olmadığını bilgilendirmeye devam edeceğiz. ‘Bir sizden gelen yazılı teminatı kabul ederiz ama sahada karşımıza herhangi bir terör unsuru çıkarsa etkisiz hale getiririz’ dedim.”



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.