Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
TT

Bağdadi, Bağdat'ın yakın tarihinin en kanlı figürü haline nasıl geldi?

DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)
DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi, son olarak örgütün nisan ayında yayınladığı bir propaganda videosunda görülmüştü (AFP)

Tarık eş-Şami
DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi, ABD'nin düzenlediği operasyon ile öldürüldü. Böylece 21'inci yüzyılın en aşırılık yanlısı isimlerinden biri daha tarihe karıştı.
Birçok kimse Bağdadi’nin hayat hikayesini merak ediyor. Bağdadi sakin bir köyde sürdürdüğü dindar yaşantısından aşırılık yanlısı bir hayata nasıl savruldu? İşte Ebubekir el-Bağdadi’nin 48 yıllık hayatının ayrıntıları....
Erken yaşlarda radikalleşti
Asıl adı İbrahim Avad İbrahim el-Bedri olan Ebubekir el-Bağdadi 1971'de Samarra'da, orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi dindar olmasıyla tanınan Bağdadi’nin bağlı olduğu aşiretin Hazreti Muhammed'in soyundan geldiği iddia ediliyordu. Bağdadi gençliğinin ilk yıllarında özellikle Kur'an-ı Kerim ve İslam hukuku alanlarında okumalar yaptı. Çocukluğundan beri aşırılık yanlısı olarak öne çıkan Bağdadi'nin dini vecibelerini yerine getirmeyen akranlarını cezalandırdığı biliniyor.
Bağdadi üniversitede de dini alana olan ilgisini sürdürdü ve ilahiyat alanını seçti. Bağdat Üniversitesi’nin İslami Çalışmalar bölümüne giren Bağdadi  1996 yılında buradan mezun oldu. Ardından Saddam İslami Çalışmalar Üniversitesi’nde Kur'an-ı Kerim alanında çalışmalar yürüttü. 1999’da yüksek lisans, ardında da 2007’de doktorasını tamamladı.
Bağdadi 2004 yılına kadar Bağdat’ın bir mahallesinde, iki eşi ve altı çocuğuyla birlikte yaşadı. Bu süreçte evi civarındaki camilerden birinde çocuklara Kur'an-ı Kerim eğitimi verdi.
Bağadi, söz konusu dönemde amcası tarafından Müslüman Kardeşler hareketine katılmaya ikna edildi. Kısa süre içinde hareketteki az sayıdaki şiddet yanlısı radikallerin cazibesine kapıldı. 2000 yılına gelindiğinde artık Selefi cihat yolunu benimsemişti.
Aktivistlikten isyana uzanan yol
ABD'nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden birkaç ay sonra Ceyş Ehl es-Sünni ve el-Cemah adlı isyancı örgütün kurulmasına yardım eden Bağdadi, ABD güçleri tarafından 2004’ün şubat ayında Felluce'de tutukladı. Bağdadi, 10 tutuklu ay kaldığı kampta kendini dini konulara adayarak bu alanda çalışmalar yürüttü. Mahkumlara namaz kıldıran ve din dersleri veren Bağdadi, Cuma hutbesi de vermeye başladı.
Söz konusu dönemde kampta bulunan mahkumlardan biri Bağdadi'yi içine kapanık ve pek konuşmayan biri olarak niteledi. Ancak Saddam’a bağlı isimlerle cihat yanlıularının birlikte bulunduğu kampta rakip gruplar arasında yürüttüğü faaliyetlerde ön plana çıktı. Bağdadi buradaki birçok grup arasında ittifaklar kurmasının ardından 2004’ün kasım ayında serbest bırakıldı. Ancak yine de bu gruplarla iletişimde kalmaya devam etti. Bağdadi daha sonra Ürdünlü Ebu Musab ez-Zerkavi liderliğindeki El Kaide'nin Irak kolunun sözcüsü ile temas kurdu.
Sözcü, Bağdadi’nin dini bilgisinden etkilendi ve radikal İslam  ilkelerine bağlı kalacak bir biçimde Irak El Kaidesi’nin propagandasını yapması için onun Şam’a gitmesini talep etti.
Haziran 2006’da bir ABD hava saldırısında öldürülen Zerkavi'nin yerine Mısırlı Ebu Eyyüp El-Masri geçti. Masri, aynı yılın ekim ayında Irak El Kaidesi’ni dağıtarak yerine Irak İslam Devleti adını verdiği örgütü kurdu. Grup, El Kaide’ye olan bağlılığını ise sürdürdü.
Yeni Emir
Bağdadi, dini konulardaki yeterliliği ve Irak İslam Devleti’ni kuran yabancılarla, örgüte daha sonra katılan yerel Iraklılar arasında iletişimi sağlamadaki yeteneğiyle ön plana çıktı. Örgütün Şeriat Komitesi’nde yönetici oldu. Ardından da örgütün emirinin Ebu Ömer El-Bağdadi olması kararını alan 11 üyeli Şura Konseyi’ni oluşturdu.
Şura Konseyi, örgütün kurucusunun ve emirinin 2010’un nisan ayında ölmesinin ardından Bağdadi’yi yeni emir ilan etti. ABD ordusu tarafından büyük ölçüde yok edilen örgüt Bağdadi tarafından yeniden inşa edilmeye başlandı.
Esed yönetimine karşı 2011’başlayan gösterilerin neden olduğu kaostan faydalanmak isteyen Bağdadi, Suriye’deki örgüt üyelerinden birinden gizlice Irak İslam Devleti’nin bir kolunu kurmasını istedi. Bu, daha sonra kamuoyu tarafından Nusra Cephesi adıyla tanınan örgüttü.
DEAŞ’ın ortaya çıkışı
Bağdadi bir süre sonra Nusra'nın lideri Ebu Muhammed el-Colani ile anlaşmazlık yaşadı. Zira El-Colani, Esed’e karşı savaşan Sünni muhaliflerle iş birliği yapmak istiyordu. Bağdadi ise ayrı bir devlet kurmak taraftarıydı. Bağdadi 2013 baharında yaptığı açıklamayla Nusra Cephesi’ni Irak İslam Devleti’nin bir parçası olduğunu bildirdi. Yeni örgütün adının DEAŞ olduğunu duyurdu.
Zevahiri, Bağdadi’den Nusra Cephesi’nin bağımsız olmasını talep etti. Bağdadi ise bu isteği yerine getirmedi. Bunun üzerine Zevahiri, Şubat 2014’te DEAŞ’ı El Kaide’den ayırdı. DEAŞ'ın bu hamleye cevabı Nusra Cephesi’yle çatışmak ve Suriye’nin doğusunda, Nusra’nın elindeki yerleri ele geçirmek oldu. Örgüt, ele geçirdiği bölgelerde sert dini kurallar koydu ve halkı bunlara uymaya zorladı. Bağdadi bölgede hakimiyeti sağlamasının ardından adamlarına Irak’ın batısına doğru genişlemeleri emrini verdi.
Hilafetin ilanı
DEAŞ, 2014'ün temmuz ayında Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’un kontrolünü ele geçirdi. Bağdadi “halifelik” ilan ederek örgütün adını değiştirdi. Örgütün yeni adı “İslam Devleti” oldu.
Her ne kadar basın organları bugüne kadar birçok kez Bağdadi’nin öldüğü ile ilgili haberler yayınlasa da bunların çoğu asılsız çıktı. Ancak yapılan değerlendirmeler Bağdadi’nin son ölüm haberinin doğru olması halinde örgütün becerikli bir arabulucuyu ve acımasız bir siyasetçiyi kaybettmiş olacağı yönünde.
İnternet üzerinden yürütülen yoğun propagandalar sayesinde DEAŞ'a binlerce yabancı katıldı. ABD'den verilen bilgiler söz konusu yabancıların sayısının yaklaşık 40 bin olduğu yönünde. Petrol kuyularının ve kaçakçılık operasyonlarının yönetimini ele geçiren örgüt bölge halkına da vergiler dayattı. DEAŞ böylece tarihin en zengin terör örgütü haline geldi.
Karşı saldırı
Ancak DEAŞ vahşeti, yani rehinelerin kafalarını uçururken görüntülemesi ve bunu sosyal medyada yayınlanması Batı ve İslam alemini Bağdadi'nin karşısında, aynı safta yer almasını sağladı.
Ardından ABD’nin öncülük ettiği Uluslararası Koalisyon kuruldu.  Buna Irak kuvvetleri ile Suriye’deki bazı Arap gruplar ve Kürt birliklerinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri de destek verdi. DEAŞ bölgedeki egemenliğini kademe kademe kaybetti.
Örgütün kontrolü tamamen kaybetmesi ise Suriye-Irak sınırında, Baguz'daki savaşla oldu. Ardından da Trump DEAŞ’ın bozguna uğradığını duyurdu. Açıklamada ayrıca binlerce DEAŞ’lının da tutuklandığı bilgisi verildi.
Kaçınılmaz son
Bağdadi, DEAŞ’ın bozguna uğramasının ardından kaçtı. Ancak güçleri onun izini sürmeyi bırakmadı. DEAŞ'ın temaslarında elektronik araçları kullanmaması ve saklanmadaki mahareti sayesinde Bağdadi uzun süre yakalanamadı.
Washington'dan yapılan son açıklamada Bağdadi'nin Suriye'nin kuzey sınırında, Türkiye sınırına yakın İdlib şehrinde ABD özel kuvvetlerinin yürüttüğü operasyonla öldürüldüğü bildirildi. Daha sonra yapılan açıklamalarda ise Bağdadi’nin ABD kuvvetlerinin yaklaşması üzerine kendisini patlattığı belirtildi. DEAŞ lideri böylece katliamlar, cinayetler ve aşırılıklarladolu hayatını kendi eliyle sonlandırmış oldu. Adı, yakın tarihteki en ünlü katillerin yanındaki yerini aldı.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.